Hipokrat (MÖ:460)

Hipokrat (MÖ:460)

13 Eylül 2018 0 Yazar: admin

HAYATI

Elimizde Hipokrat’ın belgesel niteliğinde bir biyografisi olmaması nedeniyle, hayatına dair bilgileri çağdaşı kişilerin eserlerinden öğrenebiliyoruz. Şunu söylemek gerekir ki, Hipokrat’ın hayatına dair anlatılan hikayelerde kronojik özellikten çok mitolojik bir yapı görülsede Hipokrat’ın tarihsel bir gerçekliği vardır. Yunan tıbbında bilimsel dönem (M.Ö. 5.yy) onunla başlatılır ve günümüz tıbbında bile onun etkileri halen görülür. Platon eseri Protogaras’ta Hipokrat’tan ünlü hekim diye bahseder. Phaidros kitabında ise Hipokrat’ın insan vucudunun doğasını anlama metoduna sahip olduğunu söyler. Aristotales eseri Politika’da ondan büyük bir insan olarak söz eder. Hipokrat’ın mitolojiyle iç içe geçen hayat hikayesi ise şu şekildedir:

Hipokrat M.Ö. 460 yılında Yunanistan’ın Kos adasında doğmuştur. Tıp tanrısı Asklepios’un iki oğlundan biri olan Podalarius’un soyundan gelir. Machaon ve Podalarius Tanrı Asklepios’un oğullarıdır ve ikisi de Truva savaşına katılmışlardır. Machaon savaşta ölmüştür. Podalarius ise savaştan dönerken denizde kaybolur ve o zamanlar Anadolu’da Karya krallığının olduğu Cnidus’da karaya çıkar burada kralın kızını iyileştirmesi üzerine kral kızını onunla evlendirir çocukları olur. Daha sonraları çocuklarının bir kısmı Kos adasına geçer ve buraya yerleşirler.

Hipokrates’in değişik kaynaklarda farklı bahsedilmekle birlikte Asklepios’un Kos adasındaki soyundan 17. göbekten torunu olduğu söylenir. Bütün soy ağacı doktordur. Yani bir anlamda meslek babadan oğla geçmektedir. Hipokrates ile Asklepios arasında her ne kadar kan bağı olduğu düşünülse de Hipokrat’ın ve ailesinin onun akrabası olduklarını söylemeleri diğer asklepiadlar (rahip hekim) gibi tanrı Asklepios’u bir hoca veya bir baba olarak görmeleri ile ilgili olabilir.

Hipokrat ilk tıp eğitimini ailesinden almıştır. Bunun dışında Herodicus’dan da tıp eğitimi almıştır. Tıp eğitimin yanında Sofist Leotinili Gorgias’dan ve Filozof Abderalı Democritus’dan da dersler almıştır. Hipokrat’ın bir Asklepion’da (Tanrı Asklepisos’a adanmış olan hastane ve tapınak kompleksi) eğitim alıp almadığı tartışmalıdır ve arkeolojik olarak bir tapınaktan eğitim aldığına dair hiçbir kanıt yoktur, fakat kaynaklarda bir asklepiad ve bir inisye olduğu belirtilmektedir (3). Hipokrat Kos adasının ileri gelen ailelerinden birinin kızıyla evlenir ve bu evlilikten iki erkek bir de kız çocuğu olur. Hipokrat erkek çocuklarına aile geleneği olarak tıp eğitimi verir. Kızını ise öğrencilerinden biriyle evlendirir.

Hipokrat çocuklarını yetiştirdikten sonra yaklaşık kırklı yaşlarına yakın bir tarihte Kos adasından ayrılır ve Teselya’ya yani Kuzey Yunanistan’a gider. Bir süre şehir şehir dolaşarak çalışır. O zamanlar için bir Asklepiad’ın tapınağından ayrılması alışılmadık bir davranıştı. Bu yüzden bu konuda çeşitli yorumlar yapılmış hatta Hipokrat’ın Kos’daki Asklepios Tapınağını yaktığı için gittiğini yazan kaynaklar da mevcuttur. Hipokrat bu sayede bir çok şehir ve faklı iklimler görür ve bunların insan sağlığı üzerine etkilerini inceleme şansını bulur. Hipokrat bu gezisi esnasında Atina’da büyük bir veba salgını olmuş ve hiçbir şekilde durdurulamamış bunun üzerine şehre gelen Hipokrat şehrin girişinde büyük bir ateş yaktırmış ve bu sayede salgını durdurmuştur.

Hipokrat yaklaşık yüz yaşlarında Teselya’da ölür ve mezarı Larissa ve Gyrton arasındadır.

HASTALIK GÖRÜŞÜ VE TEDAVİ YÖNTEMİ

Hipokrates hıltlar teorisini (Théorie humorale) öne sürmüştür. Buna göre insan vücudunda doğada bulunan dört unsura (toprak, su, hava, ateş) tekabül eden dört sıvı vardır. Bunlar: Sarı safra; karaciğerde bulunur ve Ateş’e denk gelir. Kan; kalpten gelir ve bedeni dolaşır, Hava’ya tekabül eder. Balgam ya da Muhat; beyinde bulunur ve Su’ya denk gelir. Kara safra veya Kara sevda; dalak ve midede bulunur ve Toprak’a tekabül eder. Yenilen gıdalar, kan, kara safra, sarı safra ve balgama dönüşür ve ilkbahar kanı, yaz sarı safrayı, sonbahar kara safrayı, kış balgamı harekete geçirir. Dört sıvının miktarının birbirlerine olan oranları normal olunca sağlık söz konusudur ki buna Crase denir. Dengenin bozulması halinde hastalık Dyscrasie ortaya çıkar. Dengeyi bozan faktörler; soğuk, güneş, değişik esen rüzgârlar, yapılan iş, yiyecek ve içecekler olabilir.

Hastalık üç safhada gelişir: Hamlık, Pişme, Kriz. Kriz şifayı getirir, şifa ise iyi edici tabiatın eseridir. Bu yüzden hekim iyileştirmeyi hızlandırmaya veya semptomları ortadan kaldırmaya çalışmamalı, tersine onları olgunlaştırmalıdır; verilen ilaçlarda bu yönde verilmeli ve hekim iyileştirici tabiatın gidişini takip etmelidir. “Hekim ancak doğanın asistanıdır” sözü bu görüşünü dile getirir. Buna en iyi örneklerden birisi apse drenajıdır. Bir apse başlangıçta henüz hamdır ve drene edilmesi mümkün değildir. Daha sonra pişer, içinde cerahat oluşur ve apse en zayıf noktasından baş verir. İşte bu anda apse sıkılırsa ya da bistüri ile yarılırsa cerahat tam olarak temizlenecek ve iyileşme tam olacaktır.

Hipokrat görüşleri çerçevesinde hastalığa sert müdahalede bulunacak ilaçlardan kaçınır, hastalarına perhiz, temiz hava, yulaf çorbası, banyolar tavsiye eder; “boşaltıcı” yöntemler (kan alma, lavman, müshil, kusturucu), vantuz ve dağlama ile tedavi ederdi. Bu tür tıbbi girişimlerin yanı sıra kırıkları yerine koyma, irin boşaltma, apse temizleme gibi cerrahi işlemler de uygulardı.

ESERLERİ

Hipokrat’a atfedilen eserlerin sayısı hakkında fikir birliği yoktur. Kimi kaynaklara göre atmış (1) kimisine göre yetmiş iki adet (2) kitap vardır, fakat bunların pek azı gerçekten Hipokrat tarafından yazılmıştır. Bu yüzden bu kitapların hepsine birden Corpus Hippocratikum ya da Hipokratik koleksiyon denmektedir. Kitapların üslubundan yazarlarının ve yazılmış olduğu devrin de farklı olduğu anlaşılmakta olup bunların çoğunun çocuklarına ve damadına ait olduğu düşünülür. Eserler arasında çelişen noktalar olması da bu görüşü güçlendirir. Örneğin Hipokrat andında hekim küretaj yapmayacağına dair yemin ederken koleksiyon içinde küretaj tekniği üzerine bir kitap mevcuttur.

Hipokratik koleksiyondaki bazı kitaplar geniş kitleler için yazılmışken bazıları da uzmanlara yönelik olarak yazılmıştır. Hipokrat’ın “sanat uzun hayat kısa” ödeyişinin içinde bulunduğu “Aforizmalar” kitapların en ünlülerindendir. Kitaplarını on altıncı yüzyılda Foés’in yaptığı sınıflamaya göre sayacak olursak karşımıza üç ana başlık çıkıyor:

1. Semiyoloji ile ilgili kitapları: Prognoz, Prorrhetik I, Prorrhetik II, Sıvılar
2. Etiyoloji ile ilgili kitapları: Nefesler, İnsanın doğası, Kutsal hastalık, Çocuğun doğası, Memleketler ve mevsimler
3. Tedavi sanatı ile ilgili kitapları:

a. Cerrahi üzerine: Kırıklar, Eklemler, Ülserler, Yaralar ve Özellikleri, Kafa yaralanmaları, Cerrahide, Mochlicon, Hemoridler ve Fistüller
b. Rejimler üzerine: Hastalıklar I, Hastalıklar II, Akut hastalıklarda rejim, Kadın hastalıkları I-II, Beslenme, Kısır kadınlar üzerine, Sıvılar üzerine
c. Karma yazılar: Aforizmalar, Epidemiler
d. Tedavi sanatı üzerine yazılar: Yemin, Kanun, Sanat, Antik Tıp

Hipokrat’a kesinlikle atfedilen kitaplar : Memleketler ve mevsimler, Epidemiler 1. ve 3. kitabı, Kırıklar, Aforizmalar, Yemin, Kanun. (2)

Bazı kitaplarından kısaca bahsedecek olursak ;

Aforizmalar: Hipokratik koleksiyonun en bilinen eserlerindendir. On sekizinci yüzyıla değin etkisini sürdürmüştür. Aforizmalar yedi bölümde incelenebilinir: İlk bölüm hastalıklar sırasında yapılacak perhiz ve boşaltıcı işlemler üzerine. İkinci bölüm: prognoz ve tedavi üzerinedir. Hipokratik tıbbın bazı temel öğretileri burada bulunur; karşıtlarla tedavi, alışkanlıkların önemi, tedavide aşırı değişimlerden kaçınılması gerektiği, bunun doğaya aykırı olduğu ve değişimin yavaş olması gerektiği. Üçüncü bölüm, mevsimlerin ve yaşın hastalıklar üzerine etkisinden bahseder. Dördüncü bölüm, arındırmalar üzerinedir, bu kusturma veya ishal ile mümkündür. Hangi vücut tipine hangisi ve hangi mevsimde uygundur. Bölümün geri kalanı ise çeşitli hastalıklarda prognostik işaretler ile ilgilidir. Beşinci bölüm, prognoz ile ilgili aforizmalarla başlar: “Puberteden önce başlayan epilepsi nöbetleri kendiliğinden geçebilir, fakat yirmi beş yaşından sonra başlayanlar hayatının sonuna kadar devam edecektir”, “Büyük miktarda kan kaybından sonra gelen nöbetler ya da hıçkırık kötüye işarettir”. Bu bölüm sıcaklık ve soğuk üzerine sözlerle devam eder ve kadınlar üzerine olan sözlerle biter. Altıncı ve yedinci bölümler birçok hastalıkların prognozuyla ilgi işaretler üzerinedir.

İnsanın doğası kitabı: Hipokrat’ın ünlü hıltlar teorisini içerir.

Kanun: “Tıp bütün sanatların en soylu olanıdır, fakat onu uygulayanlar cahil oldukları sürece mevcudiyetini sürdüremez. Tıp sanatı şu an düşüncesizce davranan doktorlar sebebiyle bütün sanatlardan da geride bulunmaktadır. Bunun sebebi şehirlerde tıp pratiği ile ilgili aşağılanma dışında hiçbir ceza olmamasıdır. Bir trajedi aktörününki gibi görünüş, giysi ve davranışları olan kişi mutlaka aktör olmayacağı gibi doktor unvanına sahip kişiler çok olsalar da pek azı gerçekten doktordur.”

Tıp sanatını öğrenecek olan kişinin doğal olarak bazı özeliklere sahip olması gerekir: “Tıp sanatını öğrenecek olan kişinin sahip olması gereken özellikler: çalışma için doğal bir eğilim, bilgi ve uygun bir hal”

Bir tıp öğrencisinin yetişmesi bir bitkinin büyüyüp gelişmesine benzer: “Tıp öğrenimi toprakta yetişen ürünlerin büyümesi gibidir. Bizim tıp konusundaki doğal eğilimimiz topraktır, hocaların öğretisi ise tohumdur. Bu işin gençken yapılması ise ekimin doğru mevsimde yapılmasına benzer. Öğretimin yapılması atmosfer tarafından bitkilere besin aktarılması gibidir. Sebatkar çalışma tarlaların sürülüp verimlileştirilmesine benzer. Zaman ise her şeyi güçlendirip olgunlaştırır”

“Kutsal bilgiler yalnızca kutsal kişilere verilebilir; bu bilgilerin profan kişilere, onlar bilimin gizemlerine inisye olmadan önce verilmesi, adil bir davranış olmayacaktır.”

Yemin: Hipokrat andıdır.

Yediler: Evren ve insan arasında analoji kurmaya çalışır. Felsefi ve Aritmolojik tıbbın bir örneğidir. Doğadaki yedi sayısını inceler.

Memleketler ve mevsimler: İlk defa gittiği şehirde çalışacak olan gezgin doktorlar için öneriler içerir. Giriş bölümü bir doktorun hastalıkları anlayabilmesi, onları öngörmesi ve başarılı bir şekilde tedavi etmesi için gözlemesi gereken dış faktörlerden bahseder; önce şehrin rüzgarların esiş yönüne göre yerleşimi, yaşayanları tarafından kullanılan sular, son olarak da iklimi.

HİPOKRAT YEMİNİ

Hekim Apollo, ve Asclepius, ve Hygia, ve Panacea, ve bütün Tanrı ve Tanrıçalar adına and içerim, onları tanık tutarım ki, bu andımı ve verdiğim sözü gücüm yettiğince yerine getireceğim.

Bu sanatta hocamı babam gibi tanıyacağım, rızkımı onunla paylaşacağım. Paraya ihtiyacı olursa kesemi onunla bölüşeceğim, onun çocuklarını kardeş bileceğim. Öğrenmek istedikleri takdirde, bu sanatı onun çocuklarına hiçbir ücret ya da senet almaksızın öğreteceğim.

Bu sanatla ilgili her türlü bilgiyi kendi çocuklarıma, onun çocuklarına ve hekim andı içenlere öğreteceğim, başkalarına öğretmeyeceğim.

Tıp bilgimi gücüm yettiğince hastamın yararı için kullanacağım, her türlü kötü ve zararlı davranıştan kaçınacağım. Benden zehir isteyene onu vermeyeceğim gibi, kimseye ölümün yolunu göstermeyeceğim. Bunun gibi gebe bir kadına çocuk düşürmesi için ilaç vermeyeceğim.

Yaşamımı daima temiz ve yüce tutacağım, sanatımı uygularken de buna dikkat edeceğim.

Bıçağımı mesanesinde taş olanda kullanmayacak, bu işi uzmanına bırakacağım.

Hangi eve girersem gireyim, hastanın yararı için gireceğim, ve istemli her türlü kötü ve zararlı davranıştan kaçınacağım. İster hür, ister köle olsun, kadınların ve erkeklerin vücutlarını kötüye kullanmaktan sakınacağım.

Hekimlik ortamına katıldığım şu anda,yaşamımı İnsanlık hizmetine adayacağımı açıkça yükümleniyorum. Hocalarım için beslediğim saygı ve minneti her zaman koruyacağım.

Hekimlik mesleğinin gereklerini onurla ve yürekten uygulayacağım. Hastanın sağlığını baş kaygım sayacağım.

Bana emanet edilen sırları koruyacağım. Hekimlik mesleğinin şerefini ve soylu geleneklerini sürdüreceğim.

Meslekdaşlarım kardeşlerim olacaktır.

Din, milliyet, ırk, parti ya da sınıf sorunlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğim.

İnsana ve yaşamına ana karnına düştüğü andan başlayarak kesinlikle saygı duyacağım.

Tehdit altında bile olsam meslek bilgilerimi insanlık yasalarına karşı kullanmayı kabul etmeyeceğim.

Bunları yapmaya özgürce, resmen, ve açıkça ve namusum üzerine and içerim… (kutsal bildiğim tüm değerler üzerine and içerim)

SONUÇ

Başta söylediğimiz gibi, Hipokrat Yunan tıbbında bilimsel dönemin başlangıcı olarak kabul edildiğinden günümüz tıbbının en çok değer verdiği hekimdir. Fakat bu başlangıç aynı zamanda hiyerarşik olarak bir alt dönemin başlandığı, majisyen hekimlerin, inisiye doktorların yerlerini giderek daha materyalist akımlara bıraktıkları ayrılma noktasıdır. Günümüz tıbbına geriden şöyle bir baktığımızda bu kopuş kendini çok net bir şekilde gösterir. Geçmişin bilge hekimlerinin insana yaklaşımlarıyla, yani onu mikrokosmos olarak inceleyip onun bütününü gören hastalığın kökenini araştırıp onu ortadan kaldıran bakış açısına oranla günümüz tıbbının aşırı branşlaşmış bütünü görmeye engelleyen yapısı yön olarak çok farklıdır. Araçların teknolojik olarak sürekli geliştikleri şu dönemde günümüz tıbbı sürekli yenisinin açıldığı bir çok modern hastanelerin, yeni tedavi yöntemlerinin, örneğin mikro enjeksiyonla istediğimiz cinste bebek sahibi olabildiğimiz, kalp nakillerinin başarıyala gerçekleştiği, yapay kan üretiminin yapılabildiği vb bir sürü yöntemlerin olduğu bir çağdadır. Fakat hastane sayılarının artışı da tıpkı bir ülkede avukat sayısının artması gibi iyi sayılmamalı ve bunun bir gösterge olduğu anlaşılmalıdır. Bu kadar gelişme varken neden bu kadar hasta vardır? Toplumda giderek artan baş ağrısı, depresyon gibi psikosomatik hastalıklara karşı neden kesin çözümler üretilememektedir? Bu iyileştirme gücünün teknolojik gelişmeyle doğru orantılı olmadığını bize ilk bakışta verir. Aynı zamanda branşlaşma da parçalara ayrılma, parçaların giderek birbirinden uzaklaşması ve birbirlerine yabancılaşması bütünlüğün yitirilmesi anlamına gelir. Bu durum parçaları bir arada tutan temel bir ilkenin onları birleştirecek bir omurganın olmamasıyla ilgilidir. Sürekli bozulan bir makinanın tamirinden birileri büyük saraylar yaptıkları sürece insanın hastalanması engellenmeyecektir. Geçmişin “hastalık yoktur, hasta vardır” anlayışı görmezden gelinecek ve hastalıklar bırakın tedavi edilmeyi aksine hastalık yaratılacaktır. Doğa tedavisi olmayan hiçbir hastalığı var etmez, ahlaki değerlerin omurgasını oluşturduğu bir bilim ancak gerçek tedaviyi görebilir. Aksine durumda Hipokrat Yenimi dünyanın tüm tıp okullarında doktor adaylarının okumak zorunda oldukları güzel bir şiir olarak kalacaktır.

“Tıbbın gerçek zemini sevgidir.” Paracelsus

Yeni Yüksektepe Araştırma Grubu

Kaynakça

* Hippocrates, Jacques Jouanna
* Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Kitabı
* Theosophical glossary