Cüneyd-î Safevî (…-1460)

Cüneyd-î Safevî (…-1460)

14 Ekim 2018 0 Yazar: admin

CÜNEYD-i SAFEVÎ
جنيد صفوي
(ö. 864/1460)
Safeviyye tarikatının bir devlete dönüşmesinde büyük payı olan kişi.

Babası, Safeviyye tarikatının kurucusu olan Şeyh Safiyyüddîn-i Erdebîlî’nin oğlu Sadreddin Mûsâ’nın torunlarından Şeyh Şah lakabıyla anılan İbrâhim’dir. Zamanında büyük şöhret kazanan dedesi Hoca Ali’nin ölümü (1429) üzerine babası İbrâhim tarikatın başına geçti. Babasının 1447’de ölümünden sonra onun yerine geçen amcası Câfer ile kendi aşırı fikirleri yüzünden araları açıldı. Cüneyd, kendisine körükörüne inanan ve ibadet eden müridlerine güvenerek bir dünya egemenliği ve hükümet kurma sevdasına kapılmıştı. Ancak amcası Câfer, müridlerin büyük bir bölümü tarafından şeyhliğe getirildiği halde böyle bir devlet kurma düşüncesinde değildi. Cüneyd, özellikle tarikatın Şiîleşmesi sonucunda her gün artan taraftarlarından faydalandı. Onun bu şekilde kuvvetlenmesi Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah’ı (1437-1468) korkuttu. Ancak çok tutulan bir din adamına karşı kuvvet kullanmayı doğru bulmadı, kızını oğluna verdiği Şeyh Câfer’e bir mektup yazarak onun uzaklaştırılmasını istedi. Cüneyd, amcası ve Karakoyunlu hükümdarının tehdidi karşısında Erdebil’i terketmek zorunda kaldı. Osmanlı hükümdarlarının Safevî şeyhlerine öteden beri hediye göndermelerini de göz önünde bulundurarak önce Anadolu’ya gitmeyi tercih etti. Onun bu tercihinde, daha önceleri tarikat hesabına çalışan kimselerin Anadolu’ya gönderilmiş olması önemli rol oynamıştı. O sırada Tebriz Karakoyunlular’ın elinde bulunduğundan bu kısa yoldan değil Karabağ ve Ermenistan üzerinden Anadolu’ya geçti.

Osmanlı topraklarına ayak basar basmaz II. Murad’a (1421-1444) hediye olarak bir müridiyle seccade, Kur’an ve bir tesbih gönderdi ve ondan Kurtbeli’nde kendilerine mülk verilmesini istedi. Bunun, devletin geleceğini büyük bir tehlikeye sokabilecek Şiîlik hareket ve fikirlerinin daha da yayılmasını sağlayacağını düşünen II. Murad, “Bir tahtta iki padişah olmaz” diyerek Cüneyd’in isteğini reddeti. Ona 200 altın, müridlerine de 1000 akçe göndererek bir an önce Osmanlı topraklarını terketmelerini istedi.

Bu emir üzerine Cüneyd henüz Osmanlı hâkimiyetine girmemiş bulunan Karaman ülkesine yöneldi ve Konya’ya gidip Sadreddin Konevî’nin zâviyesine misafir oldu. Âşıkpaşazâde’nin ifadesine (Târih, s. 264) göre burada, Hızır Bey’in öğrencisi ve sonradan Fâtih’in de hocası olan Hayreddin Efendi’yi buldu. Bu sırada zâviyenin şeyhi, Zeyniyye tarikatının Anadolu temsilcisi olan Şeyh Abdüllatîf el-Kudsî, onun fikirlerini ve kanaatlerini iyi bildiği için kendisiyle görüşmedi ve zâviyeyi misafire bırakıp bir süre evinde kaldı. Aradaki irtibatı Hayreddin Efendi sağlıyordu. Nihayet bir araya geldiklerinde sohbet ettiler ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî ile Sadreddin Konevî’nin eserlerini istinsah etmek üzere kâtiplere verdiler. Bir ay sonra tekrar buluştuklarında Cüneyd kendi mezhep ve inancı doğrultusunda Kur’an’ı tezyif eder bir tarzda müfrit Şiîler’in ashap hakkındaki kanaatlerini savunarak bir tartışma açtı. Tartışma sonunda kâfirlikle suçlanması üzerine burada daha fazla kalamayacağını anlayarak taraftarlarının bulunduğu Varsak ülkesine (Taşeli=İçel) gitmek üzere Konya’dan ayrıldı. yazının devamı.