Kansu Gavri (1441-1516) Memlük Sultanı

Kansu Gavri (1441-1516) Memlük Sultanı

20 Eylül 2018 0 Yazar: admin

KANSU GAVRİ Memlük sultanı (1501-1516).

Asıl ismi Cündeb, künyesi Ebü’n-Nasr olup Seyfeddin ve Kansu lakaplarıyla tanınır. Yanlışlıkla Afganistan’daki Gur bölgesine nisbetle Gûrî, fakat daha doğru ve yaygın olarak Mısır’daki Gavr askerî ocağına izâfetle Gavrî şeklinde bilinir. Kansu adı ise Türkçe’de “kanı saf” anlamına gelen kanısavdan bozmadır. Kendisini Çerkez diyarından getirip Sultan Kayıtbay’a satmış olan Baybardî’ye nisbetle “Kansu min Baybardî” ve Eşref Kayıtbay’a izâfetle Eşrefî şeklinde de anılır. Mısır’a gelmeden önceki hayatı hakkında çok az bilgi vardır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yetmiş sekiz yaşlarında öldüğüne göre 844’te (1440-41) doğmuş olduğu söylenebilir.

Kansu Gavri, Gavr askerî ocağında yetiştikten sonra önce sultanın câmedârı, ardından hasekiyyelerinden biri oldu. 886’da (1481) Yukarı Mısır’ın kâşifliğine getirildi, üç yıl sonra da emîrler zümresine girerek “onlar emîri” oldu. Memlük Sultanlığı’nın kuzey seferlerine katıldı, 1485-1491 Memlük-Osmanlı savaşları sırasında Memlükler’in eline düşen Tarsus’un nâibliğine tayin edildi (894/1489). Daha sonra Halep nâibliğinden hâcibü’l-hüccâblığa, ardından Malatya nâibliğine getirildi. 1496’da Kayıtbay ölünce Kahire’ye dönerek Nâsır Muhammed’in hizmetine girdi ve “mukaddemü’l-ulûf” pâyesine, arkasından da “re’sü nevbeti’n-nüvvâb”lığa yükseltildi. Canbolat el-Eşrefî zamanında (1500-1501) Şâm nâibi Kasru’nun isyanını bastırmak üzere Devâtdâr Tumanbay’ın kumandası altında sefere çıktı. Ancak Tumanbay, âsi Şam valisiyle birleşerek Canbolat’ı tahtından indirip kendini sultan ilân edince Gavri sırasıyla devâtdârlık, vezirlik ve üstâdüddârlık görevlerini üstlendi. Sultan Tumanbay emîrlerin kendi aleyhine döndüğünü görünce bir süre Kahire’de gizlendi. Tumanbay’a muhalif mukaddem emîrleri aralarından uygun birini sultan seçmek üzere toplandılar ve yaşı altmışı aşmış olan Kansu Gavri’yi uygun gördüler. Aslında emîrler onu, saltanat hırsının bulunmayışından ziyade yaşlılık ve zayıflığından yararlanarak dilediklerini yapabileceklerini sandıkları için seçmişlerdi. Böylece 1 Şevval 906’da (20 Nisan 1501) Abbâsî Halifesi Müstemsik-Billâh ve devlet ileri gelenleri tarafında kendisine biat edilen Gavri’ye el-Melikü’l-Eşref lakabı verildi.

Kansu Gavri, önce asayiş ve güvenliği sağlayıp iç meseleleri çözmeye çalıştı. Yaptığı ilk icraat, tekrar saltanatı ele geçirmeye çalışan selefi Tumanbay’ı ortadan kaldırmak ve ona tâbi olanları Yukarı Mısır’a sürdürmek oldu. Sadık emîrlerini devletin önemli makamlarına getirdi, bu arada kendisini tahttan indirmek isteyenleri bertaraf etti. Devlet kadrolarına yakınlarını tayin ederek mevkiini güvence altına almaya çalıştı. Haseki memlüklerini arttırıp sayılarını 1502-1516 yılları arasında 1200’e çıkardı. Bunlardan 400 köleyi ayırdı ve bu köleler onun adına nisbetle “el-memâlîkü’l-Eşrefiyye el-Gavriyye” diye anıldı.

O sırada Portekizliler’in doğu ticaret yolunu kesmelerinden dolayı Mısır önemli miktarda vergi geliri kaybına uğramış durumdaydı. Bu yüzden Gavri çeşitli zümrelerden, hatta nâib ve kâşiflerden tahsil edilen vergileri arttırırken tüccar, mukātaa sahipleri ve esnaftan alınan vergileri de bir yıl önceden toplattı. Müsâdere sistemini yaygın hale getirdi, ticarî mallara ağır vergiler koydurdu. Halkın malî yönden daha çok ezilmesine yol açan ayarı düşük sikkeler kestirip devlet hazinesini doldurmaya çalıştı. Onun bu uygulamaları çeşitli kesimlerce tepkiyle karşılandı. Mısır, Suriye ve Hicaz’da merkezî hükümete karşı isyanlar çıkarken Şam halkı da nâiblerine baş kaldırdı. Trablus nâibi Devletbay ile Halep nâibi Sıbay, bu olayları istismar ederek Sultan Gavri’yi devirmek için Kıyt er-Recebî’yi de yanlarına alıp birleştiler. Kansu Gavri, bu ittifakı önce Mısır’da ve ardından gittiği Şam’da dağıttı. Emîr Sıbay’a Şam nâibliğini vererek durumu lehine çevirmeyi başardı. Ancak 920 Rebîülevvelinde (Mayıs 1514) kuzeye gerçekleştirilen sefer sırasında Memlük askerlerinin Halep halkına yaptığı zulümler yüzünden Halep nâibiyle çatışmalar meydana geldi. Bu olayın, daha sonra Osmanlı padişahıyla ilişki kuran Halep nâibi Hayır Bey’e ve Halep halkına büyük tesiri olmuştur. Hicaz’a da aleyhine çıkan olayları bastırmak için birkaç sefer düzenleyen Kansu Gavri sonunda duruma hâkim oldu ve Mekke’ye Şerif Berekât’ı tayin etti.

Kansu Gavri döneminde Memlük Sultanlığı, Portekiz ve İspanya’nın saldırılarına uğrarken Safevî ve Osmanlı devletlerinin rekabetiyle de karşı karşıya kaldı. Memlük Sultanlığı’nın Hint ve Uzakdoğu ülkeleriyle ticarî, Abbâsî hilâfetinin merkezi ve Haremeyn’in hâmisi olarak da mânevî münasebeti vardı. Özellikle Portekizliler’in Kızıldeniz, Basra körfezi ve Hint denizindeki faaliyetleri, Memlükler’i zor durumda bıraktığı gibi mukaddes yerler de tehdit altına girmiş bulunuyordu. Ticarî menfaatleri sarsılan Venedik hükümeti, İslâm ülkelerinin hâmisi olarak Gavri’ye elçi gönderip Portekizliler’e karşı koymasını, Hindistan’daki müslüman hükümdarların onlarla ticaret yapmalarını engellemek için faaliyete geçmesini, Mısır limanlarında bulunan malların fiyatlarını indirmesini istemişti. Öte yandan Hindistan’daki müslüman devletler de Sultan Gavri’ye feryatnâmeler göndererek yardım istemeye başlamışlardı. Kansu Gavri, Portekizliler’in müslüman tüccar ve hacıların gemilerine saldırılarını durdurmak için papaya ve bazı Avrupa krallarına çağrıda bulunduysa da bundan bir sonuç çıkmadı. Portekizliler ise saldırılarını arttırmışlar, 1505’te Hint denizinde on yedi gemiyi birden batırmışlardı. 1502 yılından beri yavaş yavaş Hindistan sahillerine yerleşen Portekizliler’e karşı Memlük Sultanı Gavri, elli savaş gemisiyle birlikte Cidde nâibi Hüseyin el-Kürdî kumandasında Hindistan’a bir sefer düzenletti. Emîr Hüseyin de Mekke ve Medine’nin önemli ticaret limanı olan Cidde’nin savunması için sur ve burçlar yaptırdı; Kızıldeniz’e gizlice giren Portekiz gemilerini takipten sonra 1506’da Hindistan’a yöneldi. Bu arada Gavri, Portekizliler’i durdurmak için Avrupa’ya bir elçi daha gönderdi.

913’te (1507) Hint Okyanusu’na varan Memlük deniz kuvvetleri, Şaul Limanı önünde Portekizliler’le çarpışarak onları mağlûp ettilerse de artık Hindistan’a yerleşmiş olan Portekizliler’e ertesi yıl Diu Limanı’nda yenildiler. Hindistan hâkimlerinden Mahmud Şah, Kansu Gavri’ye, Portekizliler’in oradaki düşmanca faaliyetlerini ve bazı yerleri istilâsını önlemek amacıyla arka arkaya elçiler gönderince Gavri 916’da (1510) Tavâşî Beşîr adlı elçisini, önce Hindistan hükümdarlarına gerekli yardımları yapması için Aden hâkimi Âmir b. Dâvûd’a, ardından Portekizliler’e karşı birbirleriyle birleşmeye davet maksadıyla Hindistan hükümdarlarına gönderdi. Gavri ayrıca, yeni bir donanma teşkili için gerekli ihtiyaçları sağlamak üzere aynı yıl Yûnus el-Âdilî adlı elçisini Osmanlı başşehrine yolladı. II. Bayezid, Memlük sultanına Selman Reis başkanlığında bazı gemi uzmanları ve 1000 kadar Anadolu levendi ile tüfek, ok, barut, kürek, bakır, demir, araba, halat, gemi demiri (lenger) gibi levazım sevketti (İbn İyâs, IV, 201). Selman Reis’in gayretleriyle ertesi yıl Süveyş Limanı’nda yapımları tamamlanan yeni donanma gemileri, yine Osmanlı padişahının hediye olarak gönderdiği silâh ve levazımla teçhiz edildi.

Bu arada Aden, Sevâkin ve Cidde’nin tehlikede olduğuna dair haberler gelince Sultan Gavri, Hüseyin el-Kürdî’yi tekrar Cidde nâibliğine tayin etti (919/1513). Süveyş’te hazırlanan donanmayı da denize indirterek Selman Reis kumandasında Cidde’ye gönderdi. Ancak o sırada devletin kuzey cephesinde yeni gelişmeler oldu. İspanyollar Kuzey Afrika’da ve bu arada Memlük sahillerinde faaliyetlere başladılar. Kansu Gavri, 914’te (1508) bunlara karşı yakını Muhammed Bey kumandasında bir kuvvet gönderdi. Önce galip gelen Muhammed Bey 916’da (1510) yenildi ve silâh yüklü on sekiz gemisi İspanyollar’ın eline geçti.

908’de (1502) Memlük Sultanlığı’nın kuzey sınırına giren Safevîler 913’te (1507) Malatya’ya saldırmışlar, fakat bu saldırı Dulkadırlı Beyi Alâüddevle tarafından durdurulmuştu. Safevîler tarafından memleketi zaptedilen Bağdat hâkimi de Mısır sultanına sığınıp yardım isteğinde bulunmuştu. Kansu Gavri ise Şah İsmâil’le doğrudan bir savaşı arzu etmediğinden onun isteğini reddetti.

Öte yandan Kansu Gavri devrinde Osmanlı-Memlük münasebetleri dostluk içinde başlamış, iki devlet arasında yazışmalar yapılmış ve karşılıklı elçiler gelip gitmişti. Hatta II. Bayezid’in ölümünü duyunca Sultan Gavri’nin Mısır’ın birçok camisinde gaip namazları kıldırdığı rivayet edilir. 920’de (1514) Safevî Devleti üzerine sefere çıkan Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri’ye Şah İsmâil’e karşı birleşme teklifinde bulundu. Ancak daha 915’te (1509) Yavuz Sultan Selim’in kardeşi ve rakibi Korkut’u ve 919’da (1513) Şehzade Ahmed’in oğulları Süleyman ve Alâeddin’i törenle karşılayıp himaye etmiş olan Sultan Gavri bu teklifi cevapsız bırakınca iki devlet arasındaki ilişkiler bozulmaya başladı. Öte yandan Şah İsmâil de iki büyük devletin ittifakını önlemek için Gavri’ye elçiler göndermiş, hatta Memlük sultanının kararsızlığından yararlanarak adamları vasıtasıyla onun Safevîler’in gizli müttefiki olduğu haberlerini yaymıştı. Kansu Gavri’yi Safevîler’e karşı yanına çekmeyi başaramayan Yavuz Sultan Selim, bu defa Memlük sultanına bağlı Dulkadırlı Beyi Alâüddevle’ye aynı teklifi yaptı. Ancak onun da bu teklifi reddetmesi üzerine Kayseri’nin idaresini Alâüddevle’nin rakibi Şehsuvaroğlu Ali Bey’e verdi (920/1514). Alâüddevle’nin Osmanlı ordusunun erzak kollarını vurması üzerine de iki devletin arası iyice açıldı.

O sırada Kansu Gavri, Alâüddevle ile Şehsuvaroğlu Ali Bey arasındaki çatışmaları gözetmek bahanesiyle kalabalık bir orduyla Halep’e gelmişti. Hadım Sinan Paşa’nın, Şehsuvaroğlu’nun telkiniyle Alâüddevle ve dört oğlunun başını kesip Yavuz Sultan Selim’in mektuplarıyla Gavri’ye göndermesi, Dulkadırlı topraklarının ve Memlükler’in nüfuz sahasındaki bazı yerlerin Osmanlılar tarafından zaptı vb. faaliyetler iki devleti savaşın eşiğine getirdi. Osmanlı-Safevî savaşı galibinin mutlaka Memlük topraklarına yöneleceğini düşünen Kansu Gavri, Şah İsmâil’e ittifak teklifinde bulunmuş, Halep’e biraz da bu yüzden gelmişti. Gavri’nin Halep’e geldiğini öğrenen Yavuz Sultan Selim, Sinan Paşa’yı serdar olarak önden Diyarbekir’e gönderdi. Yavuz Sultan Selim’in Memlük seferine çıkmasında Şehsuvaroğlu Ali Bey’in, Gavri’nin hasekilerinden olup Yavuz Sultan Selim’e sığınan Hoşkadem’in, öteden beri Osmanlı padişahı ile bağlantısı bulunan ve ona casusluk yapan Halep nâibi Hayır Bey’in önemli rolleri vardır. Memlük sultanının mukaddes beldeleri ve hac yollarını Portekiz ve İspanyol saldırılarına karşı koruyamaması ise (Celâlzâde, s. 404) seferin başlıca mânevî sebebini oluşturmaktaydı. Kahire’de “nâibü’l-gaybe” olarak kardeşinin oğlu Tumanbay’ı bırakan Kansu Gavri’nin yanında Abbâsî halifesi, dört kādılkudât, Memlük Sultanlığı’na iltica etmiş olup gerekirse Osmanlı tahtının vârisi olarak gösterilecek olan Şehzade Kasım yer alıyordu. 10 Cemâziyelâhir 922’de (11 Temmuz 1516) Halep’e gelen Sultan Gavri, Elbistan ovasında Sinan Paşa ile buluşan Yavuz Sultan Selim’in Malatya’yı ele geçirip Halep’e yönelmesi üzerine Mercidâbık’a doğru hareket etti. Bu ovada yapılan savaş fazla uzun sürmedi ve Osmanlılar’ın galibiyetiyle sonuçlandı. Ordusunun kesin yenilgisini gören Kansu Gavri kaçmaya çalışırken bir rivayete göre atından düşerek ölmüş ve cesedi bulunamamıştır. O sırada yetmiş sekiz yaşlarında olan Gavri muharebe meydanında ölen ilk Memlük sultanıdır.

Kaynaklarda hayır sever bir hükümdar olarak zikredilen Kansu Gavri Mısır, Suriye ve Haremeyn’de birçok sosyal tesis yaptırmıştır. Kahire’de su kemerleri, beş minareli bir cami ile yanında medreseler, hankah, sebil, kendisi için türbe, çocuklar için mektep, caminin arkasında bir kervansaray inşa ettirmiş ve burası zamanla bu sultanın adıyla anılan bir çarşı haline gelmiştir. Sultan Berkuk döneminde Emîr Çehârkes tarafından inşa ettirilen Han el-Halîlî’yi 917’de (1511) yıktırıp yeni dükkân ve depolar ilâvesiyle yeniden yaptırmış, yanında bir esir pazarı kurdurmuştur (burası halen Kahire’nin en büyük antika pazarlarından biridir). Kal‘atülcebel’in bazı yerlerini tamir ettiren Gavri buranın alt tarafındaki meydanda büyük bir saray, mahkemeler için odalar yaptırmış, Şam’dan getirtilen çeşitli ağaçlarla donatmıştır. Kansu Gavri ayrıca, Nil nehrinin Ravza adasında Nil mikyasının yanında büyük bir saray ve bir cami daha inşa ettirmiştir. Ezher Camii’nin minarelerinden ikisi Gavri döneminden kalmadır. Bunlardan başka Gavri Halep’te kaleler, Mekke’de mücâvirler için hastahane, ribât ve medrese bina ettirdiği gibi su kuyuları açtırmış, Süveyş’te ve Akabe’de hacılar için büyük bir kervansaray, Acrud ve Ezlem gibi burçlarla birkaç depo yaptırmıştır. Kansu Gavri döneminde bazı âlim ve şairler yetişmiştir. Ulemânın başlıcaları Celâleddin es-Süyûtî, Zekeriyyâ el-Ensârî, Şehâbeddin el-Kastallânî ve Nûreddin el-Uşmûnî’dir. Dönemin en ünlü şairleri de Abdülkādir ed-Dimyâtî, Alâeddin b. Melik el-Hamevî, Âişe el-Bâûniyye, Nâsır Muhammed b. Kansu b. Sâdık ve Cemâleddin es-Selâmünî’dir.

Bizzat kendisi de ilim ve edebiyatla meşgul olan Kansu Gavri, Kal‘atülcebel’de ilmî meclisler toplar, tarih, terâcim ve şiir alanlarında yaptırdığı münazaralara kendisi de katılırdı. Onun Hurûfî şair Nesîmî’nin şiirlerine büyük ilgi gösterdiği, hatta kendi döneminde Hurûfîliğin Mısır’da yayılmaya başladığı bilinmektedir. Gavri’nin Türkçe ve Arapça mensur ve manzum eserleri vardır. Nefâʾisü’l-mecâlisi’s-Sulṭâniyye ve el-Kevkebü’d-dürrî fî mesâʾili’l-Ġavrî adlı mensur eserlerinin bazı kısımları Abdülvehhâb Azzâm tarafından Mecâlisü’s-Sulṭân el-Ġavrî ismiyle yayımlanmıştır (bk. bibl.). Şair Şerîfî’ye Firdevsî’nin ünlü Şâhnâme’sini Türkçe’ye çevirten Kansu Gavri’nin Arapça şiirleri, yirmi altı kaside ve kıta ile yirmi bir müveşşahı ihtiva eden el-Ḳaṣâʾidü’r-Rabbâniyye ve’l-müveşşaḥâti’s-Sulṭâniyye el-Ġavriyye adlı eserde toplanmıştır. Bunun iki nüshası Ma‘hedü’l-mahtûtâti’l-Arabiyye’de (Mecmualar, Edeb, nr. 646) ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde (Bağdat Köşkü, nr. 138) kayıtlıdır. Divanı üzerinde Mehmed Yalçın Harvard Üniversitesi’nde bir tez yapmıştır (Divan-i Qansuh Al-Guri: a Critical Edition of Turkish Poetry Commissioned by Sultan Qansuh Al-Guri, 1501-1516, 1993).

BİBLİYOGRAFYA
Kansu Gavrî, Mecâlisü’s-Sulṭân el-Ġavrî (nşr. Abdülvehhâb Azzâm), Kahire 1360/1941, neşredenin girişi, s. 4-53; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, IV, 2 vd., 201; V, 3 vd.; İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, IX. Defter, Millet Ktp., Ali Emîrî, nr. 29, tür.yer.; Haydar Çelebi, Rûznâme (Feridun Bey, Münşeât içinde), İstanbul 1274, I, 396-402; İbn Tolun, Mufâkehetü’l-ḫillân fî ḥavâdis̱i’z-zamân (nşr. Muhammed Mustafa), Kahire 1962-64, I, 234, 237, 241; II, 24; a.mlf., İʿlâmü’l-verâʾ (nşr. Abdülazîm Hâmid Hattâb), Kahire 1973, s. 240; İbn Zünbül, Târîḫu’s-Sulṭân Selîm Ḫân maʿa’s-Sulṭân el-Ġavrî, Kahire 1278, s. 18-25, 44-50, 66-70; Celâlzâde, Selimnâme (nşr. Ahmet Uğur – Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 395, 403 vd., 416 vd.; Kutbüddin Mekkî, Berḳu’l-Yemânî fi’l-fetḥi’l-ʿOs̱mânî, Riyad 1387/1967, s. 16-27; Feridun Bey, Münşeât, I, 369-375, 426 vd., 452-453, 484; Gazzî, el-Kevâkibü’s-sâʾire, I, 294-297; Muhammed Awad, “Sultan el-Ghawri His Place in Literature and Learning”, Actes 20 Congress International Orientalists (1938), s. 321-322; Selâhattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969, s. 131-133; a.mlf., “Silâhşör’ün Fethnâme-i Diyâr-ı Arab Adlı Eseri”, TV, sy. 2/17 (1958), s. 294-320; sy. 3/18 (1961), s. 430-454; Saîd Abdülfettâh Âşûr, el-ʿAṣrü’l-Memâlîk fî Mıṣr ve’ş-Şâm, Kahire 1976, s. 185-191; a.mlf., Mıṣr ve’ş-Şâm fî ʿaṣri’l-Eyyûbiyyîn ve’l-Memâlîk, Kahire, ts., s. 267-275; Mustafa Necîb, Tanẓîmü’l-ceyşi’l-Memlûkî fî ʿahdi’s-Sulṭân el-Ġavrî, Kahire 1985, s. 7, 8, 9, 12, 14; Mahmûd Rızk Selîm, el-Eşref Ḳānṣû el-Ġavrî, Kahire, ts., s. 21-22, 30-35, 44-45, 49-59, 89-90 vd., 112-126, 152 vd., 171 vd.; C. F. Petry, “Qānṣūh al-Ghawrī”, Dictionary of the Middle Ages (ed. J. R. Strayer), New York 1989, X, 226-227; a.mlf., “The Military Innovations of Sultan Qānṣūh al-Ghawrī: Reforms or Expedients?”, al-Qantara, XIV/2, Madrid 1993, s. 441-467; Rıfkı Melûl Meriç, “Kansuhül Guri’nin Şiirleri”, Oluş, sy. 19, Ankara 1939, s. 290-291; A. Zajczkowski, “Poezje stroficzne muvaṣṣaḥ mameluckiego sultana Qānsūh (Qansav) Gavrī”, RO, XXII (1964), s. 63-89; Şa‘bân Muhammed Mürsî, “Dîvânü’s-Sulṭân el-Ġavrî”, MMMA (Kahire), XXVI/2 (1980), s. 97-113; C. J. Kerslake, “The Correspondance between Selim I and Kānṣūh al-Ğavrī”, POF, XXX (1980), s. 219-233; Arab Hüseyin Da‘kur, “es-Sulṭânü’l-Memlükî Ḳanṣû el-Ġavrî: Siyâsetihi’d-dâḫiliyye ve’l-ḫâriciyye (906-922/1500-1516)”, Ḥavliyât: Ferʿu’l-âdâbi’l-ʿArabiyye, IV, Beyrut 1989, s. 383-390; M. Sobernheim, “Kansu”, İA, VI, 162-165; P. M. Holt, “Ḳānṣawh al-Ghawrī”, EI2 (İng.), IV, 552-553.  Seyyid Muhammed es-Seyyid

Bu madde ilk olarak 2001 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 24. cildinde, 314-316 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.