Hadîdî (ö. 937/1530-31’den sonra) Osmanlı tarihçisi, şair.

Hadîdî (ö. 937/1530-31’den sonra) Osmanlı tarihçisi, şair.

21 Ekim 2018 0 Yazar: admin

HADÎDÎ
حديدي
(ö. 937/1530-31’den sonra)
Osmanlı tarihçisi, şair.

Asıl adı belli olmayıp Hadîdî mahlası ile şöhret kazanmıştır. Hakkında bilgi veren şuarâ tezkireleriyle öteki kaynakların yanı sıra kendisi de eserinde sadece Hadîdî mahlasını zikreder. Hadîdî’nin bu mahlası bazı kaynaklara göre baba mesleğinin, bazılarına göre ise kendi sanatının demircilik olmasına dayanır. Hayatıyla ilgili bilgiler az ve yetersizdir. Eserindeki bir ifadeden II. Bayezid devrini (1481-1512) idrak ettiği anlaşılmaktadır. Yine kendi ifadesine göre ataları, Süleyman Paşa’nın maiyetinde Rumeli’ye ilk geçenler arasında bulunmuş, Keşan ve Ferecik’in fethine katılmışlardır. Kendisi de Ferecik’te doğmuştur.

Hadîdî’nin 906’da (1500-1501) Süleyman Paşa Camii’nin minaresindeki kitâbeyi kaleme aldığı ve 1516’da Süleyman Paşa vakıflarının nâzırı olduğu bilinmektedir (BA, TD, nr. 77, s. 442). Ölüm tarihi ise belli değildir. Kafzâde Fâizî’ye (Zübdetü’l-eş‘âr, vr. 36b) ve muhtemelen ondan nakilde bulunan Riyâzî’ye göre (Tezkire, vr. 137b) Kanûnî Sultan Süleyman devrinin başlarında ölmüştür. Şairin, eserinin son taraflarında Sultan Süleyman’ın henüz çok genç, kendisinin ise çok yaşlı olduğunu belirtmesi bu müelliflerin verdiği bilgiyi doğrular mahiyettedir. Sicill-i Osmânî’de (II, 110) Hadîdî’nin 940’ta (1533-34) öldüğü kaydedilirse de nereden alındığı belli olmayan bu tarih ihtiyatla karşılanmalıdır. Osmanlı Müellifleri ile (III, 45) ondan naklen Babinger’in eserinde ([Üçok], s. 67) 967’de (1559-60) Tırhala kadısı iken vefat ettiğinin belirtilmesi de yanlıştır. Çünkü bu tarihte Tırhala’da kadı olarak Pârepârezâde Ahmed Efendi bulunmaktaydı. Ahmet Efendi’ye de manzum bir Osmanlı tarihi izâfe edilmektedir (Atâî, s. 20-21; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 284).

Hadîdî’nin günümüze ulaşan tek eseri manzum Osmanlı tarihidir. Kitabının sonlarında gazellerinin bulunduğu bir divanından bahsederse de zamanımızda bunun varlığını gösterebilecek bir kayıt mevcut değildir. Ancak bazı tezkirelerden başka bir şiir mecmuası ile (TSMK, Hazine, nr. 1073, vr. 53b-54a) Edirneli Nazmî’nin XVI. yüzyılın ilk yarısı içinde tertip ettiği Mecmau’n-nezâir’inde (Nuruosmaniye Ktp., nr. 4222) muhtelif şiirlerinin yer alması, söz konusu divanın varlığına delâlet edecek mahiyettedir. Hadîdî’nin özel bir ad vermediği tarihini Sehî Bey ve Latîfî Tevârîh-i Âl-i Osmân şeklinde kaydettikleri gibi Mehmed Zaîm de Câmiu’t-tevârîh’ini yazarken kaynak olarak kullandığı eseri aynı adla zikreder. Hadîdî’den faydalanan Matrakçı Nasûh, Hoca Sâdeddin, Peçuylu İbrâhim ve vak‘anüvis Ahmed Vâsıf, eserin adını kayda gerek görmeden sadece yazarının ismini anmakla yetinirler. Kâtib Çelebi eseri Târîh-i Âl-i Osmân olarak kaydetmiştir. Hammer ise bu manzum tarihin adını, yazılış tarzını göz önünde tutarak Şehnâme-i Âl-i Osmân şeklinde vermekte ([Atâ Bey], I, 30), Bursalı Mehmed Tâhir de eseri, muhtemelen Türkçe tercümesini gördüğü Hammer gibi adlandırmaktadır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminden şairin yaşadığı zamana kadarki devreyi içine alan ve müelliflerince özel bir ad konulmamış olan Osmanlı tarihlerinin genellikle “Tevârîh-i Âl-i Osmân” adıyla anıldığı göz önünde tutulursa Hadîdî’nin eserinin de böyle umumi bir isim taşıdığını kabul etmek yanlış olmaz. yazının devamı.