Londra Antlaşması (15 Temmuz 1840) Mısır meselesi dolayısıyla Osmanlı Devleti ile İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya arasında mukavelenâme.

Londra Antlaşması (15 Temmuz 1840) Mısır meselesi dolayısıyla Osmanlı Devleti ile İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya arasında mukavelenâme.

15 Kasım 2018 0 Yazar: admin

LONDRA ANTLAŞMASI
Mısır meselesi dolayısıyla Osmanlı Devleti ile İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya arasında Londra’da 15 Temmuz 1840’ta akdedilen mukavelenâme.

KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA (ö. 1849)

Mısır valisi ve kendi adıyla anılan hânedanın kurucusu.

1183 (1769) veya 1184 (1770) yılında Kavala’da doğdu. Ailesinin menşei hakkında kesin bir bilgi yoktur. Bazı tarihçiler onun Arnavut kökenli olduğunu ileri sürerlerse de oğlu İbrâhim Paşa tarafından kaleme alınan bir belgede Mehmed Ali’nin babası İbrâhim Ağa ve dedesi Osman Ağa’nın bir kan davasından dolayı Konya’dan Kavala’ya göç ettikleri açıkça ifade edilmektedir. Babası İbrâhim Ağa’yı küçük yaşta kaybederek amcası Tosun Ağa’nın himayesine girdiği belirtilmekteyse de İbrâhim Ağa’nın ölüm tarihinin 1205 (1790-91) olması bu bilgiyi doğrulamaz. Babasının yanında tütün ticaretiyle uğraşan Mehmed Ali 1787 yılında askerliğe intisap etmiş ve vergilerini ödemek istemeyen bazı köylülere karşı giriştiği birkaç çarpışmada ön plana çıkarak dikkatleri üzerinde toplamıştır. Aynı yıl Kavala çorbacısının akrabasından Emine adlı dul ve zengin bir kadınla evlenmiştir.

Mısır’ı işgal eden Fransızlar’a karşı hazırlanan kuvvetler arasında Kavala’dan yola çıkarılan 300 asker içinde yer alan Mehmed Ali’nin Mısır topraklarına geliş tarihi 8 Mart 1801’dir. Aynı yıl Fransız kuvvetleri karşısında elde ettiği başarılardan dolayı Mısır Valisi Mehmed Hüsrev Paşa tarafından binbaşılığa yükseltildi ve kısa sürede Mısır’daki Osmanlı kuvvetlerinin esasını teşkil eden Arnavut birliklerinin ikinci kumandanı oldu.

Fransız işgalinden sonra anarşi ve kargaşa içine düşen Mısır’da Osmanlılar ve Memlükler kontrolü ele geçirmek için mücadele ediyorlardı. Osmanlı kuvvetleri ise kendi aralarında ihtilâfa düşmüşlerdi. Hüsrev Paşa’ya tâbi kuvvetlerle Tâhir Paşa ve Mehmed Ali kumandasındaki Arnavutlar arasında uzlaşmazlık hüküm sürüyordu. Memlükler arasında da anlaşmazlık mevcuttu. Bunların bir kısmı Bardisî’yi, bir kısmı da Elfî Bey’i destekliyordu. Bu gruplar içinde süregelen mücadele, halkın mağduriyetine ve ülkenin ekonomik durumunun tamamen bozulmasına sebep oldu. Mehmed Ali bu durumdan istifade etmesini bildi. Memlükler’i Osmanlılar’a, muhalif Memlüklü grupları birbirlerine, yeni vali Hurşid Paşa’yı Memlükler’e ve son olarak da Kahire halkını Hurşid Paşa’ya karşı kışkırtarak meydana gelen kargaşadan faydalandı. Çeşitli siyasî manevralar neticesinde Mısır’ın son valileri bulunan Hüsrev, Tâhir, Ali ve Hurşid paşaları bertaraf ettikten sonra ulemâ, eşraf ve Mısır halkının desteğini de elde edip Bâbıâli tarafından valiliğe getirildi (3 Temmuz 1805).

Memlük beylerinden Bardisî ve Elfî beylerin ölümü (1806-1807) Mehmed Ali’nin Mısır’daki hâkimiyetini ve nüfuzunu hızla genişletmesine yardımcı oldu. Mehmed Ali’nin İngilizler’e karşı kazandığı başarı üzerine Bâbıâli, 1806’dan beri İstanbul’da rehin olarak bulunan oğlu İbrâhim’i defterdar olarak Mısır’a gönderdi. Ayrıca Mısır’ın sahil kısmı da (İskenderiye ve Reşîd) Mehmed Ali’ye bırakıldı.

İngilizler’in Mısır’ı terkini müteakip Mehmed Ali uzun vadeli idarî ve iktisadî reformlara başladı. Uygulanan merkezî ekonomik sistemle arazi üzerindeki kontrolünü arttırdı ve iktidarı için bir tehlike olarak değerlendirdiği ulemânın gücünü vakıf arazilerini vergiye tâbi tutarak büyük ölçüde kırdı. Reformlara paralel olarak hâkimiyeti önünde en büyük engel gördüğü Memlük beyleriyle mücadeleyi sürdürdü. 1808-1810 yıllarında Yukarı Mısır’daki Memlük beylerini etkisiz hale getirdi ve sonunda Bâbıâli’nin Vehhâbîler üzerine sefer düzenlemesi için uzun zamandan beri yapmış olduğu talebini kabul etti. Bu sefer öncesi, Cidde valisi ve Vehhâbîler üzerine gönderilecek ordunun kumandanı olarak tayin edilen oğlu Tosun’un şerefine 1 Mart 1811’de düzenlediği büyük davette birkaçı dışında Memlük beylerini öldürttü. Tosun’un gerekli başarıyı sağlayamaması üzerine 1813 Eylülünde Mehmed Ali bizzat oğlunun yardımına gitti ve 1815’e kadar bu bölgede isyanın bastırılmasıyla ilgilendi. Daha sonra Vehhâbîler’in tenkil vazifesi oğlu İbrâhim Paşa’nın uhdesine verildi. 6 Nisan 1818’de Vehhâbîler’in merkezi olan Der‘iye kuşatılarak 9 Eylül’de İbrâhim Paşa kumandasındaki kuvvetler tarafından ele geçirildi. Kazanılan bu zafer neticesinde hac yollarının emniyeti sağlandı, Mehmed Ali Paşa İslâm âlemindeki itibarını arttırdı ve Kızıldeniz’deki ticaret yollarında üstünlük kurdu.

Hicaz seferinin ardından Mehmed Ali, mevcut otoritesini muhafaza ve yayılmacı politikasını devam ettirmek amacıyla, kurmayı düşündüğü yeni ordunun temelini oluşturacak insan ve tabii kaynakların temini için gözlerini Sudan’a çevirdi. 1820 yılında düzenlenen sefer iki yıl sürdü ve Sudan’ı kontrolüne aldı. Hicaz ve Sudan seferinde ordusunun yetersizliğini gören Mehmed Ali, Nizâm-ı Cedîd adlı yeni bir ordu kurmaya karar verdi ve bu vazifeyi Fransız albayı Joseph Séve’ye (Süleyman Paşa) havale etti. Avrupaî tarzda düzenlenen bu ordunun gücünün denenmesi için ilk fırsat kendisinden Mora isyanını bastırmasının istenmesiyle ortaya çıktı. İbrâhim Paşa, Mora valisi ve buraya gönderilecek orduya serasker tayin edilerek kısa zamanda bütün Mora ve önemli adalar denetim altına alındı. Bu gelişme karşısında İngiltere, Fransa ve Rusya, 6 Temmuz 1827’de üçlü bir anlaşmayla derhal mütareke yapılıp meselenin barış yoluyla hallini istediler. Bu talebin Bâbıâli tarafından reddi üzerine 20 Ekim 1827’de Navarin Limanı’na giren müttefik donanması Osmanlı-Mısır donanmasını imha etti. Mora ile irtibatının kesilmesi ve bu bölgedeki ordusunun zor durumda kalması üzerine Mehmed Ali, müttefikleri temsil eden İngiliz Amiral Codrington ile İskenderiye’de bir antlaşma imzaladı (9 Temmuz 1828) ve Bâbıâli’nin izni olmaksızın Mora’daki kuvvetlerini geri çekti.

Mehmed Ali Paşa, 1827 yılının sonunda Mora seferindeki kayıplarına karşılık Suriye’nin kendisine verilmesini Bâbıâli’den talep ettiyse de olumlu bir cevap alamadı. Yayılmacı politikasının ancak güçlü bir merkezî idare ve bunları destekleyen askerî güç ve insan kaynaklarıyla mümkün olabileceğini gören Mehmed Ali, ihtiyacı olan bütün kaynakları barındıran Suriye’yi ele geçirmek için Akkâ Valisi Abdullah Paşa ile arasındaki bir ihtilâfı bahane ederek İbrâhim Paşa kumandasındaki bir orduyu Suriye’ye gönderdi (2 Kasım 1831). yazının devamı.