Rus İmparatorluğu (1721–1917)

Rus İmparatorluğu (1721–1917)

3 Temmuz 2019 0 Yazar: admin

Rus İmparatorluğu (Reform öncesi Rusça: Россійская Имперія, modern Rusça: Российская империя; Rossiyskaya İmperiya) veya Çarlık Rusyası, 1721 yılında kurulup 1917’deki Rus Devrimi‘ne kadar var olmuş imparatorlukturRus Çarlığı‘nın ardılı olmuş olan Rus İmparatorluğu, 20. yüzyılda Sovyetler Birliği olarak bir “süper güç” haline gelecek olan Rusya‘nın çerçevesini oluşturmuştur. Dünya tarihindeki en geniş imparatorluklardan biri olmuş olan Rus İmparatorluğu, Britanya ve Moğol imparatorluklarının ardından en geniş sınırlara ulaşmış tarihteki üçüncü ülkedir.

1866’da toprakları kuzeyden Arktik Okyanusu‘yle, güneyden Karadeniz‘le, doğuda Alaska‘yla, batıda Baltık Denizi‘yle çevrelenmişti. Avrupa‘daki son mutlak monarşilerden biridir. 20. yüzyılın başlarında Britanya İmparatorluğu‘nun ardından dünyanın en geniş ikinci imparatorluğu durumunda olan Rus İmparatorluğu, 1914 yılında I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde, 5 milyon kişiden oluşan ordusu ile Avrupa‘nın beş büyük gücünden biri konumundaydı. Avrupa’nın en büyük askeri güçlerinden biri olmasına karşın savaşın halk üzerinde yol açtığı yıkımın ve İngilizlerin Çanakkale Cephesi‘ni kaybetmesi nedeniyle müttefiklerinden yardım almamasının sonucu olarak 1917 yılında meydana gelen Rus Devrimi‘yle tarihe karıştı. Yerine önce Rusya Geçici Hükümetiardından Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

Çar I. Petro‘nun 1721 yılında bütün Rusların imparatoru (imperator) unvanını almış olmasına rağmen Rusya’nın imparatorluk olarak tanımlanmasını III. İvan‘ın Novgorod‘u fethi veya IV. İvan‘ın Kazan‘ı fethine kadar götüren görüşler de vardır. Başka bir bakış açısına göre de 1546’de IV. İvan’ın tahta çıkmasından sonra kullanılmaya başlanan Çarlık teriminin zaten o dönem içim imparatorluk terimine karşılık geldiği ve çarlık terimi yerine kullanılmaya başlanan imparatorluk’un çarlık kelimesinin yalnızca latinleştirilmiş eşanlamlısı olduğudur.

18. yüzyıl

18. yüzyılda I. Petro (Büyük Petro) ve Büyük Katerina‘nın (1762-1796) hükümdarlıkları döneminde Rusya’nın öyküsü, batıya doğru genişleme ve Batılılaşma çabalarını anlatır. Her iki monark da Hollandalı, Alman ve İngiliz teknisyenlerin Rusya’ya göç etmelerini teşvik ederek, hem orduyu hem de devlet mekanizmasını güçlendirmek istediler. Batı’nın üstün gücü, ancak onların sahip olduğu araçlar ve anlayışla dengelenebilirdi. Kısaca, Rusya’nın “Doğulu” yüzünün değiştirilmesinde ve bir Avrupa devleti haline getirilmesinde kararlıydılar.[1]

Bu dönemde sarayda Avrupa giysileri giyilmeye başladı ve Kuzey Avrupa Protestan devletlerinde olduğu gibi, Kilise monarşinin denetimi altına alındı. Petro, reformlarında kararlı olduğunu göstermek için de halkın gözü önünde bazı soyluların sakallarını kesmekten çekinmedi.[2] Prusya‘da Büyük Frederick‘in yaptığı gibi, devlet ordunun ihtiyaçlarına göre yönetilmeye başlandı. Urallar‘da bir silah endüstrisi kuruldu ve Rusya’nın “Batılılaştığının” bir simgesi olarak, başkent batıya, Sankt-Peterburg‘a alındı. İmparator I. Petro’nun Büyük Kuzey Savaşı (1700-21) sonunda Letonya ve Estonya gibi iki bölgeyi İsveç‘ten almasıyla, Rus gücü Baltık‘a tam anlamıyla yerleşti. I. Petro’nun öldüğü 1725 tarihine gelindiğinde, Rusya önemli bir Avrupa devleti olmuştu. İmparatoriçe II. Yekaterina‘nın Osmanlılara karşı giriştiği 1768-1774 ve 1787-1792 savaşları sonunda, Rusya Karadeniz‘in kuzeyine yerleşti. Böylece 18. yüzyılın sonunda, Baltık’tan Karadeniz’e ve oradan da Pasifik Okyanusu‘na kadar geniş Avrasya bölgesi üzerinde, 20. yüzyılın ikinci yarısının “süper gücü” Rusya’nın çerçevesi kurulmuş oldu. Yazının devamı.