II. Selim (1566-1574)

II. Selim (1566-1574)

15 Ekim 2018 0 Yazar: admin

SELİM II
سليم
(ö. 982/1574)
Osmanlı padişahı (1566-1574).

Kanûnî Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan doğan oğludur. Vezîriâzam Makbul İbrâhim Paşa’nın düğün şenlikleri sırasında 26 Receb 930’da (30 Mayıs 1524) Topkapı Sarayı’nda dünyaya geldi. Bu bakımdan İstanbul’da doğup saltanat makamına geçen ilk padişahtır. Çocukluğu, idarî tecrübe kazanmak üzere sancağa gönderilmesine kadar sarayda iki ağabeyi ile (Mustafa ve aynı anneden Mehmed) geçti ve iyi bir eğitim aldı. Altı yaşına geldiğinde iki ağabeyi ile birlikte sünnet edildi; bu vesileyle yirmi gün kadar süren muhteşem merasimler, eğlenceler yapıldı (Zilkade 936 / Temmuz 1530). Özellikle Atmeydanı bu eğlencelerin ana mekânı oldu. Bundan sonra on sekiz yaşına kadar kaldığı saraydaki hayatı ve eğitimi hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Ancak babası tarafından 1538’deki Kara Boğdan ve 1541’deki Macaristan seferine götürüldüğü bilinmektedir. 1533’te büyük ağabeyi Mustafa’nın Manisa’ya sancak beyi olarak yollanmasının ardından diğer ağabeyi Mehmed ile 1542’ye kadar İstanbul’da kalan Şehzade Selim bu tarihte sancak beyi sıfatıyla Konya’ya gönderildi. Yine aynı tarihte ağabeyi Mehmed, Amasya’ya sevkedilen Mustafa’nın yerine Manisa’ya yollanmıştı. Bu tayinlerde o sırada Kanûnî Sultan Süleyman üzerinde büyük nüfuzu bulunan annesi Hürrem Sultan’ın önemli rolü olmuştu. Şehzade Mehmed’in 950’de (1543) Estergon zaferi dolayısıyla yapılan şenlikler sırasında hastalanıp ölmesiyle Hürrem Sultan’ın hayattaki en büyük oğlu olarak anne ve babası nezdinde öne çıktı ve o esnada, giderek tahta aday şehzadelere tahsis edilmeye başlanan Saruhan sancak beyliğiyle Manisa’ya nakledildi. Konya’dan Uşak’a geldiğinde Manisa’da salgın hastalığın ortaya çıktığını duydu ve bir süre Uşak’ta kaldı, burada iken kızı İsmihan Sultan doğdu (Vüsûlî, s. 33). Bursa’ya gelen babası, annesi ve diğer devlet erkânı ile görüşmek için bu şehre gitti. Bir müddet Kaplıca mevkiinde kaldı, bu sırada diğer kızı Gevherhan Sultan dünyaya geldi. 17 Cemâziyelevvel 951’de (6 Ağustos 1544) Manisa’ya ulaştı ve ardından üçüncü kızı Şah Sultan doğdu.

Onun Manisa’daki idarecilik yılları, buradaki faaliyetleri taht için kuvvetli bir aday olduğu izlenimini giderek zayıflatıyordu. Doğu sınırlarında bir nevi askerî harekât üssü olan Amasya’da bulunan Şehzade Mustafa pek çok devlet adamı tarafından Kanûnî’nin halefi diye görülüyor, hatta 1546’da Konya’ya tayin edilen kardeşi Şehzade Bayezid bile kendisinden daha fazla ilgi topluyordu (askerin Şehzade Mustafa’yı, annesiyle babasının Şehzade Bayezid’i tercih ettiklerine dair rivayet için bk. Âlî, II, 3-4). Dönemin yabancı kaynakları bunun sebebini zevk ve eğlenceye dalmasına ve kendisini sevdirecek bir faaliyetin içinde bulunmamasına bağlar. Bir süre şehzadenin yanında kalmış olan Âlî Mustafa Efendi de musâhibi Celâl Bey başta olmak üzere Durak Çelebi / Nihânî, Kara Fazlî, Bâlî Çelebi / Fîruz, Ulvî, Hâtemî gibi yirmi yediden fazla şairin, nedimin ve sohbet ehlinin onun yanında bulunduğunu, günlerini şiirle, müzikle, yeme içmeyle ve sohbetle geçirdiğini açık şekilde yazar (a.g.e., II, 1-2). Ancak başlangıçta Hürrem Sultan’ın ondan çok şeyler beklediği anlaşılmaktadır. Nitekim Safer 953’te (Nisan 1546) Hürrem Sultan, yanında hastalıklı şehzade Cihangir olduğu halde Manisa’ya gelerek onu ziyaret etti ve yaklaşık bir ay burada kaldı. Aynı yıl içinde Nurbânû Sultan’dan oğlu Murad doğdu. İki sene sonra babasının ikinci İran seferi sırasında onu Seyyidgazi’de karşıladı, kendisine Rumeli kesiminin muhafazası görevi verilerek Edirne’ye gönderildi. Edirne’de iken annesi de yanına geldi, burada vaktini daha çok avlanmakla geçirdi. Seferin ardından Çorlu’da babasıyla buluşup Manisa’ya döndü. 1550’de kendisine eski Avlonya beyi Hüseyin Bey lala tayin edildi. Arkasından Nahcıvan seferi için çağrıldı ve babasının ordugâhına Bolvadin’de 21 Eylül 1553’te ulaştı. Onunla birlikte lalası Hüseyin Bey’e ve hocası Şemseddin (Şemsî) Efendi’ye hediyeler verildi. Bu sırada hakkında pek çok dedikodu çıkarılan ve Kanûnî’nin gözünden iyice düşürülmüş olan ağabeyi Mustafa’nın katledildiğini öğrendi. Böylece Kanûnî’nin hayatta kalan en büyük oğlu olarak babasının yanında Nahcıvan seferine katıldı, uysal hali, mütevazi tavırlarıyla onun takdirini kazandı. Dulkadır bölgesinin muhafazasıyla görevlendirildi. Buradan ordu ile Revan ve Nahcıvan’a gitti. 15 Zilhicce 961’de (11 Kasım 1554) Manisa’ya döndüğünde muhtemelen kendisine taht yolunun artık iyice açıldığına emindi. Sefer sırasında babası tarafından çok sevilen küçük kardeşi Cihangir de vefat etmişti. Ancak Kütahya’da bulunan, Mustafa’nın idamından sonra birçok kişinin teveccüh ettiği kardeşi Bayezid etrafındakilerin de teşvikiyle saltanata kuvvetli bir aday diye ortaya çıktı ve ağabeyinin aleyhine çalışmaya başladı. İki oğlu arasında bir tercih yapamayan Hürrem Sultan onları yatıştırmaya çalıştı. Kendisinin Selim’den ziyade Bayezid’i tuttuğu yolunda dönemin kaynaklarında bazı bilgiler mevcuttur. O sırada İstanbul’da bulunan Busbeke’ye göre Selim büyük olduğu için babası tarafından veliaht tayin edilmiş, Hürrem Sultan ise Bayezid’e temayül etmişti, Bayezid taht için çarpışmayı göze almış, kardeşi aleyhine birtakım tertiplere girişmiş, hatta ona suikastçılar göndermiştir (Türk Mektupları, s. 104). Bu bilgilerin ne derece doğru olduğu kestirilememekle birlikte Hürrem Sultan’ın 965’te (1558) vefatının iki kardeş arasındaki mücadeleyi daha da şiddetlendirdiği kesindir. Kanûnî bunun üzerine sancakları sınırdaş olan iki oğlunu birbirinden uzaklaştırdı, Selim’i Konya’ya, Bayezid’i Amasya’ya naklettirdi (6 Eylül 1558). yazının devamı.