Hoca Sâdeddîn Efendi (1636-1599) Osmanlı şeyhülislâmı ve tarihçisi.

Hoca Sâdeddîn Efendi (1636-1599) Osmanlı şeyhülislâmı ve tarihçisi.

21 Ekim 2018 0 Yazar: admin

943’te (1536-37) İstanbul’da doğdu. Büyük babası, Şah İsmâil’e intisap etmişken Çaldıran zaferinden sonra Yavuz Sultan Selim tarafından İranlı âlim ve sanatkârlarla birlikte Tebriz’den İstanbul’a getirilen ve padişahın güvenini kazanarak “hâfız-ı mahsûs-i sultânî” sıfatı ile Mısır seferine katılan İsfahanlı Hâfız Muhammed, babası Yavuz Sultan Selim’in çok sevdiği nedimi Hasan Can Çelebi’dir. Sâdeddin Efendi, babasının saray çevresindeki etkisi sebebiyle daha küçük yaşta iken iyi bir tahsil gördü; sahn müderrisi Karamânî Mehmed Efendi’den ve devrin ileri gelen âlimlerinden ders aldı. Daha sonra Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi’den mülâzemetle 1556’da İstanbul’daki Murad Paşa Medresesi müderrisliğine tayin edildi. Şevval 971’de (Mayıs 1564) Bursa Yıldırım Bayezid Medresesi’ne nakledildi ve bir yıl sonra hâriç rütbesine yükseltilerek yevmiyesi 50 akçeye çıkarıldı. Zilhicce 977’de (Mayıs 1570) Bursa Sultânî Medresesi pâyesini alan ve ertesi yılın sonlarında Sahn müderrisliğine terfi eden Sâdeddin Efendi, Şehzade Murad’ın muallimi İbrâhim Efendi’nin ölümü üzerine Muharrem 981’de (Mayıs 1573) onun yerine şehzade hocalığına tayin edilip Manisa’ya gönderildi.

Bu görev Sâdeddin Efendi’nin hayatında bir dönüm noktası olmuş ve ilim hayatında olduğu kadar devlet yönetiminde de etkinliği giderek artmıştır. Bundan sonra “Hoca” ve “Hoca Efendi” diye şöhret bulmuştur. Manisa’da öğrencisine büyük bir saygı ve güven aşılamaya muvaffak olan Sâdeddin Efendi, sekiz ay sonra III. Murad’ın saltanata çağrılması üzerine onunla birlikte İstanbul’a geldi ve cülûsun ardından (8 Ramazan 982/22 Aralık 1574) “hâce-i sultânî” unvanını kazandı. Fâtih Sultan Mehmed’in Kānunnâme’sinde şeyhülislâm “reîs-i ulemâ”, hünkâr hocaları da “serdâr-ı ulemâ ve müsteşâr-ı umûr-ı dîn ü dünyâ” olarak nitelendirilip hoca efendilerin şeyhülislâm ile aynı elkābla anılmaları ve sadrazamların onları “riâyeten” üst makama almaları öngörüldüğünden (Fâtih’in Teşkilât Kanunnâmesi, s. 31-32) bir yandan padişahın güvenine sahip olan, öte yandan Kānunnâme ve geleneklerden kaynaklanan üstünlüğe dayanan Hoca Sâdeddin, III. Murad’ın saltanatı döneminde sarayda çok seçkin bir mevki kazandı. Padişaha yakınlıkları ile tanınan Şemsî Ahmed ve Kara Üveys paşalarla Şeyh Şücâ‘, Gazanfer Ağa ve Canfedâ Hatun gibi devlet yönetiminde etkili kişiler arasında yer aldı. Konumunu güçlendirmek için Sokullu Mehmed Paşa’nın muhalifleriyle iş birliği etmekten çekinmedi. Onun devletin dış siyasetine dair konularda en büyük etkisi, İngiltere ile diplomatik ilişkilerin kurulması ve bir ticaret antlaşmasının imzalanmasında görüldü. Kraliçe Elizabeth’in 1578’de başlayarak İstanbul’a gönderdiği temsilciler ve elçiler Bâbıâli ve sarayla münasebet kurmaya çalışırken hep Hoca Sâdeddin’den destek görmüşlerdir. Bunların ilki olan Harborne ve ikincisi Barton, raporlarında Hoca Efendi’nin kendilerine her türlü kolaylığı gösterdiğini belirtmektedirler. İngiltere bir yandan Osmanlı Devleti ile ticaret antlaşması yapmaya, öte yandan da savaş halinde bulunduğu İspanya ile Osmanlılar arasında bir iş birliğini önlemeye çalışıyordu. Harborne’un naklettiğine göre Hoca Sâdeddin Efendi kendisinden bu konuyla ilgili bir “arz-ı hâl” vermesini istemiş ve onun hazırladığı metni düzelterek III. Murad’a sunmuştur. Böylece Hoca Sâdeddin dönemin Akdeniz siyasetinin mahiyetini, İngiltere ile münasebetlerin kapsamını ve önemini lâyıkıyla kavrayamamış olsa da Türk-İngiliz resmî ilişkilerinin kurulmasında büyük rol oynamıştır. yazının devamı.