Devletler

İspanya (14 Nisan 1931 cumhuriyet ilânı)

TARİH
İspanya’nın yazılı tarihi milâttan önce 1000 yıllarına kadar uzanır. Finike ve Yunan kolonilerinin kurulmasıyla (m.ö. 1100) tarih sahnesindeki yerini almaya başlayan İspanya, milâttan önce 206’ya kadar devam eden Kartaca hâkimiyeti esnasında Hannibal’in Roma’ya karşı verdiği mücadelede önemli bir yer tutar. Roma idaresine girdikten sonra yerel halkın (İberler) ayaklanmaları uzun zaman devam ettiyse de Roma kültür dünyasına katılım geniş ölçüde sağlandı ve buradan Seneca, Lukan, Martial gibi düşünür ve yazarlar; Trajan, Hadrianus ve Büyük Theodosios gibi imparatorlar çıktı. Bütün Roma topraklarında yer etmeye başlayan Hıristiyanlık bir süre sonra İspanya’da da tutundu; burası IV ve V. yüzyıllarda birçok konsilin toplanma yeri oldu.

Kavimler göçü sırasında önce Franklar’ın (m.s. 256), ardından Alanlar, Süevler ve Vandallar’ın akınlarına mâruz kaldı (409). Yarımadayı istilâ eden Vizigotlar (Batıgotlar) büyük bir kısmını idareleri altına aldılar (415). Zamanla Hıristiyanlığı kabul ederek bölge halklarının kültürü içinde eridiler. Kralların seçimle iş başına geldiği Vizigotlar Devleti asillerin ve kilisenin nüfuzu altında istikrarlı bir siyasî idare kuramadı ve İspanya Kuzey Afrika’ya kadar yayılmış olan müslümanların hedefi haline geldi. 711’de Kuzey Afrika Valisi Mûsâ b. Nusayr ve Târık b. Ziyâd tarafından yürütülen Araplar’ın fetih girişimi Kral Roderich’in yenilmesiyle sonuçlandı; ardından da yarımadanın ele geçirilmesi tamamlandı.

Emevî hânedanının Abbâsîler tarafından yıkılması üzerine Abdurrahman İspanya’da bir Emevî Devleti kurmuş (756) ve III. Abdurrahman döneminde ayrı bir halifelik ilân edilmiştir (929). Müslüman olanların (müvelledûn) dışında kalan hıristiyan ahali (muâhidûn) zamanla İslâm’ın günlük hayatı, âdet ve kültürünü ve Arap dilini kabul etmiştir (müsta‘rib).

İspanya’nın kuzeybatısındaki dağlık bölgelerde bulunan hıristiyan prenslikler bir araya gelip Araplar’ı yenerek Asturya’da bir krallık kurmayı başardılar (718). III. Alfonso zamanında (866-909) Galicia (Cillîkıye) ve Leon (Liyûn) ele geçirildi ve idarî merkezin Leon’a nakliyle 925’te Leon Krallığı kuruldu. Frank Kralı Charlemagne’ın 778’de Kuzeydoğu İspanya istikametinde ilerlemesi üzerine merkezi Barselona (Berşelûne) olan İspanyol Sınır Kontluğu (Marca Hispanica) ortaya çıktı (801). Burada Barselona, Katalonya kontlukları veya Navarra (Neberre) Krallığı adlarıyla şekil bulan devletler, giderek İspanya’nın kuzeybatı dağlık bölgelerindeki krallıkları ilhak etmeye başladılar. Navarra 1026’da Kastilya’yı ele geçirdi. Navarra Krallığı’nın ikiye ayrılması ile Aragon ve Kastilya krallıkları meydana geldi (1035). Bu küçük krallıklar, iç karışıklıklar ve mücadelelerle zayıflayan İspanya’daki Arap hâkimiyetine son verecek olan uzun süreli bir uğraş içine girdiler ve “yeniden fetih” anlamındaki “reconquista” hareketi giderek hız kazandı.

Reconquista hareketine karşı Güney İspanya’daki küçük Arap emirlikleri (mülûkü’t-tavâif), Kuzey Afrika’da hüküm süren Murâbıtlar’ı yardıma çağırdılar (1090-1147); daha sonra İspanya’ya müdahale eden Muvahhidler dönemi (1147-1229) iki taraf için de dinin ön plana çıktığı bir mücadele devri oldu. Bu mücadelede Kastilya ile Aragon liderliği üstlendiler ve müslümanların elindeki önemli şehirleri geri almaya başladılar. Avrupa istikametinde bir gelişme kaydeden Aragon önce Katalonya ile birleşti (1164); Rusiyon, Balear kontluklarını ve Valencia (Belensiye) Krallığı’nı ele geçirerek genişledi. 1282’de Aragonlu III. Petro Sicilya kralı oldu. V. Alfonso da Napoli Krallığı’nı alıp (1442) İtalya üzerinde İspanyol hâkimiyetine kalıcı bir yaygınlık kazandırdı. Buna karşılık Leon Krallığı ile birleşen Kastilya’nın büyümesi müslüman hâkimiyeti aleyhine bir gelişme gösterdi. Toledo (Tuleytula, 1085), Cordoba (Kurtuba, 1236), Sevilla (İşbîliye, 1248), Murcia (Mürsiye, 1263), Cadiz (Kādis, 1265) ve nihayet Algeciras ile (Cezîretülhadrâ, 1344) Gibalter (Cebelitârık, 1462) ele geçirildi. Böylece müslümanların elinde sadece küçük Granada Krallığı (Benî Ahmer / Nasrîler, 1238-1492) kaldı (ayrıca bk. ENDÜLÜS). Yarımadanın batısında ve Atlantik sahillerinde yer alan ve başlangıçta Kastilya’ya bağlı olan Portekiz bu bağımlılıktan kurtularak müstakil bir krallık haline geldi (1095).

İspanya’daki iki büyük krallığın vârisleri olan Kastilyalı Izabella ile Aragonlu II. Ferdinand arasındaki evlilik (1469), yarımadanın büyük bir kısmında siyasî birliğin sağlanması için gerekli şartları oluşturdu. Bu Katolik hükümdarlar devri İspanya’da kraliyet, kilise ve asillerin yeniden örgütlendiği, Granada’nın ele geçirilerek “reconquista”nın tamamlandığı, Kristof Kolomb’un keşif seyahatlerinin desteklendiği ve Amerika’da ilk sömürge topraklarının edinildiği, yahudi ve müslümanların dışlandığı dönem oldu (1492). Bu unsurların ülkeden çıkarılması ve imhası için kurulan engizisyon sert bir hıristiyanlaştırma siyaseti takip etti. 1492’de 200.000 yahudi, 1501’de de müslüman halkın önemli bir kısmı (300.000) sürüldü.

XVI. yüzyıl İspanya’nın deniz aşırı sömürgeleri vasıtasıyla bir imparatorluk haline geldiği, Avrupa ve Akdeniz’de büyük bir güç olarak Katolikliğin sarsıldığı ve dışlandığı, hıristiyan rakiplerine (Fransa, Hollanda, İngiltere) ve özellikle müslümanlara (Osmanlılar) karşı mücadele verildiği bir devir oldu. Katolik hükümdarların kızı Çılgın Johanna ile Alman İmparatoru I. Maximilian’ın oğlu ve Habsburg topraklarının vârisi Güzel Philipp’in evliliğinden doğan Karl (Carlos, V. Charles Quint / Şarlken) 1516’da Kastilya ve Aragon kralı, 1519’da Alman imparatoru olarak İspanyol ve Habsburg topraklarının şahsında birleştiği büyük bir imparatorluğun başına geçti. V. Karl’ın saltanatı, Milano Dukalığı’nı da ele geçirmiş olarak İtalya’daki hâkimiyetini sağlamlaştırmak, Fransa’ya ve Osmanlı Devleti’ne karşı zorlu bir mücadele vermek yanında Almanya’da başlayan Protestanlığın yayılma ve tutunmasını engellemeye çalışmakla geçti. Batı Akdeniz’i müslüman saldırılarından temizlemek amacıyla Tunus (1535) ve Cezayir’i (1541) ele geçirmeye teşebbüs etti. Fransa Kralı I. François ile mücadelesi, Türk-Fransız dayanışması ve Avrupa istikametindeki (Hırvatistan, Avusturya, Macaristan) topraklarına doğru genişleyen Türk ileri harekâtı yüzünden zorlukla yürütüldü. Deniz aşırı keşifler ve işgallerde ise Portekiz rekabetiyle karşılaştı. Atlantik ve Pasifik okyanuslarında keşfedilen yeni dünyalardaki nüfuz sahalarının papanın ara buluculuğuyla belirlenmesi üzerine (1494 Tordesillas ve 1529 Saragossa [Sarakusta] paylaşma antlaşmaları) bir uzlaşma meydana getirildi. Cortez ve Pizarro önderliğindeki İspanyol ordularının acımasız bir şekilde uyguladığı soygun ve soykırımı yeni dünyanın kadim medeniyetlerini tamamen tahrip etti. Öyle ki bölgeye İspanyollar geldiğinde elli milyon civarında olduğu tahmin edilen nüfus XVII. yüzyılda dört milyona kadar düştü. Buralardan elde edilen önemli miktarlarda gümüş İspanya’ya ve dolayısıyla Avrupa’ya akmaya başlamakla beraber bu husus İspanya’nın ekonomik gelişmesini ve zenginliğini sağlayamadı. Kilise ve geniş topraklara sahip az sayıdaki büyük asiller dışında kalan geniş halk kitlelerinin sefaleti artarak devam etti. Türk tehdidiyle baş edemeyen V. Karl, bu durumda reform hareketinin başarı kazanmasına da engel olamadı. Almanya’da Protestanlığın anayasal olarak tanınmasını kabul etmek zorunda kalarak (Augusburg Antlaşması, 1555) Sömürgeler ile İspanya, İtalya’daki toprakları (Sicilya, Napoli, Milano) ve Alçak Ülkeleri oğlu II. Felipe’ye (Philipp) ve Kaiser unvanı ile diğer Habsburg topraklarını kardeşi Ferdinand’a bırakarak tahttan feragat etti (1556).

İspanya’da kalan ve din değiştirme seçeneği hayatta kalma şartı olarak kendilerine sunulan müslüman (Moriskoslar) ve yahudilerin (marranes) engizisyon tarafından sürdürülen takibi buna rağmen devam etti. Giderek Hıristiyanlığa geçmiş olmak da yetersiz kaldı ve daha sonraki nesillerde, özellikle devlet memurluklarında ve kilisede yükselebilmek için “kanın temiz olması” şartı aranır oldu. Cizvit tarikatının kovuşturmaları ve Avrupa’daki reformasyonla amansız bir mücadele yanında müslüman dünyası karşısında hıristiyan âleminin önderliği rolünü üstlenen II. Felipe devri Katolik İspanyası bu yüzden Avrupa’da Fransa, Hollanda ve İngiltere ile uzun savaşlara girişmek zorunda kaldı. Bununla beraber Portekiz Krallığı’nı da ilhak etmiş olarak (1580) deniz aşırı ülkelerdeki sömürge imparatorluğunu genişletmeyi sürdürdü. Ancak ekonomik yıkıntı ve malî iflâstan kurtulamadı.

V. Karl zamanında başlayan son Fransız savaşına Câteau Cambrésis barışı ile (1559) son veren II. Felipe siyasî bir evlilik yaptığı, koyu bir Katolik olan İngiltere Kraliçesi Maria Tudor’un ölümü üzerine İngiltere’de reformasyonun gelişmesine karşı başarı ile mücadele etmek imkânını kaybetti. İspanya tacına bağlı Alçak Ülkeler’deki Protestanlığın bastırılması uzun savaşlara yol açtığı halde sonuçsuz kaldı ve bu toprakların kuzey vilâyetleri İspanya’ya karşı birleşerek İştati General Cumhuriyeti adı altında bağımsızlığını ilân etti (bu vilâyetler arasında Hollanda zamanla öne çıkarak cumhuriyete adını vermiştir); kısa sürede Avrupa’nın önde gelen ticaret ve deniz gücü haline geldi. Alçak Ülkeler’in güneyinde yer alan topraklar ise (ileride Belçika adını alacaktır) İspanya’ya bağlı ve Katolikliğin muhafaza edildiği bir yer olarak kaldı.

Papalığın da onayını almış olarak Protestan İngiltere’ye karşı yürütülen mücadele I. Elizabeth’in başarılı direnişiyle karşılaştı. İngiltere’nin istilâ teşebbüsü Yenilmez Armada’nın ağır hezimetiyle sonuçlandı (Ağustos 1588). Fransa’da sürdürülen Protestan mücadelesine de müdahale eden ve savaşa giren İspanya burada Katolikliğin zafere erişmesinde etken oldu (1598 Bervin barışı).

II. Felipe müslümanlara karşı etkili bir mücadeleye girdi. 1568-1570 yılları arasında Gırnata merkez olmak üzere Güney İspanya’da devam eden Morisko ayaklanmasını şiddetle bastırdı. Papalık, Venedik ve Ceneviz’in iştirakiyle Osmanlılar’a karşı oluşturulan “ebedî ittifak” İnebahtı’da (Lepanto) Türk donanmasını imha etti (1571). Ancak bu zafer Batı Akdeniz’deki Türk gücünün ortadan kaldırılmasına yetmedi ve Venedik’ten sonra (1573) İspanya da Osmanlı Devleti ile bir mütareke yapmak ve Akdeniz hâkimiyeti üzerinde uzlaşmaya varmak zorunda kaldı (1578). Kaynak yazının devamı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir