Seyyid Hüseyin Nasr (1933)  İranlı düşünür, Gelenekselçi okulun önde gelen temsilcilerinden

Seyyid Hüseyin Nasr (1933) İranlı düşünür, Gelenekselçi okulun önde gelen temsilcilerinden

14 Haziran 2019 0 Yazar: admin

Hayatı

1933’te Tahran’da doğdu. İran’da modernleşme çalışmalarının başladığı Kaçarlar Dönemi ve ardından Pehlevî Dönemi’nde hanedanla yakın ilişki içerisindeki seçkin bir aileye mensup olarak dünyaya gelen Nasr, Amerika’da eğitim almış, Amerika ve İran üniversitelerinde İslamî çalışmalar alanında önemli kürsülerde bulunmuştur. Bugün gelenekselcilik (traditionalism) düşüncesinin İslam dünyasındaki önde gelen temsilcisi sayılmaktadır.

Nasr kendisinin bilim adamları ve doktorlar yetiştirmiş bir aileden geldiğini söyler. Nitekim babası Veliyullah Nasr bir kraliyet doktoru olmasının yanında eğitim bakanlığı gibi bir görevle İran eğitim sisteminin modernleşmesine öncülük etmiş bir bilim adamıdır. Annesi ise büyük din alimleriyle ünlü soylu bir aileye mensuptur. Nasr’ı dinî bir hassasiyetle yetiştiren ve Fars edebiyatı gibi geleneksel disiplinlerle tanıştıran babası onu lise eğitimini almak üzere Amerika’ya gönderdi. Nasr üniversite eğitimini Massachusette Institute of Technology’de fizik bölümünde tamamladı. Fizik bilmek onun için fiziksel gerçekliğin doğasını keşfetmek demekti. Bertrand Russell’ın bir konferansında, Batılı filozofların fiziği ve genel olarak bilimi böyle bir keşfin vasıtası olarak görmediklerini öğrendiğinde çok şaşırdığını, manevî ve entelektüel bir kriz yaşadığını ve bunun üzerine merakının Batı felsefesi ve bilim tarihine yöneldiğini aktarır. Giorgio de Santillana’nın etkisiyle üniversite yıllarında Doğu geleneklerine ilgi duyup mukayeseli dinler sahasına eğilince René Guénon’un eserleriyle karşılaştı. Bunu hayatının dönüm noktası sayan Nasr, Batı felsefesine dalmışken bir Batılı’nın kendisini alıp Hindu metafiziğinin enginliğine götürdüğünü söyler. Bu süreçte Guenon’dan sonra Gelenekselcilik ekolünün en önemli isimlerinden Ananda K. Coomaraswamy’nin eşi ile tanışma fırsatı buldu ve çeşitli gelenekler hakkında bir hazine olarak nitelediği kütüphanesinden istifade etti. Yine “Üstadım” dediği Frithjof Schuon’un yazılarıyla karşılaştı. Nasr’ın geleneğe ilgisi yalnızca teorik boyutta değildi. 1957’de entelektüel faaliyetlerinin ve felsefî okumalarının amacına ulaştığını belirttiği bir Fas ziyaretinde, kendisi için geleneksel hikmeti canlı bir gerçeklik haline getiren kişi olarak tanımladığı Frithjof Schuon’un Meryemiyye tarikatına intisap etti.

Bilimsel araştırmalarına jeoloji ve jeofizik dallarında Harvard’da devam ederken bir taraftan İslam düşüncesi, bilim tarihi ve kelam ve felsefe tarihi alanlarında H. A. R. Gibb, George Sarton ve H. A. Wolfson gibi isimlerden ders aldı. Doktorada çalışma sahasını bilim tarihi olarak belirledi. An Introduction to Islamic Cosmological DoctrinesConceptions of Nature and Methods Used for its Study by the Ikhwan al-Ṣafa, al-Biruni, and Ibn Sina isimli teziyle 1958’de doktorasını tamamladıktan sonra Tahran Üniversitesi’nde profesör olarak göreve başladı. Bu sırada Seyyid Muhammed Kazım Asrar, Seyyid Ebu’l-Hasan Kazvinî ve Muhammed Tabatabaî gibi dönemin dinî otoritelerinin, İslam geleneksel düşüncesi üzerine verdiği dersleri uzun yıllar boyunca takip etti. Böylelikle Batı’da önemli isimlerin yönlendirmesiyle okuduğu İslam felsefesini bir de İran’ın büyük üstatlarının gözünden görme şansını elde ettiğini aktarır. Yine İran’da geçirdiği bu dönemde İran Kraliyet Felsefe Akademisi’ni kurdu. Akademi, gerek üyeleri ve hem İran’da hem de İran dışında Gelenekselciliğe saygın bilim adamları kazandırması, gerekse kimi iddialara göre İslam Devrimi’nin gerçekleşmesindeki dolaylı fakat umulmayan etkisi bakımından yirminci asrın en mühim Gelenekselci müessesesi kabul edilebilir. Nasr’ın Henry Corbin ile İşrakî felsefenin tanıtılması maksadıyla yaptıkları çalışmalar bu vesileyle gerçekleşti. Öncesinde, Akademi’ye ve Nasr’a ilgi duyanlar, İran Devrimi yaklaştığında Şah’la yakın ilişki içerisinde olması dolayısıyla Nasr’dan uzaklaşmaya başladı. Buna mukabil kendisi hem saraya yakınlığının çok eskiye dayanması hem de Gelenekselci fikirlerinin etkisiyle monarşiyi destekliyor, bu süreçte saraya daha da yakınlaşıyordu. 1977 yılında Farah Pehlevî’nin baş sekreteri olup çeşitli diplomatik görevlerde bulundu. 1979 yılında devrim olduğu sırada yurtdışında bulunuyordu ve bir daha ülkesine dönmedi. 1984’te Amerika’da George Washington Üniversitesi’nde İslamî Araştırmalar profesörü ünvanıyla göreve başladı. Bugün aynı kürsüde görevini sürdürmektedir.yazının devamı

Öne Çıkan Eserleri

  • İslam Kozmoloji Öğretilerine Giriş. Çev. Nazife Şişman. İstanbul: İnsan Yayınları, 1985.
  • Üç Müslüman Bilge. Çev. Ali Ünal. İstanbul: İnsan Yayınları, 1985.
  • İslam’da Bilim ve Medeniyet. Çev. Nabi Avcı, Ahmet Ünal, Kasım Turhan. İstanbul: İnsan Yayınları, 2015.
  • Bilgi ve Kutsal. Çev. Yusuf Yazar. İstanbul: İnsan Yayınları, 2013.
  • İslam: İdealler, Gerçekler. Çev. Ahmet Özel. İstanbul: İnsan Yayınları, 2009.
  • İslam Sanatı ve Maneviyatı, Çev. Ahmet Demirhanİstanbul: İnsan Yayınları, 1992.
  • İslam ve İlim, İslam Medeniyetinde Aklî İlimlerin Tarihi ve Esasları. Çev. İlhan Kutluer. İstanbul: İnsan yayınları, 1989.