Hülagû (1256-1265) İlhanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı

Hülagû (1256-1265) İlhanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı

6 Kasım 2018 0 Yazar: admin

HÜLÂGÛ
هولاگو
(ö. 663/1265)
İlhanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı (1256-1265).

Babası Cengiz Han’ın en küçük oğlu Toluy Han, annesi Kerayit Hükümdarı Ong Han’ın yeğeni Sorgaktani Hatun’dur. Toluy’un 1232 yılında henüz kırk yaşında iken ölmesi üzerine Büyük Han Ögedey kardeşine ait yerlerin idaresini Sorgaktani’ye verdi. Bir hıristiyan olan Sorgaktani Hatun, dönemin kaynaklarındaki bilgilere göre oğullarının eğitimini Budist Uygur Türkleri’nden Sevinç Tuğrul (Toğril), Bulad Kaya, Mungsuz ve Töre Kaya gibi Cengiz Han’ın yakın adamlarına bırakmıştır.

Hülâgû’nun çocukluk ve gençlik yıllarına ait bilgiler sınırlı olup sadece dedesi Cengiz Han’ın batı seferi sırasında onunla ilgili bir kayıt vardır. Buna göre Cengiz Han, torunlarından on bir yaşındaki Kubilay ile dokuz yaşındaki Hülâgû’yu İmil nehri kıyılarında ilk avları dolayısıyla mükâfatlandırmıştır. Bundan başka gençlik yıllarında Karakorum’da vergi ve para işleriyle meşgul olduğuna dair bazı bilgiler daha bulunmaktaysa da bunları ihtiyatla karşılamak gerekir; çünkü Moğol geleneğine göre şehzadelere bu görevin verilmesi uzak bir ihtimaldir.

Cengiz Han döneminde batıda ele geçirilen topraklar merkezden gönderilen sivil ve askerî valilerce idare ediliyordu. Ancak yörenin başşehir Karakorum’a olan uzaklığı ve diğer bazı sebeplerden dolayı batı yönünde beklenen ilerleme gerçekleşmediği gibi mevcut topraklar da tehdit altında kalmıştı. Bu yüzden Mengü Han, merkezî otoriteyi güçlendirmek ve doğuda da batıda da sınırları genişletebilmek için kardeşlerinden Kubilay’ı Çin’e, Hülâgû’yu Yakındoğu’ya göndermiştir. Alınan kurultay kararınca her iki şehzadeye de Moğol ordusunun onda ikisi verilecek, bunun yanında diğer hânedan üyeleri de güçleri oranında bu seferlere katılacaktı. Mengü Han’ın ölmesi ve değişen bazı şartlar sebebiyle Hülâgû ve Kubilay kendilerine verilen görevi tamamladıktan sonra Karakorum’a dönmemişler ve idareleri altındaki topraklar üzerinde merkeze bağlı iki ayrı Moğol devleti kurmuşlardır. Böylece Hülâgû, Karakorum’da oturan büyük hanın nüfuzu altında kalmak şartıyla batıda zaptettiği toprakları idare etmeye başladı. İlhanlı hükümdarlarının merkeze olan bağımlılıkları 1294 yılına kadar sürmüştür.

Hülâgû’nun Ketboğa (Kitbuğa) Noyan idaresindeki öncü birlikleri 24 Ağustos 1252’de, kendisi ise 24 Nisan 1253 tarihinde Karakorum’dan hareket etmiştir. Kurultay kararına göre ordunun iâşesi batıdaki Moğol tâbileri tarafından karşılanacak, ayrıca güzergâh üzerindeki yollar ve köprüler onarılacak, sulara ve çayırlıklara el konulacaktı. Hülâgû’ya İsmâilîler’in ortadan kaldırılması, Abbâsî halifeliğinin itaat altına alınması ve Mısır ile Suriye’nin zaptı görevleri verilmişti. Öncü birlikler Mayıs 1253’te İsmâilîler’e karşı harekete geçerek daha Hülâgû gelmeden birçok kaleyi teslim aldı. İsmâilîler Moğollar karşısında tutunamadılar; merkezleri Alamut’ta oturan reisleri Rükneddin Hûrşah 19 Kasım 1256 tarihinde Hülâgû’ya teslim oldu. Hülâgû kaleyi yerle bir edip halkını kılıçtan geçirmesine rağmen Rükneddin’e iyi davrandı ve onu bir Moğol prensesiyle evlendirdikten sonra Büyük Han Mengü’ye gönderdi. Ancak Mengü Han, kıymetli hediyelerle Karakorum’a gelen Rükneddin’i kabul etmeyerek onu henüz Moğollar’ın eline geçmemiş İsmâilî kalelerinin tesliminden sonra gelmesi için Hülâgû’ya geri gönderdi; ardından fikrini değiştirip dönüş yolculuğu sırasında öldürülmesini emretti. Hülâgû, çoğu Suriye’de bulunan İsmâilî kalelerinin zaptı işini Otçiğin Noyan’a verdi. Kısa zamanda kalelerin tamamı alındı; böylece yıllardan beri bütün Yakındoğu’yu tehdit eden İsmâilî varlığı dağıtılmış oldu.

Rivayete göre Hülâgû Alamut Kalesi’ne saldırmadan önce 653’te (1255) Abbâsî Halifesi Müsta‘sım-Billâh’tan bu harekât için asker göndermesini istedi; ancak halife, bunun Bağdat’ın müdafaasını zayıflatmak amacına yönelik bir taktik olduğunu düşünerek elçiye olumlu cevap vermedi. Alamut’un zaptından sonra Hülâgû halifeye ikinci bir mektup daha yollayıp şehrin surlarını yıkmasını, hendekleri doldurmasını ve idareyi oğluna bırakıp bizzat huzuruna gelmesini istedi. Halifenin bu teklifi de reddetmesi üzerine Hülâgû, üçüncü bir mektupla Tanrı’nın dünyayı idare etme görevini Cengiz Han’a ve onun soyuna tevdi ettiğini bildirerek halifeyi şiddetle azarladı. Halife ise mektubunda Mengü Han’la ve kendisiyle dost olduğunu, elçilerin getirdiği haberlere inanmadığını ve eğer Bağdat’a karşı harekete geçecek olursa başına büyük felâketler geleceğini bildirdi. Bu cevap üzerine Hülâgû 9 Rebîülevvel 655’te (27 Mart 1257) Hemedan’dan Bağdat’a hareket etti ve sağ kanat, sol kanat, merkez olmak üzere üçe ayırdığı ordusuyla şehri çepeçevre kuşattı. Daha önce yakınlarını, ailesini ve hazinesini yanına alıp bir gemiyle Basra’ya kaçması teklifini nasıl olsa kendisine dokunulmayacağını düşünerek reddeden Halife Müsta‘sım 4 Safer 656’da (10 Şubat 1258) kayıtsız şartsız teslim oldu; fakat bir süre üç oğluyla birlikte Bâbülkelvâzâ’da hapsedildikten sonra işkenceyle öldürüldü. Moğollar, çeşitli rivayetlere göre şehri 7, 30, 34 veya 40 gün süreyle yağma ve tahrip ederken halkı da kılıçtan geçirdiler. Yanan eserler arasında Halife Camii, Mûsâ Kâzım’ın türbesi ve Rusâfe’deki halife mezarları da vardı. Halifeden hazinelerini sakladığı yeri işkenceyle öğrenen Hülâgû bunları ele geçirerek Urmiye gölünün ortasındaki Şâhî (Şahu) adasına yaptırdığı kaleye göndermiş, şehirden ayrılmadan önce de Halife Camii ile Mûsâ Kâzım’ın türbesinin ve yıkılan diğer bazı binaların onarılmasını emretmiştir. yazının devamı.