Genel

Gülhane Hatttt-ı Hümayunu (Tanzimat Fermanı) (3 Kasım 1839)

GÜLHANE HATT-ı HÜMÂYUNU
1839’da Mustafa Reşid Paşa tarafından Gülhane’de okunan ve Tanzimat devrini başlattığı için Tanzimat Fermanı da denilen Sultan Abdülmecid’in fermanı.

TANZİMAT
Sultan Abdülmecid’in yayımladığı mülkî ıslahat programı ve bunun uygulandığı dönem.

Sözlükte “düzenlemek, sıraya koymak, ıslah etmek” anlamındaki tanzîm kelimesinin çoğulu olan tanzîmât literatürde “mülkî idareyi ıslah ve yeniden organize etme” mânasında kullanılır, ayrıca bu düzenlemelerin yapıldığı dönemi nitelendirir. Son araştırmalar genellikle, 3 Kasım 1839’da ilân edilen Gülhane Hatt-ı Hümâyunu ile (Tanzimat Fermanı) başlatılan dönemin ilk icraatlarının 1830 yılına kadar geri götürülebileceğini ortaya koymuştur. Ne zaman sona erdiği ise tartışmalı olup bunun için Sadrazam Âlî Paşa’nın öldüğü 1871, Midhat Paşa’nın sürgüne gönderildiği 1877, Meclis-i Meb‘ûsân’ın kapatıldığı 1878 veya Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi’nin kurulduğu 1881 gibi tarihler verilir; ancak 1878’de meclisin kapatılmasıyla dönemin sona erdiği yönünde genel bir fikir oluşmuştur.

II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra 1830’ların başından itibaren Osmanlı merkez teşkilâtını tamamen değiştirdi. 1831’de sarayda önemli bir müessese olan silâhdarlığı lağvetti; sır kâtipliğini Mâbeyin başkâtipliğine dönüştürerek saray sekreteryasını meydana getirdi. İki yıl sonra Mâbeyin Müşirliği’ni kurdu ve Enderûn-ı Hümâyun’un oda nizamını yeniden düzenledi. Bunun yanında Bâbıâli’deki kurumların isimlerini değiştirdi ve görev alanları daha açık biçimde tanımlanmış uzmanlık birimleri olan nezaretleri teşkil etti. Meclis-i Vâlâ gibi yüksek meclislerin yanında nezaretlere gördükleri işlerde yardımcı olmak üzere bazı meclisler kurdu. 24 Mart 1838’de teşkil ettiği Meclis-i Vâlâ’nın kuruluş amacını, yapmayı düşündüğü ve Tanzîmât-ı Hayriyye (Tanzîmât-ı Mülkiyye) diye nitelendirdiği ıslahatı tesbit ve müzakere şekli olarak belirledi (Takvîm-i Vekāyi‘, nr. 163, 11 Muharrem 1254, s. 2). Bu adlandırma onun tasarladığı reformların genel adıydı. Mayıs 1838’de biri ulemâ, diğeri memurlar için iki ceza kanunu hazırlattı.

İngilizler’le yapılan Baltalimanı Ticaret Muahedesi ve ardından diğer Avrupa devletleriyle imzalanan benzer antlaşmalar neticesinde gümrük gelirleri azaldığı gibi yabancıların ülke içinde ticarete dahil olmalarıyla birlikte yabancı tüccar sayısı arttı ve bunlarla ilgili davalar önemli bir sorun meydana getirdi. 24 Mayıs 1839’da ticaret, sanayi ve tarımı geliştirmek amacıyla çalışmalar yapmak üzere Ticaret Nezâreti ve aynı yıl içerisinde bir mahkeme-i ticâret kuruldu. Başkanlığını Ticaret nâzırının yaptığı mahkemede tüccar temsilcileri de bulunuyordu. II. Mahmud döneminin sonlarına doğru, yaklaşık sekiz yıldan beri devleti uğraştıran Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yol açtığı Mısır meselesi tekrar ortaya çıktı ve isyanla uğraşan ordunun masrafları hazineyi sıkıntıya soktu. 24 Haziran 1839’da Mısır kuvvetlerinin Osmanlı ordusunu Nizip’te ağır bir yenilgiye uğratmasının ardından 1 Temmuz’da II. Mahmud vefat etti ve yerine oğlu Abdülmecid geçti.

Tanzimat’la ilgili literatürde Gülhane Hatt-ı Hümâyunu’nun hazırlanıp ilân edilmesi sürecinde Mustafa Reşid Paşa’ya çok merkezî bir yer verilmektedir. Bunda gerçek payı bulunmakla birlikte saray, ulemâ, sivil ve askerî bürokrasi arasında ciddi bir mutabakat olmaksızın genç bir bürokratın girişimiyle böyle önemli bir dönüşümün sağlandığının iddia edilmesi inandırıcı değildir. Nitekim Sultan Abdülmecid’in 17 Temmuz 1839’da yayımladığı cülûs hatt-ı hümâyununda bütün devlet işlerinde kanuna ve hakkaniyete uyulması, rüşvet ve zulümden kaçınılması, ülkede yaşayan müslim-gayri müslim bütün halkın güvenliğinin sağlanması, canından, malından ve meskeninden emin kılınması, saraya hediye gönderilmemesi ve bürokratların bu tür hediyeleri kabul etmemesi gibi Tanzimat Fermanı’nın önemli ilkeleri mevcuttu; ayrıca rüşvet alanların cezalandırılacağına vurgu yapılmaktaydı (Takvîm-i Vekāyi‘, nr. 182, 16 Cemâziyelevvel 1255, s. 2). Padişah taşraya gönderdiği diğer bir hatt-ı hümâyunla vali, vezir, ferik, mütesellim ve mübâşir gibi görevlilerden yol masraflarını kesinlikle halka yüklememelerini, cerîme, câize gibi isimlerle halktan hiçbir şey talep etmemelerini ve kimseye angarya yüklememelerini istedi. Mustafa Reşid Paşa’nın bu hatt-ı hümâyunlardan yaklaşık bir buçuk ay sonra Londra’dan İstanbul’a dönmesi, söz konusu ilkelerin Osmanlı başşehrindeki diğer bürokratların mutabakatıyla ortaya konduğunu göstermektedir. Bunun dışında, Reşid Paşa’nın dönmesinin ardından Tanzimat’ın ilânından önce Sultan Abdülmecid’in emriyle Sadrazam Koca Hüsrev Paşa’nın başkanlığında Bâbıâli’de bir meşveret meclisi toplandı. Otuz sekiz yüksek bürokrat ve ilmiye mensubunun katıldığı bu mecliste kabul edilen ilkeler padişah tarafından da onaylandı. Meclis mazbatasının altında mührü bulunanların yarısı ulemâdandı. Sırası değişmekle beraber mazbata ile Gülhane Hatt-ı Hümâyunu’nda yer alan ilkeler hemen hemen aynıdır (TSMA, nr. E 3084/2). Bu da Tanzimat Fermanı gibi önemli bir ıslahat programını tek başına Mustafa Reşid Paşa’ya nisbet etmenin doğru sayılmadığını ve fermanın dış etkilerden ziyade Osmanlı Devleti’nin iç dinamiklerinin ürünü olarak ortaya çıktığını göstermektedir. yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir