Devletler

Büveyhîler (932-1062) İran ve Irak’ta hüküm süren Deylem asıllı bir hânedan.

BÜVEYHÎLER
آل بويه
932-1062 yılları arasında İran ve Irak’ta hüküm süren Deylem asıllı bir hânedan.

Tarih. Hânedan adını, Sâsânî Hükümdarı Behrâm-ı Gûr’un soyundan olduğu rivayet edilen Büveyh (Bûye) b. Fennâ (Penâh) Hüsrev’den alır. Deylemliler önceleri Mecûsî ve putperest bir kavimken IV. (X.) yüzyılın başında Ali evlâdından Hasan el-Utrûş’un gayretleriyle müslüman oldular ve Şiîliği benimsediler. Daha sonra Abbâsî halifeliği dahil müslüman devletlerin ordularında büyük ölçüde yer aldılar. Ayrıca kendi bölgelerinde küçük beylikler kurdukları gibi güneye doğru inerek İran ve Irak’ta vuku bulan siyasî olaylarda da önemli rol oynamaya başladılar. Büveyh’in Ebü’l-Hasan Ali, Ebû Ali Hasan ve Ahmed adında üç oğlu vardı. Bu üç kardeş önce Gîlânlı bir sülâleye mensup Emîr Mâkân b. Kâkî’nin emrinde Sâmânîler’in hizmetine girdiler (928). Ancak Mâkân daha sonra Sâmânîler’e karşı harekete geçtiği zaman karşısına yine Gîlânlı bir soylu olan Merdâvic çıktı. Mâkân’ın mağlûp olup Taberistan’ı terketmek zorunda kalmasıyla Ali ve kardeşleri Merdâvic’in yanında yer aldılar. Merdâvic bundan sonra Rey başşehir olmak üzere Taberistan ve Cürcân’da Ziyârîler hânedanını kurdu.

Üç kardeşten Ali, Merdâvic tarafından Kerec valiliğine tayin edildi. İran’ın güneyinde bir devlet kurmak isteyen Ali’nin çevresinde çok sayıda Deylemli toplandı. Şiî olmasına rağmen amansız bir düşmanı haline gelen Merdâvic’e karşı Abbâsî halifesinin desteğini sağlamaya çalıştı ve güneye inerek İsfahan’ı işgal etti (932). Fakat Merdâvic müttefiklerinin yardımıyla onu bölgeden uzaklaştırdı. Ali daha sonra Fars’ı ele geçirdi ve Abbâsî Vâlisi Yâkut’u mağlûp ederek Şîraz’a girdi (934). Bu arada Merdâvic ile barış yapmak zorunda kaldı ve kardeşi Hasan’ı onun yanına rehine olarak gönderdi. Ancak Merdâvic’in 935’te öldürülmesiyle Ziyârîler zayıfladı, Ali rahat bir nefes alma imkânı buldu. Ayrıca ona bağlı Türk askerlerinin birçoğu Şîraz’da Ali’nin ordusuna katıldılar. Ziyârîler’in Hazar denizi kıyılarındaki topraklarının büyük bir bölümü Büveyhî kardeşlerin eline geçti.

Ali Fars eyaletinde hâkimiyetini sürdürürken kardeşi Hasan da hemen hemen bütün Cibâl bölgesine sahip olmuştu. Küçük kardeşi Ahmed ise Kirman ve daha sonra da Hûzistan’ı ele geçirmişti. Böylece İran’ın batı ve güneyindeki en önemli bölgeler Büveyhîler’in idaresine girmiş oluyordu. Büveyhîler Hûzistan’a hâkim olduktan sonra Irak’la daha yakından ilgilendiler. Nihayet kardeşlerden Ahmed 19 Aralık 945 tarihinde davet üzerine karışıklıklar içindeki Bağdat’a girdi ve Abbâsî Halifesi Müstekfî-Billâh kendisini emîrü’l-ümerâ tayin ederek ona Muizzüddevle, Ali’ye İmâdüddevle, Hasan’a da Rüknüddevle lakaplarını verdi.

Bu olaydan kısa bir süre sonra Muizzüddevle Ahmed, Halife Müstekfî’nin gözlerine mil çektirerek yerine Mutî‘-Lillâh’ı halife ilân etti. Abbâsî hilâfeti bundan sonra bir çöküş devresi içine girdi ve halifelik otoritesi zayıfladı. Böylece Abbâsî halifeliğinin merkezi Bağdat’ta yeni bir dönem başladı. Şiî Büveyhîler siyasî sebeplerle, Sünnî olan Abbâsî halifeliğinin devam etmesine ses çıkarmıyorlardı. Çünkü onlar halifeliğin devamını gerek kendi hâkimiyet sahalarında, gerekse bölgeleri dışında kendi lehlerine kullanmak niyetindeydiler. Ayrıca halifeliği kendi kontrolleri altında bulundurmakla hem devlet içindeki Sünnîler hem de diğer müslüman devletler nezdinde itibar göreceklerdi.

Büveyhîler Fars ve Hûzistan, Kirman, Cibâl ve Irak olmak üzere dört ayrı bölgede hüküm sürdüler. Aralarında her zaman uyumlu ilişkiler yoktu. Ancak aile içinde en yaşlı üyenin otoritesine saygı duyarlardı. Hânedanın reisi İmâdüddevle Ali’nin erkek evlât bırakmadan ölmesi üzerine (949) Fars bölgesine Rüknüddevle’nin oğlu Adudüddevle hâkim oldu. Hânedanın öteki büyüklerinden Muizzüddevle’nin 967’de, Rüknüddevle’nin de 976’da ölümüyle Adudüddevle Irak’ta hüküm süren Muizzüddevle’nin oğlu Bahtiyâr’ı bertaraf ederek hânedanın başına geçti. Onun zamanında Büveyhî hânedanı kuvvet ve kudretinin doruk noktasına ve en geniş sınırlarına ulaştı.

Adudüddevle’nin 983’te ölümünden sonra üç oğlu Şerefüddevle, Samsâmüddevle ve Bahâüddevle arasında taht mücadelesi başladı. Bu iç savaşı Şerefüddevle kazandıysa da onun 989’da ölümüyle Bahâüddevle genç yaşta Bağdat’ta Büveyhî tahtına oturdu. Öte taraftan vezir Sâhib b. Abbâd’ın, ordunun isteği üzerine Adudüddevle’nin kardeşi Fahrüddevle’yi çağırmasıyla ortaya yeni bir rakip çıktı. Fahrüddevle İsfahan, Hemedan ve Rey’de hâkimiyetini kabul ettirdi ve daha sonra Büveyhîler’in hâkimiyetindeki İran’ın bütününe sahip oldu. Ancak Fahrüddevle bir hata yapmış, Horasan’ı ele geçirmek için doğu yönünde Sâmânîler’le mücadeleye girişmişti.

Bahâüddevle uzun süren çabalardan sonra bir ölçüde devletin birliğini sağlamaya muvaffak olmuş, fakat Irak’taki Büveyhî nüfuzu azalmaya başlamıştı. Bahâüddevle’nin 1012’de ölümüyle oğulları arasında uzun süren bir hâkimiyet mücadelesi başladı ve Büveyhîler’in büyük gayretlerle kurdukları birlik parçalandı. Bahâüddevle’den sonra yerine geçen oğlu Sultânüddevle’nin Irak’ta karşılaştığı en büyük güçlük Deylemliler ve Türkler arasındaki mücadele idi. Sonuçta Türkler’in desteklediği Müşerrifüddevle b. Bahâüddevle Irak’a hâkim oldu (1021). Sultânüddevle de Irak üzerindeki hâkimiyetinden vazgeçmek zorunda kaldı.

Öte yandan Kirman’a tayin edilen Ebü’l-Fevâris Kıvâmüddevle’nin Fars’ı işgal etmesi, Sultanüddevle ile aralarında yeni bir mücadeleye sebep oldu. Kıvâmüddevle bu mücadele sırasında Büveyhîler’in hâkimiyet sahalarına doğru genişlemeye çalışan Gazneliler’den yardım istedi. Gazneli Mahmud onu desteklemeye karar verdi. Fakat Kıvâmüddevle’nin bu yardımdan sonra Gazneli kumandan ve askerlere soğuk davranması yüzünden Sultânüddevle tekrar Fars bölgesini ele geçirdi (408/1017-18).

Hânedan mensupları arasındaki taht mücadelesinden faydalanan Kâkûyîler, Cibâl kolunun Hemedan ve İsfahan’daki şubesini ortadan kaldırdılar. Gazneli Mahmud ise ömrünün son yıllarında batıya yöneldi ve Rey şehrine hâkim olarak Büveyhîler’in Cibâl koluna son verdi (1029).

Müşerrifüddevle’nin 1025’te ölümünden sonra Irak’ta yeniden taht mücadelesi başladı. Sonunda askerler kardeşi Celâlüddevle’yi emîr seçtiler. Kirman’da tahta geçmeyi başaran Ebû Kâlîcâr bir ara Bağdat’ı ele geçirmek istediyse de başarılı olamadı, fakat kendini emîrü’l-ümerâ olarak kabul ettirdi. Celâlüddevle’nin 1044’te ölümüyle Bağdat’ta hutbe Ebû Kâlîcâr adına okundu. Böylece Ebû Kâlîcâr Büveyhîler’in Irak, Fars ve Kirman kollarını tek bir idare altında toplamış oluyordu. Fakat bu sırada Selçuklular Büveyhîler’in hâkim oldukları topraklara doğru ilerlemeye başladılar.

Selçuklular Dandanakan Savaşı’ndan (1040) sonra toplanan kurultayda o zamana kadar ele geçirilmiş ve ileride zaptedilecek toprakları hânedan üyeleri arasında paylaştırmışlardı. Bu bölüşme sırasında Kirman bölgesi Çağrı Bey’in oğlu Kavurd’a verilmişti. Kirman eyaletine Selçuklu akınları ilk olarak 434 (1042-43) yılında başladı. Daha sonra Kavurd Kirman üzerine yürüyerek bu bölgedeki Büveyhî hâkimiyetine son verdi (1048). Aynı tarihte Ebû Kâlîcâr öldü ve oğlu Hüsrev Fîrûz Bağdat’ta babasına halef oldu; Halife Kāim-Biemrillâh ona el-Melikü’r-Rahîm lakabını verdi.

Halife Kāim-Biemrillâh bu sırada Büveyhîler’in ve Türk askerlerinin kumandanı olan Arslan el-Besâsîrî’nin baskısı altında idi. Bundan dolayı Abbâsî halifesi Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’i Bağdat’a davet etmiş ve kendisini bu güç durumdan kurtarmasını istemişti. Bu ısrarlı davetler sonucu harekete geçen Tuğrul Bey, Ramazan 447’de (Aralık 1055) İslâm dünyasının o zamanki merkezi olan Bağdat’a girdi. Türkler ve Deylemli askerler arasında çıkan olayları bastıran Selçuklu ordusu âsileri cezalandırdı. Tuğrul Bey bu olay sebebiyle suçlu gördüğü el-Melikü’r-Rahîm’i hapsettirerek Bağdat’taki 110 yıllık Büveyhî hâkimiyetine son verdi. yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir