Muhammed el-Cevâd (811-835) İsnâaşeriyye’nin dokuzuncu imamı.

Muhammed el-Cevâd (811-835) İsnâaşeriyye’nin dokuzuncu imamı.

20 Eylül 2019 0 Yazar: admin

Genellikle kabul edildiğine göre 19 Ramazan 195 (15 Haziran 811) tarihinde Medine’de doğdu. Annesi, Hz. Peygamber’in zevcesi Mâriye’nin kavminden olduğu rivayet edilen Sudan asıllı bir hanımdır. Ebû Ca‘fer Muhammed “cömert” anlamındaki Cevâd’dan başka Takī, Münteceb, Necîb, Murtazâ, Kāni‘ lakaplarıyla da anılır ve Muhammed el-Bâkır’dan ayırt edilmesi için Ebû Ca‘fer es-Sânî künyesiyle kaydedilir. Babası Ali er-Rızâ vefat ettiğinde (203/818) tek oğlu Muhammed el-Cevâd’ın henüz yedi yaşında olması o gününün Şîa toplumunda büyük tartışmalara yol açmıştır. Bazıları, dinen mükellef bile olmayan bir çocuğa imam olarak itaat edilemeyeceğini söyleyip Sünnî veya Zeydî çevrelere katılmış, bazıları Ali er-Rızâ’nın kardeşi Ahmed b. Mûsâ’yı imam kabul etmiş, bazıları da Mûsâ el-Kâzım’ı son imam telakki eden ve onun bir gün dünyaya yeniden döneceğine inanan vâkıfeye iştirak etmiştir. Bu gruplar, imâmete geçecek kimsenin önceki imamdan zâhirî ve bâtınî ilimleri alması gerektiğini, Muhammed el-Cevâd’ın ise dört yaşında iken babası Horasan’a gittiği için ondan gerekli ilimleri almasının mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Buna karşılık onu imam olarak tanıyanlar kendisinin sâdık rüya, ilham yahut melek vasıtasıyla bilgilendirilebileceğini ileri sürmüşlerdir (geniş bilgi için bk. Nevbahtî, s. 73-77). Bu görüşü benimseyen İsnâaşeriyye müellifleri, Muhammed el-Cevâd’ın imâmetini temellendirmeye yönelik yaklaşımlara yer vermişlerdir. Buna göre kendisiyle ilgili münakaşalardan haberdar olan Muhammed el-Cevâd, “De ki, işte benim yolum, ben basiret üzere Allah’a çağırıyorum …” meâlindeki âyeti (Yûsuf 12/108) okuyarak Hz. Ali’nin Müslümanlığı kabul ettiği sırada kendisi gibi dokuz yaşında bulunduğunu söylemiştir. Rivayete göre toplanan cemaat denemek amacıyla kendisine bazı sorular sormuş, o da babasına benzer şekilde cevaplar vermiş, bu durum onun bilgilerini babasından aldığı yolundaki görüşü güçlendirmiştir (Mes‘ûdî, İs̱bâtü’l-vaṣıyye, s. 179-181). Bu arada imâmet peygamberliğe benzetilerek Hz. Yahyâ ile Îsâ’ya küçük yaşta nübüvvet görevinin verilmiş olduğu hatırlatılmış, böylece Muhammed el-Cevâd’ın imâmetinin benimsenmesi sağlanmıştır.

Şîa âlimleri, Muhammed el-Cevâd’ın mâsumiyeti ve onun zamanının en bilgili kişisi olduğu hususunda çok sayıda haber rivayet etmiş (İbn Şehrâşûb, IV, 380), hakkında babası Ali er-Rızâ’dan nakledilen söz ve işaretleri imâmetinin delilleri saymıştır (Şeyh Müfîd, s. 317-319; Tabersî, s. 330-332). Muhammed el-Cevâd babasından doğrudan rivayette bulunmuştur. Osman b. Saîd es-Semmân, Ca‘fer b. Muhammed b. Yûnus el-Ahvel, Eyyûb b. Nûh b. Derrâc, Hüseyin b. Müslim b. Hasan, Muhtâr b. Ziyâd el-Abdî ve Muhammed b. Hüseyin b. Ebü’l-Hattâb el-Kûfî de kendisinden haber rivayet eden güvenilir râviler olarak nitelendirilmiştir (Aʿyânü’ş-Şîʿa, II, 35). Ali er-Rızâ’nın ölümünden sonra Muhammed el-Cevâd’ın ilim ve kemalini takdir eden Abbâsî Halifesi Me’mûn onu Medine’den Bağdat’a getirtti. Muhammed’e saygı gösteren halife yakınlarının muhalefetine rağmen kendisini kızı Ümmü’l-Fazl ile evlendirdi. Bu evlilikten Ali el-Hâdî, Mûsâ, Fâtıma ve Ümâme doğdu. Bağdat’ta kaldığı sekiz yıl boyunca başta kadı Yahyâ b. Eksem olmak üzere çok sayıda kişinin kendisine yönelttiği sorulara verdiği ikna edici cevaplar Şiî kaynaklarında nakledilmektedir (Şeyh Müfîd, s. 320-322). Daha sonra Me’mûn’dan hac için izin isteyerek hanımı ve küçük yaştaki oğlu Ali ile birlikte Medine’ye giden Muhammed, Me’mûn’un 218’de (833) Bizanslılar’la yaptığı savaşta öldüğünü öğrendi. Yeni halife Mu‘tasım-Billâh’ın daveti üzerine 220 (835) yılının başında Bağdat’a döndü ve aynı yılın zilkade ayının sonunda (25 Kasım) vefat etti, Kureyş mezarlığında dedesi Mûsâ el-Kâzım’ın kabrinin yanına defnedildi. Her iki mezar Kâzımeyn’de günümüze kadar ziyaret mahalli olarak varlığını sürdürmüştür. Şîa imamlarının zehirlenmek suretiyle öldürüldüğü yolundaki iddia çerçevesinde Muhammed el-Cevâd’ın da karısı Ümmü’l-Fazl, Mu‘tasım-Billâh veya bir başkası vasıtasıyla zehirlendiği nakledilirse de bu rivayetlerin doğru olmadığı belirtilmektedir (a.g.e., s. 326). Şiî kaynakları Muhammed el-Cevâd’ın akıl, fazilet, âdâb ve kemal itibariyle çağındaki bütün insanlardan üstün sayıldığını, seyyidlerden ve diğer şahıslardan hiçbirinin onun seviyesine ulaşamadığını belirterek kendisine atfedilen birçok olağan üstü durumdan bahsetmektedir (Küleynî, I, 492-497). Muhammed el-Cevâd’ın günümüze ulaşmış dağınık haldeki rivayetleri Azîzullah Utâridî tarafından bir araya getirilerek Müsnedü’l-İmâm el-Cevâd adıyla yayımlanmıştır (Meşhed 1410).Yazının devamı.