Devletler

İtalya (17 Mart 1861)

TARİH
Bugünkü İtalya tarihi Paleotik döneme kadar uzanmakta olup yarımadaya Hint-Avrupa dillerini konuşan farklı toplulukların göçleri milâttan önce 2000-1500 yıllarına rastlamaktadır. Asırlarca yeni göçler durmamış ve sırasıyla Doğu kültürünü buraya yerleştiren Etrüskler, Vizigotlar, Hunlar, Vandallar, Ostrogotlar, Lombardlar, Araplar, Normanlar gelmiştir. Etrüskler’in hâkimiyetine milâttan önce VI. yüzyılda son veren Romalılar milâttan önce 264’te bütün yarımadayı ele geçirmişler ve Latince bunların devrinde yaygınlaşmıştır. Roma’nın milâttan sonra 451’de Büyük Hun İmparatoru Attila tarafından alınmasının ardından Batı Roma İmparatorluğu yıkıldı. Avrupa’nın güçlü imparatorluklarının hâkimiyetine giren yarımada, milâttan sonra V. asrın sonunda Cermen İmparatoru Odoacre tarafından işgal edildi. Milâttan sonra VI. yüzyılın başında arianist Ostrogotlar ve ikinci yarısında yine arianist Lombardlar tarafından istilâ edildi ve Bizans’ın kalıntıları yok edildi. Lombard Kralı I. Aribert zamanında (653-661) hıristiyanlaşan Lombardlar kısa zamanda papalık üzerinde etkili oldular ve ülke tarihinde daima önemli yer tuttular. Bu gelişme karşısında papalık harekete geçerek 756’da bağımsız bir devlete dönüştü. Papa III. Stephanus’un daveti üzerine Fransa’daki Karolenj Kralı Charlemagne 773’te buraya girdi. 800’de Papa III. Leo kendisine imparatorluk tacı giydirdi. İtalya’yı ele geçirmek isteyen I. Otto’ya 962’de Papa XII. Jean tarafından imparatorluk tacı giydirilmesiyle Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun kurulmuş olduğu kabul edilir. İtalya’daki bu yeni dönem XI. yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir.

Kuzey Afrika’daki Emevîler döneminde VII. yüzyılda başlayan müslümanların Sicilya’ya akınları IX. yüzyılın başında da devam etti. Ağlebîler 831’de Palermo’yu ve daha sonra Bari’yi aldıkları gibi 846’da Roma’yı yağmaladılar. Sicilya adasındaki müslüman hâkimiyeti papalık tarafından İtalya’ya kuzeyden paralı asker olarak getirilen Normanlar’ın burada 1061’de üstünlük sağlamalarına kadar devam etti.

Germen İmparatoru I. Barborassa Friedrich 1152’de İtalya’yı tekrar ele geçirdi ve 1250 yılına kadar devam edecek Hohenstaufen hânedanı dönemini başlattı. Yaklaşık bir asır süren üstünlük mücadelesi esnasında halk papalık taraftarlarıyla (Guelfo) imparator taraftarları (Ghibellinolo) diye ikiye ayrıldı. Kral II. Manfred’e karşı Fransa’dan yardıma çağrılan Anjou Dükü Charles Guelfolar’ın desteğiyle galip geldi. Ancak bir müddet sonra bunlarla papalık arasında çıkan anlaşmazlık neticesinde papa 1309’da Avignon’a götürüldü ve ancak 1377’de Roma’ya dönebildi. İtalya üzerinde XIV-XV. yüzyıllar boyunca tekrar Alman imparatorlarının hâkimiyetleri devam etmiştir.

XIII. yüzyılın ikinci yarısından XVI. yüzyıla kadar papalıkla imparatorluk arasındaki sürtüşmeler esnasında Kuzey ve Orta İtalya’daki bazı bölgeler bağımsızlıklarını kazandılar. Cenova, Floransa, Milano, Lombardia ve Venedik gibi şehir devletleri kuruldu. 100.000’den fazla nüfuslarıyla Avrupa’nın bu en kalabalık şehirlerine sahip bu küçük devletlerin her yönden güçlenmeleri Rönesans’ın buralarda başlamasına sebep oldu. Bilhassa Venedik bu dönemde Avrupa’nın Asya ve Ortadoğu ile ticaretinin kontrolünü elinde tutuyordu. Cenovalı bankacılar ise Avrupa’da olduğu kadar Kuzey Afrika üzerinde de iktisadî yönden hâkimdiler. Dante, Petrarca ve Boccacio gibi fikir adamları hümanizm hareketini İtalya’da başlattıkları gibi Dante’nin kullandığı Toskana lehçesi ortak dil olarak kabul edildi. Bununla birlikte geniş halk kitleleri hâlâ yoksulluk içerisindeydi.

