Devletler

Roma İmparatorluğu (MÖ 27–MS 395)

Roma Cumhuriyeti, MÖ 27’de Julius Caesar’ın Augustus olarak anılan evlatlık oğlunun Roma’nın hakimiyetini eline almasıyla Roma İmparatorluğu oldu. Augustus, kendisinin yegane hükümdar olduğu ve bütün önemli kararları kendisinin aldığı otokratik bir yönetim biçimi oluşturdu. Her ne kadar onu Roma’nın ilk imparatoru olarak adlandırsak da, Augustus veya ondan sonraki yöneticiler kendilerini kral veya imparator olarak adlandırmamışlardır. Kendilerine princeps, yani ilk yurttaş, veya primus inter pares, yani eşitler arasında birinci demişlerdir. Bu ünvan seçimi Cumhuriyet döneminde oldukça önemli olan, iktidarın sınırlandırıldığına yönelik izlenimi korumuştur.
Augustus iktidarı döneminde Roma’nın topraklarını genişletmedi. Başa geldiğinde Roma en geniş sınırlara ulaştığı döneme yakın bir hakimiyet alanına sahipti. Ancak Augustus ve ardılları tarafından gerçekleştirilen birçok reform Roma’nın ekonomik yapısına ve iç politikasına derin ve kalıcı bir etki bıraktı.
Pax Romana— “Roma barışı”— MÖ 27 ile MS 180 yılları arasını kapsayan, Roma’daki hakimiyetin genel olarak istikrarlı olduğu ve savaşların daha az yaşandığı döneme verilen isimdir. Bölgesel isyanlar ve sınırlardaki savaşlar gibi çatışmalar mevcuttu —Roma hakimiyet alanını gösteren aşağıdaki haritaya bakın—ancak imparatorluk, MÖ 1. yüzyılın büyük bir kısmını kapsayan iç savaşlar gibi olayları yaşamadı. İmparatorlar ve Senato, seçimlerin büyük bir kısmını kontrol altına aldı ve kimi göreve getirmek istedilerse onu seçtiler. Bu sebeple haklarında tartışacak daha az seçilmiş siyasi makam bulunuyordu.
Augustus—dikkat edilmelidir ki bir iç savaşın ardından galip gelerek başa geçmiş biri olarak— bir dizi zarar verici iç karışıklığa son verdi. İç istikrar dış ilişkileri olumlu bir şekilde etkiledi. Augustus’un oluşturduğu siyasi ve toplumsal yapıların birkaç yüzyıl boyunca büyük bir değişim yaşamaması sayesinde Roma İmparatorluğu Hindistan ve Çin ile düzenli ticaret yapma olanağı buldu. Bu ticaret daha sonra Roma’nın maddi zenginliğe barışçıl yollardan ulaşmasına katkıda bulunacaktı.
Augustus neden imparator ünvanını kullanmayıp “princeps” ünvanını kullanmayı tercih etmişti?
Hangi etkenler Roma İmparatorluğu’nu Roma Cumhuriyeti’nden daha istikrarlı yapmıştır?

İmparatorluğun kurumları

Augustus ve halefleri Cumhuriyet’in görünüşünü devam ettirmek için çabaladılar ancak fiilen uyguladıkları yönetim mutlak iktidara yakın bir yönetimdi. Cumhuriyet döneminde iktidar birçok makam sahibi arasında paylaştırılıyordu ve kısa dönemlerle sınırlandırılmıştı. Augustus bu makamları ve getirdiği güçleri kendi eline alarak sistemi değiştirmiştir, ancak makamların ayrı olma özelliğini koruyarak bunların başkasına devredilebilme ihtimalini teorik olarak ayakta tutmuştur. Örneğin, Augustus hem Pontifex Maximus—yüksek rahip— hem censor—vergilendirme amacıyla sayımları denetleyen kişi— ünvanını elinde bulunduruyordu ancak bu makamlardan hiçbirini kendi başına geçersiz kılmadı.
Augustus’un ordu üzerindeki kontrolü yeni iktidarının önemli bir parçasını oluşturuyordu. Cumhuriyet döneminde seçilmiş konsüller bir yıllık görev süreleri boyunca askeri kumandan olarak hizmet ediyorlardı. Bu durum özellikle MÖ 1. yüzyıldaki iç savaşlar sırasında uygulama anlamında bazen değişiklik gösterdi, ancak birine tanınan askeri yetkinin geçici olduğu düşüncesi Romalılar için önemini kaybetmedi. Bu sebeple Augustus askeri gücü sınırsız olarak elinde bulundurmak yerine Roma lejyonlarının çoğunluğunun bulunduğu en tehlikeli Roma eyaletlerinin vekilen valisi olmuştur. Bu akıllıca bir hareketti çünkü Augustus ordunun kontrolünü eline alırken bunu Romalıların iyiliği için yapıyormuş gibi görünüyordu.
Roma İmparatorluğunu en geniş sınırlarıyla gösteren bir harita.
En geniş sınırlarıyla Roma İmparatorluğu. Bağlı devletler pembe ile gösterilmiş. Görsel hakları: Wikimedia, Tataryn, CC BY-SA 3.0
Bu kadar geniş topraklara hükmetmeye çalışan bir imparator ne gibi zorluklarla karşılaşabilir?

Para birimi

İmparatorluk süresince Roma parası ekonomik bir araç olmakla beraber aynı zamanda politik de bir işlev görmekteydi. Augustus’un üvey babası Julius Caesar, madeni paralar üzerine kendi portresini bastıran ilk Romalıydı ve Augustus bu uygulamayı sürdürdü. Caesar’dan önce sadece ölü Romalılar veya tanrılar madeni paralar üzerine basılıyordu. Madeni paralar üzerine o dönemki imparatorun portresinin basılması ekonomik güç ve imparator arasındaki ilişkiyi güçlendirirken, Romalıların imparatora olan bakışının şekillenmesinde yardımcı oldu. İmparatorlar paralar üzerinde aile üyelerinin, siyasi müttefiklerinin ve özellikle seçtikleri haleflerinin tasvirlerini koyarak onları halka sevdirmeye çalışmışlardır.

İmparatoru başında şeref ve zaferi simgeleyen bir defne çelengi ile tasvir eden Roma madeni paraları ; üzerindeki ifade “DIVVS IVLIV(S)” tanrılar ile bir bağ olduğunu kastediyor.
İmparatoru başında şeref ve zaferi simgeleyen bir defne çelengi ile tasvir eden Roma madeni paraları ; üzerindeki ifade “DIVVS IVLIV(S)” tanrılar ile bir bağ olduğunu kastediyor . Görsel hakları: Wikimedia, Classical Numismatic Group, Inc., CC BY-SA 3.0
Fotoğrafçılığın, gazetelerin veya televizyonun olmadığı bir zamanda, Roma imparatorları neden kendileri hakkındaki mesajları yaymak için parayı kullanmışlardır?

Altyapı

Romalılar tarafından kullanılan teknoloji Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemleri süresince genel olarak değişime uğramadı ancak Augustus yolların, su kemerlerinin ve kanalizasyonların yapımı gibi kamusal işleri denetleyen sistemleri değiştirdi. Bu işlerin yapımı ve bakımıyla ilgilenen görevlilerin konumlarını kalıcı hale getirdi. Bu yeni sistem projelerin denetlenmesinde hesap verilebilirlik sağladı. Aynı zamanda imparatorun, destekçilerini önemli ve güvenli işlerle ödüllendirmesine olanak sağladı.

Anıt bina

Augustus çok sayıda tapınak, yeni bir forum, hamamlar ve tiyatrolar inşa ettirdi ve yapımını destekledi. Anıtsal bir kemeri ve Augustus barışının sunağı olan ünlü Ara Pacis‘i diktirdi. Bu projeler Augustus’un iktidarını pekiştirmesine yardımcı oldu ve ayrıca şehri güzelleştirmek ile yangın riskini düşürmek gibi elle tutulur amaçlara da hizmet etti —taş yapılar Roma tarihinde sık sık mülklere zarar veren ateşe karşı daha dayanıklılardı. Kendinden önceki varlıklı ve önemli Romalılar gibi Augustus da Roma şehrinin Palatine Tepesi’nde, sıradan bir Roma evinde yaşıyordu. Bu da onun varlıklı vatandaşlardan herhangi biri olduğu izlenimini veriyordu. Sonraki imparatorlar Palatine Tepesi’ne yerleşmiş ve orada bir imparatorluk sarayı inşa ettirmiştir.
Flavius hanedanından olan imparatorlar—Vespasian, Titus ve Domitian—MS 69’da kısa bir iç savaşın ardından iktidara geldiler ve birkaç tapınağın, bir stadyumun ve bir odeumun (müziklerin ve oyunların sahnelendiği bir bina) yapımına ve restore edilmesine katkı sağladılar. Colosseum Vespasian’ın desteğiyle inşa edilmiştir. Domitian Palatine Tepesi’nde daha büyük bir saray inşa ettirdi ve ayrıca —Titus’un Kudüs’teki askeri zaferine ithaf edilen bir anıt olan— Titus Kemeri dahil birçok anıtsal yapının inşa edilmesini sağladı . Bu projelerin önemli bir kısmı Vespasian ve oğlu Titus’un kumandan olarak görev aldığı Yahudi Savaşı’ndan elde edilen yağma geliri ile inşa edildi.

Roma’daki Palatine Tepesi’nde bulunan imparatorluk sarayının kalıntıları, sağda; sarayın altından görünen Circus Maximus patikası, solda
Roma’daki Palatine Tepesi’nde bulunan imparatorluk sarayının kalıntıları, sağda; sarayın altından görünen Circus Maximus patikası, solda. Görsel hakları: Wikimedia, Laurel Lodged, CC0
Anıtsal yapılar Roma vatandaşlarının imparatorları hakkındaki görüşlerini nasıl etkilemiş olabilir?

Dış politika

Roma İmparatorluğu MS 117’de imparator Trajan döneminde en geniş sınırlarına ulaştı. Trajan’ın ölümünün ardından kısa sürede Mezopotamya’da fethettiği bölgelerin çoğu kaybedildi ancak bundan sonra Roma’nın sınırları nispeten istikrarlı bir hal aldı. Sınırların istikrarlı olması dış politikaya yeni bir bakış açısı getirdi. Cumhuriyet ve erken imparatorluk döneminde ordu, bölgeleri fetheden, yağmayı geri getiren ve insanları köleleştiren bir çeşit genişletici güç olarak karşımıza çıkmaktaydı. İmparatorluğun sonraki dönemlerinde Roma lejyonları sınır bölgelerinde konuşlandırıldı ve istihkamlar inşa etmek, kamu görevlerini yerine getirmek ve insanlar ile malların hareketlerini düzenlemek gibi savunmaya yönelik işlerle görevlendirildiler. İmparatorluk döneminde Roma dış politikası, sınırlarda yaşayan insanları kontrol etmek ve askeri müdahaleden çok siyasi müdahale ile harekete geçmek yönündeydi.