Hârûn er-Reşîd (786-809) Abbâsî halifesi

Hârûn er-Reşîd (786-809) Abbâsî halifesi

27 Haziran 2019 0 Yazar: admin

Yaygın görüşe göre Muharrem 149’da (Şubat-Mart 766) veya 30 Zilhicce 145’te (20 Mart 763) Rey’de doğdu. Babası Halife Mehdî-Billâh, annesi Hayzürân bint Atâ olup Hz. Abbas’ın yedinci göbekten torunudur. Küçük yaştan itibaren sarayda iyi bir eğitim görerek büyüdü. Mürebbisi, muhtemelen oğlu Fazl ile sütkardeşi olmasından dolayı baba diye hitap ettiği İran asıllı Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî idi. Hamza b. Habîb ez-Zeyyât’tan Kur’ân-ı Kerîm, Ali b. Hamza el-Kisâî’den nahiv ve fıkıh, Mufaddal ed-Dabbî’den edebiyat, İmam Mâlik’ten hadis ve fıkıh okudu. Ayrıca Basra’da Halîl b. Ahmed el-Ferâhîdî’nin derslerine devam etti. Hocalarından on dört yaşına kadar düzenli bir şekilde ders alan Hârûnürreşîd daha sonra da ilimden kopmadı.

Hârûn genç bir delikanlı iken 163 (779-80) ve 165 (781-82) yıllarında Bizanslılar’a karşı düzenlenen iki seferde Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî, Abdülmelik b. Sâlih, Îsâ b. Mûsâ ve Hasan b. Kahtabe gibi ünlü kumandan ve devlet adamlarının da yer aldığı orduyu sevk ve idare etti. Bu seferlerin sonunda Semâlû ve Dülûk dahil birçok kale ele geçirildi ve İstanbul Boğazı’nın doğu yakasındaki Khalkedon’a (Kadıköy) kadar varılıp Bizanslılar her yıl 90.000 dinar vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda bırakıldı. Bu başarıları üzerine 166’da (782-83) babası tarafından “Reşîd” lakabı verilerek kardeşi Mûsâ el-Hâdî’den sonra halife olmak kaydıyla veliaht tayin edildi. Mehdî-Billâh, daha sonra Mûsâ’nın yerine onu birinci veliaht yapmak istediyse de bu isteğini gerçekleştiremeden 169’da (785) öldü. Bunun üzerine Hârûnürreşîd, babasının ölümünü ve kardeşi Mûsâ el-Hâdî’ye biat edildiğini bildiren mektuplar yazıp her tarafa göndererek devlet içinde bir karışıklık meydana gelmesini önledi. Bu sırada Mûsâ Cürcân’da ayaklanan isyancılarla savaşmaktaydı. Ancak Mûsâ el-Hâdî idareyi ele alınca kardeşi Hârûn’un yerine henüz bulûğa ermemiş olan oğlu Ca‘fer’i veliaht tayin etmek istedi; bunu kabul etmeyen Hârûn’u da hapse attırdı. Yahyâ el-Bermekî kendisini bundan vazgeçirmeye çalıştıysa da başaramadı. Fakat annesi Hayzürân tarafından zehirlendiği ileri sürülen Hâdî’nin hilâfeti kısa sürdü ve yerine resmî veliaht olan Hârûnürreşîd geçti (170/786). Hârûnürreşîd’in ilk icraatı, kâtibi ve mürebbisi Yahyâ el-Bermekî’yi geniş yetkilerle vezir tayin etmek oldu. Bununla birlikte devlet işlerinde annesine de danışılmasını istemiş ve böylece onu eski itibarlı günlerine tekrar kavuşturmuştur.

Hârûnürreşîd, İslâm devletiyle Bizans İmparatorluğu arasında müstahkem kalelerle takviye edilmiş bir sınır bölgesi oluşturmak istedi. Bu amaçla Mansûr devrinden itibaren çok büyüyen Cündikınnesrîn’i, merkezi Menbic olmak üzere Cündilavâsım veya kısaca Avâsım adıyla müstakil bir bölge haline getirdi. Bizanslılar’ın Tarsus’u ele geçirip burada bir kale inşa etmek istediklerini öğrenince 171’de (787-88) Herseme b. A‘yen kumandasında bir ordu göndererek şehrin yeniden imarını ve tahkimini emretti; ertesi yıl da buraya yeni yerleşmeler oldu. Hârûnürreşîd, özellikle Bizans’la yapılan mücadelelerde ve sahillerin savunmasında büyük yararlıklar gösteren donanmanın güçlenmesine önem verdi. Nitekim güçlenen donanma 174 (790-91) yılında Kıbrıs ve Girit’i vurmuş ve Antalya açıklarında karşısına çıkan Bizans donanmasını mağlûp edip kumandanını esir almıştır.

Hârûnürreşîd, hilâfetinin başlarında daha önceki yıllardan intikal eden bazı iç meselelerle uğraşmak zorunda kaldı. Hâdî döneminde isyan eden Ali evlâdından Ebû Abdullah Hüseyin b. Ali Fah Savaşı’nda öldürülürken (169/786) bu savaştan kurtulmayı başaran aynı aileden Yahyâ b. Abdullah Deylem’e, İdrîs b. Abdullah ise Kuzey Afrika’ya kaçmıştı. Hârûnürreşîd’in hilâfete geçince Ali evlâdına karşı aldığı tedbirler onları rahatsız etti ve Yahyâ b. Abdullah 176 (792-93) yılında ayaklandı (İbn Kesîr, X, 167-170). Çok sayıda insan kendisine katıldı; hatta bunlar arasında Taberistan dışındaki bölgelerden gelenler de vardı. Hârûn, Vezir Yahyâ el-Bermekî’nin oğlu Fazl’ı 50.000 askerle Deylem üzerine gönderdi. Fazl, Yahyâ b. Abdullah’ı isyandan vazgeçirdi ve Yahyâ bizzat halifenin el yazısı ve mührünü taşıyan bir emanla teslim olmayı kabul etti. Hârûnürreşîd onu kısa bir müddet hapiste tuttuktan sonra serbest bıraktı; ayrıca kendisine 100.000 dinar verdi.

Fah Savaşı’ndan sonra Kuzey Afrika’ya giden İdrîs b. Abdullah el-Mağribü’l-aksâ’ya yerleşti ve burada etrafına topladığı Berberîler’le devlete baş kaldırdı. Hârûnürreşîd, bölgenin uzak olması sebebiyle İdrîs’in üzerine ordu göndermek yerine onu, Abbâsîler’e isyan ederek kendisine sığınmış gibi görünen Süleyman b. Cerîr adlı adamına zehirletti. Ancak İdrîs’in ölümüyle Berberîler’in bağımsızlık istekleri sona ermedi; onun hamile câriyesinin doğum yapmasını beklediler ve doğan çocuğa babasının adını vererek İdrisîler Devleti’ni kurdular. Ayrıca İfrîkıye’de sık sık vali değiştirilmesi ve 177’de (793-94) tayin edilen Fazl b. Ravh el-Mühellebî’nin sert tutumu sebebiyle isyan çıktı ve Fazl isyancılarla yaptığı savaşta öldü; ancak Herseme b. A‘yen’in valiliğe getirilmesiyle sükûnet sağlandı. Herseme’nin Filistin valiliğine nakledilmesi üzerine yerine getirilen Muhammed b. Mukātil el-Akkî’nin kötü yönetimi halkı yeniden isyana yöneltti ve Akkî görevden alınarak hapsedildi; yerine de İbrâhim b. Ağleb et-Temîmî gönderildi (Belâzürî, s. 335). Çok geçmeden Hârûnürreşîd, yılda 40.000 dinar vergi vermek şartıyla İbrâhim b. Ağleb’e, valileri tayin etme yetkisini de elinde tutacak şekilde iktidarının babadan oğula geçmesi ayrıcalığını tanıdı. Böylece halifelik topraklarında iç işlerinde serbest bir hânedan kurulmuş oldu (bk. AĞLEBÎLER). Aslında halifenin takip ettiği bu siyaset, Berberîler’in Mısır yönünde bir saldırı yapmalarını engellemeyi amaçlamaktaydı. yazının devamı