Yazıcıoğlu Ali (1380-1470) Târîh-i Âl-i Selçûk adlı eseriyle tanınan Osmanlı müellifi.

Yazıcıoğlu Ali (1380-1470) Târîh-i Âl-i Selçûk adlı eseriyle tanınan Osmanlı müellifi.

19 Ekim 2018 0 Yazar: admin

YAZICIOĞLU ALİ (IX/XV. yüzyıl)
Târîh-i Âl-i Selçûk adlı eseriyle tanınan Osmanlı müellifi.
TÂRÎH-i ÂL-i SELÇÛK
Yazıcıoğlu Ali’nin (IX./XV. yüzyıl) Oğuz boylarına, Selçuklular’la İlhanlılar’a ve Osmanlılar’ın kuruluşuna dair eseri.

Yazıcıoğlu Ali’nin hayatıyla ilgili yeterli bilgi yoktur. Lakabı onun II. Murad devri müelliflerinden Yazıcı Sâlih’in oğlu, Yazıcıoğlu Mehmed Efendi (ö. 855/1451) ve Ahmed Bîcan’ın (ö. 870/1466’dan sonra) kardeşi olduğunu düşündürmekteyse de adı geçen müelliflerin eserlerinde bu konuda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Yazıcıoğlu Târîh-i Âl-i Selçûk’u (Tevârîh-i Âl-i Selçûk, Selçuknâme, Oğuznâme) II. Murad’ın isteği üzerine yazmaya başlamış, 827 (1424) veya 840 (1436-37) yılında tamamlamıştır. Eser dört bölümden meydana gelmektedir. “Oğuznâme” adıyla da bilinen birinci bölümde Hz. Nûh’un oğullarından Yâfes’in soyuna Türkistan ilinin yurt olarak verildiği, Türk boylarının zamanla çoğalıp çeşitli bölgelere dağıldığı, Türk kabilelerinden her birinin başka bir adla anıldığı, Oğuzlar’a bu sırada Türkmen denildiği, Moğollar’ın has Moğollar ve Moğollar’a benzeyen kabileler diye ikiye ayrıldığı, Oğuzlar’ın Türkistan’da iken Moğollar’a benzedikleri ve lehçelerinin Moğollar’a yakın olduğu, İran ve Anadolu’ya geldikten sonra görünümleri ve dillerinin değiştiği, Oğuz Han’ın altı oğlu bulunduğu, onun soyundan gelen yirmi dört Oğuz boyunun sağ ve sol diye ikiye ayrıldığı, Oğuz Han’ın muvahhid olarak doğduğu, ülkesini altı oğlu arasında taksim ettiği ve Yenikentli Irkıl Hoca’nın yirmi dört Oğuz boyunun damga, ongun ve ülüşlerini belirlediği anlatılır, ayrıca Oğuz Han’ın vasiyetine yer verilir. Oğuz töresinin esaslarını tesbit eden bu bölüm Türk kültür tarihi bakımından önemli sayılır. Müellif bu bölümü kaleme alırken Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî’nin Câmiʿu’t-tevârîḫ adlı eserinin yanı sıra Oğuznâme’den ve kaynağı belirlenemeyen rivayetlerden faydalanmıştır. Eserin ikinci bölümü Selçuk Bey, çocukları ve torunları, Büyük Selçuklu Devleti ve Irak Selçuklu Devleti’nin kısa bir tarihini içermektedir ve Râvendî’nin Râḥatü’ṣ-ṣudûr ve âyetü’s-sürûr adlı Farsça eserinden fayadalanılarak hazırlanmıştır. Kitabın en hacimli kısmını teşkil eden üçüncü bölüm de İbn Bîbî’nin el-Evâmirü’l-ʿAlâʾiyye fi’l-umûri’l-ʿAlâʾiyye isimli Farsça eserinin tercümesinden ibarettir. Burada I. Gıyâseddin Keyhusrev’den itibaren Anadolu Selçukluları’nın tarihi anlatılmaktadır. Yazıcızâde bu bölümü tercüme ederken bazı ilâveler yapmış, büyük emîrlerin hangi Oğuz boyuna mensup olduğunu tesbit etmiş ve Selçuklular’da Oğuz töresinin uygulanışına dair bilgi vermiştir. Asıl metinde İbn Bîbî’nin Alâeddin Atâ Melik Cüveynî’yi övdüğü kısımları çıkararak yerine II. Murad için yazdığı methiyeleri koymuştur. Eserin dördüncü bölümünde Gāzân Han’ın İlhanlı tahtına çıkışı, hükümdarlık döneminde vuku bulan olaylar ve ölümünden sonra Anadolu’da cereyan eden hadiselere dair kısa fakat önemli bilgiler yer almaktadır. Bu kısmın sonuna Gāzân Han devrinde Orta İran’da yaşayan Cemâl-i Lök adlı bir âsi, Mahmûd-ı Gaznevî ve Osman Gazi hakkında üç hikâye ilâve edilmiştir. Gāzân Han hakkındaki bilgiler Câmiʿu’t-tevârîḫ’in ilgili bölümünün tercümesidir. Osman Gazi ve Osmanlılar’ın soyu hakkında verilen bilgilerin kaynağı ise meçhuldür.

Târîh-i Âl-i Selçûk, çeşitli kaynaklardan tercüme yoluyla derlenmiş bir eser gibi görünmekteyse de birçok yönden dikkat çekicidir. Kitabın birinci bölümü Oğuz boylarının sosyal yapısı ve eski Oğuz rivayetleri açısından büyük önem taşımaktadır. Burada yer alan Oğuz boylarının tamgalarıyla ilgili çizimler, Kâşgarlı Mahmud ve Reşîdüddin Fazlullah’ın verdiği bilgilerin kontrolüne yaramaktadır. Üçüncü bölüm el-Evâmirü’l-ʿAlâʾiyye’den yer yer farklılıklar göstermekte ve asıl metinde iyi anlaşılamayan bazı hususların anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Eserin sonunda bulunan ve başka hiçbir kaynakta rastlanmayan Anadolu uçları ve Osmanlılar’a dair bilgiler de çok önemlidir (DİA, XXXIII, 444). Tarih bakımından bu öneminin yanında XV. yüzyılın ilk yarısına ait zengin Türkçe söz varlığı ile Türk dili araştırmaları için de önem taşıyan eserin başta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi olmak üzere çeşitli yazma nüshaları mevcuttur (geniş bilgi için bk. Tevârîh-i Âl-i Selçuk, hazırlayanın girişi, s. LIX-LXVIII). yazının devamı.