XV. yüzyıl sonunda siyasî bakımdan bölünmüş bir yapıda olması, zengin İtalyan şehir devletleri üzerinde Fransa ile İspanyollar’ın rekabetine yol açtı. Fransa bu rekabette geri plana düştü. 1559’da yapılan bir anlaşmayla İspanyol Habsburg hânedanı yarımadaya sahip oldu. Özellikle Napoli bölgesindeki halkın yoksulluk sebebiyle ayaklanması, ağır vergiler, engizisyon ve İspanya’daki Veraset Savaşı (1701-1713) sonucunda zayıflayan İspanyol hâkimiyeti yerini Avusturya Habsburgları’na bıraktı ve 1797’ye kadar onların hâkimiyetinde kaldı. 1789 Fransız İhtilâli’nin ardından Napolyon Bonapart 1796’da İtalya seferini düzenledi ve asırlar sonra şehir devletleri millî ve siyasî bütünlük içinde birleştirildi. Napolyon 1802’de İtalya Cumhuriyeti’ni kurunca buranın ilk devlet başkanı oldu, 1804’te ise krallığa dönüştürdüğü ülkede kendisini imparator ilân etti. 1806’da İki Sicilya (Napoli-Sicilya/Sicilyateyn) kralı ilân ettiği oğlu Joseph Napolyon 1808’de İspanya kralı olunca yerine kayınbiraderi Joachim Murat geçti. Fransa hâkimiyetinde İtalya birbirinden bağımsız Napoli Krallığı, Sardinya Krallığı ve papalık devletleri olmak üzere üç devletten ibaretti. Napolyon’un Fransa’daki rejiminin 1814’te çökmesi ve Avusturya karşısında güç kaybetmesi üzerine İtalya tekrar Avusturyalılar’ın hâkimiyetine geçti. 1815’teki Viyana Kongresi’nden sonra başlayan süreçte Joachim Murat tahtını kaybetti ve Napolyon’un Napoli’de kurduğu bürokrasiyi Avusturya İmparatoru II. Franz dağıtınca restorasyon dönemi başladı. Bu esnada İtalya’daki eski küçük devletler yeniden canlandı ve papalık devletleri, Avusturya düklükleri, Sardinya ve İki Sicilya krallıkları adı altında ülke yeniden parçalandı. İtalya kelimesi henüz coğrafî bir tabir olmaktan ileri gidemedi ve bu isimle yaşayacak müstakil devlet kurulamadı. Ancak İtalyan halkında uyanan birlik duyguları gittikçe genişledi ve Avusturya yönetimini zorladı. Bu arada Fransızlar 1849’da papalık hükümetini yeniden kurdular. Sardinya ile Fransa, Avusturyalılar’ı Venedik hariç bütün Kuzey İtalya’dan kovdu. Kont Camillo Benso Cavour’un Piemonte-Sardinya Krallığı’nda başlattığı millî birlik faaliyetleri risorgimento (yeniden çıkış) dönemi olarak bilinmektedir. Kont Cavour, büyük devletlerce desteklenmeden İtalyan birliğinin gerçekleşemeyeceğini bildiğinden İngiltere ve Fransa ile birlikte Kırım savaşına girdi.

Roma, Venedik ve San Marino şehir devletleri dışında yeniden kurulan İtalya Krallığı’na 17 Mart 1861’de Sardinya Kralı II. Vittorio Emanuele getirildi. Avusturyalılar’a karşı Prusya ile yapılan antlaşmadan sonra 1866’da Venedik ülkenin topraklarına katıldı. Fransa İmparatoru III. Napolyon’un devrilmesinden sonra 1870’te İtalyan birlikleri Roma’ya girince papa Vatikan’a çekildi. 2 Ekim 1871’de İtalya’nın başşehri olarak Roma ilân edildi. Napoli merkezli Güney İtalya’daki krallık da aynı yıl İtalyan birliğine dahil edildi.

1878 yılı Ocak ayında kral ölünce yerine I. Umberto geçti. Francesco Crispi’nin başbakanlığında sömürgecilik faaliyetleri başlatıldı ve İtalyan ordusu 1880’de Somali ile Eritre’yi işgal etti. Almanya ve Avusturya-Macaristan’la 1882’de kurulan üçlü ittifak Fransız yayılmacılığına karşı 1887’de kuvvetlendirildi. Ancak İtalya 1896’da Etiyopya’ya karşı yaptığı Adwa savaşını kaybetti.

Sömürgecilik iç siyaseti olumsuz yönde etkiledi ve çıkan karışıklıklar esnasında 29 Temmuz 1900 tarihinde Umberto öldürülünce yerine III. Vittorio Emanuele kral oldu. Başbakan Giovanni Gioletti 1903-1914 yılları arasında ülkenin en etkili devlet adamı olarak dış siyasette üçlü ittifakı terkedip Fransa ve İngiltere’ye yaklaştı. İtalyanlar, Akdeniz’deki güçlerini arttırmak için Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasında kalan son vilâyeti Trablusgarp’ı 1912’de işgal ettiler. İtalya 1915’te Almanya ve Avusturya-Macaristan ile ittifak kurmasına rağmen I. Dünya Savaşı’nda İtilâf devletlerinin safında yer aldı. Savaş bittiğinde İtalya’nın 654.000 ölüsü ve 1.400.000 yaralısı yanında ekonomisi tamamen bozulmuştu. Bu durum halkın aşırı uçlara yönelmesine sebep olurken sosyalistlerin kararsız tutumları neticesinde faşistler güçlendiler. Bunların da içinde yer aldığı ulusal birlik 1921’de yapılan seçimleri kazandı ve Mussolini dahil yirmi dört faşist milletvekili Ekim 1922’de meclise girdi. Mussolini başkanlığında kurulan ilk hükümette liberaller, milliyetçiler ve Katolikler de yer alırken sadece sosyalist ve komünistler muhalefet ettiler. Faşist iktidar 1926’da bütün siyasî partileri kapattı, basın hürriyeti kaldırıldı. Vatikan ile 1929’da Lateran Antlaşması imzalanarak papalıkla münasebetler geliştirildi. Saint Pierre Katedrali ve ayrıca bazı yerlerin tahsisiyle oluşturulan Vatikan Devleti tarihteki papalık devletlerine ait bütün haklarından vazgeçti. Bunun karşılığında Mussolini Vatikan’ın varlığını bir devlet olarak tanıdı. Okullara din eğitimi konulması, medenî nikâh yanında dinî nikâhın geçerli kılınması ve Katolikliğin devlet dini olarak tanınması sayesinde kilisenin toplum hayatındaki etkinliği arttı.

İtalya 1935’te Etiyopya’yı ilhak etti ve III. Vittorio Emanuele imparator ilân edildi. Almanya ile 1938’de Berlin-Roma mihverini oluşturan Mussolini 1939 yılı Nisan ayında Arnavutluk’u işgal etti. 1940’ta Almanya’nın kazandığı zaferleri görünce II. Dünya Savaşı’na hazırlıksız olarak girdi. Bu arada Avrupa genelindeki yahudi düşmanlığına katılarak askerî ve sivil yahudi memurları görevlerinden uzaklaştırdı. 1941’de Balkanlar’da Almanlar başarı elde edince İtalya da Yugoslavya ve Yunanistan’ı işgal etti. 24-25 Temmuz 1943’te müttefik ordular Sicilya’dan itibaren bütün Güney İtalya’yı işgale başlayınca III. Emanuele faşist diktatörü görevden alarak tutuklattı. General Pietro Badoglio geçici hükümetin başına getirildi. Almanya’nın eylül ayında bir defa daha ülkenin kuzeyini işgal etmesi üzerine kral ve Badoglio Brindissi’ye kaçtı. Almanlar, Gran Sasso’da tutuklu Mussolini’yi serbest bırakarak ülkenin kuzeyinde kurdukları İtalyan Cumhuriyeti’nin başına geçirdiler. Bunun üzerine Badoglio 13 Ekim 1943’te Almanlar’a savaş ilân etti. Farklı partiler Ulusal Birlik Komitesi (CLN) adı altında bir araya gelerek 1945 yılı Nisan ayında Nazi işgalinden kurtuldu ve Mussolini Alman askerlerinin çekilmesinden sonra İsviçre’ye kaçmak isterken yakalanarak öldürüldü.

Kral III. Emanuele 9 Mayıs 1946’da II. Umberto lehine tahttan çekildiyse de 2-3 Haziran 1946’da yapılan referandumla anayasa değiştirilerek cumhuriyet yönetimine geçildi. Aynı anda yapılan ve kadınların ilk defa katıldıkları seçimleri Hıristiyan Demokrat Parti (Democrazia Cristiana) kazandı ve Alice de Gasperi kurulan koalisyon hükümetinin ilk başbakanı oldu. 10 Haziran’da Enrico de Nicola geçici devlet başkanlığını üstlendi. 13 Haziran’da son kral ülkeyi terkederek Portekiz’e gitti. Temmuz 1946’da müttefik kuvvetleri Paris Barış Antlaşması’na göre silâhlı kuvvetlerin mevcudunun azaltılmasını, savaş tazminatı ödemesini ve en önemlisi Afrika’daki sömürgelerinin tamamından çekilmesini İtalya’ya kabul ettirdiler. 18 Nisan 1948’de yapılan seçimlerde Hıristiyan Demokrat Parti oyların çoğunluğunu alarak yeniden iktidara geldi. 11 Mayıs’ta Luigi Einaudi devlet başkanı seçildi. İtalya 1952’de temelleri atılan Avrupa Birliği’ne kurucu üye olarak katıldı. Giovanni Gronchi 1955’te ülkenin ikinci devlet başkanı oldu. Uzun müddet Birleşmiş Milletler’e Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin vetosuyla giremeyen İtalya nihayet 1955’te kabul edilirken 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğu içinde yer aldı. Hıristiyan Demokrat Parti’den Antonio Segni 1960’ta devlet başkanı oldu.

İtalya 1950-1960 yılları arasında ekonomik bakımdan büyük gelişme gösterdi. 1947’den sonra ilk defa sosyalistler 1963’te Aldo Moro başkanlığında kurulan hükümette yer aldılar. Fakat ülkede komünizm gittikçe kuvvetlenmekteydi ve 1976’da yapılan seçimlerde Hıristiyan Demokrat Parti’nin arkasından % 33’lük oy oranıyla ikinci oldular. Bunların desteğiyle kurulan Giulio Andreotti hükümeti Ocak 1978’de istifa ettiyse de 1979 yılı başındaki istifasına kadar göreve devam etti. Ancak ülkede aşırı sağ ve sol örgütlerin terör olayları arttı ve bilhassa Kızıl Tugaylar örgütü hapishanelerdeki arkadaşlarını kurtarmak için kaçırdıkları eski başbakan Aldo Moro’yu öldürdüler. II. Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’da ilk defa Hıristiyan Demokrat Parti dışında Cumhuriyetçi Parti (Partito Republica) başkanı Giovanni Spadoloni başbakan oldu. Ancak ülkedeki skandallar siyasî partilere de sıçradı ve ilk önce Hıristiyan Demokrat Parti sarsıldı. 1983’te başbakan olan Bettino Craxi çok sevilmesine rağmen rüşvet ve teröre engel olamadı. 1984 yılında ülkenin hayatında kilisenin etkisi azaltıldığı gibi Katolikliğin ülkenin resmî dini olma vasfı kaldırıldı. 1986’da ülkede organize cinayetler arttı ve ilk defa Sicilya’da ortaya çıkan mafya örgütü ülke genelinde zamanla yayılarak çok sayıda cinayete karıştı. 1990 yılında Hıristiyan Demokrat Parti’nin adı birçok siyasî yolsuzluğa karıştığı için 1948’den itibaren devam eden ülke tarihindeki etkisini kaybetti. 1994’te sağcı ittifak yeni faşist hareketin de desteğiyle seçimleri kazandı ve medya patronu Silvio Berlusconi başbakan tayin edildi. 1996 yılında II. Dünya Savaşı’ndan beri ilk defa solcu bir ittifak iktidara geldi ve iktisat profesörü olan Romano Prodi başbakan oldu. Massimo d’Alema eski komünist partisinin adını değiştirerek Sosyalist Parti yaptı ve Prodi hükümetinin düşmesinden sonra 21 Ekim 1998’de başbakanlığa getirildi. 26 Nisan 2000 tarihinde ise Giuliano Amato başbakan oldu. Ancak 13 Mayıs 2001’de yapılan genel seçimleri merkez sağ ittifak kazanınca Forza İtalia’nın lideri Silvio Berlusconi beş yıl aradan sonra tekrar hükümeti kurdu. yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir