Tehcir (1915) Bilhassa Ermeniler’in sevk ve iskânını ifade eden terim.

Tehcir (1915) Bilhassa Ermeniler’in sevk ve iskânını ifade eden terim.

20 Kasım 2018 0 Yazar: admin

TEHCÎR
تهجير
Bilhassa Ermeniler’in 1915’teki sevk ve iskânını ifade eden terim.

Sözlükte “göç ettirmek” anlamındaki tehcîr, kökü olan hicret kelimesinin de işaret ettiği gibi zorunlu bir göç hareketidir. Bu tür göçürmeler, Osmanlılar’ın dışında diğer imparatorluklarda da görülen bir iskân ve cezalandırma yöntemi olup Osmanlılar’da bu kelimenin fazla bir kullanım alanı yoktur. Kitlesel sevk ve nakilleri tanımlamak için daha çok sürgün tabirine yer verilmiştir. Bireysel cezalandırmaları ifade etmek üzere nefy ve iclâ gibi kelimeler kullanılmıştır (bk. SÜRGÜN). Tehcîr, Osmanlı Devleti’nde bir iskân metodu olarak kullanılan sürgün uygulamasıyla esasta büyük ölçüde örtüşür. Tehcîr, özellikle I. Dünya Savaşı esnasında çeşitli unsurlara uygulanan geçici sevk ve iskânı ifade etmek için gündeme gelmiş olmakla birlikte bir tarih terimi olarak özelde 1915’te Ermeniler için bu anlamdaki uygulamayı tanımlar. Fakat bunların zorunlu sevk ve iskânıyla ilgili çıkarılan kanun metninde tehcîr kelimesi geçmez. Yabancı dillerde tehcîr karşılığında genelde déportation kullanılır. Bu kelime öncelikle “yurt dışına sürmek” mânasını da içerdiğinden konunun yanlış anlaşılmasına yol açmaktadır. Halbuki kelimenin devletin sınırları içinde uzaklardaki başka yerlere nakil ve sevketme karşılığında kullanıldığı, meselâ, “geçici sevk ve iskân kanunu” ifadesinin “the temporary law of deportation” olarak tercüme edilmesinden de anlaşılmaktadır (Dadrian, s. 221). Bununla birlikte özellikle “yurt dışına sevk” anlamını taşıyan bu kelimenin tercih edilmesiyle kamuoyunun konuya daha olumsuz yaklaşmasının hedeflenmek istendiğini söylemek mümkündür. Öte yandan kanunun ilânından sonra hazırlanan Almanca tercümenin, “başka yerlere sevk ve iskân” anlamı verilmiş olarak (“… nach anderen Orten verschiken und sie dort ansiedeln lassen”) doğru yapıldığı görülmektedir. Kanunun “muvakkat” şeklinde tanımlanması meclisin kapalı olmasından ve bir kanun teklifi halinde hazırlanarak hükümetçe kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim bu kanunun meclisin açılmasıyla kanuniyeti teklif edilmek üzere geçici olarak yürürlüğe sokulması dönemin hükümdarı Sultan V. Mehmed Reşad tarafından onaylanmıştır (13 Receb 1333/27 Mayıs 1915). Ancak tehcîr uygulamasına belirli bir zamanın ardından son verilmesiyle (15 Mart 1915) savaş boyunca kapalı kalan Osmanlı meclisi tarafından onaylanmasına gerek kalmamıştır.

Osmanlı idaresinde Ermeniler’le ilgili meseleler, özellikle XVIII. yüzyılda yoğunluk kazanan misyonerlik faaliyetleri neticesinde ortaya çıkmıştır. Katolik ve Protestan misyonerlerinin etkin çalışmaları sonucu ana kilisenin parçalanmasına giden yol sancılı geçmiş, bu süreçte mezhep değiştirenler karşılarında devletten ziyade eski kiliselerini bulmuş ve onların ağır yaptırımlarıyla karşılaşmıştır. Zamanla sayıları artan, ancak resmen tanınmayan Katolik Ermeniler’in ana kilisenin takibatına mâruz kalmaları, aforoz edilmeleri ve nihayet patrik tarafından hazırlanan, Katolik olanları içeren bir listenin Bâbıâli’ye verilmesi ve bunların sürgüne gönderilmesinin istenmesi üzerine XIX. yüzyılda Ermeniler arasında ilk kitlesel göç hareketi yaşanmıştır. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşının ardından Bâbıâli, savaşın yol açtığı zafiyet ve özellikle Katolik devletlerin (Fransa, Avusturya, İspanya) arka çıkması neticesinde Katolik Ermeniler için genel af çıkarmış ve bunları müstakil bir “millet” olarak resmen tanımıştır (1830). Aynı şekilde 1850’de özellikle İngiltere’nin baskılarıyla Protestan Ermeniler de müstakil bir millet kabul edilmiştir. Böylece Ermeni ulusu, büyük devlet politikalarının ve onların araçları şeklinde hizmet veren misyonerlerin etkinlikleri sonunda birbirinden nefret eden üç ayrı cemaate bölünmüştür (Beydilli, II. Mahmud Devri’nde Katolik Ermeni Cemâati, s. 8-36).

1828-1829 savaşı esnasında işgale uğrayan Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler’in Ruslar’la iş birliği içine girdikleri bilinmektedir. Rusya, İran’la 1826’dan beri sürdürdüğü savaş neticesinde (22 Şubat 1828 Türkmençay Barışı) yeni ele geçirdiği Nahcıvan ve Revan hanlıklarının ve içinde henüz Ermeni bulunmadığı bildirilen Karabağ topraklarının birleştirilmesiyle burada Rusya’nın parçası olmak üzere bir Ermeni vilâyeti oluşturmuştur (Mart 1828). Ancak Rusya, Ermeni ahalisi yetersiz kalan bu vilâyete, hem İran’dan (40.000) hem 1828-1829 savaşı esnasında işgal ettiği Doğu Anadolu’dan (100.000 kadar) önemli miktarda Ermeni nüfusunu sevk ve iskân etmek, dolayısıyla tehcîre tâbi tutmak zorunda kalmıştır. Bu dönemde İran’daki savaş sırasında Rus ve Ermeniler arasında gözlenen dayanışma, Doğu Anadolu’nun sınır bölgelerinde yaşayan Ermeniler’in de Ruslar’la iş birliği yapabileceğine işaret etmekteydi. Sınır bölgelerindeki Ermeniler’e güvenilemediğinden ve böyle bir gelişmeye imkân verilmek istenmediğinden Ruslar’la daha savaş hali oluşmadan önce sınır bölgelerindeki Ermeniler’in iç taraflara nakledilmesi ve yerlerine bölgedeki Türk aşiretlerinin yerleştirilmesi düşünülmüştü. Dönemin Kars muhafızının Bâbıâli’ye yazdığı uyarı mektupları bu durumu açıkça dile getirmekteydi (Beydilli, 1828-1829 Osmanlı Rus Savaşında, s. 405). Teklif edilen önlemlerin, 1915 tehcîrinin askerî yönden gerekliliğine meşruiyet kazandıran ve bu uygulamayla aslında Ermeniler’in kitlesel imhasının hedeflendiğine dair yapılan suçlamaları dayanaksız bırakan başlıca kanıtlardan biri olduğuna şüphe yoktur. Bu durumda Ermeniler’in zorla sevk ve iskân edilmesi macerasının çok daha önceleri başladığını söylemek mümkündür. yazının devamı.