Savaşlar

Varna Muharebesi (1444) Osmanlı-Haçlılar

Lehistan Kralı III. Wladyslav
II. Murad

 

Osmanlılar’ın Balkan topraklarındaki geleceğini tayin eden ve sağlamlaştıran savaş Varna şehri yakınlarında cereyan ettiği için bu adla anılır. Balkan dağlarının doğu eteklerindeki vadilerden birinin çıkışında iki dağ arasında kalan arazide gerçekleşen savaş birbirine denk güçlerin mücadelesi bakımından farklı savaş taktikleriyle dikkati çeker. Savaşın sebebi, papalık ile Bizanslılar’ın destek verip teşvik ettiği Macarlar’ın liderliğindeki hıristiyan güçlerin Türkler’i Balkanlar’dan atma, Edirne’ye kadar inerek burayı ele geçirme ve Türk tehdidini tamamıyla ortadan kaldırma amacına dayanır.

II. Murad’ın, Osmanlı tahtına geçip Fetret devrinin meselelerine belirli bir çözüm getirdikten sonra 1420’li yıllardan itibaren Tuna hattında Macar sınırlarına, Sırbistan’a ve Eflak kesimine yönelmesi, özellikle Osmanlı uç beylerinin sert akınları Macarlar için rahatsızlık verici yeni bir süreç başlatmıştı. Aslında Niğbolu Savaşı’ndan bu yana Macarlar’la ilişkilerde sınır çarpışmaları olağan hale gelmişti. Fakat her iki tarafın Sırp Despotluğu ve Eflak Voyvodalığı üzerindeki siyasî çekişmesi büyük bir mücadelenin kıvılcımlarını ateşlemekte gecikmedi. 1440’ta Osmanlılar’ın Macarlar’ın kontrolündeki Belgrad Kalesi’ni muhasara etmesine kadar geçen zamanda büyük mücadelenin kapılarını aralayan hadiseler meydana geldi. 1439’da II. Murad Sırbistan’a girerken papalık vasıtasıyla hıristiyan dünyasının birleşerek ve aralarındaki dinî meseleleri hallederek Türkler’e karşı yeni bir Haçlı savaşı başlatma çabaları hız kazanmış bulunuyordu. Aynı yıl Ortodokslar ve Katolikler arasında Floransa’da sürdürülen görüşmeler sonunda kiliselerin birleştirilmesi kararı alınmış, ayrıca siyasî açıdan Türkler’in Avrupa topraklarından sökülüp atılmasına ve Bizans imparatoruna yardım edilmesine dair mutabakat sağlanmıştı. Ertesi yıl II. Murad’ın başarısız Belgrad kuşatması ve hemen ardından Macarlar’ın Osmanlılar üzerine yeni bir askerî harekâta girişmesi Haçlı seferi için ümit verici gelişmeler olarak sevinçle karşılanmıştı.

Bu sırada Macar tahtında 1439’da ölen II. Albert’in yerine geçen, aynı zamanda Leh kralı olan Vladislav (Lehistan Kralı III. Wladyslav, Macar Kralı I. Ulászló) bulunuyordu. Macarlar, Belgrad önlerinde başarısızlığa uğrayan Osmanlılar’a karşı harekâta girişti. Güney Macaristan ve Belgrad başkumandanlığına getirilen Erdel voyvodası ve Tımışvar kontu János Hunyadi, Eylül 1442’de Rumeli Beylerbeyi Şehâbeddin Şahin Paşa idaresindeki Osmanlı saldırısını önledi. Ardından 1443-1444’te Tuna’yı aşıp Osmanlı topraklarına girdi ve karşısına çıkan Osmanlı birliklerini yenilgiye uğrattı. II. Murad, Macar birliklerini Sofya ile Filibe arasındaki dar geçitlerde durdurmaya çalıştı ve sonunda Zlatitsa (İzlâdi) geçidinde bunu zorlukla başardı. Macarlar’ın bu uzun seferi ve kazandıkları başarılar bütün hıristiyan dünyasında büyük bir sevinçle karşılandı ve Türkler’in artık Balkanlar’dan çıkarılacağının ilk önemli işareti sayıldı. II. Murad bu zor durum karşısında barış görüşmeleri başlattı, Sırp Despotu Georg Brankovič’in de aracılığıyla Segedin’de bir antlaşma imzalandı. Gerçek anlamda bir barış mı yoksa geçici bir ateşkes mi olduğu, bizzat Macar kralının bunu yeminle tasdik edip etmediği konusu tartışmalı olan antlaşma, papanın temsilcisi Kardinal Cesarini ve Bizans imparatorunun devreye girmesiyle hükümsüz kaldı. Zira bu sırada papalık Haçlı seferi için gereken hazırlıkları yapmış; bir müttefik hıristiyan donanması karadan hareket edecek ordularla buluşmak, Osmanlı birliklerinin Boğazlar’dan geçişini önlemek için Çanakkale Boğazı’na doğru gitmeye başlamıştı. Sekizini papanın, beşini Venedik’in, dördünü Burgondiya’nın, ikisini Raguza’nın desteklediği filo Gelibolu’ya vardığında içinden sekiz tanesi veya daha fazlası Karadeniz’e açılacak, Niğbolu’ya kadar girmek üzere Tuna ağzına ulaşacak ve Macar ordusuyla bağlantı kuracaktı. Aradaki anlaşmaya rağmen Macar kralı, Kardinal Cesarini’nin yönlendirmesiyle 4 Ağustos 1444’te bir beyannâme yayımlayarak savaş ilânını kesinleştirdi. Ordunun ağırlığını Macarlar oluşturuyordu, Sırplar ve Eflak askerleriyle Hırvat-Bosna birlikleri onlara katılacaktı.

Bu gelişmeler sırasında Osmanlı tarafında II. Murad, Macarlar karşısında geri çekilmenin getirdiği sıkıntılar, büyük oğlu Alâeddin’i kaybetmenin verdiği üzüntü ve uç beyleriyle olan anlaşmazlıklar sebebiyle hadiseleri biraz dışarıdan izlemek için, ayrıca Karamanlılar ve Macarlar’la yaptığı antlaşmaların sükûneti sağladığını düşünerek tahttan çekilme kararı almış, yerini küçük yaştaki oğlu II. Mehmed’e bırakmıştı. Fakat olaylar hiç de ümit ettiği gibi gelişmedi. Müttefik hıristiyan ordusunun aradaki barışa rağmen harekete geçmesi büyük bir telâşa yol açtı, Edirne’nin tahkimi için hazırlıklar yapılmaya başlandı. Bunun üzerine ordunun başına geçmek zorunda kalan II. Murad, Gelibolu’nun hıristiyan donanması tarafından tutulduğunu haber alınca ekim ayı sonlarında Ceneviz tüccar gemilerini kiralayarak İstanbul Boğazı’ndan karşı yakaya geçti. Edirne’ye gidip oğlu Mehmed’i muhafazada bıraktı ve topladığı kuvvetlerle Varna istikametine yöneldi.

Macar ordusu 15.000 atlı ve bundan biraz daha az sayıda piyadeyle 3 Ekim’de Tuna’yı aşıp Orşova’dan sonra altı günde Vidin’e ulaştı. Orduda 2000 kadar araba vardı, çoğu mühimmat, erzak ve eşya taşıyor, bir bölümünde tüfekli askerler bulunuyordu. Eflak Prensi Vlad Drakula 4000 dolayında askeriyle Niğbolu’da Hunyadi’nin kuvvetleriyle birleşti. Macarlar ve müttefikleri Bulgar topraklarında ilerlemeye başladı; bu arada bölgedeki hıristiyan köylerine saldırıyor, kiliseleri bile tahrip ediyor ve her taraf yağmalanıyordu. Müttefikler Şumnu’ya ulaşıp burayı kolayca ele geçirdiler ve içindeki küçük Osmanlı muhafız birliğini tamamen imha ettiler. Pravadi’de direnişle karşılaşınca burada fazla oyalanmayıp Petriç Hisarı’na yöneldiler. Orayı da ele geçirip Varna’ya ulaştılar; bölgedeki Varna dahil Kavarna, Makropolis, Kalliakra ve Galata’yı zaptettiler; Varna önlerinde ordugâh kurup Haçlı donanmasını beklemeye başladılar. Öte yandan II. Murad 40.000 civarında bir ordu toplayarak Yanbolu’ya vardı ve Alakilise denen yerde ordunun alacağı düzeni belirledi. yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir