Hükümdarlar

Nâdir Şah (1736-1747)

NÂDİR ŞAH
نادر شاه
(ö. 1160/1747)
İran’da Avşarlılar hânedanının kurucusu ve ilk hükümdarı (1736-1747).

Muharrem 1100’de (Kasım 1688) Horasan’ın Destgird köyünde doğdu. Asıl adı Nedr (Nezr) Kulı’dır. Kuzey Horasan’ın Ebîverd sınır bölgesinde yaşayan Afşar Türkmenleri’nin Kırklu obasına mensup olup babasının adı İmam Kulı’dır. Çocuk yaşta babasını kaybetti. Ebîverd bölgesi valisi Baba Ali Bey’in maiyetinde bulundu ve onun iki kızı ile evlendi. 1723’te Baba Ali Bey’in vefatından sonra onun yerini aldı. Ardından İran’ın Afganlı Galzaylar (Gılzaylar) tarafından işgali üzerine Meşhed ve civarının bağımsız hâkimi olan Melik Mahmûd-ı Sîstânî’ye katıldı. Ancak ona karşı gerçekleştirilmek istenen bir suikasta adı karışınca bir grup arkadaşıyla birlikte kaçmak zorunda kaldı. Meşhed bölgesinde sahip olduğu yüksek meziyetlerle kendini kabul ettirip Horasan’ın meşhur emîrlerinden biri oldu (1137/1725). Bu sırada Safevî tahtı için mücadele veren Abbas Mirza’nın (II. Tahmasb) talebi üzerine muhafız kuvvetleri kumandanlığına getirildi ve maiyetindeki 2000 kişiyle onun hizmetine girerek Tahmasb Kulı Han unvanıyla anılmaya başlandı. Meşhed’in zaptında önemli rol oynadı. İsfahan ve Şîraz’ı Galzaylar’dan geri aldı (1142/1729). Ardından İstanbul’daki Patrona Halil İsyanı’nı fırsat bilerek harekete geçip Hemedan ve Tebriz dahil Irâk-ı Acem ve Azerbaycan’da Osmanlılar’ın elinde bulunan yerleri yeniden Safevîler’e kazandırdı.

Bir müddet sonra doğuya yönelerek Abdâlîler’den Herat’ı aldı. Bu arada Osmanlılar’ın karşı harekâtı neticesinde Hemedan ve Kirmanşah’ı ele geçiren Şark Seraskeri Ahmed Paşa’nın II. Tahmasb’ı yenilgiye uğratması, Hekimoğlu Ali Paşa’nın Urmiye ve Tebriz’e girmesiyle iki taraf arasında antlaşma yapılmıştı (12 Receb 1144 / 10 Ocak 1732). Tebriz, Hemedan ve Kirmanşah’ı Safevîler’e; Gence, Tiflis, Revan, Şirvan ve Dağıstan’ı Osmanlılar’a bırakan bu antlaşma, Osmanlı Hükümdarı I. Mahmud’u memnun etmediği gibi İsfahan’a dönen Nâdir tarafından da kabul görmedi. Nâdir antlaşmayı bozdu, II. Tahmasb’ı tahttan indirip yerine onun henüz birkaç aylık olan oğlu III. Abbas’ı geçirdi. Kendisini de “vekîlü’d-devle” ve “nâibü’s-saltana” ilân ederek yönetime hâkim oldu (17 Rebîülevvel 1145 / 7 Eylül 1732). Ardından emrindeki kuvvetleri üçe ayırdı, başında bulunduğu orduyla Erbil’e gitti, oradan da Bağdat’a yürüyüp şehri kuşattı (Receb 1145 / Ocak 1733). Ancak yardıma gelen Erzurum Valisi Topal Osman Paşa kumandasındaki Osmanlı askerleri karşısında dayanamayıp yaralı olarak Hemedan’a döndü (7 Safer 1146 / 20 Temmuz 1733). Aynı yılın aralık ayında yeniden Irak seferine çıktı, Kerkük’ün kuzeyinde Akderbend mevkiinde Osmanlı kuvvetlerini yenerek Bağdat’ı kuşattı. Fakat İran’da kendisine karşı başlatılan bir girişimi haber alınca muhasarayı kaldırıp geri döndü. Zira bu sırada İran’ın güneydoğusunda Mahmud Han isyan etmişti. Nâdir Ramazan 1146’da (Şubat 1734) isyanı bastırıp Şîraz’ı ele geçirdi. Oradan İsfahan’a gitti ve Osmanlılar’a karşı Ruslar’la bir ittifak yaptı. 1147 Şevvalinde (Mart 1735) Ruslar’ın desteğiyle Gence’yi kuşattıysa da ele geçiremedi ve Kars’a yürüdü. Burada bir günlük mücadelenin ardından Arpaçayı’nı geçerek Kars’ın güneydoğusuna çekildi. Kendisini takip eden Abdullah Paşa kuvvetlerini mağlûp ettikten sonra 17 Safer 1148’de (9 Temmuz 1735) Gence’yi, 22 Rebîülevvel’de (12 Ağustos) Tiflis’i ve 15 Cemâziyelevvel’de (3 Ekim) Revan’ı zaptetti. Böylece İran’ı Osmanlı ve Rus baskısından kurtarmış oldu. Bu seferlerin ardından Mugan sahrâsında ordu kumandanları, devlet adamları, ulemâ ve eşrafın katıldığı bir kurultay tertip ederek artık İran’ın istikrara kavuştuğu gerekçesiyle Horasan’a dönmek arzusunu belirtti. Sayıları 20.000’i bulan katılımcılar kendisinden İran’ı bırakmamasını istediler. Bunun üzerine Safevîler’le Osmanlılar arasında savaşlara ve dolayısıyla kan dökülmesine sebep olan aşırı Şiî anlayışının terkedilip mutedil Ca‘ferî mezhebinin benimsenmesi şartıyla bu isteği kabul etti ve Nâdir Şah unvanıyla hükümdarlık makamına getirildi (24 Şevval 1148 / 8 Mart 1736). Böylece Safevîler hânedanı son bulmuş oluyordu. Nâdir Şah’ın müslümanlar arasında mezhep farklılığından doğan düşmanlığa nihayet vermek ve İran’ı İslâm ülkeleri arasında yalnızlıktan kurtarmak için başlattığı bu hareket İran’da onun Sünnîlik’le itham edilmesine yol açtı. yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir