Genel

M.00 Hz. Îsâ

Hz. Îsâ Kur’ân-ı Kerîm’de Îsâ, İbn Meryem ve Mesîh şeklinde zikredilen, kendisine İncil’in verildiği, Hz. Muhammed’i müjdelediği bildirilen, “Allah’tan bir ruh ve kelime” olarak tavsif edilen, ancak kul olduğu vurgulanan peygamberdir. Hıristiyanlık’ta ise Îsâ Mesîh Tanrı’nın oğlu, dolayısıyla tanrı kabul edilmektedir.

Îsâ, gerek Hıristiyanlık’ta gerek İslâm’da hem Îsâ hem de Mesîh olarak adlandırılmaktadır. İnciller’de yer aldığı şekliyle Îsâ ismi ona, meleğin Yûsuf’a (Matta, 1/21) ve Meryem’e (Luka, 1/31) tâlimatı doğrultusunda verilmiştir. Batı dillerinde Îsâ karşılığında kullanılan Jesus isminin aslı “Yahve kurtuluştur, Yahve kurtarır” anlamındaki İbrânîce Yehôşûa’nın kısaltılmış şekli olan Yeşua’dır. Kelime Iesous şeklinde Grekçe’ye, oradan da Iesus biçiminde Latince’ye geçmiştir. Îsâ’nın ismi İnciller’de ve Pavlus’un mektuplarında Iesous olarak geçmektedir. Ahd-i Atîk’in Yunanca tercümesinde Yoşua (Çıkış, 17/10), Yehôşûa (Zekarya, 3/1) ve Yeşua (Nehemya, 7/7; 8/7, 17) kelimeleri hep Iesous olarak kaydedilmiştir. Matta (1/21), Îsâ kelimesine “kurtarıcı” anlamı vermektedir. Arapça konuşan hıristiyanlar İbrânîce Yeşua’nın Süryânîce’deki şekli olan Yeşu‘u Yesu‘ diye telaffuz etmekte (, IV, 85), Kur’ân-ı Kerîm’de ve İslâmî literatürde ise Îsâ ismi kullanılmaktadır. Bazı Batılı yazarlar, kelimenin Îsâ şeklinin Hz. Muhammed’e bizzat yahudiler tarafından empoze edildiğini ileri sürerler. Buna göre yahudiler, Hz. Ya‘kūb’un oğlu olan ve Tevrat’ta pek tasvip edilmeyen Esaü’nün ruhunu taşıdığı iddiasıyla Hz. Îsâ’ya Esaü adını vermişlerdir, Îsâ kelimesi de buradan gelmektedir (a.g.e., IV, 85). Ancak Îsâ sonrasının en önemli yahudi dinî literatürü olan Talmud’da Îsâ’nın hiçbir zaman Esaü ile mukayese edilmemiş olması bu iddiayı geçersiz kılmaktadır (Parrinder, s. 17).

Îsâ kelimesinin Arapça olduğunu kabul edenler ise “donuk, beyaz renkte olmak” anlamında ‘ayes kökünden geldiğini ve rengi beyaz olduğu için onun bu adı aldığını ileri sürerler. Kelimenin “yönetmek, idare etmek” anlamındaki ‘avs kökünden türediğini söyleyenler de vardır. Buna göre Hz. Îsâ nefsini taatle, kalbini muhabbetle ve ümmetini Allah’a davetle eğittiği için kendisine bu ad verilmiştir (, “ʿays” md.; Mustafavî, VIII, 272; Fîrûzâbâdî, VI, 111; Jeffery, s. 219). Ancak müslüman dilciler genellikle kelimenin İbrânîce veya Süryânîce’den geldiğini kabul etmektedir (, “ʿavs”, “ʿays” md.leri; Fîrûzâbâdî, VI, 111; Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 452).

Mesîh sıfatına gelince, Batı dillerinde Christ şeklinde ifade edilen bu kelimenin aslı Grekçe Hristos’tur (Christos). Îsâ ad, Mesîh ise unvandır. Mesîh sıfatı erken dönemlerden itibaren özel isim gibi kullanılmaya başlanmıştır. Yeni Ahid’de Îsâ, Mesîh sıfatı yanında rab, kurtarıcı, Allah’ın oğlu, Allah’ın kulu, insanoğlu, iyi çoban, yol, gerçek, hayat gibi unvanlar da taşımaktadır.

Hıristiyanlık’ta Îsâ. A) Hayatı. Hıristiyanlığın en belirgin vasfı, Hz. Îsâ ile ilgili inanç ve telakkiler üzerine temellendirilmiş bir din olmasıdır. Bu sebeple Îsâ’nın kimliği, tabiatı ve mesajı Hıristiyanlık tarihi boyunca çok tartışılmış, onun hakkında pek çok eser kaleme alınmıştır. Ancak hayatına, özellikle de çocukluk ve gençlik yıllarına dair birinci derecede kaynaklar oldukça sınırlıdır; çünkü Hıristiyanlık teolojisinde Îsâ’nın dünyevî hayatından çok ölümü, dirilmesi ve semaya urucu önem taşımaktadır. Bundan dolayı sahih sayılan bugünkü İnciller’de dünyevî hayatına fazla önem verilmemiş, dünyevî hayatını ön plana çıkaran, çocukluğu ve gençliği hakkında bilgiler veren diğer İnciller ise sahih kabul edilmemiştir. Îsâ ile ilgili Hıristiyanlık dışı kaynaklar ise yok denecek kadar azdır.

İnciller’de Îsâ’nın Beytlehem’de doğduğu bildirilmekle beraber Nâsıralı diye takdim edilmektedir. Ancak bu kelimenin menşe ve anlamı tartışmalıdır, çünkü Nâsıra hem bir yerleşim merkezinin hem de bir dinî hareketin adıdır. Öte yandan kelime “Allah’a adanmış, Allah’ın elçisi, mukaddesi” anlamlarına da gelmektedir (bk. NÂSIRA). Hz. Îsâ’nın memleketinin Nâsıra olduğu belirtilirse de (Matta, 13/54, 57; Markos, 6/1, 4; Luka, 4/16, 24; Yuhanna, 1/45) Nâsıra’da değil Beytlehem’de doğduğunu söyleyenler, memleket (patris) kelimesinin mutlaka doğum yeri anlamına gelmeyeceğini ileri sürmektedir. Ancak Matta, Îsâ’nın Yahudiye Beytlehemi’nde (2/1), Luka, Yahudiye’de Dâvûd’un şehri olan Beytlehem’de (2/4) doğduğunu kaydetmektedir. Markos ve Yuhanna ise Beytlehem’den ve Îsâ’nın orada doğduğundan hiç bahsetmemiş, sadece Nâsıra’yı onun memleketi olarak göstermiştir. Îsâ dünyaya gelmeden önce annesi Meryem Nâsıra’da ikamet etmekteydi (Luka, 1/26-27). Mısır dönüşünde de aile yine Nâsıra’ya yerleşmiş ve Îsâ’nın hayatının otuz yılı burada geçmiştir.

Hz. Îsâ’nın doğum tarihi kesin şekilde bilinmemekteyse de milâdî başlangıç olarak kullanılan tarihin yanlış olduğu kabul edilmektedir. Bugün kullanılan tarih, VI. yüzyılda yaşamış bir papaz olan Dionysius Exiguus tarafından ortaya konulmuştur. İnciller’de verilen bilgiye göre Îsâ, Kral Hirodes günlerinde Beytlehem’de doğmuştur (Matta, 2/1). Hirodes’in Îsâ’yı öldürme planı üzerine meleğin uyarısıyla Yûsuf, Îsâ’yı Mısır’a götürmüş ve Hirodes’in ölümünden sonra geri dönmüşlerdir (Matta, 2/19-22). Tarihçi Josephus’a göre Hirodes otuz yedi yıl hüküm sürmüş, milâttan önce 4 yılında Paskalya’dan evvel, ay tutulmasından sonra ölmüştür. Astronomik hesaplar, ay tutulmasının Roma takvimine göre 750 yılının 12-13 Mart gecesi vuku bulduğunu göstermektedir. Paskalya ise 12 Nisan 750’de başlamıştır. Buna göre Hirodes’in ölüm tarihini 1 Nisan 750, diğer bir ifadeyle milâttan önce 4 yılı olarak kabul etmek daha gerçekçidir. Îsâ’nın doğumu ile Hirodes’in ölümü arasında cereyan eden olaylar iki üç aylık bir süreyi gerektirdiğinden Îsâ’nın doğumunu milâttan önce 5 yılının sonu veya 4 yılının başı olarak kabul etmek uygun olur (, s. 385). Müneccimlerin gelişini milâttan önce 5 yılına, Îsâ’nın doğumunu ise onların gelişinden bir yıl önceye, yani 6 veya 7 yılına yerleştirenler de vardır.

Hz. Îsâ’nın doğduğu ay ve gün konusunda da kesin bilgi yoktur. Batı kiliselerince kabul edilen 25 Aralık ilk defa IV. yüzyılda doğum günü olarak kutlanmıştır. Bu konuda kiliseler arasında ihtilâf vardır. Hippolyte, III. yüzyılın başında güneş ilâhı Mithra’nın bayramı olan 25 Aralık’ı doğum günü kabul ederken İskenderiyeli Clement 19 Nisan’ı, diğerleri ise 18 Nisan’ı, 29 Mayıs’ı veya 28 Mart’ı ileri sürmüşlerdir. Milâttan sonra IV. yüzyılda Malaki kitabında yer alan “salâh güneşi” (4/2) ifadesi Îsâ olarak yorumlanmış, güneş ilâhı Mithra’nın yerine salâh güneşi Îsâ konulmuş ve 25 Aralık Noel kabul edilmiştir. Doğu ve Ermeni kiliselerinde ise 6 Ocak kabul edilmektedir (ayrıca bk. NOEL).

İnciller’de verilen bilgiye göre Hz. Îsâ’nın annesi Meryem, Zekeriyyâ’nın hanımı Elizabeth’in kız kardeşinin çocuğudur. Meryem, Îsâ’yı babasız dünyaya getirmiştir. İnciller’de Meryem’in anne ve babasından bahsedilmemekte, sadece Îsâ’nın doğumundan önce Galile’de Nâsıra şehrinde oturduğu, Dâvûd evinden Yûsuf adlı bir dülgerle nişanlı olduğu belirtilmektedir (Matta, 13/55). Meryem’in teyzesi Elizabeth, Hârûn soyundan olduğuna göre (Luka, 1/5) Meryem de aynı soydan gelmelidir.

Dört İncil’den sadece Matta (1/1-16) ve Luka’da (3/23-28) Îsâ’nın şeceresi verilmektedir. Matta İncili Îsâ’nın şeceresini Dâvûd ve İbrâhim’e kadar çıkarmakta, böylece İbrâhim’e yapılan vaadin, ayrıca Yahudilik’te beklenen Mesîh’in Dâvûd soyundan olacağına dair inancın Îsâ’da gerçekleştiğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Luka da Hz. Îsâ’nın beklenen Mesîh olduğunu vurgulamak amacıyla şeceresini vermektedir. Ancak bu iki İncil’deki şecere listeleri birbirinden farklıdır. Matta’nın listesinde Dâvûd’dan Îsâ’ya kadar yirmi sekiz isim yer alırken Luka’nın listesinde bu sayı kırk bire çıkmaktadır, isimlerde de farklılık vardır. Îsâ’nın babasız dünyaya geldiği kabul edildiği halde her iki liste de Meryem’in nişanlısı Yûsuf ile son bulmaktadır. Listeler arası çelişkiyi gidermek için Matta’daki listenin dülger Yûsuf’a, Luka’daki listenin de Meryem’e ait olduğu ileri sürülürse de bununla çelişki ortadan kalkmamaktadır.

Luka İncili’ne göre Cebrâil, Yûsuf ile nişanlı olan Meryem’e bir oğlan doğuracağını müjdeler ve adının Îsâ olacağını bildirir. Ona yüce Allah’ın oğlu denecek, Rab Allah ona babası Dâvûd’un tahtını verecek, Ya‘kūb’un evi üzerinde ebediyen saltanat sürecek ve onun melekûtuna hiç son olmayacaktır (Luka, 1/26-34). Meryem kendisinin evli olmadığını, dolayısıyla böyle bir doğumun olamayacağını belirtince melek Allah’tan olan bir sözün hükümsüz kalamayacağını belirtir (Luka, 1/34-38). Meryem’in hamileliği anlaşılınca Yûsuf nişanı bozmak ister, ancak Rabb’in meleği rüyasında ona görünerek çocuğun Rûhulkudüs’ten olduğunu söyleyip Yûsuf’u ikna eder (Matta, 1/18-21, 24-25).

Yine Luka İncili’ne göre Yûsuf ile Meryem, milâttan önce 29 – milâttan sonra 14 yılları arasında imparator olan Kayser Augustus’un buyruğu üzerine nüfusa yazılmak için Beytlehem’e giderler ve bir ahırda kalırlar. Meryem Îsâ’yı burada doğurur (2/1-7). Çok eski bir geleneğe göre ise Îsâ ahırda değil Beytlehem’e yakın bir mağarada dünyaya gelmiştir. Doğumun sekizinci gününde ona Îsâ adını koyup sünnet ettirirler (Luka, 2/21). Kırk gün sonra şeriata uygun olarak (Levililer, 12) Yeruşalim’e mâbede götürürler ve gerekli takdimelerde bulunduktan sonra Nâsıra’ya dönerler. Kudüs’te Simeon adlı sâlih ve dindar bir adamla kendini mâbede adamış Anna adındaki yaşlı bir kadın onun beklenen Mesîh olduğunu anlarlar (Luka, 2/25-38). Bu arada Hirodes, Beytlehem ile çevresinde iki yaşın altındaki bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder (Matta, 2/16).

Hz. Îsâ’nın çocukluk ve gençlik yıllarıyla ilgili olarak İnciller’de sadece Fısıh (Paskalya) bayramı münasebetiyle on iki yaşında Kudüs’e götürülmesi olayı zikredilmiştir (Luka, 1/80; 2/52). Bayram sonunda Îsâ’yı kaybeden Yûsuf ve Meryem, onu mâbedde din adamlarıyla sorulu cevaplı konuşma yaparken bulurlar. Dinleyenler onun anlayışına ve cevaplarına şaşırırlar (Luka, 2/41-52).

İnciller’de yer alan bilgi ve işaretlerden Îsâ’nın çocukluk ve gençliğiyle ilgili şu hususlar tesbit edilebilir: Îsâ’nın Ya‘kūb, Yahuda, Yoses ve Simun adında dört erkek kardeşi, ayrıca kız kardeşleri vardır. Bazı yorumcular, Îsâ’nın kardeşlerinin Yûsuf’un ilk evliliğinden olduğunu kabul etmekte, bazıları bunların Îsâ’nın kuzenleri olduğunu, bir kısmı ise Meryem ile Yûsuf’un çocukları olup Îsâ’dan sonra doğduklarını ileri sürmektedir (, s. 389). Îsâ da Yûsuf gibi dülger olmuştur (Markos, 6/3). Ayrıca okuma yazma biliyordu (Luka, 4/17). Kutsal yazılara yaptığı atıflar onları çok iyi bildiğini göstermektedir (Yuhanna, 7/15). Eski İbrânîce’nin yerine geçen Ârâmî dilini konuşuyordu. Çevresinde Grekçe’nin konuşulduğunu, dolayısıyla Grekçe’yi de anlayabileceğini düşünenler vardır (a.g.e., s. 389).

Matta İncili Azîz Yûsuf’u ön plana çıkarmakta, Meryem ise hep geri planda kalmaktadır. Mesîhî müjdelerin Hz. Îsâ’nın şahsında gerçekleşmesi, Yahudilik’ten Hıristiyanlığa geçen insanlara hitap eden Matta İncili için dikkat çekici bir husustur. Luka İncili’nde ise bütün dikkat çocuk Îsâ ve annesi Meryem üzerine yoğunlaşmıştır.

Îsâ Beytlehem’de bir ahırda dünyaya gelmiş, kırk gün sonra Rabb’e takdim edilmek üzere mâbede götürülmüş, daha sonra müneccimler gelmiş ve Îsâ’yı doğduğu ahırda değil bir evde bulmuşlardır (Matta, 2/11). Müneccimlerin ziyaretinden hemen sonra da Mısır’a kaçma olayı vuku bulmuştur. Luka İncili’ne göre aile, Îsâ’nın Kudüs’te Rabb’e takdim edilmesinden hemen sonra Nâsıra’ya dönmüştür. Çünkü bu İncil’de ne Hirodes’in zulmünden ne de Mısır ikametinden bahsedilmektedir.

İnciller’e göre Hz. Îsâ’nın tebliğ faaliyeti, Yahyâ tarafından vaftiz edilmesi ve şeytan tarafından denenmesinin ardından başlamıştır. Îsâ’dan altı ay büyük olan Yahyâ, ondan önce tebliğ faaliyetine başlayarak insanları göklerin melekûtunun çok yakın olduğunu haber verip tövbeye davet eder. Gelenler günahlarını itiraf edip Yahyâ tarafından vaftiz edilir. Otuz yaşlarındaki Îsâ da (Luka, 3/23) Yahyâ tarafından vaftiz edilir. Vaftizden sonra Rûhulkudüs onu çöle götürür ve çölde kırk gün, kırk gece oruç tutar. İblîs onu iğvâya çalışır, fakat başarılı olamayınca peşini bırakır. Şeytanın Îsâ’yı denemesi hadisesi sadece sinoptik İnciller’de yer almaktadır (Matta, 3/13-17, 4/1-11; Markos, 1/12-13; Luka, 4/1-13).

Îsâ’nın bir veya üç yıl süren tebliğ faaliyetinin İnciller’den hareketle tam bir kronolojisini çıkarmak zordur; çünkü bazı olaylar İnciller’in bir kısmında yoktur, bazıları da farklı tarihlerle irtibatlandırılmaktadır. Buna rağmen tebliğ döneminin olaylarını şu şekilde sıralamak mümkündür: Hz. Îsâ, Erden civarında ve Galile’de tebliğ faaliyetine başlar. 27 veya 28 yılı Nisan ayında Paskalya’nın yaklaştığı günlerde Kudüs’e gelir, Paskalya’dan sonra Kudüs’ten ayrılıp Yahudiye diyarına gider ve burada Hz. Yahyâ ile aynı bölgede tebliğ faaliyetinde bulunur, ardından Galile’ye döner. Sinoptik İnciller’in verdiği bilgiye göre Îsâ’nın asıl tebliğ hayatı Galile’de geçer. Bu bölgedeki faaliyetlerini dört safhaya ayırmak mümkündür. Birinci safha kendi memleketi olan Nâsıra’dan ilk çıkarılışı ile başlar (Luka, 4/16-30) ve muhtemelen dört ay devam eder. Mûcizeler gösterip hastaları iyileştiren Îsâ’nın bu ilk dönemdeki mesajı Rabb’in ruhunun kendisiyle birlikte olduğu, fakirlere İncil’i vazetmek için Allah’ın kendisini meshedip gönderdiği fikri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu dönemde Îsâ, Allah’ın melekûtunun yakın olduğunu bildirmekte ve insanları tövbeye, İncil’e iman etmeye çağırmaktadır. Îsâ’nın mesajı Yazıcılar ve Ferîsîler’in düşmanlığını celbeder. Ferîsîler’le Hirodesîler onu ortadan kaldırmak üzere anlaşırlar (Markos, 3/6). İkinci safhada Îsâ Paskalya için Kudüs’e gelir. Bu sırada Ferîsîler’le arası iyice açılır (Yuhanna, 5/1-47). Galile’ye dönen Îsâ’nın cumartesi günüyle ilgili kural dışı davranışları yahudi otoritelerince tepkiyle karşılanır. Ferîsîler, Îsâ’yı yok etme planları kurarken halk büyük bir coşku ile onu takip eder. Üçüncü safhada on iki havârisini seçen Îsâ dağda yaptığı meşhur vaazla pek çok hakikati dile getirir. Dördüncü safha dağ vaazı sonrasında başlamakta ve Hirodes’in Îsâ’ya karşı tavır almasına kadar devam etmektedir. Bu dönemde Îsâ hastaları iyileştirip çeşitli mûcizeler gösterir, meseller vererek gerçekleri anlatır. Nâsıra’dan ikinci defa çıkarılır, on iki havâriyi İncil’i tebliğ göreviyle çevreye gönderir. Yahyâ şehid edilir. Îsâ 5000 kişiyi doyurur. Kendisine inanan Galileliler onu kral yapmak isterler (Yuhanna, 6/15). Îsâ bölgeden ayrılarak Sûr ve Sayda taraflarına, oradan Dekapol’a gider ve nihayet Kefernahum’a döner. Altı ay süren bu dönem boyunca Îsâ mûcizeler göstermeye ve tebliğde bulunmaya devam eder, ölümünü ve dirilişini önceden haber verir, kendi sûreti değişir (transfiguration). Kudüs’e gider, Yahuda ve Pere’yi dolaşır, öleli dört gün olan Lazar’ı diriltir (Yuhanna, 11/1-46). Kudüs’e çok yakın bir yerde vuku bulan bu mûcizevî olay başşehri sarsar. Kudüs’te başkâhin Kayafa’nın teşebbüsüyle toplanan Sanhedrin’de Îsâ’nın yaptıklarının kendileri için tehlike oluşturduğu belirtilir, öldürülmesi için planlar yapılır (Yuhanna, 11/47-53). Durumu sezen Îsâ oradan ayrılarak Efraim şehrine, oradan da Pere’ye gider. Kudüs’e dönerek, “Korkma ey Sion kızı, işte kralın bir eşek sıpasına binmiş geliyor” (Zekarya, 9/9) ifadesindeki mesîhin kendisi olduğunu belirtmek için bir sıpa üzerinde şehre girer. Bu arada on iki havâriden biri olan Yahuda İskariyot, başkâhinlere giderek otuz gümüş karşılığı Îsâ’yı ele vermeyi vaad eder. Ancak Fısıh bayramının birinci gününde Fısıh yemeği sırasında Îsâ, Petrus’un sürçeceğini, kendisinin ele verileceğini bildirir, havârilerinden uyanık durup dua etmelerini ister. Biraz uzaklaşarak secdeye kapanır ve dua eder, havâriler ise onu dinlemeyip uyurlar.

Kısa bir süre sonra Îsâ tutuklanır, havâriler kaçarlar. Îsâ, Başkâhin Kayafa ve Sanhedrin tarafından sorgulanırsa da yaptıklarında suç unsuru bulunamaz. Sonunda başkâhinin mesîh olup olmadığı hususundaki sorusuna karşılık Îsâ’nın açıkça mesîh olduğunu söylemesi üzerine ölümü hak ettiğine karar verilir. Yahudiler Îsâ’nın milleti kandırdığını, kaysere vergi verilmesine engel olduğunu ve kendisinin mesîh kral olduğunu iddia ettiğini ileri sürerek (Luka, 23/2) Roma Valisi Pilatus’tan öldürülmesi için onay isterler. Pilatus Îsâ’yı özel olarak sorguya çeker, iddialarının siyasî ve tehditkâr olmadığını görür (Yuhanna, 18/33-38); suçsuz olduğunu açıklayıp serbest bırakmak isterse de halkla karşı karşıya gelmeyi göze alamaz; yahudilerin ısrarla Îsâ’nın çarmıha gerilmesini istemeleri üzerine sorumluluktan kurtulmak için çare arar. Îsâ’nın Galile’den olduğunu öğrenince onu Hirodes’e gönderir (Luka, 23/7-11). Hirodes, Îsâ’yı sorgulayıp Pilatus’a iade eder. Gönlü Îsâ’yı affetmekten yana olan Pilatus, yahudilerin baskısı karşısında onun çarmıha gerilerek öldürülmesini onaylar. Bunun üzerine yahudiler Îsâ’yı Golgota denilen yere götürerek çarmıha gererler. Îsâ’nın başının üzerine “Nâsıralı Îsâ, yahudilerin kralı” diye bir yazı asılır (Yuhanna, 19/19). Îsâ cuma günü sabah saat dokuzda çarmıha gerilir (Markos, 15/25) ve öğleden sonra saat üçte ruhunu teslim eder (Matta, 27/50; Markos, 15/37; Luka, 23/46; Yuhanna 19/30). Arimatealı Yûsuf, Îsâ’nın cesedini haça gerildiği yerdeki bahçede bulunan hazır bir kabre veya kendisi için kaya içine oyduğu kabre koyar. Ancak pazar günü kabre ziyarete gelenler mezarın boş olduğunu görürler. Bu arada Îsâ dirilmiş olarak onlara görünür (Matta, 28/9-10). Yeni Ahid, Hz. Îsâ’nın dirildikten sonra on defa havârilerine ve şâkirdlerine göründüğünü kaydetmektedir (meselâ bk. Luka, 24/36-43, 50-51; Yuhanna, 20/19-29; Matta, 28/16-20). Resullerin İşleri’ne göre Îsâ dirildikten sonra kırk gün daha yaşamış, havârilerine telkin ve tavsiyelerde bulunmuş, daha sonra havârilerini Zeytinlik dağına götürmüş ve oradan semaya alınmıştır (1/3, 9/11). Kaynak yazının devamı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir