Hanbelî Mezhebi Dört büyük Sünnî fıkıh mezhebinden biri.

Hanbelî Mezhebi Dört büyük Sünnî fıkıh mezhebinden biri.

19 Eylül 2019 0 Yazar: admin

Ahmed b. Hanbel’in görüşleri etrafında oluşan ve ona nisbetle anılan Hanbelî mezhebi, gerek mezhep imamının yaşadığı dönem gerekse mezhepleşme süreci bakımından Hanefî, Mâlikî ve Şâfiî mezhebinden sonra ortaya çıkmış dördüncü büyük Sünnî mezhebidir. Bu mezhebe mensup olan fakihlere ve bu mezhebin görüşüyle amel eden kişilere Hanbelî (çoğulu Hanâbile) denilir.

I. KURULUŞU ve TARİHÇESİ
Hanbelî mezhebinin doğuş ve kuruluşunu, gerek II (VIII) ve III. (IX.) yüzyıllarda Hicaz ve Irak bölgelerinde görülen fikir hareketlerinden, fıkhî gelişme ve ekolleşmeden ve bu arada gündeme gelen re’y, hadis ve kelâm tartışmalarından, gerekse Ahmed b. Hanbel’in hayat hikâyesinden ve fikrî mücadelelerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Abbâsîler’in 132 (750) yılında idareyi ele geçirmelerinden Ahmed b. Hanbel’in yaşadığı III. (IX.) yüzyılın ilk yarısına kadar geçen süre içerisinde fıkhî faaliyetlerde büyük bir gelişme olmuş ve bu süre zarfında, Emevîler devrinde oluşan çevre ve muhit farklılığına dayalı Hicaz ve Irak ekolleri, hüküm çıkarmada re’y ve hadise verilecek yer ve değer konusuyla ilgili metodolojik bir farklılaşma noktasına gelmiştir. Bu ayrışmada Iraklılar re’yciliği (ehl-i re’y), Hicazlılar ise eser veya hadisçiliği (ehl-i eser, ehl-i hadîs) temsil ediyor, ehl-i re’yin liderliğini Ebû Hanîfe, ehl-i hadîsin liderliğini ise Mâlik b. Enes yapıyordu. Ancak Irak bölgesindeki re’y hareketi ve fikrî-kelâmî akımlar, aynı bölgede hadis merkezli muhafazakâr bir anlayışın güçlenmesi için de zemin hazırlamış oldu.

Ahmed b. Hanbel küçük yaşlarda Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyip bir müddet Bağdatlı âlimlerden gramer ve fıkıh okumuş ve özellikle 179’dan (795) itibaren kendini tamamıyla hadis tahsiline vermiş, bu maksatla Kûfe’ye, Basra’ya, Mekke, Medine, Dımaşk, Halep ve el-Cezîre’ye muhtelif seyahatler yaparak söz konusu bölgelerdeki muhaddis ve âlimlerle görüşmüştür. el-Müsned’indeki rivayetlerinden yaklaşık 280 kadar hocadan ders aldığı anlaşılan Ahmed b. Hanbel’in hocaları arasında Hanefî mezhebinin ikinci imamı sayılan Ebû Yûsuf, İbrâhim en-Nehaî’nin öğrencisi Hüşeym b. Beşîr, Kûfeli Vekî‘ b. Cerrâh, Hicaz ekolünün büyük otoritesi Süfyân b. Uyeyne, Basralı Abdurrahman b. Mehdî, Yahyâ b. Saîd el-Kattân, Abdürrezzâk es-San‘ânî ve İmam Şâfiî gibi devrin pek çok önemli âlimi bulunmaktadır. Hocalarının listesine bakıldığı zaman İbn Hanbel’in hukukî formasyonunun hadis ve Hicaz ekolüne dayandığı, re’y ekolünün temsilcilerinden Ebû Yûsuf’un etkisinde kalmadığı anlaşılır.

İmam Ahmed’in hayatında, Kur’an’ın mahlûk olup olmadığı konusundaki tartışmalardan dolayı yaşadığı mihne* olayının önemli etkisi olmuştur. Onun Abbâsî halifesi Me’mûn, Mu‘tasım ve Vâsiḳ’ın benimsediği ve baskı ile kabul ettirmeye çalıştığı Kur’an’ın mahlûk olduğu fikrine karşı sürdürdüğü kararlı tavrı ve mücadelesi, başta birkaç yıl süren hapis cezası olmak üzere çeşitli işkence ve mahrumiyetlere mâruz bırakılmasına sebep olmuşsa da bu durum aynı zamanda ilim, zühd ve takvâsının geniş halk kitlelerince tanınmasına, görüş ve metodunun ilim muhitlerinden destek bulmasına imkân hazırlamıştır.

Akaid konularına dair yazdığı er-Red ʿale’z-zenâdıḳa ve’l-Cehmiyye adlı risâlesinden ve Mu‘tezile’ye karşı verdiği mücadeleden Ahmed b. Hanbel’in, hadisçiliği ve fıkıhçılığı yanında aynı zamanda Ehl-i sünnet inancının yerleşmesine katkıda bulunan bir akaid âlimi olduğu görülür. Onun ilim uğrunda yaptığı uzun yolculukları, mihne olayında gösterdiği salâbeti ve daha sonraki dönemlerde özellikle Halife Mütevekkil-Alellah’ın ihsanlarına karşı müstağni tavrı kendisini büyük bir şöhrete kavuşturmuştur. İslâm dünyasının çeşitli yerlerinden birçok öğrenci İmam Ahmed’in ilim halkasına katılmak için Bağdat’a gelmiş ve böylece daha sağlığında iken bu öğrenciler vasıtasıyla görüş ve fetvaları İslâm dünyasının birçok bölgesine yayılmıştır. Bunun sonucu olarak akaid, hadis ve fıkıhla ilgili ilmî tartışmalarda ve yazılan eserlerde Ahmed b. Hanbel’in görüş ve düşüncelerini temsil eden veya savunan kişiler için “ashâb-ı Ahmed” ve “Hanâbile” gibi sıfatlar kullanılmaya başlanmış, bu arada çeşitli konulardaki sorulara verdiği cevaplar ve fetvalar “mesâil” adıyla toplanmış, bu oluşum, daha sonra akaid ve fıkıhta adına Hanbelî mezhebi veya Selefiyye denilen yeni bir ekolün temelini teşkil etmiştir.

Ahmed b. Hanbel’in hadis ilmindeki şöhretine ve halku’l-Kur’ân konusundaki mücadelesi sebebiyle görüşlerinin yayılması için meydana gelen uygun ortama rağmen onun sadece bir hadisçi olup normatif kurallarla ilgilenen bir hukukçu olmadığı yönünde en azından kendisini takip eden yüzyıllarda bazı görüşler ileri sürülmüştür. Hanbelîler’in sert tepkilerine rağmen İbn Kuteybe’nin el-Maʿârif, İbn Cerîr et-Taberî’nin İḫtilâfü’l-fuḳahâʾ ve Debûsî’nin Teʾsîsü’n-naẓar adlı eserlerinde Ahmed b. Hanbel fakihler arasında zikredilmemiştir. Bunda, bizzat İmam Ahmed’in kendisinin bir fakih değil muhaddis olarak bilinmek için gayret sarfetmesi ve kendi görüş ve fetvaları da dahil olmak üzere her türlü re’y ve fıkhın yazılmaması konusunda aşırı titizlik göstermesinin (İbnü’l-Cevzî, Menâḳıbü’l-İmâm Aḥmed b. Ḥanbel, s. 251-252) ve fıkhî konularda bizzat kaleme aldığı veya talebelerine yazdırdığı önemli bir eserinin bulunmayışının etkisi olmalıdır. Ancak sayıları az da olsa Ahmed b. Hanbel’e nisbet edilen bazı fıkıh risâlelerinin mevcudiyeti, öğrencilerinin nesilden nesile naklettiği ve bizzat kendisinin hayatının sonlarına doğru yazılmasına izin verdiği binlerce fıkhî soruya verdiği cevaplar (mesâil) ve bu cevapların verilişi sırasında takip ettiği bazı temel prensipler, onu İslâm dünyasında yaşayan meşhur dört fıkıh mezhebinden birinin kurucusu yapmaya yeterli olmuştur.

Öğrencilerinin İbn Hanbel’in hadis, fıkıh, kelâm ve ahlâk konularıyla ilgili görüşlerini toplamaları ve mezhebin usulünü de bunlardan ortaya çıkarmaları şeklindeki hizmet ve katkıları sebebiyle Hanbelî mezhebi, M. Henri Laoust’un da işaret ettiği gibi kolektif bir yapıya benzemektedir (REI, XXVII, s. 74). Bu kolektif yapının tarihî serüveni ilk öğrenciler tarafından tedvin edilişi, uzun bir tarihî süreç içerisinde geçirdiği gelişme devresi ve son olarak da bir devletin resmî mezhebi ve ideolojisi olma imtiyazı ile kazandığı yeni dönem şeklinde üç ana başlık altında incelenebilir.

A) Tedvin Dönemi (855-945). Hanbelî mezhebinin kuruluşunun tamamlandığı bu dönem, Ahmed b. Hanbel’in 241 (855) yılında ölümünden Büveyhîler’in 334’te (945) Bağdat’ı ele geçirmelerine kadar geçen yaklaşık bir asırlık süreyi kapsar. Bu süre içinde mezhebin fikrî ve tarihî malzemesini, Ahmed b. Hanbel’in oğullarının da içinde bulunduğu ilk öğrenciler tarafından “Mesâil” adı altında tedvin edilen eserler oluşturur.

Ahmed b. Hanbel’in ilk öğrencilerinden Merv asıllı İshak b. Mansûr el-Kevsec’in hocasının çeşitli konulardaki görüş ve fetvalarını topladığı Mesâʾil’i, yeterli fıkıh ve hadis formasyonuna sahip olduktan sonra İbn Hanbel’in ilim halkasına katılan Ebû Bekir el-Esrem’in Mesâʾil mecmuası ve yine mezhebin mimarları arasında bulunan Ahmed b. Hanbel’in büyük oğlu Sâlih’in babasından rivayet ettiği çeşitli eserleri ve Mesâʾil’i de mezhebin oluşmasında temel malzemelerdendir. Aynı şekilde 205-227 (820-842) yıllarında İbn Hanbel’in titiz ve devamlı bir öğrencisi olan Abdülmelik el-Meymûnî’nin Mesâʾil’i, İbn Hanbel’in önde gelen talebelerinden Ebû Bekir el-Merrûzî’nin hocasından rivayet ettiği Kitâbü’l-Veraʿı, İbn Hanbel’in sadık bir öğrencisi olan muhaddis Ebû Dâvûd es-Sicistânî’nin ve ilk büyük muhaddislerden biri olan Ebû Hâtim er-Râzî’nin, yine yaklaşık yirmi yıl İbn Hanbel’in ders halkasında bulunan fakih ve muhaddis İbrâhim el-Harbî’nin Mesâʾil mecmuaları Ahmed b. Hanbel’in fıkhının tanınıp yayılmasında önemli rol oynamıştır. Önceleri zâhidâne bir hayat yaşayan Harb b. İsmâil el-Kirmânî, İbn Hanbel ile karşılaştıktan sonra onun görüşleriyle ilgili bir mesâil mecmuası meydana getirmiş, ancak buradaki rivayetlerin çok küçük bir kısmı doğrudan İbn Hanbel’den kendisine ulaşmıştır.

Hanbelî mezhebinin kuruluş safhasındaki en önemli mimarı şüphesiz Ebû Bekir el-Hallâl’dir (ö. 311/923). Hatta Hallâl’den önce müstakil bir Hanbelî mezhebinin bulunmadığı, topladığı meseleler ve ortaya koyduğu kaideler sebebiyle onun Hanbelî mezhebinin gerçek kurucusu olduğu söylenebilir. Hallâl, İbn Hanbel’in fetva ve görüşlerini klasik fıkıh kitapları sistematiğine uygun bir şekilde el-Câmiʿ li-ʿulûmi’l-İmâm Aḥmed adıyla toplamış, ayrıca Ṭabaḳātü aṣḥâbi Aḥmed adıyla ilk Hanbelî tabakatını yazmış ve Ebü’l-Hüseyin İbn Ebû Ya‘lâ ile İbnü’l-Cevzî gibi daha sonra gelen Hanbelî müelliflerine önderlik yapmıştır.

IV. (X.) yüzyılda Hasan b. Ali b. Halef el-Berbehârî ilmî katkılarından ziyade mücadeleci karakteriyle Hanbelîlik tarihinde ayrı bir yere sahip olmuş; Şîa, Mu‘tezile ve kelâm metoduna karşı gösterdiği sert muhalefeti ve ateşli vaazları ile 309-329 (921-941) yılları arasında Bağdat’ın siyasî olaylarında etkin bir rol oynamıştır. Ahmed b. Hanbel’in fakih değil muhaddis olduğu kanaatini eserlerine yansıtan İbn Cerîr et-Taberî’nin ölümü üzerine Hanbelî mezhebi taraftarlarının çıkardığı karışıklıklarda Berbehârî’nin dolaylı da olsa etkisinin bulunması muhtemeldir (bu olaylar hak. bk. İbn Kesîr, XI, 132, 145-146). 323 (935) yılında Bağdat’taki çeşitli dükkânların yağmalanıp müzik aletlerinin kırıldığı “Hanbelî fitnesi” adı verilen olaylarda (a.g.e., XI, 182; Ahmed Teymur Paşa, s. 40-41) sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle yakalanmaya çalışılmışsa da gizlenmeyi başaran Berbehârî, kendisini ziyarete gelen Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî’nin Selef akîdesine uygun olarak yazdığını belirtmesine rağmen el-İbâne’sini tasvip etmemiştir. Başta İbn Batta el-Ukberî olmak üzere kendi dönemindeki Hanbelîler üzerinde etkili olan Berbehârî’nin mezhep içinde görüş ve hareketlerini benimseyenlere Berbehâriyye adı verilmiştir.

Bu dönemde eserleriyle Hanbelî doktrininin oluşumuna en büyük katkıyı yapanlardan biri, Büveyhîler’in Bağdat’a girmesinden önce burayı terkederek Şam’a yerleşen Ebü’l-Kāsım el-Hırakī’dir (ö. 334/946). Ebû Bekir el-Merrûzî’nin öğrencisi olan Hırakī, ayrıca Ahmed b. Hanbel’in oğulları Sâlih ve Abdullah’ı da tanıyordu. Şam’a geldikten kısa bir müddet sonra vefat eden Hırakī’nin kabri, henüz Hanbelîliğin Şam’da yeni kök salmaya başladığı bu dönemde önemli bir ziyaretgâh haline gelmiştir. Hanbelî fıkhına dair en önemli eseri mezhebin ilk el kitabı niteliğindeki el-Muḫtaṣar’dır. Öğrencileri arasında, daha sonra mezhebin meşhur âlimleri olan Abdülazîz b. Hâris et-Temîmî, İbn Sem‘ûn, İbn Batta ve Ebû Hafs el-Ukberî gibi kişiler bulunmaktadır.

B) Gelişme Dönemi. Hanbelî mezhebi, kuruluşunu ve ilk tedvin dönemini tamamladıktan sonra doktrinin temel eğilimleri berraklaşmış ve mezhebin temel metinleri hakkında şerh ve hâşiyeler yazılmaya ve bunların eğitim ve öğretimiyle ilgili çeşitli kurumlar oluşturulmaya başlanmıştır. Bu dönemde mezhebin doktrini ve eğitimi sürekli olarak yükselen bir grafik çizmemiş, tarihî ve siyasî olayların da etkisiyle bazı iniş çıkışlar yaşanmıştır. Bundan dolayı Hanbelî mezhebinin gelişme dönemi birkaç devreye ayrılabilir.Yazının devamı.