Bilginler, Öğreti ve Eserleri

MÖ. 570-495 Pisagor

Pisagor,Ünlü Grek filozofu, matematikçi ve astronom.

Pisagor (Pitagoras) (MÖ:570-495)

Pisagor’un kişiliği ve inançlarıyla ilgili değişik rivayetler bulunmaktadır. Çağdaşlarından bazıları onu bir peygamber olarak tanımıştı. Onun inanışına göre Tanrı evreni sayılar vasıtasıyla düzenlemiştir. Tanrı birlik, dünya çokluktur ve zıtlardan meydana gelmiştir.

Pisagor “filozof” terimini ilk kullanan kişidir. Kaynaklara göre kendisini “sophos” (bilge) olarak nitelememiş, onun yerine “philosophos” (bilgelik seven) demeyi tercih etmiştir (Laertios, s. 384). Benimsediği mistik âyinler ve felsefesindeki sayı mistisizmi Doğu din ve felsefelerinden alınmış olduğundan Pisagor’un Doğu’ya seyahatler yaptığına inanılır.

Pisagor matematik konularını dört gruba ayırmıştır: Soyut sayı bilimi (aritmetik), uygulamalı sayı bilimi (müzik), sükûnet halindeki büyüklükler bilimi (geometri) ve hareket halindeki büyüklükler bilimi (astronomi). Daha sonraları “quadrivium” (dörtlü) denilen bu bilim dalları Avrupa uygarlığında eğitimin temelini teşkil etmiştir.

Pisagor’un Adalet Kupası

Pisagor Teoreminin İlginç Öyküsü

ERKEN DÖNEM PİSAGORCULARDA HARMONİA DÜŞÜNCESİ VE MÜZİK KURAMI

 

131-200

Galen (Câlînûs) (ö. 200) İslâm tıbbını etkileyen ünlü Grek tabip ve filozofu.

Câlînûs’un tabiat görüşünü büyük ölçüde Aristo’dan aldığı bilinmektedir. Özellikle dört unsur ve dört tabiat doktrinini ahlât-ı erbaa* kavramıyla ustaca irtibatlandırması, tabiatın boşluk kabul etmediğine, kâinatta bir gayenin mevcut olduğuna inanması hep Aristocu temayüllerdir. Gaye-sebep telakkisinin yer aldığı Fî Menâfii’l-azâ (a.g.e., III, 106-107) adlı eserinde Tanrı’nın her organı görevine en uygun şekilde yarattığını savunmuş, bununla gayeyi belirleyen ve eşyada ona uygunluğu temin edenin Tanrı olduğu inancını temellendirmek istemiştir.

İslâm dünyasında tanınan ve günümüze bir muhtasarıyla ulaşan Kitâbü’l-Aḫlâḳ adlı eserinde de yine insanın mizacı ve tabii eğilimleriyle ahlâk (karakter) arasında ilişki kurmakta, tabiatı gereği eğitimi kabul etmeyen şehvet gücünü öfke gücünün de yardımıyla akıl tarafından bastırmanın mümkün olduğunu belirtmektedir. Buna göre eğitimi kabul eden öfke gücü ve akıldır. Ancak Câlînûs şundan emindir: İnsan ruhunun hazlara yönelip elemlerden kaçınmasının, zararlıdan uzaklaşıp faydalıya yönelmesinin, kısaca psikolojik motivasyonların aklî bir boyutu yoktur. Çünkü henüz aklı gelişmemiş çocuklarda ve akıldan yoksun hayvanlarda da ahlâkî davranışlar gözlenmektedir.

Kitap, Bergamalı Lokman Hekim Galenos

Galen’in Nörolojisi

Galenos Klaudios [Calinus] (131-201)

 

 

801-866

Kindî (801-866) İlk İslam filozofu ve Meşşâî okulunun kurucusu 

Kindî ilk İslam ve Arap filozofudur. Mu‘tezile kelamından felsefeye geçişi temsil etmektedir. Aristo’nun eserlerinin tantılması ve felsefî kavramların geliştirilmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Felsefenin birikimsel olduğunu düşünen Kindî, yöntem olarak mantıkla birlikte matematiği de kullanmıştır. Evrenin yoktan yaratıldığı, cisim, hareket ve zamanın sonlu ve sınırlı olduğunu düşünen Kindî Aristocu felsefî terminolojiyi kullanmakla birlikte âlemin yoktan yaratılışı konusunda Aristo’dan radikal bir şekilde ayrılmakta ve dinî görüşe yaklaşmaktadır. Kindî âlemin, zamanın ve hareketin sonlu ve sınırlı olduğunu ispat etmek için Öklid’in geometrik postulatlarını kullanır. Ancak sonsuz üzerinde işlem yapması nedeniyle Kindî’nin bu ispatları sorunludur. Tanrı’nın Gerçek Bir, Gerçek Varlık ve Gerçek Sebep olduğunu düşünen Kindî ahlakî görüşleri itibariyle de Kinik, Stoik ve Platonik unsurların birlikte yer aldığı bir ahlakî perspektife sahip görünmektedir.

KİNDİ’NİN AKlL TEORiSİNİN KAYNAGI SORUNU ÜZERİNE

Kindi ve İbn Rüşd^te İnsan Tasavvuru

Makale, Kindi’nin Tanrı Tasavvuru Üzerine

Makale; Kindî ve Fârâbî’de Akıl ve Nefs Kavramlarının Ahlâkî İçeriği

Kindi, Kitaplar

 

 

 

 

 

-992

Âmirî (ö.992) Fârâbî ile İbn Sînâ arasında yetişmiş, Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde büyük ün yapmış olan İslâm filozofu.

Âmirî’ye göre akıl ile nakil, ilim ile amel birbirini desteklemek ve tamamlamak durumunda olup aralarında hiçbir çelişki söz konusu değildir. Dolayısıyla bazı Bâtınîler’in, entelektüel (el-mütezarrif) ve felsefecilerin, “Belli bir bilgi düzeyine yükselen kimsenin artık ibadete ihtiyacı yoktur” tarzındaki görüşleri fahiş bir hatadır. Bu ifadeleriyle, bir taraftan felsefe adına dini dejenere etmek isteyenleri eleştiren filozof, diğer yandan felsefenin birtakım boş kavramlardan ibaret olduğunu ve dinî ilimlerle bağdaşmayacağını iddia eden bazı hadis âlimlerini (haşviyye*) ve kelâmcıları da tenkit etmektedir. Çünkü Âmirî, felsefenin insana varlığın hakikatini anlama, varlığa yön ve şekil vererek onu kendi yararına kullanabilme güç ve imkânını sağlayan bir disiplin olduğuna, bu sebeple ondan asla vazgeçilemeyeceğine inanmaktadır.

Âmirî Aristo’nun bazı eserleri üzerinde çalışmış, bu arada Kategoriler’i, De Anima ve II. Analitikler’i şerhetmiş, ayrıca günümüze kadar gelmeyen el-İnâye ve’d-dirâye adlı eserinde Aristo felsefesinin genel bir kritiğini yapmıştır.

Fârâbî ve İbn Sînâ gibi onun sistemi de yer yer Yeni Eflâtuncu doktrinin izlerini taşımaktadır. Şu var ki âlemin yaratılmışlığı, Allah’ın cüz’iyyatı bilmesi ve âhiret hayatının mahiyeti hakkındaki düşünceleri açısından Fârâbî ve İbn Sînâ ile kıyaslanmayacak derecede İslâm esaslarına bağlıdır. Hatta o âhiret hayatının ruhanî olduğunu söyleyen Meşşâîler’i eleştirmekte, ruh ve bedenle gerçekleşecek olan o hayattaki bedenin dünyadaki bedenden daha latif (daha az yoğun) olacağını savunmaktadır.

Amiri, Kitap

Kelam ve Felsefe Açısından İnsan Fiilleri; Amiri’nin Kader Risalesi

 

 

 

 

 

 

 

946-1032

İbn Hindû (946-1032) Filozof, hekim, şair ve devlet adamı.

İbn Hindû’nun felsefesi genelde Yeni Eflâtuncu bir karakter taşır. Bunda başta Âmirî olmak üzere hocalarından aldığı etkinin payı vardır.

Mevcudu “eylemde bulunan” ve “etkilenen” şeklinde tanımlayan İbn Hindû (Miftâḥu’ṭ-ṭıb, s. 2) fiilleri tabii ve sınaî olmak üzere ikiye ayırır. Kuvve ise etki ve edilgiyi tabii şekilde oluşturan güçtür. Bu kuvve sayesinde oluşum ve dönüşümler meydana gelir ve Allah’ın murat ettiği nizam oluşur.

İbn Hindû’ya göre İnsanın fâil oluşu, eylemde bulunuşu ondaki nefsin varlığından, tabii anlamda ise ruhun güçlerinden kaynaklanır. Bu görüş daha önce Fârâbî tarafından ayrıntılarıyla incelenmiştir. Filozofa göre insan ruhu doğrudan sezgi ile kavranabilir. Zira ruhun varlığı delile ihtiyaç hissetmeden zorunlu olarak bilinir. Bitki, hayvan ve insan arasındaki farklılaşma da ruhî planda açıklanabilir.

Nefsi dört nitelikten (sıcaklık, soğukluk, ıslaklık, kuruluk) oluşmuş bedenî bir mizaçtan ibaret gören materyalist telakkiyi İbn Hindû reddeder. Çünkü tabii keyfiyetler kendi başına aktif olamazlar. Bu görüşler Plotin’in Enneades’indeki görüşlerle uyum içindedir.

TABİPLER İÇİN FELSEFE:İBN HİNDÛ’NUN FELSEFE TASAVVURU VE SÖZLÜĞÜ

 

981-1037

İbni Sİna, İslâm Meşşâî okulunun en büyük sistemci filozofu, eş-Şeyhu'r-reîs.

İbn Sînâ (981-1037) Meşşâî okulunun en büyük sistemci filozofu, Ortaçağ tıbbının önde gelen temsilcisi.

İslam felsefe ve Tıp geleneğinin klasik dönemdeki en önemli ismi. Sonrakilerin adlandırmasıyla Büyük Üstat (eş-Şeyhu’r-reîs). Zorunlu-mümkün ve varlık-mahiyet ayrımları etrafında, tevarüs ettiği Antik-helenistik geleneği ait olduğu paradigmayla ilişki içerisinde yeniden yorumlamış, kendisinden önce klasik mesabesinde olan Eflatun, Aristotales, İskender ve Plotinus gibi isimleri unutturacak şekilde klasikleşmiştir. Felsefe, kelâm ve tasavvufun kendisinden sonraki seyri üzerinde büyük bir tesir sahibi olup, bu alanlarda yeni ekollerin kuruluşuna etki etmiştir.

Kaynak; İslam Düşünce Atlası

Makale; İbn Sînâ’nın İlim, Felsefe Anlayışı ve Din Felsefe İlişkilerine Yaklaşımı

İbn Sînâ, Kitaplar

 

 

 

 

 

1057-1111

Gazzâlî, Filozoflara yönelttiği eleştirileriyle tanınan Eşʻarî kelamcısı, Şâfiî fakihi ve sûfî

Gazzâlî (1057-1111)

İmâm, Yenilenme döneminin kurucu düşünürü. Temelde İbn Sinâcı meydan okumalar etrafında Eş’arî kelamında hem muhteva hem yöntem bakımından gerçekleştirdiği dönüşümler ve İbn Sinâcı felsefeye yönelttiği eleştiriler, kendisinden sonraki kelam ve felsefe geleneklerinin seyrini güçlü bir biçimde etkilemiştir.

Gazzâlî, kendi döneminde hakikate ulaşma iddiasında bulunan dört grup olduğunu belirterek araştırmalarını bunlar üzerinde yoğunlaştırmıştır: Kelamcılar, filozoflar, Bâtınîler ve sûfîler.

Gazzâlî’ye göre Hz. Peygamber’in vahiy tecrübesiyle sûfîlerin manevî hâlleri arasındaki benzerlik, aklın bütün hakikatleri anlayıp açıklamadaki yetersizliğini ve hakikate ulaşmada peygamberin rehberliğine duyulan zorunlu ihtiyacı gözler önüne sermektedir. Gazzâlî’ye göre peygamberlerin misyonunu hakkıyla sürdürebilecek tek zümre tasavvufî tecrübeyle donanmış âlimlerdir.

Kaynak; İslam Düşünce Atlası

Kitap; Gazzâlî ve Kelâm Felsefesi

Makale; Gazzali’de Metafizik Bilginin İmkânı Açısından Rüya

Makale; Gazzâlî’nin Batı Dünyasına Etkisi

 

 

 

 

 

 

1150-1210

Fahreddin er-Râzî, Çok yönlü kişiliğiyle tanınan Eş'arî âlimi

Fahreddin er-Râzî (1150-1210)

Yenilenme Dönemi’nin imâmı. Yeni Eş’arîlik okulunun kurucu ismi. Yenilenme döneminin temel karakterini teşkil eden tahkik yöntemini asıl anlamıyla formüle eden Râzî inşa ettiği eleştirel gelenekle nazarî geleneklerin tamamında dönüştürücü bir etki yaratmıştır.

Râzî, özel olarak Eş‘arîliğin ve genel olarak İslam düşüncesinin belirleyicisi olan düşünürlerinden biridir. Onun düşüncesi temel olarak Eş‘arî geleneği içerisinde tanımlanabilir. Bununla birlikte hem Eş‘arî düşünceye hem İbn Sînâ felsefesine yönelttiği eleştiriler büyük önem arz eder. Bu nedenle Râzî geç dönem muhakkikler döneminin başında yer alırken diğer taraftan da bütün sistemli fikirlere yönelttiği eleştirilerle de eleştiri geleneğinin önderi sayılır.

Makale; Fahreddin er-Râzî

Makale; Fahreddin er-Râzî’nin el-Heyûlâ ve’s-sûre Adlı Risalesi

Makale; Fahreddin Râzî ve İbn Arabî’de Tanrı’yı Bilmenin İmkân ve Yöntemi

Makale; Fahreddin Razi’nin Çeşitli Dinler ile İlgili Bilgi ve Görüşleri

Fafreddin er-Râzî, Kitaplar

 

 

 

 

1165-1240

İbn Arabi, Tasavvuf ve İslam düşünce tarihinde çok büyük etkileri olan meşhur sûfî.

İbnü’l-Arabî, Muhyiddin (1165-1240) Tasavvuf ve İslâm düşünce tarihinde büyük etkileri bulunan sûfî müellif.

İbn Arabî-eş-Şeyhu’l-ekber. Vahdet-i vücûd teorisinin sahibi, Ekberî geleneğin kurucusu, Fusûsu’l-hikem ve el-Fütûhât müellifi. İbn Arabî tasavvuf geleneğinii İbn Sîna felsefesi ve Eş’arî gelenekle ilişki içerisinde metafizikleştirmiş ve varlığın birliğine dayalı güçlü ve monist bir teo-ontoloji inşa etmiştir. Onun bu teorisi Yenilenme Dönemi boyunca güçlü etkilere sahip olmuş, şarihleri üzerinden İslam dünyasındaki metafizik gelenekleri dönüştürücü bir hüviyet kazanmıştır.

İbnü’l-Arabî’nin varlık düşüncesi ve bilgi anlayışı büyük oranda ilâhî isimler teorisine dayanır. Klasik tasavvuf tarafından bireysel ahlak bağlamında idealleştirilen “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız” prensibi, yeni dönem tasavvufunda metafizik bilginin ilkeleri  olarak vaz’edilen ilahi isimler ile irtibatlandırılarak farklı bir çerçeveye taşınmıştır. Her şey bir ismin mazharı olarak varlığa gelmektedir, ya da bir başka ifade ile varlığa gelen her şeyin ilkesi ilahi isimlerdir.

Kaynak; İslam Düşünce Atlası

Makale; İbn Arabî’ye Göre Hz. Âdem’de Temel İnsan Nitelikleri

Makale; İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inde Ayna Metaforu

Kitap; İbnü’l-Arabî’nin Menkabeleri

Makale; İBNÜ’L ARABİ’NİN KÜLTÜRÜMÜZDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Makale; Muhyiddin İbn-i Arâbi´den Tavsiyeler

Makale; Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin hayatı ve eserleri

Makale; Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’ye Göre Rüya ve Tabiri

İbnü’l-Arabî, Kitaplar

 

 

 

 

1201-1274

Nasîrüddin Tûsî (1201-1274) Müslüman filozof ve çok yönlü bilgin

bn Sînacı filozof, matematikçi ve astronom. Merâga rasathanesinin kurucusu. Felsefenin çeşitli alanlarında yazdığı eserlerle İbn Sînâcılığın yaygınlaşmasını sağlamış, Tecrîdu’l-i’tikad’yla felsefî kelam geleneğine oluşturucu bir katkı yapmıştır.

Tûsî’nin psikolojiye ve ahlâka dair açıklamalarında insan nefsini şehvet, öfke ve akıl güçlerine ayıran Eflâtuncu nefis anlayışı, yine insan nefsini tabiattaki nebatî ve hayvanî varlık tabakalarına insanî mertebeyi ilâve etmek suretiyle insanî nefsî nebatî, hayvanî ve insanî güçleri bakımından ele alan Aristocu anlayışların bir sentezi görülür.

Tûsî’ye göre pratik felsefenin konusu ahlak, ev yönetimi ve siyaset ilmidir.

Tûsî’nin siyaset felsefesi, Fârâbî de olduğu gibi sosyal dayanışma ve yardımlaşmayla gerçek yetkinliğe yönelen toplumun mutluluğunu sağlayacak tümel yasaların incelenmesinden ibarettir. Hükümdarın temel niteliklere ve erdemlere sahip olmasını öngören Tûsî bu bağlamda sevgi, adalet ve dostluğun önemine işaret eder.

Tûsî’nin matematik bilimlerdeki önemli katkılarından biri onun tahrîr projesidir. İslâm dünyasında trigonometriyle ilgili ilk müstakil çalışma olan Şeklü’l-katta‘ adlı eseriyle Tûsî trigonometrinin astronomiden ayrılmasını hızlandırmış ve matematiğin bir dalı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.

Tûsî mûsikî ilmini; te’lif (beste) ve îkâ´ olmak üzere iki kısma ayırmaktadır. Telif; tiz ve pest insan tabiatının kabul ettiği çeşitli nağmelerde bulunan seslerin oranları ile ilgilidir. Mûsikî ilminin ikinci bölümü îkâ´dır ki Tûsî, îkâ´ konusunda Risâlenin en sonunda birkaç cümle söylemektedir. Herhangi bir usûl ismine yer vermese de îkâ´ ilmine dair birkaç temel kavrama işaret etmiş ve şiirdeki veznin îkâ´ ile ilişkisini belirtmiştir.

Kaynak; İslam Düşünce Atlası

Makale, Nasiruddin et-Tusi ve Musiki Risalesi

Tez; Nasîruddin tûsî’de varlık ve ulûhiyyet

Makale; Nasreddin Tusi ínin Hayatı, Kişiliği ve Eserleri

Makale; Ahlâk-ı Nâsırî’de Ahlâk ve Siyaset İlişkisi

Nasuriddin Tusi, Kitaplar

 

1209-1274

Vahdet-i vücûd düşüncesinin Muhyiddin İbnü’l-Arabî’den sonraki en önemli temsilcisi.

Sadreddin Konevî (1209-1274) Mutasavvıf

Tasavvuf tarihinin -İbnü’l-Arabî dışarda tutulacak olursa- en etkili düşünürü Sadreddin Konevî’dir. İbnü’l-Arabî ve Sadreddin Konevî ile birlikte tasavvuf, felsefe ve kelâmın da yer aldığı aklî ilimler çatısı altında kendisine yer bulma amacıyla hareket etti.  Bu amaç doğrultusunda Sadreddin Konevî tasavvufu, ilm-i ilâhî (metafizik) olarak tanımladı. Metafiziğin diğer tikel ilimler ile olan ilişkisini Konevî “ilm-i ilâhî” kavramında karşılık bulan bilgi alanına taşıdı. Yani tasavvuf ya da bu dönemdeki adıyla ilm-i ilâhî diğer ilimlerin ilkelerini kendisinden aldığı tümel bir disipline dönüştü.

Konevî tasavvufu, objektif kriterleri haiz homojen bir yapı olarak vaz etti. Böylece de Miftâhu’l-gayb adlı eseri başta olmak üzere Konevî sâyesinde tasavvuf kısmen tedrisi mümkün bir forma bürünmüş oldu.

Kaynak; İslam Düşünce Atlası

Makale; Sadreddin Konevi ile Mevlana Celaleddin’in Münasebetleri

Makale; Sadreddin Konevî’de Bilgi ve Varlık

Kitap; Sadrettin Konevi, Fatiha Suresinin tefsiri

 

1510-1572

Kınalızâde, Âlim, Şâir

Kınalızâde (1510-1572) Ahlâk-ı Alâî adlı eseriyle tanınan Osmanlı âlimi, devlet adamı ve şair.

Kınalızâde ahlâk felsefesini nefs teorisi üzerine inşa etmektedir. Ahlakın temelini oluşturan nefsani kuvvelerin erdemli bir şekilde ortaya çıkması için bir rehbere ihtiyaç vardır. Gerçek mükemmellik, mutluluk ve bilgi de ancak bu durumda ortaya çıkabilir. Kınalızâde ahlâk ilmini teorik ve pratik olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Birincisi insan bilgisiyle ilişkiliyken ikincisi insanın eylemleriyle ilgilidir. Hakiki yetkinlik ve mutluluk her ikisinin birlikteliği durumunda mümkün olmaktadır.

Ahlâk-ı Alâî. Haz. Mustafa Koç. İstanbul: Klasik Yayınları, 2007. 

Makale; Aristoteles ve Kınalızâde Ali’de Aile Ahlakı

Makale; Kınalızade Ali Efendi’de Mutluluk Ahlâkı

Makale; Ahlakta İktisat Ahlâk-ı Alâî’de İktisadi Meseleler

 

 

 

1946-

 

Şaban Teoman Duralı, (d: 7 şubat 1947) Türk felsefeci, akademisyen ve yazar 

Türkiye akademik hayatında ilk defa olarak Biyoloji Felsefesi çalışmalarını başlatan, Türkiye’de genel olarak Felsefenin özel olarak da Bilim Felsefesi araştırmalarının merkezî bir yer edinmesini sağlayan araştırmalar yapan, ayrıca günümüz küresel medeniyetini sistematik ve felsefi açıdan çözümleyerek ve yorumlayarak Türk entelektüel kamuoyunun konuyla ilgili perspektifini zenginleştiren, Türkiye’deki farklı üniversitelerde felsefe bölümlerinin kurulmasına önderlik eden, Türk düşünce hayatında etkili olan pek çok ismi yetiştiren, uluslararası felsefe camiasında Türkiye’yi başarıyla temsil eden, çıkardığı dergi ve yayımladığı felsefe eserleriyle felsefi kültürün etkinlik alanını artıran, özellikle Türkçe felsefe dilinin inşasında ürettiği yeni kelimeler yanında klasik Türkçenin felsefi sözcük dağarcığının felsefe diline kazandırılması yönünde çaba gösteren, kısaca yerli Türk felsefesinin imkânlarını, dersleri, eserleri, öğrencileri ve fikirleriyle gösteren Türk felsefeci, akademisyen ve yazar

Kitap; Çağdaş Küresel Medeniyet

Sorun Çağının Anatomisi -Çağımızın Felsefece Teşrihi

Tez; Ş. TEOMAN DURALI’DA FELSEFE-BİLİM

Makale; CANLILAR BİLİMİ VE EVRİM SORUNUNUN TEŞRİHİ

Teoman Duralı, Kitaplar