Mısır Yeni Krallık (MÖ:1550-1070)

Mısır Yeni Krallık (MÖ:1550-1070)

12 Haziran 2019 0 Yazar: admin

Bu dönem Mısır’ın gücünün doruğuna ulaştığı ve zenginleştiği dönem olarak kabul edilmektedir. Sanat ve mimarlık alanında da bu zenginlik ve gücün göstergesi olarak en bilinen ve çarpıcı anıtlar yine bu dönemde ortaya çıkmıştır. Çeşitli hanedan krizleri ve siyasi karışıklıklar olmakla birlikte Mısır’ın geniş toprakları elde tutulabilmiştir.

VIII Sülale

Önceki dönemde başlamış olan Hyksos saldırılarının kapalı bir toplum olan Mısır’a etkileri büyük olmuştu. On sekizinci sülaleden I. Ahmose başa geçtiğinde Hyksoslara karşı saldırıya geçti ve zafer elde etti. Hyksoslar başarılı seferlerle ülkenin kuzeydoğu sınırından da ötelere sürüldüler.

Bir diğer başarılı girişim Nübye üzerine oldu. Mısır’ın ekonomisine destek sağlayan bu seferlere sınırlar daha da genişletildi. Ahmose’den önce hüküm sürmüş olan Kamose zamanında başlamış olan Kuşi hükümdarına karşı başlattığı seferler Ahmose tarafından devam ettirilmiş, Mısır’la mücadele hâlindeki Kuşi imparatoru yenilgiye uğratılmıştır. Bu dönemde Levant ve Nübye’ye yapılan seferler bu bölgelerde güçlenen devletlere karşı sınır güvenliğini sağlamayı amaçlayan başarılı girişimler olmuştur.

Yeni Krallığın başlangıcı kabul edilen bu sülale ile birlikte Mısır kralları büyük akınlar ve zaferlerle anılmaya başladılar ve savaşçı krallara dönüştüler.

Savaşçı krallar olarak anılan bu krallardan I. Amenofis (MÖ1525-1504) –ki o da kendini savaşçı kral olarak betimlerdi- zamanında Teb ve Nübye’de yeni tapınaklar yapılarak, hammaddenin zenginleşmesiyle birlikte sanat yeniden canlanmaya başladı. Ahmose zamanındaki seferlerin devamı olarak Semna’ya kadar genişleyen sınırlar çizildi ve Kuşi ülkesine bir memur atanarak Nübye’deki Mısır hâkimiyeti güçlendirildi.

Halefi I. Tutmosis (MÖ 1504-1492) Yeni Krallığın büyük çaplı yeniliklerine imza attı ve bu sayede devletin şeklini kalıcılaştırdı. Mitanni Devleti’ni mağlup etti ve Fırat Nehrine kadar ulaştı, her dönemde olduğu gibi bu dönemde de Nübye üzerindeki denetimler devam etti. Buna karşılık bu dönemde ilk defa Orta Afrika’nın zengin hammaddesinin taşındığı yolları denetim altına aldılar. Nübye’deki altın madenleri ise tüketilene kadar iletildi ve Yeni Krallık’tan sonra kullanılamaz hâle geldi.

I.Tutmosis krallık merkezini Teb’den Memfis’e kaydırdı ve bir kraliyet sarayı yaptırdı. Yeni başkent askerlerin sefer öncesinde kral karşısında silah kuşandıkları yer oldu. Ancak yine de Teb göz ardı edilmedi, sınırları büyütülerek büyük inşa faaliyetlerine sahne oldu. Orta Krallık’ta gelişen Teb şehrindeki bu izler yok edilerek yeni bir görünüme büründürüldü. Amon Tapınağı yüksek duvarlarla çevrilerek, dev bir kapı ve dikilitaşlarla donatıldı, tapınak yoluna devasa kral heykelleri yerleştirildi ve Amon Tapınağı (Karnak) devlet tapınağına dönüştürüldü.

I.Tutmosis kralların gömü geleneklerinde de değişikliğe gitti. O zamana kadar Memfis çevresindeki piramitlere gömülme alışkanlığı son buldu. Bu dönemden sonra krallar Teb’in karşısındaki bir vadiye gömülmeye başladılar. İlk olarak I. Tutmosis bu el değmemiş vadiye yapılan bir kaya mezara gömüldü ve ardından gelen krallar da bu yeni başlayan geleneğe sadık kaldılar. XX. Sülalenin sonuna kadar tüm kralların gömüldüğü bu vadiye Krallar Vadisi adı verildi. Kraliçeler, saray mensupları ve soylularda bu vadinin yakınındaki bir diğer vadiye gömülmeye başlandılar. Bu vadi de Kraliçeler Vadisi olarak tanımlandı.

Ardından tahta çıkan II. Tutmosis dönemi yaşanan değişimlerle önemli oldu. II. Tutmosis dönemi kısa sürdü.

Hatçepsut

Bu dönemde üvey kardeşi ile evlenen I. Tutmosis’in kızı ve I. Amenofis’in kızı Hatçepsut tahtı ele geçirdi. Evliliklerinden hiç erkek çocukları olmadı, II. Tutmosis’in bir başka kadından olan oğlu babsının ardından tahta geçince yaşının küçük olması nedeniyle Kraliçe Hatçepsut onun naipliğini üstlendi ve kısa bir süre sonrada I. Tutmosis’in asıl varisinin kendisi olduğunu ileri sürerek tahtı ele geçirdi. Bu Mısır tarihi için bir ilkti. İlk defa bir kadın Mısır yönetimindeki en büyük güç olarak ortaya çıkmıştı. Hatçepsut 20 yıl hüküm sürdü. Hatçepsut bir kadın olmasına rağmen, kendisini Mısırlılara kabul ettirmek ve imgesini yenilmez kılmak için pekçok kabartmada kendisini erkek olarak sundu. Kral unvanını almayı başardı, tören sakalı takıp erkek giysileri giydi ve ayinlerde kraliçe olarak yanına kızı Neferure’yi aldı. Heykellerinde kadın olduğu saklanmazken tapınak alanları gibi görece daha muhafazakâr ortamlardaki kabartmalarda Hatçepsut bir erkek olarak betimlendi.

Deyrü’l Bahri’de kendi adına yaptırdığı tapınakta kendini Amon’un oğlu olarak sundu ve tanrısal asaletini ispatladı. Kapalı bir toplum olan Mısır için bu kabul edilmesi zor bir değişimdi. Ancak Hatçepsut başarılı politikalarıyla yirmi yılı geçkin bir süre tahta kalmayı başardı.

Nübye ve büyük ihtimalle Güney Filistin topraklarına seferler düzenledi ve Punt’a karşı bir deniz seferine çıktı. Punt Seferi’nden büyük bir ganimetle geri döndü.

Onun döneminde ilk defa Orta Mısır üzerinde güçlü bir kontrol sağlanabildi, bu bölgede pek çok tapınak inşa ettirildi. Hatçepsut bir başka başarılı girişimi sayılabilecek bir eylemle kendini başmemuru Senenmut ile kutsadı. Senenmut saray çalışanlarına liderlik etmesinden –ki bu konumda da başarılıydı- başka Hatçepsut için Deyrü’l Bahri’de Punt Seferi’nin kabartmalarıyla bezeli bir anıt mezar ve tapınak kompleksi inşa ettirdi. Bu komplekste Hatçepsut gömülü değildir ama mimarisi ile yine de dikkat çeken ve anılması gereken bir yapıt olarak durmaktadır.

Sütunlarla çevrelenmiş bir teras dizisi I. Tutmosis, Amon ve Hator için yapılmış tapınaklarla çevrilir ve yamaca yaslanan bir amfiteatra doğru uzanır. En sonunda da kapalı bir mabet ile son bulur. Mısır mimarisinin yeni yüzünü göstermesi bakımından ilginç olan bu komplekste geleneksel Mısır tapınak ve mezarlarının dışına çıkıldığı görülür.

Bu başarılı dönem ne yazık ki zaman içerisinde arşiv kayıtlarından silinmeye başlar. Kadın hükümdar fikrinin benimsenmediğinin bir göstergesi olarak bu başarılı dönem unutulmaya çalışılmıştır. MÖ 1458 yıllarında Hatçepsut kayıtlardan çıkarılmaya başlanır. Kraliçenin birinci adamı konumundaki Senenmut ona arkasını dönmüş ve III. Tutmosis’in tahta çıkması için güç harcamaya başlamıştır. Bu koruyuculuktan da mahrum kalan Hatçepsut dönemi hiyeroglifleri anıtlardan ve dikilitaşlardan silinmeye başlanmıştır.

III. Tutmosis

Sistemli bir itibarsızlaştırmanın ardından III. Tutmosis tahta geçti (MÖ 1458-1425). Bu dönemde yeniden Mısır’ın düşmanlarla mücadele ettiği, sefer sayılarının arttığı ve istikrarı koruma çabalarının yoğunlaştığı bir süreç olarak görülür. I. Tutmosis’in mağlup ettiği Mitanni Devleti yeniden Mısır karşısında bir güç olarak ortaya çıkmıştı. Filistin kentlerini Mısır’a karşı örgütlemeye çalışan Mitannilere karşı III. Tutmosis hiyerogliflerde belirtildiğine göre en az onyedi sefere çıktı.

Başarılı seferler sonunda Filistin kentleri kontrol altına alındı, Fırat’ı geçerek Mitanni Devleti’ni yendi ve Nübye’ye egemenliğini kabul ettirdi. Bu savaşlarla birlikte Megiddo ovalarının tahıl ürünleri de ele geçirildi.

Bu dönemde Suriye’den kalay, Kıbrıs’tan bakır, Kilikya’dan gümüş hammadde olarak ülkeye geldi ve sanatın gelişmesinde etkin oldu.

III. Tutmosis başarılı bir komutan olarak tarihe geçti. Bu dönemde ilk defa değerler askeri bir devlet üzerine kuruldu. İlk defa askerler kendilerini kral için en önemli adamlar olarak gördüler.

Bu duruma karşın III. Tutmosis aynı zamanda kültüre meraklı bir kral olarak da tanınmaktadır. Antik kaynakların meraklı bir okuyucusu olduğu gibi kendisinin de çeşitli metinler yazdığı bilinmektedir.

II. Amenofis

Ardılı II. Amenofis (MÖ 1427-1400) savaş kahramanı olarak tanınmak istediyse de, onun dönemi Mısır tarihinde yenilgi dönemi oldu. Mısır egemenliğini tanıması için Kadeş’e baskı yaptıysa da Kuzey Suriye’nin büyük bölümünü kaybetti. III. Tutmosis’in fetihlerine rağmen Levant bölgesindeki Mısır hâkimiyeti hâlâ oturtulamamıştı. Bu dönemde Filistin’de büyük bir isyan çıktı. II. Amenofis bu isyanı kanlı bir şekilde bastırdı ve isyana karışan yedi yerel hükümdarı öldürerek cesetlerini halka teşhir etti. Bu acımasız bastırmayla birlikte Levant sakinleşti ve Mitanni, Babil ile Hitit kralları krala elçiler göndererek başarısını kutladılar.

Ardından tahta geçen IV. Tutmosis (MÖ 1400- 1390) kısa süren iktidarı döneminde ülkeye barış ve istikrar getirmek için uğraştı. Mısır bölgede yayılmacı politikasını devam ettirebilmek için Mitanni tehdidini ortadan kaldırması gerektiğinin farkındaydı bu nedenle Mitannilerle barış sağladı. Bu barış ortamı IV. Tutmosis’in Mitanni Kralı’nın kızı Artatama ile evlenmesiyle de taçlandırıldı. Uzun yıllar birbirlerine düşman olmuş bu iki devletin saldırmazlık ilkesini benimsemesi şüphesiz önemli bir başarıydı. Barış ortamı takip eden krallar zamanında da çeşitli evliliklerle sürdürülmüştür.

Mitannilerle barış kaçınılmazdı çünkü bu dönemde Mısır karşısında kaygı uyandıracak yeni bir düşmen ortaya çıkmıştı; Hitit İmparatorluğu. IV. Tutmosis topraklarını elinde tutmaya çalışırken asıl dikkatini bu yöne çevirdi.

III. Amenofis

Onun ardından tahta geçen III. Amenofis (MÖ 1390-1352) Mitanni Kralının kızıyla evlenerek kalıcı barış sağlama yönünde önemli bir girişimde bulundu.

Mitanni Devleti’nin özellikle Yeni Krallık Dönemi Mısır Kralları ile mektuplaşmaları ve ilişkileri krallığın diğer bir siyasi yönünü ve önemini yansıtır. Amarna mektuplarından 13 tanesi Kral Tuşratta tarafından III. Amenofis’e, Tiye’ye ve IV. Amenofis’e yollanmıştır. Tuşratta’nın Tuduhep’a adlı kızının III. Amenofis ile evlendirilmesini konu alan mektup, alınan çeyizlerin listesini yapmak yanında iki devlet arasında daha önceki ilişkilere de değinir. Mısır kralı IV Tutmosis (MÖ 1412-1403) ile Mitanni kralı Artatama arasında özellikle her iki ülkenin Levant bölgesi üzerindeki ilişkilerini sağlamlaştırmak için yapılmıştır. Tuşratta’nın IV. Tutmosis’ın halası ile evlenmesi, diplomatik evlilikler ile ilişkilerin sıcak tutulma noktasındaki gayretin ürünüdür.

Burada özellikle Mitannili prenseslerin müttefiklere eş olarak gönderildiğini belirtmek gerek. Tuşratta’nın Akhenaton’a kızının III. Amenofis’e eş olarak verilmesine dair yazdığı mektuptaki ifadeleri ise oldukça ilginçtir.

…. Zaman , Nimmureya’nın (III. Amenofis) babası, dedem Artatama’ya mektup yazıp (dedemin) kızını, babamın (kız kardeşini) istedi. 5, 6 kere yazdı ama dedem kızı vermedi. Dedeme yazdığı yedinci mektuptan sonra, ancak o zaman, bu baskıyla kızı ona verdi. Senin baban Nimmureya, benim babam Şuttarna’ya mektup yazıp babamın kızını, benim kız kardeşimi istediği zaman 3 kere, 4 kere yazdı, ama babam kız vermedi. Ancak 5, 6 kere yazdığında, bu baskıyla kızı ona verdi. Senin baban Nimmureya bana yazıp benim kızımı istediği zaman, ben olmaz demedim. Daha ilk seferinde onun elçisine dedim ki: Elbette vereceğim kızı. …(Kuhrt 2007: 384).

Yine söz konusu yazıtlarda Mitanni krallarının kız vermede oldukça çekingen davrandıkları görülmektedir. Ancak bunlar yazıtlarda kullanılan abartılı ifadeler de olabilir.

Mısır ile Mitanni arasındaki dostluğu gösteren bir diğer belge ise II. Şuttara’nın Ninova tanrıçası Şauşga’nın heykelinin Mısır’a gönderilmesidir. Heykelin gönderiliş amacıyla ilgili kimi varsayımlar öne sürülmektedir. Öncelikle dönemin geleneklerine göre kutsal kabul edilen bu taşıma işlemi Şauşga’nın (İştar’ın Hurrice karşılığı), III. Amenofis’ın hastalığının iyileştirmesi amacıyla yapılmıştır. Diğer taraftan Mitanni prensesi ile Mısır Kralu’nun evlilik törenlerine eşlik etmesi maksadıyla da gönderilmiş olabileceği de öne sürülmektedir.

Ninovalı Şauşga (İştar), bütün toprakların sahibesi böyle der: Mısır’a sevdiğim ülkeye gitmeyi, sonra da geri gelmeyi dilerim. Şimdi buna dayanarak onu sana gönderiyorum, yola çıkmıştır.

Babamın zamanında… bu ülkeye gitti, daha önceki gibi orada kaldı ve saygı gördü; şimdi biraderim, tanrıçaya eskisinin on katı saygı göstersin. Biraderim ona saygı göstersin. O (tanrıça) dilediğinde gelmesi için onu bıraksın.

Göklerin sahibesi Şauşga, bizleri, biraderimi ve beni 100.000 yıl boyunca korusun, tanrıçamız bize neşe bağışlasın ve biz dost olalım …(Kuhrt 2007: 384-385).

Bu dönem Yeni Krallığın zirveye çıktığı dönem olarak kabul edilir. Yaklaşık kırk yıl tahtta kalan III. Amenofis dönemi genel olarak barış ve refah dönemi olarak kabul edilebilir.

Bu dönemde Kral üç güçlü idari kanadı kontrol etmek durumundaydı. Bunlardan birincisi kraliyet ailesiydi. Sınırsız yetkilere sahipken siyasi roller konusunda etkisizlerdi. Kral aileden kişilerin siyasi aktör olmamaları konusunda hassas davranmış olmalı.

Ancak kadınlar tehlikeli veya etkili olabilirlerdi. Çünkü kralın en büyük kızı Amon’un başrahibesi olurdu ve bu sayede tapınak hazinelerine erişebilirdi. Bu erişim krala hem büyük bir güç verir hem de kızının tehlikeli olacak girişimleri konusunda dikkatli davranmaya yönlendirir.

İkinci grup Nübye ve Asya’daki toprakları idare eden yöneticilerdi. Mısırlılar yerleşik yaşamaktan hoşlanırlardı. Bu yüzden de seferlerin ardından ele geçirilen topraklara bir yönetici atanır ve orduyla birlikte tüm komutanlar ve kral ülkeye yaşadıkları coğrafyaya geri dönerlerdi. Bu nedenle devletin örgütlenme modeli dolaylıydı vassal prensler ve valiler ile uzak topraklar idare edilir ve vergilerini düzenli ödemeleri üzerinden kontrol edilirlerdi. Bu vergi ve hammadde toplanma işi de valilerin birinci görevleriydi.

Üçüncü grup, içişlerinin yöneten gruptu. Kraliyetin mal varlığını korumak, ordu, din işleri ve sivil hayatın idaresinden sorumlu bu grup krala yakın küçük bir grup tarafından idare edilirdi.

Bu dönemde Mısır tarihinde ilk defa 15000-20000 kişilik bir ordu kuruldu. Düzenli ve sabit bir ordunun sürekliliğini sağlamak başlı başına bir işti. Ordu piyade ve araba sürücülerinden oluşuyordu ve büyük bir kısmı zorla toplanan askerlerdi. Askerlik pek de sevilen bir meslek değildi.

III. Amenofis dönemi büyük bayındırlık projeleriyle birlikte anılır. Teb’de Amon ve Mut adına tapınaklar yaptırmıştır ve bu eserler bugün Mısır mimarisinin en muhteşem eserlerinin içerisinde kabul edilirler.