Devletler

Eyyûbîler (1171-1462) Ortadoğu, Mısır, Hicaz, Yemen ve Kuzey Afrika’da hüküm süren bir Türk devleti .

I. SİYASÎ TARİH
Adını, hânedanın kurucusu Selâhaddin Yûsuf b. Eyyûb’un babası Necmeddin Eyyûb b. Şâdî’den alan Eyyûbîler Zengîler’in bir devamıdır. Türk-Kürt-Arap karışımı olan Eyyûbî ailesinin menşei karanlıktır. Güvenilir rivayete göre Eyyûbîler Hezbâniyye Kürtleri’nin Revvâdiyye aşiretindendir. Revvâdîler’in atası Revvâd b. Müsennâ el-Ezdî Yemen Arapları’ndan olup 141 (758) yılında Abbâsî Halifesi Ebû Ca‘fer el-Mansûr tarafından Basra’dan alınarak aşiretiyle birlikte Azerbaycan’a yerleştirilmişti. Bu bölgedeki Hezbâniyye Kürtleri ile karışıp Kürtleşen Revvâdîler, XI. yüzyılın ikinci yarısında Selçuklular’ın hizmetine girerek zamanla Türk-Kürt-Arap karışımı haline gelmişlerdir.

Rivayete göre, Eyyûbîler’in atası olan Eyyûb’un babası Şâdî önceleri Şeddâdîler’in hizmetinde çalışıyor ve Duvîn’e (Dvin) bağlı Ecdânakan kasabasında oturuyordu. Şâdî, VI. (XII.) yüzyılın ilk yıllarında Selçuklu saray ağası ve Bağdat şahnelerinden Bihrûz el-Hâdim’in hizmetine girmiş, Bihrûz da onu veya oğlu Necmeddin Eyyûb’u kendi iktâı olan Tikrît’e vali tayin etmiştir.

Eyyûbîler kaynaklarda ilk defa 525 (1131) yılında Musul Atabegi İmâdüddin Zengî’nin Tikrît yakınında Abbâsî Halifesi Müsterşid-Billâh ile Karaca Sâkî’nin kuvvetlerine yenilmesi dolayısıyla zikredilir. Bu mağlûbiyetten sonra Tikrît Valisi Necmeddin Eyyûb’un Zengî’ye yardım ederek Fırat’ı geçmesini sağlaması Zengî ile Eyyûbîler arasındaki dostluğun gelişmesine yardım etmiş, çok geçmeden Eyyûbîler Selâhaddin’in doğduğu yıl (532/1137-38) Tikrît’ten Musul’a giderek Zengî’nin hizmetine girmişlerdir (Minorsky, s. 107-129; Şeşen, Salâhaddîn Devrinde Eyyûbîler Devleti, s. 411-418).

Daha sonra Eyyûbîler, İmâdüddin Zengî’nin hizmetinde Haçlılar’a karşı düzenlenen seferlere katıldılar. İmâdüddin Zengî 534 (1140) yılında ele geçirdiği Ba‘lebek şehrini Necmeddin Eyyûb’a iktâ etti. Bu arada Eyyûb’un kardeşi Şîrkûh el-Mansûr da Zengî’nin büyük emîrleri arasına girdi ve Urfa’nın fethine katıldı (1144). İmâdüddin Zengî’nin 541’de (1146) Ca‘ber önünde şehid edilmesi üzerine devlet oğulları Seyfeddin Gazi ve Nûreddin Mahmud Zengî arasında paylaşıldı. Halep’te Şîrkûh el-Mansûr’un yardımıyla Nûreddin Mahmud Zengî idareyi ele aldı. Bu dönemde Ba‘lebek’te desteksiz kalan Necmeddin Eyyûb Dımaşk Atabegliği’nin (Börîler, Tuğteginliler) hizmetine girerek Dımaşk’ın en büyük emîrlerinden biri oldu. Şîrkûh ise Nûreddin’in ordu kumandanıydı. Her iki kardeş Nûreddin’in devletinin yükselmesine ve Dımaşk’ın onun idaresi altına geçmesine yardım etti. Dımaşk’ın zaptından sonra Eyyûb buranın valisi oldu (549/1154) Şîrkûh’un gücü ise Nûreddin’in kudretine yaklaştı. Bu yıllarda Eyyûb’un oğulları da genç emîrler arasına katıldı. 562 (1167) yılında Dımaşk’a gelen İmâdüddin el-İsfahânî, Eyyûb’un oğlu Selâhaddin’in Nûreddin’in en büyük yardımcılarından ve emîrlerinden olduğunu, Nûreddin’in onu yanından ayırmadığını söyler.

Eyyûbîler’in tarih sahnesindeki önemli rolleri 559-564 (1164-1169) yıllarında yapılan Mısır seferleriyle başladı. Bu sırada Mısır’da vezirlikten uzaklaştırılan Fâtımî Veziri Şâver b. Mücîr, Nûreddin Mahmud Zengî’den yardım istemek için Dımaşk’a geldi (558/1163). İki taraf arasında yapılan müzakerelerde Zengî’nin Şâver’e yardım etmesi karşılığında Mısır’da söz sahibi olması kararlaştırıldı. Nûreddin Mahmud Zengî 559 (1164) yılında Şîrkûh’u bir birliğin başında Mısır’a gönderirken yanına yardımcı olarak yeğeni Selâhaddin’i verdi. Bu sefer sırasında Mısır’ın sahip olduğu zenginlikleri gören Şîrkûh buranın kolaylıkla ele geçirilebileceğini düşündü. Şîrkûh üç yıl sonra Mısır’a bir sefer daha yaptı, fakat başarısızlığa uğradı. Haçlılar’ın Mısır’ı işgale teşebbüs etmeleri üzerine 564’te (1168-69) Fâtımî Halifesi Âdıd-Lidînillâh ve veziri Şâver, Nûreddin Zengî ile Şîrkûh’tan yardım istediler. Büyük çoğunluğu Türkler’den oluşan 7000 civarındaki süvari birliğiyle Mısır’ın yardımına giden Şîrkûh Mısır’da idareyi ele geçirdi ve 17 Rebîülâhir 564 (18 Ocak 1169) tarihinde Fâtımî Halifesi Âdıd-Lidînillâh tarafından vezir tayin edildi. İki ay sonra da öldü. Bunun üzerine yeğeni Selâhaddin ordu kumandanları tarafından başkumandan seçildi. Ayrıca Halife Âdıd-Lidînillâh onu amcasının yerine vezir tayin etti. Böylece Selâhaddin, 25 Cemâziyelâhir 564 (26 Mart 1169) tarihinde hem Fâtımî veziri hem de Nûreddin Zengî’nin Mısır ordusu başkumandanı oldu. Ancak tâbi olduğu asıl hükümdar Nûreddin Zengî idi (Şeşen, Salâhaddîn Devrinde Eyyûbîler Devleti, s. 33-36).

Aldığı siyasî-idarî tedbirlerle kısa zamanda kabiliyetini gösteren Selâhaddin önce Fâtımî ordusunu ve taraftarlarını idareden uzaklaştırdı. 1169 yılı sonlarında Dimyat’ı kuşatan Bizans-Haçlı kuvvetlerini başarısızlığa uğrattı. En büyük yardımcısı Mısır’ın Sünnî halkıyla Nûreddin Zengî’nin desteği ve kendi ailesi oldu. İki asır devam eden Şiî-Fâtımî idaresine rağmen Sünnî kalabilen Mısır halkı Sünnî olan Eyyûbîler’i destekledi. Selâhaddin, Nûreddin Zengî’nin teşvikiyle 564-566 (1169-1171) yılları arasında Mısır’daki Fâtımî rejimini yavaş yavaş etkisiz hale getirmeyi başardı. Daha sonra Fâtımî hilâfetini ortadan kaldırıp Mısır’da Abbâsîler adına hutbe okuttu (10 Muharrem 567 / 13 Eylül 1171). Bu arada Kudüs Haçlı Krallığı’na karşı başarılı seferler tertip etti ve Eyle’yi aldı. Daha sonra Nûbe (Kuzey Sudan), Yemen ve Libya’ya seferler düzenledi ve bu ülkeleri Nûreddin Zengî’nin devletine bağladı (568-569/1173-1174). Bir taraftan da Bizans ve İtalyan şehir devletleriyle ikili anlaşmalar yaparak dış münasebetlerini geliştirdi. Mısır’ın ticarî ve iktisadî durumunu düzeltti. Donanmaya önem verdi. Mısır’da az bulunan demir, kereste, zift gibi stratejik maddeleri temin etmeye çalıştı. Bazı tarihçiler, Nûreddin’in Mısır nâibi sıfatıyla Mısır ve ona bağlı Yemen, Hicaz, Libya ve Nûbe’de hüküm süren Selâhaddin’le aralarının açıldığını iddia ederlerse de bunu ispat etmek güçtür. Çünkü Selâhaddin’in Nûreddin’e danışmadan hiçbir önemli işe girişmediği, Nûreddin’in de Mısır’ın muhafazasının her şeyden önemli olduğunu söylediği bilinmektedir (a.g.e., s. 37-42).

Nûreddin Zengî’nin Dımaşk’ta ölümü üzerine (569/1174) yerine on bir yaşındaki oğlu el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmâil geçti. Bunu fırsat bilen Musullular bağımsızlıklarını ilân ederek el-Cezîre’yi istilâ ettiler. Nûreddin’in Dımaşk ve Halep emîrleri İsmail’in atabegliğini ele geçirmek için birbirlerine düştüler. Atabegliği Halep’teki kumandanlardan Sâdeddin Gümüştegin’in alması üzerine telâşa kapılan Nûreddin’in Dımaşk’taki emîrleri Selâhaddin’i Suriye’ye davet ettiler.

Selâhaddin bir yandan Fâtımî taraftarlarının komplosu, Sicilya donanmasının İskenderiye’ye saldırması (Temmuz 1174), ardından Yukarı Mısır’da çıkan Kenzüddevle isyanı ile meşgul olurken öte yandan Suriye’deki gelişmeleri takip ediyordu. el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmail adına hutbe okutan ve onun atabegliğinin kendi hakkı olduğunu düşünen Selâhaddin, Dımaşk’tan gelen davet üzerine 12 Ekim 1174 tarihinde Mısır’dan Suriye’ye hareket etti. Dımaşk, Ba‘lebek, Humus, Hama gibi önemli merkezleri kolaylıkla ele geçirdi. Fakat Musullular’la iş birliği halinde olan Halepliler Selâhaddin ile anlaşmaya yanaşmayıp Frenkler (Haçlılar) ve Haşhaşîler’le iş birliği yaparak onu Suriye’den atmak için savaştılar. Ancak bu savaşlar Selâhaddin’in galibiyetiyle neticelendi. Selâhaddin etrafındaki bazı önemli kaleleri alıp Halep’i kuşattı. Sonunda Abbâsî Halifesi Müstazî-Biemrillâh’ın da yardımıyla iki taraf arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre tarafların o sırada ellerinde bulundurdukları yerlere hâkim olmaları kararlaştırıldı. Antlaşmanın ardından 12 Şevval 570 (6 Mayıs 1175) tarihinde Abbâsî halifesinin Mısır, Suriye, el-Cezîre üzerinde Selâhaddin’in hâkimiyetini tanıdığına dair taklidi geldi. Bunun üzerine Selâhaddin bağımsızlığını ilân edip kendi adına hutbe okutmaya başladı. Halepliler ve Musullular Selâhaddin’e tekrar savaş açtılarsa da yenildiler. Mücadele tarafların kesin olarak anlaşmalarıyla sona erdi (15 Zilhicce 571 / 25 Haziran 1176) ve Anadolu Selçukluları ile Artuklular’ın da katıldığı bir antlaşma imzalandı. el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmâil’in elinde ancak Halep ile birkaç kale kaldı.

Daha sonra Haşhaşîler üzerine bir sefer düzenleyip onları itaat altına alan Selâhaddin Yemen’e önce büyük kardeşi Turan Şah’ı, daha sonra da diğer kardeşi Tuğtegin’i, Hama’ya Takıyyüddin Ömer, Ba‘lebek’e Ferruh Şah, Humus’a Nâsırüddin Muhammed adlı yeğenlerini göndererek buralarda da idareyi eline aldı. Böylece Eyyûbîler’in Hama, Humus, Ba‘lebek kolları kurulmuş oldu.

14 Kasım – 9 Aralık 1177 tarihleri arasında Mısır’dan Gazze-Askalân istikametinde bir akın yapan Selâhaddin Franklar’ın baskınına uğrayarak geri çekildi. Bu yenilginin olumsuz sonuçları, ancak 2 Muharrem 575 (9 Haziran 1179) tarihinde kazanılan Merciuyûn zaferi ve 19 Rebîülevvel 575’te (24 Ağustos 1179) Beytülahzân Kalesi’nin fethiyle telâfi edilebildi. Haçlılar’a asıl darbeyi vuracağı sırada Halep-Musul meselesi yeniden alevlendi. 3 Safer 576 (29 Haziran 1180) tarihinde Musul hâkimi II. Seyfeddin Gazi’nin, 25 Receb 577’de (4 Aralık 1181) el-Melikü’s-Sâlih Nûreddin İsmâil’in ölmesi üzerine Selâhaddin, bu bölgede kendisine karşı yeni bir ittifakın meydana gelmesine imkân vermemek ve el-Melikü’s-Sâlih’in mirasını Musullular’a kaptırmamak için Mısır’dan Suriye’ye dönüp I. Şark Seferi’ne çıktı (578/1182). Bu sefer esnasında el-Cezire bölgesini ve Sincar’ı, 4 Muharrem 579’da (29 Nisan 1183) Âmid’i (Diyarbakır), ardından 17 Safer 579’da (11 Haziran 1183) Halep’i aldı. Halep’in zaptı Selâhaddin’in gücünü daha da arttırdı. Bu olaydan sonra Kudüs Haçlı Krallığı üzerine başarılı seferler düzenledi. 581-582 (1185-1186) yıllarında çıktığı II. Şark Seferi’nde Meyyâfârikīn ve Şehrizor yöresini aldı. Musul’u kendi idaresine bağladı. Ahlat’ın durumu üzerinde Azerbaycan Atabegi Pehlivan ile anlaştı. Selâhaddin böylece Nûreddin Zengî’nin devletini daha kuvvetli ve geniş bir şekilde idaresi altında toplamış oluyordu.

Selâhaddin, Bizans ile iyi ilişkiler İçinde olduğu 582 (1186) yılında Kerek-Şevbek Prinkepsi Renaud de Chatillon Mısır’dan Şam’a gelen bir kervanı vurdu. Bunun aralarındaki anlaşmaya aykırı olduğunu söyleyip tazminat isteyen Selâhaddin olumlu cevap alamayınca Kudüs Haçlı Krallığı topraklarına bir sefer yapmaya karar verdi. 24-25 Rebîülâhir 583 (3-4 Temmuz 1187) günleri cereyan eden Hittîn Savaşı’nda Haçlılar’ı büyük bir yenilgiye uğrattı. Bir yıldan kısa bir zaman içinde Sûr dışındaki bütün Kudüs Haçlı Krallığı topraklarını ele geçirdi. Antakya Prinkepsliği topraklarının çoğunu ve Trablus Kontluğu topraklarının bir kısmını zaptetti (Şeşen, , LIV/209 [1990], s. 427-434). Hittîn zaferi, Kudüs’ün fethi, Haçlılar’ın ellerindeki toprakların büyük kısmının geri alınması Avrupa’da büyük bir tepkiye sebep oldu. Avrupa Katolik dünyası ayaklandı. Bütün Avrupa hükümdarları yeni bir Haçlı seferine katılmaya karar verdiler. Bunlar arasında, Avrupa’nın en büyük üç hükümdarı Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa Kralı Philippe Auguste, İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard da vardı. İslâm dünyasının Selâhaddin’i yalnız bırakmasına rağmen Selâhaddin bu muazzam güce karşı direndi. Onun Sûr-Yafa arasındaki sahil şeridini Haçlılar’a bırakmasına karşılık Haçlılar Kudüs’ü ve fethedilen diğer toprakları Selâhaddin’e bırakmaya razı oldular. 21 Şâban 588’de (1 Eylül 1192) üç yıl sekiz ay süreli, karada ve denizde geçerli bir antlaşma imzalandı. Ancak Haçlılar daha sonra Eyyûbîler arasındaki anlaşmazlıklardan faydalanarak kaybettikleri toprakların bir kısmını geri aldılar.

Barışın ardından ülkesinin savunma tedbirlerini almakla meşgul olan ve daha sonra devlet yönetimini yeniden düzenlemek isteyen Selâhaddin 27 Safer 589 (4 Mart 1193) tarihinde Dımaşk’ta vefat etti. Bu sırada devletin sınırları Trablusgarp’tan Hemedan ve Ahlat’a, Yemen’den Malatya’ya kadar uzanıyordu. Büyük merkezlerden Dımaşk’ta veliahtı ve büyük oğlu el-Melikü’l-Efdal Ali, Kahire’de ikinci oğlu el-Melikü’l-Azîz Osman, Halep’te üçüncü oğlu el-Melikü’z-Zâhir Gāzî, Yemen’de kardeşi Tuğtegin, Ürdün ve el-Cezîre’de kardeşi I. el-Melikü’l-Âdil, Hama’da Takıyyüddin Ömer’in oğlu el-Melikü’l-Mansûr, Humus’ta II. Şîrkûh, Ba‘lebek’te Ferruh Şah’ın oğlu Behram Şah, Erbil’de Muzafferüddin Kökböri, Trablusgarp’ta Şerefeddin Karakuş idareye hâkimdi. Birçok şehirde ikinci derecede emîrler vardı ve Selâhaddin’i büyük sultan olarak tanıyorlardı. Kendisine tâbi olan bu hükümdarlar arasında en güçlüsü kardeşi el-Melikü’l-Âdil idi.Kaynak yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir