Selçuk Bey (900-1007)Selçuklu hânedanının atası

Selçuk Bey (900-1007)Selçuklu hânedanının atası

2 Eylül 2019 0 Yazar: admin

Yaklaşık 287 (900) yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Arapça ve Farsça kaynaklarda ”سلجوك، سلجك، سلچوق، سلجوق، سلجق“ şeklinde kaydedilen adının telaffuzu ve anlamıyla ilgili olarak farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar “küçük sel” mânasına geldiğini ve Selçuk-Selçük biçiminde okunması gerektiğini söylerken bazıları kelimenin “küçük sal” anlamında olup Salçuk şeklinde telaffuz edilmesi gerektiğini, Oğuzlar’ın Siriderya (Seyhun) nehri boylarında saz ve kamışlardan sallar yaparak nehri geçtiklerini, Selçuk’un böyle bir salda doğduğu için bu adı aldığını ileri sürer. Diğer bir görüşe göre Selçuk, ismini Kırgızlar’ın Muz (Buz) Dağ adını verdikleri Sel-Tağ’dan almıştır. Selçuk adının Türkçe’de “mücadeleci” mânasına gelen salçuğ kelimesinden alınmış olabileceğini söyleyenler de vardır (Marquart, s. 187; Barthold, s. 92; Rasonyi, III/10 [1939], s. 377-384; İA, X, 353). Sikke, damga ve kaynaklardan Selçuk’un ailesinin Oğuzlar’ın Kınık boyuna mensup olduğu anlaşılmaktadır (Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, I, 55; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 2; Ebü’l-Ferec, I, 292-293; Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, s. 146). Babasının ismi Dukak’tır (Tukak) (Beyhakī, s. 122; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 2; İbnü’l-Esîr, IX, 473; Bündârî, s. 2; İbn Hallikân, IV, 63; Mîrhând, IV, 235). Râvendî (Râhatü’s-sudûr, I, 86), Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî (Câmiʿu’t-tevârîḫ, II/5, s. 5), Yezdî (el-ʿUrâża, s. 20) ve Kadı Burhâneddîn-i Anevî (Anîs el-Kulûb, s. 475, 501) gibi tarihçiler babasının adını Lokman olarak kaydederse de bunun Dukak’tan bozma olduğu ileri sürülmüştür (İA, X, 353).

Dukak, Oğuz Yabgu Devleti’nde idarî, siyasî ve askerî nüfuza sahip bir şahsiyet olup cesareti, kuvveti, ileri görüşlülüğü ve devlet işlerindeki başarılarından dolayı “Temür-Yalığ” (demir yaylı) lakabıyla anılırdı (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 1; İbnü’l-Esîr, IX, 473). Ok ve yayın Oğuzlar’da önemli bir egemenlik sembolü olduğu, özellikle yayın hâkimiyet ve metbûluğu temsil ettiği düşünülürse Dukak’ın bütün Deştikıpçak kabileleri arasında bu lakapla tanınmış olması, onun sıradan bir asker veya idareci olmaktan çok Oğuz boyları arasında başbuğluk yahut subaşılık makamını işgal ettiği söylenebilir. Tuğrul Bey’in Dîvân-ı İnşâ reisi olan İbn Hassûl’ün bir kaydından hareketle Dukak’ın Hazar hakanına tâbi olduğunu iddia edenler de vardır. Ancak Hazarlar’ın o sırada zayıf oldukları ve Peçenekler’e karşı Oğuzlar’la ittifak yapmak zorunda kaldıkları düşünülürse bu iddiaya şüpheyle bakılmalıdır. Deştikıpçak’taki Oğuzlar’ın başbuğu olan Dukak’ın Oğuz Yabgu Devleti’nde nüfuzlu bir şahsiyet olduğu veya bu devlet içinde bağımsız bir yapıyı temsil ettiği Selçuklu tarihçileri tarafından genellikle kabul edilmektedir. Kaynaklarda Oğuz yabgusunun Dukak’ın fikirlerine çok önem verdiği ve ona danışmadan karar almadığı, nitekim bir Türk topluluğuna karşı sefere kalkışınca Dukak’ın onunla tartışıp ağır sözler söylediği, bunun üzerine yabgunun kılıcını çekip Dukak’ı yüzünden yaraladığı, Dukak’ın da gürzü ile yabgunun başına vurup onu attan düşürdüğü, yabgunun Dukak’ın yakalanıp öldürülmesi için emir verdiği, ancak muhtemelen Dukak’ın etrafındaki güçlü bir topluluğun varlığı sebebiyle bu emrin yerine getirilemediği, devlet adamları ve kumandanların araya girmesiyle anlaşma sağlandığı ve bu münasebetle bir şölen düzenlendiği kaydedilmektedir (Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye, s. 1; İbnü’l-Esîr, IX, 473; Mîrhând, IV, 235-236; Köymen, I, 6-8). Bu olay, Dukak’ın hem Oğuz Yabgu Devleti içindeki nüfuzuna hem de onun devletin aleyhine olacak bir meselede devlete sahip çıktığına işaret etmesi bakımından önemlidir. Yazının devamı.

Selçuk Bey’in Dukak’tan önceki cedleri hakkında sağlıklı bilgi yoktur. Zahîrüddîn-i Nîsâbûrî ve Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî gibi müellifler, Selçuk’un atası olarak çadır ustası Hâce Kereküçü’nün oğlu Tokşurmuş’u göstermiş, ancak diğer kaynaklarca teyit edilmeyen bu rivayetler Selçuklu tarihçileri nezdinde fazla itibar görmemiştir. İbn Hassûl’ün günümüze intikal etmeyen tarihe dair eserinde (Müntecebüddin Bedî‘, s. 32) ve Târîḫ-i Güzîde’de (s. 426) Selçuk’un soyu efsanevî Türk Hükümdarı Efrâsiyâb’a (Alp Er Tonga) bağlanmakta, İbn Hassûl’ün Kitâbü Tafżîli’l-etrâk adlı diğer bir eserinde (s. 265) Selçuklu ailesinin şerefli bir soya mensup olduğu kaydedilmektedir. Vezir Nizâmülmülk de Selçuklular’ın Efrâsiyâb’ın soyundan geldiklerini ve babadan oğula hükümdar olduklarını söyler (Siyâsetnâme, s. 13).

Gazneli Mahmud tarafından Hindistan’da Kālincâr Kalesi’nde hapsedilen Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu’nun Tuğrul ve Çağrı beylere, “Yeğenlerim hükümdarlık peşinde koşmaya devam etsinler; zira bu padişah (Gazneli Mahmud) köle oğludur, soyu sopu yoktur, devlet böyle adamlara bırakılamaz” diye haber göndermesi (Râvendî, I, 90) onun Mahmud’un asaletini hükümdarlık için yeterli görmediğini gösterir. Süryânî tarihçisi Ebü’l-Ferec İbnü’l-İbrî de Sultan Tuğrul Bey’in 1043’te Abbâsî halifesine gönderdiği bir mektupta hür insanların evlâdı olduğunu, soyunun Hunlar’ın kral ailesinden geldiğini, bu sebeple kendisine yapılacak hizmetlerin daha üstün olması lâzım geldiğini belirttiğini kaydeder (Târih, I, 299). Selçuklular’a tâbi Oğuz ve Türkmenler’in en kritik anlarda bile onlara bağlılıklarını sürdürmesi, Selçuk Bey’in ölümünden sonra torunları Tuğrul ve Çağrı beylerin en sıkıntılı zamanlarında dahi çevrelerinde kendilerine hizmete hazır büyük kitleler bulmasının onların asil hânedanlara mensup olmalarından kaynaklandığı ileri sürülmektedir (Kafesoğlu, Selçuklu Ailesinin Menşei Hakkında, s. 25-26; Turan, s. 56).

Selçuk on yedi-on sekiz yaşlarında iken vefat eden Dukak’ın ondan başka bir çocuğu olup olmadığı bilinmemektedir. Oğuz yabgusunun, kendi yanında büyüyen Selçuk’un asil ve kumandanlık vasıflarına sahip olduğunu bildiği için onu subaşı tayin ettiği kaydedilir (Mîrhând, IV, 235-236). Ebü’l-Ferec İbnü’l-İbrî, yabgunun Selçuk’a olan güven ve ilgisinin diğer devlet adamları ve kumandanların kıskançlığına sebep olduğunu, Selçuk’un saraya gidip yabgunun yanıbaşına oturmasının hatuna ağır geldiğini, hatunun hükümdarı uyarıp halk tarafından da sevilen Selçuk’un ileride başlarına iş açmasından ve tahtı ele geçirmesinden endişe ettiğini belirttiğini, yabgunun hatunun tesirinde kalıp Selçuk’u bertaraf etmeye karar verdiğini, durumu öğrenen Selçuk’un saraydan uzaklaşmak zorunda kaldığını söyler (Târih, I, 292). Onun yabgunun yanından ayrılmasında Kıpçaklar’ın Oğuzlar’ı sıkıştırması, yer darlığı ve otlak yetersizliği, Karahanlılar’ın giderek kuvvetlenip büyük bir güç haline gelmiş olmasının da önemli rol oynadığı kaydedilmektedir.