Yunanistan (1829)

Yunanistan (1829)

27 Haziran 2019 0 Yazar: admin

Yunan bağımsızlık hareketi Fransız İhtilâli ile gelişen sürece bağlanır. Tesalya’da bir Rum tüccarın oğlu olan Rigas Velestinlis’in, daha 1790’larda bağımsızlık manifestosu ve şiirler yazarak Yunan bağımsızlık hareketini başlattığı ileri sürülür. Velestinlis, Viyana’da yedi arkadaşıyla birlikte ele geçirilerek Osmanlı hükümetine teslim edildi ve 1798’de Belgrad’da arkadaşlarıyla birlikte idam edildi. 1814’te Rum tüccarların ve siyaset adamlarının yer aldığı bir grup, Rusya’nın Karadeniz’deki önemli liman şehri Odesa’da Filiki Eteria (Dostluk Cemiyeti) adıyla gizli bir örgüt kurdu, bu örgüt imparatorluk içinde ve dışında Yunan bağımsızlığı için çalışmaya başladı. Nihayet 1821’de Fenerli beyler tarafından yönetilen Eflak-Boğdan’da ve ardından Mora’da Yunan isyanı başladı. Osmanlı hükümeti, isyanla ilgileri olduğu gerekçesiyle Patrik V. Grigorios’u ve Rum milletinin başka dinî liderlerini idam ettirdi. Girit’teki isyanları bastırması için Girit, Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya verildi. Fakat Rumlar’ın bağımsızlık hareketi Mora’da sürdü. Osmanlı güçlerinin isyanı bastıramaması üzerine kendisinden yardım istenen Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrâhim Paşa kumandasındaki Mısır donanması 1825’te Mora’ya çıkarak Modon’u karargâh yaptı ve isyanı sert bir şekilde bastırdı. Mora’daki isyancıların müslümanları katletmesine misilleme olarak Osmanlı kuvvetlerinin Sakız adasında Rumlar’a karşı yaptığı katliam Avrupa’da büyük yankı uyandırdı. Avrupa’da güçlü bir akım haline gelen Filhellenizm’in de oluşturduğu kamuoyunun etkisiyle İngiltere ve Rusya önce Saint Petersburg Protokolü’nü (4 Nisan 1826), ardından İngiltere, Fransa ve Rusya 6 Temmuz 1827’de Londra Protokolü’nü imzalayıp Osmanlı Devleti’ne yıllık vergi veren bir Yunan beyliğinin kurulmasını kararlaştırdı. Saint Petersburg Protokolü’nün birinci maddesi ve Londra Protokolü’nün önemli maddelerinden biri müslümanların bu Yunan Beyliği’nden çıkarılmasıyla ilgiliydi. Buna göre müslümanlarla Rumlar’ın arasında karşılıklı kötü muamelenin engellenmesi için ayrılmaları gerekiyordu ve müslümanlar Yunan Beyliği’nde ve adalarda bulunan mülklerini Rumlar’a satacaktı (Örenç, Mora Türkleri, s. 131). Batı tarih yazımında, Balkanlar’daki ilk etnik temizlik hareketlerinin Balkan savaşlarında yapıldığı görüşü yaygın olsa da Saint Petersburg ve Londra protokollerindeki bu maddeyle Balkanlar’daki ilk etnik temizlik kararının üstelik Batılı büyük güçler tarafından müslümanlara karşı alındığı açıktır. Nitekim bu karar, 1829-1832 yılları arasında yapılan diğer görüşme ve protokollerle uygulamaya konuldu (a.g.e., s. 240-253).

Osmanlı hükümetinin Londra Protokolü’nü reddetmesi üzerine Avrupalı müttefiklerin donanması Mısır-Osmanlı donanmasını 20 Ekim 1827’de Navarin’de imha etti. 1828’de İbrâhim Paşa Mora’dan çekildi. Rusya, Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açtı ve 1827-1829 savaşında Rus orduları Edirne’ye kadar ilerleyerek bu şehri ele geçirdi. Osmanlı yenilgisi üzerine Mora yarımadasında ve Atina’yı da içine alan, Attika’dan Tesalya’ya kadar uzanan bir Yunan Devleti kuruldu (1829). Osmanlı Devleti 1830’da bu devleti tanımak zorunda kaldı. Merkezi 1833 yılına kadar Anabolu olup bu tarihte Atina’ya taşınan Yunan Devleti eski Yunanistan’a referansla Hellas adını aldı. Bağımsız Yunan Devleti, Osmanlı idaresindeki yaklaşık 2 milyonluk Rum nüfusun yarısından az bir kısmını içermekteydi. Yunanistan’ın fiilen bağımsız hale geldiği 1828’de Korfulu bir Rum olup uzun süreden beri Rus çarının hizmetinde diplomat olarak çalışan Ioannes Kapodistrias yeni kurulan devletin başına geçmesi için çağrıldı. Baskıcı bir rejim kurmaya yönelen ve Rusya’ya yakın bir politika izleyen Kapodistrias 1831’de bir suikasta kurban gitti. Yunanistan’da siyasal güçler Rus yanlısı, İngiliz yanlısı ve Fransız yanlısı şeklinde üç gruba ayrıldı. 1832’de büyük güçlerin onayıyla Yunan Millî Meclisi, Bavyera kralının henüz reşid olmayan oğlu Otto’yu “Helenler’in kralı” sıfatıyla Yunanistan’a davet etti. 1833’te Otto ve beraberindeki heyet Yunanistan’a geldi ve devleti teşkilâtlandırmaya başladı. Yunan kilisesi, İstanbul’daki Fener Rum Ortodoks Patrikhânesi’nden ilk ayrılan (otosefal) Balkan kiliselerinden biri oldu. Patrikhâne bu durumu ancak 1850’de tanıdı. Yunanistan’ın bundan sonraki siyaseti Rumlar’ın yaşadığı diğer Osmanlı topraklarını ve İstanbul’u ele geçirmekti. “Megali idea” (büyük ülkü) diye adlandırılan bu siyaset Osmanlı Devleti ile Yunan Krallığı arasındaki ilişkileri belirlemekteydi. Megali ideaya sadık bir politika izlemeye çalışan, fakat bunda kayda değer bir başarı gösteremediği gibi baskıcı bir rejim oluşturan Kral Otto, 1862’de bir isyanla tahttan indirildi. Otto dönemi Yunan tarih yazımında “Bavyera egemenliği” (Bavarokratia) diye adlandırılır.

İç çekişmeler devam ederken büyük güçlerin müdahalesiyle Yunan Millî Meclisi, 1863’te Danimarkalı on yedi yaşındaki Prens Wilhelm Georg’u (Georgios) “Helenler’in kralı” seçti ve Yunanistan’da uzun sürecek yeni bir hânedan ortaya çıktı. 1864’te meclis daha demokratik yeni bir anayasa hazırladı. Yüzyılın son çeyreğinde kralın yanında siyasal partilerin önemi arttı ve krallık demokrasisi denilen bu dönemde Trikoupis adlı politikacı en önemli rolü oynadı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 1881’de İstanbul’da yapılan bir antlaşmayla Tesalya Yunanistan’a bırakıldı. 1895’te finans krizlerinin etkisiyle Trikoupis hükümetten çekilmek zorunda kaldı. 1897’de Atina’daki ihtilâl komitelerince desteklenen Giritli milliyetçilerin talebiyle Prens Georg kumandasında bir filo adaya gönderildi ve burası ele geçirildi. Osmanlı Devleti’nin büyük devletler nezdindeki girişimleri sonucu Yunanistan’ın adadan çekilmesi talep edildi. Yunanistan buna uymayınca Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında savaş çıktı (1897). Yunanistan bu savaşta ağır bir yenilgiye uğradı ve Osmanlı ordusunun ilerlemesi büyük güçlerin aracılığıyla durduruldu. Bu zafere rağmen yine büyük güçlerin isteğiyle Girit’in özerklik hakları genişletildi ve özerk bir vilâyet haline getirildi. Bu arada 1878’de kurulan Bulgaristan kuzeye doğru genişlemek isteyen Yunanistan ile rekabete başlamıştı. Makedonya’da ve Trakya topraklarının güney kısmında ortaya çıkan komiteler yoluyla bölgede yaşayan Ortodoks nüfus Bulgar Eksarhlığı’na veya Rum Patrikhânesi’ne tâbi olmaya zorlanırken her iki taraf da bölgede nüfus çoğunluğunun kendisine ait olduğunu iddia etti. Bu rekabet silâhlı harekete dönüştü ve Sırbistan’ın da dahil olmasıyla kanlı çatışmalar meydana geldi. Osmanlı hükümetinin 1902 ve 1903’te başlattığı reform hareketine rağmen bölgedeki çarpışmalar sona erdirilemedi. Bir Bulgar-Makedon örgütü olan İç Makedonya Devrimci Örgütü’nün silâhlı faaliyetleriyle Rum etkisinin bastırılmaya çalışılması üzerine Yunanistan, Selânik başkonsolosluğu ve diğer konsolosluklar aracılığıyla Rum Makedonya Komitesi’ni örgütleyip güçlendirerek bölgedeki etkinliğini arttırdı. Osmanlı yetkililerinin ve 1906’dan itibaren bölgede örgütlenmeye başlayan İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin gizli desteğini alan Rum komitesi Bulgar Makedon örgütlerine karşı başarılar elde etmeye başladı. Bu arada Makedonya’nın Rus-İngiliz müdahalesiyle Osmanlılar’dan koparılacağından endişelenen Jön Türkler 1908’de bir darbeyle II. Abdülhamid’i anayasayı ilân etmeye zorladılar. Atina hükümeti ve patrikhâne Jön Türk ihtilâlini patrikhânenin imtiyazlı konumuna, dolayısıyla bölgedeki Rum nüfuzuna zarar vereceği korkusuyla desteklemedi. Hatta İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin silâhları bırakma çağrılarına uymayan tek komite Rum Makedonya Komitesi oldu. Fakat ihtilâlin başarıyla sona ermesi Rumlar’ın da yeni durumu kabullenmesine yol açtı. Ekim 1908’de Bulgaristan’ın bağımsızlık ilânı ve Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhakı ile Girit de Yunanistan’a katıldığını bildirdi. Osmanlı Devleti buna protestolar ve Yunan mallarının boykotuyla karşılık verdi. Hâmi devletler Girit’in Yunanistan’la birleşmesine izin vermedi. 1910’da Girit Millî Meclisi, Helenler’in kralı adına açılınca buna müslüman mebuslar tepki gösterdi ve hükümet reisi Venizelos’un teklifi üzerine meclise müslüman mebus kabul edilmemesi kararlaştırıldı. Nihayet Balkan savaşlarının başlamasıyla Yunan hükümeti Girit’i resmen topraklarına kattı. yazının devamı.