Antlaşmalar

Ziştovi Antlaşması (4 Ağustos 1791) 1787’de başlayan Osmanlı-Rus-Avusturya savaşı sonunda Avusturya ile yapılan barış antlaşması.

Osmanlı Devleti’nin 17 Ağustos 1787’de özellikle Kırım’ın geri alınması amacıyla Rusya’ya ilân ettiği savaş bu devletle ittifak içinde bulunan Avusturya’nın da katılmasıyla (9 Şubat 1788) iki cepheli olarak sürdürülmüştür. Savaşın ilk yılında Avusturya cephesi Rus cephesine göre daha başarılı geçmekle beraber kısa zamanda savaş her iki taraf için değişkenlik arzeden başarı ve yenilgilerle devam etmiştir. İmparator II. Joseph, Fransız İhtilâli sebebiyle (1789) bu müttefikinden yardım gelmesi ihtimalinin ortadan kalkması; Hollanda, Macaristan ve Galiçya’da, hatta Alman asıllı mevrus topraklarında uyguladığı radikal reformlar yüzünden ayaklanma emârelerinin kendini göstermesi gibi sebeplerle Türk savaşının bir an önce sona erdirilmesini zorunlu görmeye başlamıştı. Eylül sonunda Başvekil Prens Wenzel Anton von Kaunitz’e âcilen barış yapılması tâlimatını vermişti ve o sıralarda elinde tuttuğu Belgrad’ı iade etmeye hazırdı. Kendisi 20 Şubat 1790’da öldüğünde yerine geçen kardeşi II. Leopold da aynı fikirdeydi. Prens Kaunitz’in savaşa devam edilmesi yönündeki tavsiyelerine itibar etmeden 31 Ocak 1790’da Osmanlı Devleti ile kendisine karşı ittifak içine giren Prusya Kralı II. Friedrich Wilhelm’e bizzat yazdığı bir mektupla barışçıl niyetini dile getirmişti.

Prusya kralı da 15 Nisan tarihli cevabında komşularıyla barış içinde yaşama arzusunu belirtmekle beraber kuzeydeki ve doğudaki dengelerin Prusya’nın güvenliğini tehdit edecek şekilde bozulmasına izin verilemeyeceğini de vurguluyordu. Barışın Rus ve Avusturya hükümdarlarının tutumuna bağlı olduğunu söyleyerek bunun iki tarzda gerçekleşebileceğine dikkat çekmiştir: Savaşan devletlerin İngiltere’nin önerdiği üzere “status quo ante bellum” yani savaş öncesi duruma dönülmesi ilkesini benimsemeleri veya Prusya’nın tercih ettiği gibi birtakım toprak değiş tokuşu ile genel bir barış planı üzerinde anlaşmaya varılması (Karamuk, s. 191-193). İngiliz hükümetinin savaş öncesi duruma dönülmesi teklifi, toprak değiş tokuşuyla Prusya’nın genişlemesi planının mimarı olan Başbakan Ewald Friedrich von Hertzberg’in politikasını sonuçsuz bırakmaya yönelikti. Bu plan gereğince 1718 Pasarofça Antlaşması esasına göre bir barış yapılmasına olumlu bakılmakta, Türk topraklarından elde edeceği kazançlar karşılığında Avusturya’nın Galiçya’yı Polonya’ya terketmesi ve Kırım’ın da Rusya’ya bırakılması öngörülmekteydi. Galiçya’yı alan Polonya’nın Danzig ve Thorn’u Prusya’ya terketmesiyle doğuda ve kuzeyde genel bir âhenk kurulmuş olacaktı.

Bâbıâli’ye müttefik olarak üstüne düşeni yerine getirdiğini göstermek, böylece Avusturya’yı da toprak takası planını kabule zorlamak üzere Prusya kralı ordusuyla birlikte haziran başlarında Silezya’ya doğru hareket etti ve 18 Haziran’da Bohemya sınırında Reichenbach yakınlarındaki Schönwalde köyünde karargâh kurdu. Burada Kont Herzberg, Avusturya delegeleriyle görüşmelere başladı. Kral, Belgrad’ın iadesiyle Pasarofça sınırlarının geçerliliğini ve genel barış planına yanaşılmasını beklemekteydi. Görüşmeler uzlaşma ihtimalini zora soktuğunda bu planın tatbik edilebilirliğinden şüphe duydu. Avusturya, Belgrad dahil 1718’de Pasarofça’da kabul edilen şartlara yanaşmakta, tuz havzaları (memleha) dışarıda kalmak şartıyla Galiçya’nın küçük bir parçasının Polonya’ya terkini teklif etmekteydi, ancak Polonya ile Bâbıâli’nin bu plana rıza göstermesi muhtemel görünmüyordu. Herzberg’in uygulanması mümkün olmayan tasavvurlarına karşı nihayet Berlin kabinesinden güçlü sesler yükseldi. Fransa’da monarşileri tehdit eden gelişmeler yaşanırken Prusya’nın bir savaşa girmemesi gerektiği ileri sürüldü. Kral giderek “status quo ante bellum” esasını en uygun çözüm olarak görmeye başladı.

Galiçya’dan alacağı bazı toprak parçalarına karşılık Danzig ve Thorn’u terke katiyen yanaşmayan Polonya dışında İngiltere’nin de böyle bir takasa kesinlikle karşı çıkması fikir değiştirmesinde etkili oldu. Herzberg planını bir tarafa bırakıp savaştan önceki duruma dönülmesi için Avusturya’ya son bir ültimatom verdi ve Osmanlı Devleti ile barış yapması talebinde bulundu. Avusturya buna boğun eğmek zorunda kaldı ve iki devlet arasında 27 Temmuz 1790’da Reichenbach Konvansiyonu imzalandı. Bu antlaşma Prusya’nın yanında yer alan Hollanda ve İngiltere tarafından da garanti edildi. Böylece Avusturya, Bâbıâli ile hemen bir mütareke ve ardından Prusya ile deniz devletlerinin garantörlüğünde “status quo strict” yani hazı hazır duruma mutlak riayet edilmesi kaidesine göre barış yapmayı kabul etmekteydi. Avusturya’nın kendi güvenliği için öngördüğü 1739 Belgrad Antlaşması’nın sınır düzeltimiyle ilgili istekleri, yine bu devletlerin garantörlüğünde ve Bâbıâli’nin onay vermesi halinde yerine getirilecekti. Görüşmelerden Avusturya’nın toprak kazancıyla çıkması halinde Prusya’ya da aynı değerde bir genişleme hakkı tanıyacaktı. Rusya’ya ise artık yardım etmeyecek ve ileride yapılacak barış görüşmelerine de karışmayacaktı. Prusya kralı, müttefikleri olan iki denizci devletle beraber öngörülen “status quo”yu garanti etmekte ve akdedilecek mütarekeden hemen sonra iki devlet arasında bir barış konferansının toplanmasını ve görüşmelere aracı olarak bulunmayı tekeffül etmekteydi (Zinkeisen, VI, 791-792; Golda, s. 59-61; Beydilli, s. 71 vd.).

1790 yılı içinde sürdürülen savaş Osmanlı tarafı için fazla ciddi gayretlere ve sonuçlara sahne olmamıştı, sefer mevsiminin de böyle geçmesi beklenmekteydi. Öte yandan Prusya ile yapılan ittifak yol açtığı gevşeklik yüzünden askerî başarısızlıkların sebebi gibi gösterilmekteydi. 16 Nisan’da eski Hırsova kış boyunca süren zorlu bir muhasaradan sonra Avusturya kuvvetlerinin eline geçti. Ardından Prens Coburg iyi bir savunma ortaya koyan Yergöğü’yü nâfile yere sıkıştırdı ve ağır kayıplar vererek Bükreş’e dönmek zorunda kaldı. Nisan sonlarında Vidin’den hareketle Tuna üzerinden Kalafat’a çıkan Osmanlı kuvvetleri de aynı hızla geri püskürtüldü. Haziran’da Hırvat-Sloven serhaddinde küçük bir kale olan Çettin, Avusturya’nın eline geçti. Prens Coburg’un Mareşal Kont Alexander Suworow-Rymniski kumandasındaki Rus kuvvetleriyle ortak saldırı hazırlığı uygulama aşamasında iken Reichenbach Konvansiyonu’nun akdi ve bütün cephelerde çatışmaların kesilmesi emrinin intikaliyle sonuçsuz kaldı, böylece Sadrazam Şerif Hasan Paşa çok kötü bir duruma düşmekten kurtuldu (Zinkeisen, VI, 795-797). Kaynak yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir