Muslihiddin Lârî (1510-1572) Hâşiye ve risâleleriyle tanınan âlim.

Muslihiddin Lârî (1510-1572) Hâşiye ve risâleleriyle tanınan âlim.

21 Ekim 2018 0 Yazar: admin

LÂRÎ, Muslihuddin
مصلح الدين اللاري
Molla Muslihuddîn Muhammed (Mehmed) b. Salâh b. Celâliddîn Mültevî el-Lârî (ö. 979/1572)
Hâşiye ve risâleleriyle tanınan âlim.

916 (1510) yılı civarında bugün İran sınırları içinde bulunan Lâristan bölgesinin merkezi Lâr şehrinde doğdu. Kaynaklarda geçen Ensârî, Sa‘dî ve Ubâdî nisbeleri, bizzat kendisi tarafından belirtildiği üzere ashaptan Sa‘d b. Ubâde el-Ensârî’nin soyundan gelmesiyle ilgilidir (Storey, I, 116). Mîr Gıyâseddin Mansûr ve Mîr Kemâleddin Hüseyin Lârî gibi âlimlerden ders aldı. 1530’da Hindistan’a gitti; Argun hânedanı hükümdarlarından Hüseyin Şah Argun’a ve himayesine mazhar olduğu Bâbürlü Hükümdarı Hümâyun’a hocalık yaptı. Hümâyun’un ölümünden (963/1556) sonra meydana gelen karışıklıklar sebebiyle Hindistan’ı terkederek Halep’e geldi. Kısa bir süre sonra hacca gidip tekrar Halep’e döndü. Ardından İstanbul’a geçti. Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi ve diğer bazı âlimlerle mübâhaselerde bulunarak yetkinliğini ispat etti ve 50 akçe maaşla müderris tayin edildi. Fakat umduğu itibarı bulamayan Lârî maaşının azlığını bahane ederek İstanbul’dan ayrılıp Diyarbekir’e gitti. Vali İskender Paşa onu çok iyi karşıladı, kendisine ve çocuklarına hoca olarak tuttu. Ayrıca 967 (1560) yılında Diyarbekir’in en yüksek medresesi olan Hüsrev Paşa (Hüsreviye) Medresesi müderrisliğine ve Diyarbekir müftülüğüne tayin etti. Lârî bu görevini hayatının sonuna kadar sürdürdü ve Diyarbekir’de vefat ederek Safa Camii’nin hazîresine defnedildi.

Muslihuddîn-i Lârî aklî ve naklî ilimlerde geniş bilgiye sahipti. Kâtib Çelebi eserleri hakkında bilgi verirken birçoğunun benzerinin yazılmadığını söyler (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 60, 191; II, 1372). Lârî Arapça ve Farsça şiirler de kaleme aldı; İstanbul’da iken Ebüssuûd Efendi’nin el-Ḳaṣîdetü’l-mîmiyye’sine yazdığı nazîre pek başarılı bulunmamıştır. Şiirde “Kelâmî” mahlasını kullanan Lârî muhtemelen Türkçe de biliyordu, çünkü Arapça ve Farsça bilmeyen İskender Paşa’nın çocuklarına hocalık yapması mümkün olmazdı. yazının devamı.