Safiyyüddin Erdebîlî (1252-1334)

Safiyyüddin Erdebîlî (1252-1334)

14 Ekim 2018 0 Yazar: admin

SAFİYYÜDDÎN-i ERDEBÎLÎ
صفيّ الدين أردبيلي
Ebü’l-Feth Safiyyüddîn İshâk b. Emîniddîn Cebrâîl b. Sâlih b. Kutbiddîn Ebî Bekr Erdebîlî (ö. 735/1334)
Safeviyye tarikatının kurucusu ve Safevî Devleti’ni kuran ailenin atası.

650 (1252) yılında Erdebil’de doğdu. Soyunun Arap, Türk, Fars ya da Kürt olduğu yolunda değişik görüşler ileri sürülmüştür. Hayatına dair en geniş bilgi, vefatından yirmi dört yıl sonra oğlu Sadreddîn-i Erdebîlî’nin İbn Bezzâz’a hazırlattığı Ṣafvetü’ṣ-ṣafâʾ (Mevâhibü’s-seniyye fî menâḳıbi’ṣ-Ṣafeviyye) adlı eserde bulunmaktadır. Safevî Hükümdarı Şah I. Tahmasb’ın emriyle yeniden düzenlendiği belirtilen bu eserin Mirza Abbaslı tarafından incelenen bir nüshasında Safiyyüddin’in soyunun yedinci imam Mûsâ el-Kâzım vasıtasıyla Hz. Ali’ye ulaştığını gösteren şecere kaydedilmiş, bizzat Şeyh Safiyyüddin’in kendi neslinde seyyidlik bulunduğunu, fakat Alevî mi (Hz. Hüseyin soyundan) yoksa şerîf mi (Hz. Hasan soyundan) olduklarını araştıramadığını söylediği ifade edilmiştir (TTK Belleten, XL/158 [1976], s. 290-291). Mirza Abbaslı, müellif nüshası olduğunu belirttiği bu yazmadaki (nerede bulunduğu belirtilmemiştir) Safiyyüddin’in soyu ile ilgili kısmın sonradan eklendiğini ileri sürmüştür. Şeyh Safiyyüddin’in seyyidlikle ilgili ifadesi Ṣafvetü’ṣ-ṣafâʾnın hemen bütün nüshalarında yer almakla birlikte soy şeceresi hepsinde kayıtlı değildir. Eserin en eski yazmalarından biri olan Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki 18 Cemâziyelevvel 896 (29 Mart 1491) tarihli nüshasında (Ayasofya, nr. 3099) şecere sonradan kapağa kaydedilmiştir. Aynı kütüphanede 5 Zilhicce 914 (27 Mart 1509) tarihli nüsha ile (Ayasofya, nr. 2123, vr. 15a) 15 Şâban 947 (15 Aralık 1540) tarihli nüshada (Hekimoğlu, nr. 775, vr. 13a) ve İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı’ndaki 1 Zilkade 1037 (3 Temmuz 1628) tarihli nüshada (Muallim Cevdet, nr. 1, vr. 24a) şecere bazı farklılıklarla birlikte eserin ilgili bölümünde yer almıştır. Eserin bazı nüshalarında şecerenin olmaması, olanların da birbirini tutmaması sebebiyle Safiyyüddin’in seyyidliği, dolayısıyla Arap ırkına mensubiyeti şüpheyle karşılanmışsa da şeyhin kendi nesebinde seyyidlik olduğuna dair ifadesinin bütün nüshalarda yer alması bu şüpheyi ortadan kaldırmaktadır. Hândmîr, Mîr Yahyâ Kazvînî, Gaffârî ve İskender Bey Münşî gibi tarihçiler Ṣafvetü’ṣ-ṣafâʾya dayanarak Safiyyüddin’in seyyid olduğunu belirtmiş, Mîr Yahyâ Kazvînî ile Gaffârî ayrıca İmam Mûsâ el-Kâzım’a kadar çıkan soy şeceresini kaydetmiştir. Ancak Şeyhülislâm Kemalpaşazâde bu hususta yayımladığı bir fetvada Safevîler’in sonradan seyyidlik iddiasına kalkıştıklarını ileri sürmüştür. Osmanlı tarihçisi Müneccimbaşı Ahmed Dede, Mîr Yahyâ ve Gaffârî’yi kaynak göstererek şecereyi kaydetmiş, ancak başına “Safevî meliklerinin yanlış zan ve iddialarına göre” şeklinde kayıt koymuştur. Halvetî-Gülşenî şeyhlerinden Cemâleddin Hulvî ise Safiyyüddin’in kendi soyunda seyyidlik bulunduğuna dair sözünü kaydettikten sonra, “Seyyid olduğunu kabul edenler onun soyunu İmam Mûsâ el-Kâzım’a bağlar” deyip şecereyi vermiş, ardından İbn Îsâ Risâlesi’nden alıntı yaparak Şeyh Safiyyüddin’in önceleri yeşil imâme ve kisve giydiğini, daha sonra seyyidliğinde şüpheye düşüp beyaz kisve giymeye başladığını yazmıştır. Muahhar kaynaklardan Tibyân’da ve Sefîne’de ise hiçbir tartışmaya yer verilmeksizin Safiyyüddin, ataları ve çocukları seyyid olarak kaydedilmiştir.

Safiyyüddin’in Türk olduğunu ileri sürenler, bunu Ṣafvetü’ṣ-ṣafâʾda kendisinden “Türk pîri, Türk oğlu” şeklinde söz edilmesine dayandırır. Zeki Velidi Togan, Arap asıllı olduklarını iddia etmekle birlikte Safevîler’in atalarının Âzerî Farsçası konuştuklarını ve İlhanlılar döneminde Türkleştiklerini (İA, II, 112), Ahmed-i Kesrevî başta olmak üzere çağdaş bazı İranlı araştırmacılar, Safiyyüddin’in Âzerî lehçesinde Farsça şiirlerinin bulunduğunu ve atalarının bu dili kullandığını belirterek soyunun aslen Fars olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kürt asıllı olduğunu söyleyenler ise Ṣafvetü’ṣ-ṣafâʾda “es-Sincânî el-Kürdî” nisbesiyle kaydedilen büyük dedesi Zerrinkülâh Fîrûzşah’ın Azerbaycan’a Diyarbekir’in güneyinde Kürtler’in bulunduğu Sincan (Sincar) bölgesinden göç etmiş olmasını dikkate almışlardır. yazının devamı.