Devletler

İsrail (1948) Akdeniz’in güneydoğu kıyısında bir devlet.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filistin adıyla bilinen ve Mûsevîler’ce “arz-ı mev‘ûd” sayılan topraklarda, milletlerarası yahudi örgütlerinin uzun ve mücadeleli politikası sonucu 1948 yılında kurulmuştur; resmî adı Medinat Yisrael, resmî dili İbrânîce ve Arapça’dır. Sınırları ve buna bağlı olarak yüzölçümü, kuruluşundan bu yana üç yönden etrafını çevreleyen Arap ülkeleriyle yaptığı dört savaş neticesinde büyük değişikliklere uğradı. 1947’de Birleşmiş Milletler tarafından, İngiliz mandasındaki Filistin topraklarının yaklaşık yarısı ile güneydeki Necef çölünün Akabe körfezi kıyılarına kadar uzanan büyük bir kısmının kurulacak yahudi devletine verilmesi planlanmıştı. İngilizler’in çekilmesi ve İsrail Devleti’nin ilânı üzerine (14 Mayıs 1948) başlayan savaş sonunda Batı Şeria toprakları, Kudüs şehrinin doğu yarısı ile Nablus, Halîl ve Gazze Şeridi dışında Filistin’in hemen tamamı İsrail’in eline geçti (1949). 1956, 1967 ve 1973 savaşlarında ise bütün Sînâ yarımadası ile Batı Şeria toprakları, Suriye’nin Golan tepeleri yöresi ve Kudüs şehrinin tamamı işgal edildi. Daha sonraki yıllarda meydana gelen siyasî gelişmeler neticesinde Sînâ yarımadası Mısır’a iade edildi. Erîhâ bölgesi ve Gazze Şeridi’ne de Filistin Devleti’nin kontrolünde özerklik verildi.

1967 savaşından sonra işgal edilen topraklar İsrail Devleti’nin bir parçası olarak sayılmaz; bu tarihten önceki sınırlar içinde yüzölçümü 20.700 km2’dir ve bunun 445 km2’si göllerle kaplıdır. Bu rakam fiilen İsrail kontrolündeki 5678 km2 Batı Şeria, 1150 km2 Golan tepeleri ve 373 km2 Gazze Şeridi topraklarıyla birlikte 27.900 km2’yi bulur. 1983 sayımında ülke nüfusu 3.349.997 kişi idi. Bu rakam 1993 yılında 5 milyonu aştı. 1998’de nüfus 5.740.000 oldu. Toplam nüfusun % 80,5’ini yahudiler, % 14,6’sını müslümanlar oluşturur; ayrıca % 3,2’si hıristiyan ve % 1,7’si Dürzî’dir. 1980 yılına kadar Tel Aviv olan hükümet merkezi bu tarihte alınan tek yanlı bir kararla Kudüs’e (557.000) nakledildi; ancak yabancı elçiliklerin hemen tamamı Tel Aviv-Yafa kesiminde kaldı.

I. FİZİKÎ ve BEŞERÎ COĞRAFYA
İsrail toprakları batıda Akdeniz ile doğuda yer kabuğunun en belirgin tektonik çukurlarından Vâdilaraba (Arava)-Gor depresyonu arasında, genişliği en çok 110 km. kadar olan ve yer yer 20 (Tel Aviv’in kuzeyi), hatta 10 kilometreye (güneyde Eilat [Eyle] koridoru) inen bir şerit halinde uzanır; kuzey ve güney uçlar arasındaki mesafe yaklaşık 426 kilometredir. Kuzeyden güneye ve doğudan batıya en çok birkaç saat içinde katedilebilecek küçüklükteki İsrail’de jeolojik yapı ve yüzey şekilleri bakımından başlıca dört birim seçilir. Bunların en belirgini, ülkeyi daha doğudaki eski Arabistan platformundan ayıran tektonik çukurluktur. Taban genişliği 10-30 km. arasında değişen bu çukurluk, güneyde Akabe körfezinin karadaki uzantısı olan Vâdîaraba ile başlar, orta kesiminde Gor ve daha kuzeyde Hule ovaları ile devam eder. Yer yer 1000 metreyi aşan yüksek alanların içine gömülmüş durumdaki bu çukurluğun tabanında, kuzeydeki Cebelüşşeyh’in (Hermon dağı, 2814 m.) yamaçlarından inen kaynak kollarının birleşerek oluşturduğu Şeria nehri çok menderesli bir çığırda güneye doğru akar ve Yermük ile Ürdün’den gelen Zerkā kollarını aldıktan sonra bataklık bir delta yaparak dünyanın en tuzlu göllerinden biri olan ve bu sebeple içinde canlı barındırmayan Lut gölüne (Ölüdeniz) dökülür.

İkinci büyük birimi, Gor-Araba depresyonunun batısında bu tektonik çukur alandan fay diklikleriyle ayrılmış bulunan dağ ve platolar oluşturur. Yüksekliği çoğu yerde 1000-1200 metreyi bulan bu birim kuzeyde Celîle dağları ile başlar ve Hârun ırmağının doğuya, Kişaon ırmağının batıya doğru izlediği Yizreel ovası ile kesintiye uğradıktan sonra orta kesiminde Sâmiriye ve Yahudiye platoları ile devam eder. Güneyde bazı münferit tepeler dışında yükseltisi genellikle 300-500 m. dolaylarında olan ve ülkenin yarısına yakınını kaplayan Necef (Negev) bölgesi yer alır. Bu bölgenin güneybatı kesimleri kumullarla kaplı bir çöl alanıdır. Üçüncü ve dördüncü birimleri ise dağlar ve platolar alanının batı eteklerinde bulunan verimli topraklarla kaplı 100-500 m. yükseklikteki Şefela bölgesiyle onun batısında fosilleşmiş kumul sıralarının sahile paralel olarak uzandığı kıyı ovaları teşkil eder.

İklim bakımından İsrail, Akdeniz iklimiyle çöl iklimi arasında bir geçiş sergiler. Bu geçiş özellikle batı-doğu doğrultusunda çok hızlı bir şekilde gelişir. Celîle dağlarında 1200, Sâmiriye ve Yahudiye platolarında 800 milimetreye varan yıllık yağış miktarı, Gor çukuruna inerken Hule ve Taberiye gölleri kıyılarında 500, Lut gölü kıyılarında 100, hatta 50 milimetreye düşer. Aynı şekilde kıyı bölgesinde de Akkâ ve Hayfa dolaylarında 600-800 mm. arasında olan yıllık yağış miktarı Gazze yöresinde ve Necef’te 200 milimetrenin altına iner. Yağışlar gibi sıcaklıklar bakımından da İsrail’in çeşitli bölge ve yöreleri arasında belirgin farklılıklar vardır. Temmuz ayının sıcaklık ortalaması kıyı kesiminde 25-26°, gerideki platolar üzerinde 20-22° dolayında olduğu halde Gor ve Araba depresyonlarında 32-33° dolayındadır ve bazan 45 dereceyi bulur. Ocak ayı ortalama sıcaklıkları kıyıda 12-13°, Gor çukurunda 15-16° ve Kızıldeniz kıyısındaki Eilat’ta 17° iken platolar alanında ancak 7-8° kadardır. Yüksek alanlar kışın karla da kaplanabilir. Yıllık buharlaşma değerleri genelde yüksektir ve kıyı kesiminden iç kesimlere doğru artar (Lut gölü çevresinde 2000 milimetreden çok). Bu durum su kaynakları esasen kısıtlı olan ülkede karşılaşılan başlıca sorunlardan biridir. Bitki örtüsü de bu iklim şartlarını yansıtır. Dağların ve platoların batıya bakan yamaçlarındaki aslî ormanlar (özellikle keçi boynuzu, çam ve meşe) geniş alanlarda tahrip edilmiş ve yerini Akdeniz kıyılarının karakteristiği makiler almıştır.

Halen İsrail Devleti’nin sınırları içinde kalan topraklardaki nüfus, XIX. yüzyılın sonlarından bugüne kadar bir yandan giderek hızlanan bir tempo ile artarken bir yandan da din ve etnik köken bakımından büyük değişiklikler geçirmiştir. Bu durumun esas etkeni dünyaya dağılmış olan yahudilerin Yahudiliğin doğum yeri saydıkları arz-ı mev‘ûda dönerek bu topraklara sahip çıkmak istemeleridir. Filistin’de yahudi kolonizasyonunun oluşumu ve İsrail’in kuruluşuna yönelik ilk adımlar, XIX. yüzyılın ikinci yarısında ve XX. yüzyılın başlarında bu bölgenin Osmanlı hâkimiyeti altında bulunduğu dönemde atıldı. Kurucu kolonistler, siyonist teşkilâtlar aracılığıyla başta banker Rothschild olmak üzere dünyadaki yahudilerden topladıkları paralarla bilhassa kıyı bölgesindeki verimli, fakat o dönemde pek oturulmayan kesimlerde binlerce dönümlük arazi satın aldılar. Bugün yüz binlerce yahudinin yaşadığı Petah Tikva 1878’de, Richon Letsion 1882’de, Rehovot 1890’da ve Tel Aviv 1907’de bu şekilde kurulmuş şehirlerdir. Bu çalışmalara paralel olarak göçler yolu ile bölgede yahudi nüfusu giderek arttı. Bazı kaynaklara göre 1800 yılında Filistin’de yaşayan 275.000 kişinin ancak 7000 kadarı Mûsevî idi. Bu rakamlar 1890’da 532.000/43.000’e, 1914’te 690.000/94.000’e, 1931’de 1.035.154/175.000’e ve 1940 yılında 1.529.000/456.743’e yükseldi. Bu tarihlerde sayıları giderek artmakla beraber yahudiler azınlığı, Araplar ise çoğunluğu oluşturuyordu. Bu durum, İsrail’in kuruluşu ve sayıları çeşitli kaynaklara göre 360.000-1.000.000 arasında tahmin edilen Araplar’ın komşu ülkelere göç etmesiyle kökten değişti. 1950’de 1.370.000 olan İsrail nüfusunda yahudilerin sayısı 1.2 milyona çıkmış, müslümanların sayısı ise 167.000’e inmişti. Aynı yöndeki gelişme yahudi göçleriyle daha da kuvvetlendi; 1991 yılında 5 milyonu bulan nüfusun 4.1 milyonu yahudi (% 82) ve ancak 700.000’i müslümandı. 1998’de ise 5.740.000 olan nüfusun 840.000’i müslümandı.

Nüfusun hızlı artması ve birleşimindeki değişiklikler daha çok dışarıdan gelen göçlerle gerçekleşmiştir. 1882-1914 yılları arasındaki göçmen sayısı 55-79.000 civarında iken İngiliz manda döneminde hızlanan göç hareketi İsrail Devleti’nin kuruluşundan sonra 1.6 milyona ulaştı. Bunların % 55’i Orta ve Doğu Avrupalı, % 20’si Afrikalı ve % 16 kadarı da Asyalı yahudilerdi. Bu dönemde Türkiye’den göç edenlerin sayısının 80.000 dolayında olduğu tahmin edilmektedir. İsrail’e göç süreci, zaman zaman dalgalanmalara uğramakla beraber günümüzde de sürmektedir. 1991’de yahudi nüfusunun % 62 kadarını İsrail’de doğanlar (Sabralar), geri kalanını ise dış ülkelerde doğmuş olanlar meydana getiriyordu. Nüfusun yarıya yakınını Orta Avrupa kökenli yahudiler (Aşkenaziler), yarıdan biraz fazlasını da doğu kökenli sayılan, özellikle 1492’de İspanya’dan sürülen, çoğu Osmanlı Devleti’ne sığınan ve ana dilleri İspanyolca-İbrânîce karışımı Ladino olan Sefaradlar teşkil eder. Değişik ülkelerden gelen göçmenlerin kullandığı dillerin sayısı altmıştan fazladır.

Nüfusun birleşimi gibi nüfusun ve yerleşmelerin dağılışı ve yerleşme düzeni de XX. yüzyıl içinde büyük ölçüde değişmiştir. Halkın yaklaşık % 90’ı şehirlerde, % 10’u kırsal kesimlerde yaşar. Halbuki XIX. yüzyılın sonlarına kadar Filistin’de kırsal nüfusun oranı çok daha fazla idi. Ayrıca kırsal ve kentsel yerleşmelerin büyük çoğunluğu dağlık ve platoluk yörelerde toplanmış bulunuyordu; şehirlerin başlıcaları Kudüs (Yeruşalem), Halîl (Hebron), Beytülahm (Beytlehem), Erîhâ (Jericho), Râmallah (Ramla), Cenîn, Nâsıra (Nazareth) ve Safed (Zefad) idi. Buna karşılık kıyı kesimindeki eski şehirlerin çoğu zamanla ya harap olmuş (meselâ Kayseriye-Har Qesari) veya değişen siyasî şartlar paralelinde eski önemini kaybetmiştir (Akkâ ve Askalân gibi). Yeni gelen göçmenlerin yerleşmek için tercihleri özellikle Tel Aviv ve Hayfa yöreleridir. Bu civardaki başlıca eski şehirler Akkâ ve halen ülkenin en büyük limanı ve endüstri merkezi olan Hayfa ile (1998, 255.000) Kudüs’ün geleneksel limanı olup günümüzde Tel Aviv’le birleşmiş durumdaki Yafa’dır. Kıyı kesiminde tamamıyla yeni birçok şehir kurulmuş ve gelişmiştir. Tel Aviv (357.000 nüfus), Holon (163.000), Petah Tikva (154.000), Bat Yam (145.000), Netanya (140.000), Richon le Zion (171.000), Rohovot ve Herzlia bunların başlıcalarıdır. Ülkenin güney kesimlerinde nüfus yoğunluğu azalır; bu geniş step ve çöl bölgesinin en büyük merkezi Bi’rüssebi‘ ile (Bīr Şiva, 135.000) Akabe körfezi kıyısındaki Eilat’tır.

İsrail ekonomik bakımdan gelişmiş bir ülke sayılır. 1999’da millî gelir kişi başına yılda 18.000 doların üzerindeydi. Ekonomik yapısı da Ortadoğu’nun diğer ülkelerine benzemez. 1996’da faal nüfusun % 31,2’si kamu hizmeti, % 20,2’si imalât, % 13,1’i finans ve iş, % 12,8’i ticaret, % 7,5’i inşaat, % 6,4’ü personel ve diğer hizmetler, % 6,2’si nakliye ve haberleşme ve % 2,6’sı ziraat, ormancılık ve balıkçılık alanında çalışmaktadır. Millî gelirde tarımın payı önemsizdir; en büyük gelir çeşitli hizmetlere aittir. Küçük ve doğal kaynakları çok sınırlı bir ülke olmasına rağmen İsrail’in dış ticaret hacmi 1993 yılında 34 milyar doları geçiyordu. Ekonomik gelişme ve bugünkü ekonomi dışarıdan sağlanan kaynaklarla yakından ilgilidir. Çok defa yılda 3 milyar doları aşan Amerikan yardımı, uluslararası yahudi organizasyonlarının (Dünya Siyonist Kuruluşu [WSO]; İsrail İçin Yahudi Ajansı [JAFI]; Birleşik Yahudi Ajansı [USA] ve Keren Hayesod gibi) her yıl yüzlerce milyon doları geçen bağışları ve Almanya’nın ödediği tazminat bu kaynakların başlıcalarıdır.

Tarım, gerek istihdam gerekse üretim ve ihracat bakımından ülke ekonomisinde küçük bir paya sahiptir; millî gelirde payı % 4, ihracatta ise ancak % 2,7 kadardır. Yahudiler uzun yıllar çiftçilikten uzak kaldıkları için toprak edinmelerine, buralara bağlanmalarına ve kırsal yerleşmeler kurmalarına büyük özen gösterilmiş, bunların gerçekleştirilmesi İsrail Devleti’nin kurulması yolunda başlıca yöntem sayılmıştır. Tarıma verilen bu ideolojik öneme rağmen ihtiyaçların ancak % 70’i sağlanabilmekte, gerisi ithal edilmektedir. Tarım yapılan topraklar ülkenin yaklaşık % 21’i kadar bir yer kaplar. Oranın düşüklüğünün sebebi su kaynaklarının yetersizliğidir. Ancak yarıdan çoğu yarı kurak ve kurak olan ülkede gerçekleştirilen büyük su projeleriyle tarım alanlarının yarısında sulu tarım yapılmaktadır. Başlıca su projesi, Taberiye gölü kıyılarından başlayıp kıyı ovası boyunca ülkenin güney bölgesine uzanan ve büyük çaplı borular, akuadükler, açık kanallar, tüneller, göletlerle pompa istasyonlarından oluşan yıllık 320 milyon m3 kapasiteli Kinneret-Necef isâle hattıdır. En çok yetiştirilen ürünler turunçgiller (1.5 milyon ton), çeşitli sebzeler (1 milyon ton), patates (214.000 ton) ve buğdaydır (291.000 ton). En çok kümes hayvanları, sığır, koyun ve keçi beslenir. En önemli tarımsal ihraç maddesi, değerce ihraç edilen tarım ürünlerinin 1414 kadarını sağlayan turunçgillerdir.

Yeraltı kaynakları bakımından İsrail fosfat ve potas dışında fakir bir ülkedir. Buna karşılık 3 milyon tona yakın fosfat ve 2 milyon tonu aşan potas üretimiyle dünyanın başta gelen ülkeleri arasında yer alır. Lut gölü kıyıları (potas ve brom) ve Necef (fosfat) ülkenin yeraltı kaynakları bakımından en önemli yöreleridir. Ayrıca pek zengin olmayan bakır (Eilat’ın kuzeyi) ve demir (Necef bölgesi) yatakları da vardır. Millî gelirin % 25’ini ve ihracatın % 57’sini gerçekleştiren sanayi yatırımları ekonomide çok önemli bir yere sahiptir. II. Dünya Savaşı’ndan bu yana özellikle yüksek teknolojiye dayanan elektronik cihazlar, bilgisayarlar, elmas işlemeciliği, ziraî ve tıbbî ilâçlar, kimya sanayii ve savaş sanayii alanlarında büyük gelişme olmuştur. Elmas ve diğer kıymetli taş işlemeciliğinde İsrail bugün, Hollandalı usta göçmenler sayesinde dünyanın en önde gelen ülkeleri arasında yer alır ve ihraç ettiği sanayi mallarının değer bakımından % 20’den çoğunu işlenmiş taşlar oluşturur. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Topluluğu ile yapılan ticaret anlaşmaları İsrail sanayiinin rekabet gücünü arttırmış, ayrıca özellikle ihracata yönelik sanayi kollarının gelişmesine yol açmıştır. Ülke ithalâtında en büyük pay sanayi için gerekli malzemeye ve yatırım mallarına düşer. yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir