Sırbistan 1878

Sırbistan 1878

27 Haziran 2019 0 Yazar: admin

Osmanlı Dönemi. İlk dönemde Osmanlı vasalı haline gelen Sırp Despotluğu altmış yıl kadar sürdü. Kuzey Sırbistan, Lazar’ın oğlu Stefan Lazareviç (1389-1427) ve Djuradj Branković’in (1427-1456) idaresi altında varlığını sürdürdü. II. Murad Sırbistan’da önemli yerleri ele geçirdi. İstanbul’un fethini takip eden yıllarda Fâtih Sultan Mehmed, Sırbistan’a yönelik akınlarını hızlandırdı. 1459’da Smederevo’nun (Semendire) ele geçirilişiyle Sırp Despotluğu ortadan kaldırıldı ve Sırbistan Osmanlı topraklarına katıldı. Belgrad ise Macarlar’ın idaresi altındaydı ve daha önce II. Murad döneminde (1439) olduğu gibi II. Mehmed tarafından da ele geçirilemedi. Son Peç patriği II. Arsenije 1463 yılına kadar unvanını koruyabildiyse de bu tarihten sonra patrikhâne ortadan kaldırılarak bölgedeki kiliseler doğrudan İstanbul Rum Ortodoks Patrikhânesi’ne bağlandı. Sırp tarihçileri, bölgenin fethinin ardından abartılı biçimde yaklaşık 200.000 kişinin köle olarak alındığını veya başka bölgelere zorunlu iskân edildiğini belirtmektedir (Zirojević, s. 8). Osmanlı Devleti bölgeyi merkezî yönetim altına alarak Semendire sancağını kurdu. 1521’de Belgrad fethedilip Rumeli eyaletine bağlı Semendire sancağına bağlandı ve sancağın merkezi yapıldı. Böylece başta Semendire olmak üzere Belgrad, Jejne (Zezna), Rudnik, Koyluca (Kulič), Haram (Ram), Güvercinlik (Golubac), Resava, Öziçe (Uzice) ve Niş nahiyeleri Semendire sancağını meydana getirdi. Zamanla Semendire sancağının merkezi Belgrad oldu ve burası büyük önem kazandı. Burada oturan kale muhafızı aynı zamanda paşa unvanını taşıyan sancak beyi idi. Belgrad’ın merkezî konumu XIX. yüzyıla kadar devam ederken bu sancak için Belgrad Paşalığı adı da kullanılmıştır.

Osmanlı idaresinin bölgeye istikrar getirdiği ve köylülerin durumunun eskiye oranla iyileştiği tarihçiler arasında genel kabul gören bir görüştür. XVI. yüzyılın ikinci yarısına ait tahrir kayıtları bölgedeki nüfus artışının en yüksek noktasına ulaştığını gösterir. Yerli idareci sınıf imtiyazlarını Osmanlı idaresi altında bir süre daha koruyabilmiştir. Semendire’ye ait ilk tahrirlerde Fâtih Sultan Mehmed devrinde hıristiyan sipahilerin bu sancakta çoğunluğu oluşturduğu dikkati çeker. Kalelerde görev yapan muhafızların önemli bir kısmının da hıristiyan menşeli olduğu tesbit edilmektedir. Osmanlı yönetimiyle birlikte bölgeye müslümanlar da yerleşmeye başladı, ayrıca yerli topluluklar arasında, özellikle hıristiyan timar sahipleri gibi imtiyazlı gruplar arasında İslâmlaşma yaşandı. Çünkü bu imtiyazlı grupların uzun vadede ekonomik ve sosyal statülerini korumaları İslâm’a geçişleriyle mümkün olabilmiştir. Bunların yanında devşirme sisteminin de İslâmlaşma’da kısmî etkisi olmuştur. Sarayda çok sayıda Sırp devşirme bulunduğu ve belki de bunların etkisiyle Sırpça’nın XVI. yüzyılın ortalarına kadar Dubrovnikliler’le yazışmalarda diplomasi dili olarak kullanıldığı görülmektedir. Bunun yanında Sırpça’nın Osmanlı Türkçesi’nden büyük ölçüde etkilendiği ve Türk-İslâm kültürünün bölgede yayıldığı anlaşılmaktadır. Özellikle camiler, mektep ve medreselerin inşasıyla bir İslâm şehri görünümü kazanan şehirler Osmanlı dönemi boyunca büyüyerek gelişti. Ayrıca XVI. yüzyılın ortalarında Sokullu Mehmed Paşa’nın da rolüyle daha önce kaldırılmış olan Peç (İpek) patrikliği yeniden ihya edildi (1557). Bu şekilde Osmanlı yönetimi altında Balkanlar’da İstanbul’dan ayrı bir kiliseye sahip olan tek topluluk Sırplar oldu, bu patrikhâne iki yüzyıl boyunca varlığını sürdürdü. Bu dönemde Sırp manastırlarının da canlandığı ve dinî hayatın geliştiği görülmektedir.

Osmanlı Devleti’nin Sırbistan’daki idaresine ilk büyük darbe “Kutsal İttifak” ile Osmanlı Devleti arasında yaşanan 1683-1699 savaşı sırasında vuruldu. Bu savaşta kısa süreli de olsa Belgrad Avusturya’nın eline geçti. Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa 1690’da Şehirköy, Vidin, Pasarofça, Güvercinlik, Semendire, Niş ve Belgrad’ı geri aldı. Osmanlılar’ın rakiplerine destek veren Patrik Arsenije III. Crnojević, 1690 yılında büyük bir grupla (Sırp kaynaklarına göre yaklaşık 37.000 Sırp ailesiyle) Kosova’yı terkederek Karlofça’ya (Karlovci) göç etti ve Avusturya imparatorunun sağladığı imtiyazla burada dinî bir merkez kurdu. Bazı araştırmacılar, göç edenlerin sayısını abartılı bulup yalnızca Kosovalı Sırplar değil Niş ve Belgrad bölgesinden de göçe katılanların olduğunu, ayrıca aralarında Katolik ve Ortodoks Arnavutlar’ın, hatta müslümanların bulunduğunu belirtir (Malcolm, s. 139-162). Osmanlılar’ın bölgeyi fethi ve daha sonra Avusturya ile yaşanan savaşlar döneminde Kosova’nın demografik yapısının önemli ölçüde değiştiği ve nüfusun çoğunluğunu Arnavutlar’ın oluşturmaya başladığı bilinmektedir. Bununla birlikte Peç Patrikhânesi varlığını bir süre daha koruyabildi. İstanbul patriğinin talebi üzerine, ekonomik zorluklar içinde bulunan bu patrikhâne 1766’da kaldırılarak bölgedeki kiliseler yeniden Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi’ne bağlandı. Sırplar’ın Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi’ne bağlılığı 1832 yılına kadar devam edecek, bu tarihte özerk bir Sırp kilisesi ortaya çıkacaktır. Sırbistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra Sırp kilisesi tamamen bağımsız olup 1920 yılında varlığını günümüze kadar korumuş olan Sırp Patrikhânesi kurulacaktır.

1690’dan itibaren birçok yerde şehirlerin savunması için kaleler (palankalar) inşa edildi. Bunlardan Novi Pazar ve Bela Palanka hâlâ ayaktadır. Pasarofça Antlaşması (1718) sırasında Sırbistan’ın kuzey yarısı Avusturya’nın eline geçti ve bu tarihten 1723’e kadar Osmanlı Devleti Niş’te yeni tekniklerin kullanıldığı büyük bir kale yaptı. Avusturya’nın egemenliği altında bulunanlarla Osmanlı Devleti’nden kaçan Sırplar ve Hırvatlar, Avusturya tarafından silâhlandırılarak bazı imtiyazlara sahip uç birlikleri (krayina) halinde teşkilâtlandırıldı. Bu askerî sınır Dalmaçya kıyılarından başlayıp Sava’nın kuzeyinden Belgrad önüne kadar uzanmaktaydı. Osmanlı Devleti, Belgrad’ın muhafazası için çok sayıda yeniçeri görevlendirdi. 1739’da yapılan Belgrad Antlaşması ile daha önce Avusturya’nın eline geçen Kuzey Sırbistan’ın bir kısmı tekrar Osmanlı yönetimine girdi. Fakat Osmanlı yönetimine geçen bu topraklarda birçok köy Sırp köylüleri tarafından terkedildi. 1154 (1741) tarihli tahrir kayıtlarına göre (T.K.G.M., nr. 17, vr. 90b-96b) Kuzey Sırbistan’da kaydedilen toplam 1546 köyden 721 köyün terkedilmiş olduğu görülür. Özellikle 1739’dan sonra Belgrad Kalesi yeniden yapılarak ülkenin en büyük kalesi haline getirildi. Aynı dönemde yeniçeriler Semendire sancağında etkinliklerini arttırarak Belgrad’ın hâkimi durumuna geldiler. Halktan ağır vergiler alıp Sırp köylüsünü angarya şeklinde çalışmaya zorladılar. Osmanlı Devleti, Belgrad’daki yeniçerileri kontrol altına almaya çalıştıysa da, soruna uzun vadeli bir çözüm sağlanamadı. Avusturya’nın kışkırtmasıyla Osmanlı yönetimine karşı memnuniyetsizlik arttı. Dayılar ve yamaklar olarak adlandırılan yeniçerilerin gittikçe artan baskıları beraberinde Sırp isyanlarını getirdi ve nihayet 1804’te Karadjordje (Djordje Petkovic, Karacorce / Kara Yorgi) liderliğinde Sırp isyanı patlak verdi. Önceleri yeniçerilere karşı bir tepki şeklinde başlayan isyan gittikçe milliyetçi bir karakter kazandı ve Sırplar özerklik talep etmeye başladı. Belgrad’ı ele geçiren Sırp birlikleri şehirdeki müslümanlara karşı büyük katliama girişti ve Semendire sancağının diğer bölgelerini de zaptetti. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda yapılan Bükreş Antlaşması’yla Osmanlı Devleti Sırplar’a kısmî özerklik verilmesini kabul etmek zorunda kaldı. Bununla birlikte daha geniş otonomi hakları talep eden Sırplar’ın isyanı 1813’te tamamıyla bastırılarak Belgrad ele geçirildi ve Karadjordje Avusturya’ya kaçmak zorunda kaldı. İkinci Sırp isyanı Miloş Obrenoviç isimli bir Sırp knezinin önderliğinde 1815 yılında patlak verdi. İsyan aynı yıl bastırıldıysa da bu tarihten sonra Sırplar’a tanınan imtiyazlar genişletilmeye başlandı. Miloş Obrenoviç başknez tayin edildi. Bu gelişmeler yanında 1821’de Yunan isyanı çıktı. 1826’da Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan Akkirman Antlaşması’yla Osmanlı Devleti Sırplar’a tanınacak hakların genişletileceğini garanti ediyordu. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda imzalanan Edirne Anlaşması’yla Osmanlı Devleti bir fermanla Sırplar’a yeni haklar tanıdı. Nihayet 17 Ekim 1830’da verilen bir imtiyaz fermanıyla Sırplar muhtar bir idare elde etti. Ferman Miloş’u başknez olarak tanırken Sırplar’ın bir meclis tarafından yönetileceği, kale muhafızları dışında Sırp topraklarında hiçbir Türk’ün oturmayacağı gibi şartlar içeriyordu. 1867’de Özerk Sırp yönetimi Osmanlı askerî idaresinde bulunan Belgrad, Fethülislâm (Kladovo), Semendire ve Böğürdelen (Šabac) kalelerindeki garnizonların geri çekilmesiyle buralardaki egemenliğini güçlendirdi.

Osmanlı Devleti’ne bağlı bir devlet şeklinde teşkilâtlanan Sırbistan’ın Osmanlılar’dan tamamen kopuşu 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda gerçekleşti. 1875’te Bosna-Hersek’te başlayan isyanlar üzerine Sırbistan ve Karadağ Osmanlı Devleti’ne karşı savaşa girdi. Osmanlı ordusu Sırp kuvvetlerini yenilgiye uğrattıysa da Ruslar’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilânı ve savaşın Osmanlı Devleti’nin ağır yenilgisiyle sonuçlanması üzerine imzalanan Ayastefanos Antlaşması’yla Sırplar bağımsızlıklarını elde etti. Bu antlaşmanın gözden geçirilmesi amacıyla yapılan Berlin Antlaşması, Sırbistan ve Karadağ’ın bağımsızlığını tanıdı. Bu anlaşmalarla Niş, Şehirköy (Pirot) ve Leskofça da Sırbistan sınırlarına dahil oldu.

Bağımsızlıktan Günümüze Sırbistan. 1878’de bağımsızlığını kazanan Sırbistan’da Prens Milan Obrenoviç 1882’de krallığını ilân etti. Sırp Krallığı elde ettiği sınırlardan memnun değildi. Öncelikle Sırp topraklarının bir kısmı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun egemenliğindeydi. Berlin Antlaşması’yla Avusturya-Macaristan önemli bir Sırp nüfusun yaşadığı Bosna-Hersek’i de yönetimi altına almıştı. Sırbistan’ın Avusturya-Macaristan’a yönelik toprak talepleri I. Dünya Savaşı’nın önemli sebeplerinden birini oluşturur. Bunun yanında Osmanlı Devleti elinde kalan Yenipazar sancağı ve tarihlerinin beşiği olarak gördükleri Kosova ile Selânik’e kadar uzanan Makedonya bölgesi de Sırbistan’ın hedefleri arasında yer almaktaydı. Bulgaristan 1885’te Doğu Rumeli eyaletini ilhak edince Sırbistan Bulgaristan’a savaş açtı. Savaşta yenilgiye uğrayan Sırbistan geri adım atmak zorunda kalmakla birlikte bundan sonra Makedonya bölgesindeki taleplerini gerçekleştirmek için Bulgarlar’la büyük bir rekabete girişti. Silâhlı çeteler yardımıyla yürütülen bu rekabette Bulgar-Makedon örgütlerinin üstünlüğü karşısında Sırplar, Rum komiteleriyle iş birliği yoluna gitti ve özellikle 1904’ten itibaren Bulgarlar’a karşı Batı Makedonya’da önemli başarılar elde etmeye başladı. 1908 Jön Türk İhtilâli, Makedonya’daki silâhlı çatışmaları sona erdirdi ve Osmanlı topraklarında yaşayan Sırplar meşrutiyet kulübü şeklinde teşkilâtlanarak 1908 genel seçimlerine katıldı. Seçimler sonunda üç Sırp Osmanlı meclisine seçildi. Bununla birlikte İttihat ve Terakkî hükümetinin Makedonya sorununu çözme girişimleri başarı sağlayamadı. 1912’de Sırbistan, Karadağ, Yunanistan ve Bulgaristan Balkan ittifakını kurdu. I. Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin bölgedeki egemenliğine son verildi. Fakat ele geçirdikleri toprakları paylaşmada uzlaşamayan Balkan devletleri arasında 1913’te II. Balkan Savaşı patlak verdi. Sırbistan, Karadağ, Yunanistan, Romanya ve Osmanlı Devleti’nin Bulgaristan’a karşı birleştiği bu savaştan Sırbistan galip olarak ayrıldı. Balkan savaşları sonucunda Sırbistan, Kosova’yı ve bugünkü Makedonya Cumhuriyeti bölgesini topraklarına kattı. yazının devamı.