Düşünce İnsanları

Kınalızâde (1510-1572) Ahlâk-ı Alâî adlı eseriyle tanınan Osmanlı âlimi, devlet adamı ve şair.

916’da (1510) Isparta’da doğdu. Babası çeşitli kadılıklarda bulunan Mîrî mahlaslı Emrullah Efendi, dedesi Abdülkadir Hamîdî’dir. Hamîdili’nin merkezi Isparta’da oturan Abdülkadir Efendi kına kullandığından dolayı ahfadı da Kınalızâde (Hınnâvîzâde) lakabıyla tanınmıştır. Abdülkadir Efendi’nin bir müddet Fâtih Sultan Mehmed’e hocalık yaptığı ve onun çok yakını olduğu, daha sonra bir ara kazaskerlikte bulunduğu, ardından Isparta’ya dönerek orada vefat ettiği söylenirse de İbrahim Kutluk, Abdülkadir Efendi’nin Kanûnî Sultan Süleyman devrinde kadılık ve kazaskerlik yaptığını bildirerek Fâtih’in hocası olamayacağını belirtir (Kınalızâde, neşredenin girişi, I, 8).

Ali Efendi, ilk öğrenimini Isparta’da yaptıktan sonra İstanbul’a giderek akrabası Kazasker Kadri Efendi’nin nezâretinde tahsiline devam etti. Mahmud Paşa Medresesi müderrisi Mâlûl Emîr Efendi’den, Dâvud Paşa Medresesi müderrisi Sinan Efendi’den, Ali Paşa Medresesi müderrisi Merhaba Efendi’den ders aldıktan sonra Fâtih Medresesi’ne girip orada Kara Sâlih Efendi’den ve devrin meşhur âlimi Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi’den istifade etti, ardından da ona muîd oldu (945/1538).

Kınalızâde Ali Efendi’nin müderrisliğe ilk tayini, hocası Çivizâde ile Ebüssuûd Efendi’nin aralarının açık olmasından dolayı biraz zaman aldı (Aksoy, MÜİFD, sy. 5-6 [1988], s. 126). 950’de (1543) Edirne Hüsâmiye Medresesi’nde görevlendirildikten sonra 953’te (1546) Bursa Hamza Bey, iki yıl sonra yine Bursa’da Veliyyüddinoğlu Ahmed Paşa, 957’de (1550) Kütahya’da Rüstem Paşa, bir yıl sonra İstanbul’daki Rüstem Paşa, 960’ta (1553) Haseki, üç yıl sonra Sahn-ı Semân, 966 Muharreminde (Ekim 1558) Süleymaniye Medresesi’ne tayin edildi. Ardından Şam (970/1562), Kahire (974/1566), Halep (Zilhicce 974 / Haziran 1567), Bursa, Edirne (Receb 976 / Ocak 1569) ve İstanbul (978/1570) kadılıklarında bulundu. Son olarak Abdülkadir Şeyhî Efendi’nin yerine Anadolu kazaskeri oldu (Muharrem 979 / Haziran 1571). Uhdesinde Anadolu kazaskerliği bulunduğu halde II. Selim’in maiyetinde Edirne meştâsında muhtemelen bir sefer hazırlığı esnasında nikris hastalığının nüksetmesi neticesinde vefat etti (6 Ramazan 979 / 22 Ocak 1572). Ölümüne, “Elin Hınnâlızâde yudı gör âb-ı hayâtından” ve, “İrtihâl eyledi kutb-ı ulemâ” mısralarıyla tarih düşürülen Ali Efendi, İstanbul yolu üzerindeki Seyyid Celâlî Türbesi civarında Nâzır Mezarlığı’na defnedildi. Atâî onu bir yahudi doktorun kasten öldürdüğünü belirtmektedir (Zeyl-i Şekāik, I, 168). Uzunçarşılı, Ali Efendi’nin ölümüyle ilgili olarak iki ayrı eserinde diğer kaynaklardan tamamen farklı tarih ve yerler belirtmektedir (Osmanlı Tarihi, II, 675; İlmiye Teşkilâtı, s. 234). Tayyib Gökbilgin de kabrinin Lala Şâhin Paşa Mezarlığı’nda bulunduğunu ileri sürmektedir (DİA, X, 428). Kaynaklarda hepsi de âlim ve şair olan Hasan Çelebi (meşhur tezkire sahibi; ö. 1012/1604), Mehmed Fehmi Efendi (ö. 1004/1596) ve Hüseyin Fevzi Efendi adlarında oğulları bulunduğu bildirilmektedir (Kınalızâde, II, 779-783; Sicill-i Osmânî’de oğulları olarak iki ayrı isimden daha bahsedilmektedir; bk. III, 501). yazının devamı.

Öğretisi

Kınalızâde Ali Efendinin ahlâkî, felsefî ve kelamî düşüncelerini sistemli bir şekilde işlediği eseri meşhurAhlâk-ı Alâî isimli eseridir. İbn Miskeveyh’in Tehzîbü’l-ahlâk, Nasîrüddîn Tûsî’nin Ahlâk-ı Nâsırî ve Celâüddîn Devvânî’nin Ahlâk-ı Celâlî gibi İslam ahlâk literatürünün meşhur eserlerinden etkilenen Kınalızâde de bu literatüre paralel bir şekilde ahlâk felsefesini nefs teorisi üzerine inşa etmektedir. Kınalızâde nefsi, cisim olan bedeni yöneten ancak ne cisim ne de cismânî olan latif bir cevher olarak tanımlayarak kendisinden önce yapılan nefs tanımını sürdürmektedir. Kınalızade ahlak felsefesi ve nefs teorisi nefsin varlığının ispat edilmesiyle başlamakta, ardından nefsin cevherliği, insanî nefsin basit oluşu, natık nefsin cisim olmadığı, nefsin idraki, nefsin duyularla hisseden bir cevher olmadığı meseleleriyle devam etmektedir. Kınalızâde, Yunan ve İslam felsefesinde çoğunlukla kabul görmüş nefsin üçlü tasnifini, başka bir ifadeyle nefsin i) bitkisel nefis ii) hayvanî nefis ve iii) insanî şeklindeki tasnifini kabul etmektedir.  Her birinin bir çok özelliği olan bu kategorilerin bütün özellikleri insan nefsinde mündemiçtir. Ahlakın temelini oluşturan nefsani kuvvelerin erdemli bir şekilde ortaya çıkması için bir rehbere ihtiyaç vardır. Gerçek mükemmellik, mutluluk ve bilgi de ancak bu durumda ortaya çıkabilir. Kınalızâde ahlâk ilmini teorik ve pratik olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Birincisi insan bilgisiyle ilişkiliyken ikincisi insanın eylemleriyle ilgilidir. Hakiki yetkinlik ve mutluluk her ikisinin birlikteliği durumunda mümkün olmaktadır.

Öne Çıkan Eserleri

  • Ahlâk-ı Alâî. Haz. Mustafa Koç. İstanbul: Klasik Yayınları, 2007.
  • el-Evsâf fî ahkâmi’l-evkâf. Süleymaniye Kütüphanesi Şehid Ali Paşa, nr. 185; Hacı Mahmud Efendi, nr. 1076.
  • Hâşiye ‘alâ envâri’t-tenzil. Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Veliyyüddin Efendi, nr. 81.
  • Hâşiye ‘ale’d-Dürer. Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Veliyyüddin Efendi, nr. 1107, 1 15.
  • Hâşiye ‘ale’l-Keşşâf. Süleymaniye Kütüphanesi, Mihrişah Sultan, nr. 3913; Esad Efendi, nr. 1556/ l.
  • Kaynak yazı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir