Düşünce İnsanları

Taşköprizâde Ahmed Efendi (Taşköprülü) (1495-1561) Osmanlı alimi, tarihçi, ansiklopedist ve müderris.

eş-Şeḳāʾiḳu’n-nuʿmâniyye’de verdiği bilgiye göre 14 Rebîülevvel 901 (2 Aralık 1495) tarihinde Bursa’da doğdu. Babası Taşköprizâde nisbesiyle anılan Muslihuddin Mustafa Efendi’dir. İlk çocukluk yıllarını Bursa’da geçirdi; daha sonra Ankara’da Akmedrese müderrisi olan babasının yanına gitti, burada Kur’an’ı ezberledi. Babasının Üsküp’e tayin edilmesi dolayısıyla Bursa’ya döndü. Ardından babası onu ve kardeşi Nizâmeddin Mehmed’i İstanbul’a “Yetim” lakabıyla tanınan Alâeddin Efendi’nin yanına götürdü. Medresede sarf-nahiv okuduktan sonra, Bursa Molla Hüsrev Medresesi’nde müderrislik yapan amcası Kıvâmüddin Kāsım Efendi’nin yanında kardeşiyle birlikte tahsiline devam etti, fakat kardeşi burada vefat etti. Ahmed Efendi, babasının Amasya Hüseyniye Medresesi’ne tayin edilmesi üzerine Amasya’ya giderek onun yanında öğrenimini sürdürdü. Dayısının yanı sıra Şeyhzâde Muhyiddin Mehmed Kocevî, Mahmûd b. Kadızâde-i Rûmî, Muhammed et-Tûnisî gibi âlimlerden ders aldı ve tahsilini tamamladı.

Taşköprizâde 931’de (1525), Dimetoka’daki Oruç Paşa Medresesi’nde müderrisliğe başladı; ertesi yıl İstanbul’da Hacı Hasan Medresesi’ne nakledildi. Babasının İstanbul’da vefat etmesinin (935/1529) ardından önce Üsküp Alaca İshak Bey (936/1530), daha sonra İstanbul Kalenderhâne (942/1536) medreselerine müderris tayin edildi. Müderrislikte giderek yükseldi ve Koca Mustafa Paşa, Sahn-ı Semân, Edirne Üç Şerefeli, Edirne Sultan Bayezid (951/1544) gibi önemli medreselerde müderrislik yaptı. 952’de (1545) Bursa kadılığıyla görevlendirildi. İki yıl sonra tekrar Sahn-ı Semân Medresesi’nde müderrislik yaptı ve 958’de (1551) İstanbul kadısı oldu. Ancak yakalandığı bir hastalık neticesinde görme duyusunu kaybedince görevinden ayrılmak zorunda kaldı. 30 Receb 968 (16 Nisan 1561) tarihinde İstanbul’da vefat etti; cenaze namazı Fâtih Camii’nde kılındıktan sonra Fâtih’te Âşık Paşa Camii’nin hazîresinde bulunan Seyyid Velâyet Türbesi yakınında defnedildi.

Kelâm, fıkıh, tefsir, ahlâk, mantık, biyografi, Arap dili ve edebiyatı, ilimler tarihi, tıp gibi değişik alanlarda çeşitli kitaplar yanında otuza yakın risâle telif eden Taşköprizâde Ahmed Efendi eserlerini Arapça yazmış ve büyük ölçüde şerh ve hâşiye geleneğini sürdürmüştür. Dinî ilimlerde Fahreddin er-Râzî, Seyfeddin el-Âmidî, Seyyid Şerîf el-Cürcânî gibi Eş‘ariyye’ye mensup âlimlerin görüşleri etrafında tartışmalar yapmış, ancak Mâtürîdiyye mezhebine bağlı kalmıştır. Kelâm ilmine ve tarihine dair bilgi verirken Mâtürîdî’yi Sünnî kelâm mektebinin kurucusu diye göstermesi dikkat çekicidir (Miftâḥu’s-saʿâde, II, 151-152). Bir din âlimi olmakla birlikte ilimler tarihi ve biyografi alanındaki eserleriyle de ünlüdür. Özellikle İslâm ilimleri tarihi niteliğindeki Miftâḥu’s-saʿâde ile Osmanlı dönemi âlimlerini tanıttığı eş-Şeḳāʾiḳu’n-nuʿmâniyye son derece önemli çalışmalardır. Taşköprizâde tasavvufa da ilgi duymuş ve Halvetiyye tarikatına intisap etmiştir. Böylece felsefe, kelâm ve tasavvufu birleştiren eklektik bir âlim tipini temsil etmiştir. Aynı zamanda sülüs, nesih ve ta‘lik yazılarında mâhir bir hattat olup buradan kazandığı parayı öğrencilerinin geçimine harcamıştır (Hısım Ali Çelebi, II, 101). yazının devamı.

Öğretisi

Ahmed Efendi, hem naklî hem de aklî ilimlerde uzman, klasik tabirle bir allâmedir (doctores universales). İlim zihniyeti itibariyle, Davûd Kayserî’yle başlayıp Mollâ Fenârî’yle yerleşen irfânî – kelâmî çizgi ile Ali Kuşçu ve arkadaşları tarafından İstanbul’un fethinden sonra yeniden tanzim edilen Osmanlı ilim anlayışındaki riyâzî – kelâmî çizgiyi şahsında birleştirir. Böylece o, beyânî, burhânî ve irfânî bilgi geleneklerini, Miftâh el-saâde ve misbâh el-siyâde adlı eserinde temsil edildiği şekliyle varlıkça (ontolojik) bir tasnife tâbi tutar. Bu çerçeve içerisinde kendi dönemine kadar, Osmanlı âlimlerinin hayat hikayelerini el-Şekâik el-numaniyye fî ulemâ el-devlet el-osmaniyye isimli kitabında inceler; böylece esas itibariyle kendi mensub olduğu ilmî zihniyetin tarihî bir haritasını çıkarır.

Ahmed Efendi, ilim tasnifinde, kendisine, el-Saâdet el-fâhire fî siyâdet el-âhire ve Miftâh el-saâde ve misbâh el-siyâde adlı eserleriyle, İbn el-Ekfânî’nin (öl. 749/1348) bu sahada telif ettiği İrşâd el-kâsıd ilâ esnâ el-mekâsıd isimli çalışmasını çıkış noktası olarak alır (KZ, I, s. 66). Böylece, İrşâd üzerinden İbn Nedîm çizgisine bağlanan eser, ilimler tasnifi yanında Mezopotamya ve Mısır’dan başlayıp Yunan ve İslam dünyasından kendi dönemine kadar gelen süreçte gelişen muhtelif ilmî sahalardaki zihniyeti tavsif eder. Bu açıdan Miftâh, Farâbî ile İbn Sina’nın konuyla ilgili çalışmalarını takip ederek, Gazzâlî’yle başlayıp Fahruddin Râzî’yle gelişen ve Sirâcuddin Urmevî, Necmeddin Kazvînî ve Kutbuddî Râzî tarafından yenilenen, Davud Kayserî, Mollâ Fenârî ve Ali Kuşçu’yla Osmanlı düşüncesinin temeline yerleştirilen ilmî zihniyetin muhtasar ve müfid bir hulâsasıdır. Buna göre, bilgiye ulaşmak ya nazarî (teorik) yahut tasfiye (arınma) yoluyla gerçekleşir. Ancak ilim (bilgi) maluma (bilinen, nesne) tabi olduğu için bilgi edinme yöntemleri de o bilgi alanın nesnesine göre farklılaşacaktır. Nesneler, varlıktan pay alma çerçevesinde, varolma itibariyle dört ayrı diziliş gösterdiklerinden, ya aynî (fizikde varlık) ya zihnî (zihinde varlık) ya lisânî (dilde varlık) ya da kitâbî (hattî, yazıda varlık) varlık sferinde yer alırlar. Aynî varolana ilişkin bilgi, hakîkî bilgi olduğundan zamana, dinlere ve milletlere göre değişmez yani küllîdir. Bu varlık alanına ilişkin bilgide araştırmacı sadece aklın gereklerine göre iş görüyorsa hikemî (felsefî) ilim dalları; İslâmî esasa göre iş görüyorsa şerî ilim dalları ortaya çıkar. Zihnî varolana ilişkin bilgi ise mantık gibi manevî (anlama ilişkin) alet ilimleridir. Lisânî yani lafzî ile kitâbî yani hattî varolana ilişkin bilgi dalları ise saf alet ilimleridir. Ahmed Efendi’ye göre, zihnî, lisânî ve kitâbî varolana ilişkin bilgi yalnızca nazarî yolla elde edilir. Aynî varolana ilişkin bilgiye ise, kimilerince nazarî kimilerince ise tasfiye yoluyla ulaşılır (MS., I, s. 69-70).

Ahmed Efendi, akabinde, bilgiyi sınıflandırmasının ontolojik karekterini tekrar ele alarak, varolanların varlıkça dört sferinin bulunduğunu; bu sferlerden her birisinin diğerine delâlet ettiğini belirtir: hattî varolan lafzî varolana; lafzî varolan zihnî varolana; zihnî varolan da aynî varolana delâlet eder. Ancak, hattî ve lafzî varolanlar alanı mecâzî bakımdan varlık değeri taşır; zihnî varolanlar alanının ise, matematik nesneler konusundaki Platoncu ile Aristotelesçi tartışmalar dikkate alındığında, hakîkî yahut mecâzî olup olmadığı tartışmalıdır. Fakat aynî varolanlar alanı hakîkî ve asıl varlık alanıdır. Aynî varlık sferine ilişkin bilgi ise, nazarî ve amelî olarak ikiye ayrılır. Çünkü, bir bilgi yalnızca kendisi için taleb edilirse nazarî; başka bir şey dolayısıyla taleb edilirse amelidir (pratik). Nazarî ve amelî bilgi dallarının her biri de, aklın gereğini yerine getiren hikemî ile şer’in gereğini yerine getiren şerî ilimler olarak ikiye ayrılırlar. Ancak, en nihayetinde bilgi dallarındaki bu sıra düzeni, Kur’an-ı Kerim’i anlamaya yani tefsir ilmine götüren bir diziliş gösterirler (MS, I, s. 75-76). Ahmed Efendi, bu ilkelerden sonra, Mısır, Mezopotamya ve Yunan Medeniyeti’nden başlayıp İslam Medeniyeti’den zamanına kadar gelen sırasıyla hattî (yazıya ilişkin), lafzî (dile ilişkin), zihnî (ikinci ma’kûllere yani kategorilere ilişkin) ve aynî (metafizik, fizik, matematik, pratik’e ilişkin) ilim dallarını aslî ve ferî seviyede, ad ve tanım yönünden tasavvur; konu ve fayda yönünden de tedebbür cihetleriyle tek tek ele alır. Ahmed Efendi, tasnifi esnasında tahlil (analiz) terkib (sentez), tümevarım ve tümdengelim yöntemlerini beraberce kullanır. Daha sonra her bir ilim dalında telif edilen muhtasar (kısa), mutavassıt (orta) ve mebsût (ileri) eserler ile müelliflerini, bu sahalarda tahsîl yapacak öğrencilere yardım ve kolaylık olması için zikreder. Bu çerçevde yüzlerce eser ismi verir; bu durum da esere bibloyografik bir karakter kazandırır; ayrıca öğrenci ve hocalara muhtelif ilmî sahalarda belirli bir referans çizgisi oluşturur. Böylece Miftâh, Osmanlı ilim hayatında, mübtedi, mutavassıt ve muntahî seviyeler arasındaki farkı tayin etmiş ve okuyacakları eserleri belirlemiş olmaktadır. Gerçekte Ahmed Efendi’nin zikrettiği eserler, XVI. yüzyıl Osmanlı-İslam dünyasının başkenti olan İstanbul’da bilinen yahut mütedâvil eserlerdir. Öte yandan, Miftâh, eğitim (terbiye), öğretim (talîm) ile öğrenme (taallüm) konularında, ele aldığı konular itibariyle Burhânuddin el-Zernûcî’nin Talîm el-muteallîm ile İbn Cemâ’a’nın Tezkiret el-sâmi’ ve el-mutekellimîn adlı eserleri ile İbn el-Ekfânî’nin İrşâd’ının ilgili bölümlerinin geliştirilmiş bir şeklidir.

Öne Çıkan Eserleri

  • Mevsuatu mustalahati miftahü’s-saade ve misbahü’s-siyade fî mevzuati’l-ulum. Ebü’l-Hayr İsamüddin Ahmed Efendi Taşköprizade Ahmed Efendi, 968/1561; Göz.geç. Refik el-Acem. Thk. Ali Dahruc. Beyrut: Mektebetu Lübnan [Librairie du Liban], 1998.
  • eş-Şekaiku’n-nu’maniyye fî ulemai’d-Devleti’l-Osmaniyye. Taşköprülü-zade İsamu d-din Ebu l’hayr Ahmed Efendi, 968/1561. İnceleme ve notlarla nşr. Ahmed Suphi Furat. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Araştırma Merkezi, 1985.
  • El-Meâlim fî ilmi’l-kelâm Taşköprîzâde’nin el-Meâlim’i ve Kelâmî Görüşleri. Ahmet Süruri. Yayımlanmamış Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi, 2011. “Taşköprîzâde’nin el-Meâlim fî İlmi’l-Kelâm Adlı Eseri”. Mehmet Emin Yagcı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi, 1997.
  • Hâşiye alâ şerhi’l-Keşşâf li’l-Cürcânî. Tahkik ve Tercüme: M. Taha Boyalık. İstanbul: İstanbul Medeniyet Üniversitesi Yayınları, 2016.
  • Şerhu’l-Ahlâki’l-adudiyye (Ahlâk-ı Adudiyye Şerhi). Thk. Elzem İçöz, Mustakim Arıcı. Terc. Mustakim Arıcı. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2014.
  • Risâle-i Taşköprü : Şerh alâ Risâle fî ilmi âdâbi’l-bahs ve’l-münâzara; Risale fi’l-adab = Metn-i fi adabi’l-bahs. (968/1561) Ebü’l-Hayr İsamüddin Ahmed Efendi Taşköprüzade Ahmed Efendi. İstanbul: Arif Bey Matbaası, 1313.
  • Er-Risâletu’l-Câmi’a li-vasfi’l-ulûmi’n-nâfi’a / Faydalı İlimlerin Niteliklerini Kuşatan Risale. Tahkik ve Tercüme: Murat Kaş. İstanbul: İstanbul Medeniyet Üniversitesi Yayınları, 2016.
  • Kaynak yazı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir