Yüzyıl

MÖ. 31. yüzyıl

MÖ. 26. yüzyıl

MÖ. 24. yüzyıl

MÖ. 21. yüzyıl

MÖ. 20. yüzyıl

  1. MÖ. 1900 Kassitler

MÖ. 18. yüzyıl

MÖ. 16. yüzyıl

MÖ. 15. yüzyıl

MÖ. 12. yüzyıl

MÖ. 11. yüzyıl

MÖ. 10. yüzyıl

MÖ. 9. yüzyıl

MÖ. 8. yüzyıl

MÖ. 5. yüzyıl

MÖ. 4. yüzyıl

MÖ. 3. yüzyıl

MÖ. 2. yüzyıl

MÖ. 1. yüzyıl

2. yüzyıl

5. yüzyıl

  1. Roma İmparatoru Julianus (361-363)

6. yüzyıl

  1. 582-659 Batı Göktürk Kağanlığı
    1. Batı Göktürk Kağanı Buyruk Kağan
  1. 582-630 Doğu Göktürk Kağanlığı
    1. Işbara Dönemi (582-587) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
    2. Yehu Dönemi (587-589) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
    3. Tülan Dönemi (589-600) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
    4. Kimin Dönemi (600-609) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
    5. Şipi Dönemi (609-619) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
    6. Çulo Dönemi (619-621) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
    7. Kie Li Dönemi (621-630) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
  1. 552-588 I. Göktürk Kağanlığı (552-588)
    1. Bumin Kağan (546-552) I. Göktürk Kağanı
    2. Kola (Kara) Dönemi (552-555) I. Göktürk Kağanlığı
    3. Mukan Dönemi (555-572) I. Göktürk Kağanlığı
    4. Tapo Dönemi (572-581) I. Göktürk Kağanlığı
    5. Işbara Dönemi (581-582) I. Göktürk Kağanlığı

7. yüzyıl

  1. 682-745 II. Göktürk Kağanlığı
    1. II. Göktürk Kağanı İlteriş Kutlug Kağan (681-693)
  1. Kimin Dönemi (600-609) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
  2. Şipi Dönemi (609-619) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
  3. Çulo Dönemi (619-621) I. Doğu Göktürk Kağanlığı
  4. Kie Li Dönemi (621-630) I. Doğu Göktürk Kağanlığı

10. yüzyıl

11. yüzyıl

12. yüzyıl

13. yüzyıl

  1. 1299-1922 Osmanlı İmparatorluğu
    1. Ertuğrul Gazi (Ö. 1281) Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in babası
    2. Osman Bey (1302-1324)
      1. ⊗Koyunhisar Savaşı (Bafeus) 1302
    3. Orhan Gazi (1324-1362)
      1. ⊗Pelekanon Muharebesi (Maltepe ya da Eskihisar Savaşı) (10-11 Haziran 1329)
    4. I. Murad (1362-1389)
    5. I. Bayezid (Yıldırım) (1389-1403)
      1. ⊗Niğbolu Şavaşı (1396)
      2. ⊗Ankara Muharebesi (1402)
    6. Osmanlı İmparatorluğu Fetret Devri (1402-1413)
    7. I. Mehmed (1413-1421)
    8. II. Murad (1421-1444)
    9. II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) (1444-1446)
    10. II. Murad (1446-1451)
    11.  II. Mehmed Fatih Sultan Mehmed (1451-1481)
      1. ⊗Otlukbeli Savaşı (1473)
    12. II. Bayezid (1481-1512)
    13. I. Selim (Yavuz) (1512-1520)
      1. ⊗Mercidabık Savaşı (24 Ağustos 1516)
      2. ⊗Ridaniye Savaşı (1517) Osmanlılar-Memlükler
    14. I. Süleyman (Kanunî) (1520-1566)
    15. II. Selim (1566-1574)
    16. III. Murad (1574-1595)
    17. III. Mehmed (1595-1603)
    18. I. Ahmed (1603-1617)
      1. Zitvatorok Antlaşması (1606) Osmanlılar’la Habsburglar arasında yapılan antlaşma.
    19. I. Mustafa (1622-1623)
    20. II. Osman (Genç) (1618-1622)
    21. I. Mustafa (1622-1623)
    22. IV. Murad (1623-1640)
    23. İbrahim (1640-1648)
    24. IV. Mehmed (1648-1687)
      1. ⊗Saint Gotthard Muharebesi (1 Ağustos 1664) Osmanlı ve Habsburg orduları arasında yapılan meydan savaşı.
      2. Bucaş Antlaşması (18 Ekim 1672) Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında yapılan antlaşma.
    25. II. Süleyman (1687-1691)
    26. II. Ahmed (1691-1695)
    27. II. Mustafa (1695-1703)
      1. Karlofça Antlaşması (26 Ocak 1699) Osmanlı ile Kutsal Roma Cermen, Avusturya, Venedik, Lehistan arasında.
    28. III. Ahmed (1703-1730)
      1. ⊗Prut Savaşı (1710-1711) Rusya Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında yapılmış bir savaştır.
      2. Prut Antlaşması (1711) Osmanlılar ile Ruslar arasında Prut nehri kenarında yapılan savaştan sonra imzalanan antlaşma.
    29. I. Mahmud (1730-1754)
    30. III. Osman (1754-1757)
    31. III. Mustafa (1757-1774)
      1. Çeşme Vak’ası (1770) Akdeniz’de faaliyet gösteren Rus donanmasının Çeşme Limanı önlerinde Osmanlı donanmasını yaktığı deniz savaşı.
    32. I. Abdulhamid (1774-1789)
      1. Küçük Kaynarca Barış Antlaşması (26 Temmuz 1774) Osmanlı Devleti ile Rusya arasında.
    33. III. Selim (1789-1807)
      1. Ziştovi Antlaşması (4 Ağustos 1791) 1787’de başlayan Osmanlı-Rus-Avusturya savaşı sonunda Avusturya ile yapılan barış antlaşması.
      2. Nizâm-ı Cedîd (1792-1807) III. Selim zamanında yenilenme ve yeniden yapılanma dönemi.
    34. IV. Mustafa (1807-1808)
    35. II. Mahmud (1808-1839)
      1. Vak’a-i Hayriyye (17 Haziran 1826) Yeniçeri Ocağı’nın ilgasını ifade eden tabir.
      2. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye (1826) Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine onun yerine kurulan yeni askerî teşkilâta verilen ad.
      3. Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829) 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sonunda imzalanan antlaşma.
      4. Jön Türkler
      5. Takvîm-i Vekāyi (1 Kasım 1831) Osmanlı Devleti’nin ilk resmî gazetesi.
      6. Baltalimanı Muahedesi (16 Ağustos 1838)
      7. ⊗Nizip Savaşı (29 Haziran 1839) Osmanlı Devleti ile Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa arasında.
    36. Abdülmecid (1839-1861)
      1. Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839) Gülhane Hatttt-ı Hümayunu
      2. Londra Antlaşması (15 Temmuz 1840) Mısır meselesi dolayısıyla Osmanlı Devleti ile İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya arasında mukavelenâme.
      3. ⊗Kırım Savaşı (4 Ekim1853-30 Mart 1856) Osmanlı-Rus savaşıdır.
      4. Islahat Fermanı (18 Şubat 1856) Gayri müslimlere yeni haklar tanıyan hatt-ı hümâyun.
      5. Paris Antlaşması (30 Mart 1856) Kırım savaşını sona erdiren antlaşma.
    37. Sultan Abdülaziz (25 Haziran 1861-1876)
      1. Yeni Osmanlılar Cemiyeti (1865-1876)
    38. V. Murad (….- 30 Ağustos 1876)
    39. II. Abdulhamid (31 Ağustos 1876-1909)
      1. Kānûn-ı Esâsî (Osmanlı Devleti Anayasası) (1876)
      2. I. Meşrutiyet (23 Aralık 1876-13 Şubat 1878)
      3. ⊗Doksanüç Harbi (1877-1878) Osmanlı-Rus savaşı.
      4. I. Meclis-i Meb’ûsan (23 Aralık 1876)
      5. Ayastefanos Antlaşması (3 Mart 1878) Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Ayastefanos’ta (Yeşilköy) yapılan antlaşma.
      6. Çırağan Vak’ası (20 Mayıs 1878) Sarayı’nda göz hapsinde tutulan V. Murad’ı kaçırma teşebbüsü.
      7. İttihat ve Terakkî Cemiyeti (1889-1902)
      8. II. Meşrutiyet (23 Temmuz 1908-1922)
      9. Otuzbir Mart Vakası (13 Nisan 1909) II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan askerî isyan.
      10. Hareket Ordusu Otuzbir Mart Vak‘ası’nı bastırmak üzere Selânik’ten İstanbul’a gelen ordu.
    40. V. Mehmed (Sultan Reşad) (1909-1918)
      1. ⊗Trablusgarp Savaşı (1911-1912) İtalya’nın saldırısına uğrayan Kuzey Afrika’daki Osmanlı topraklarının kaybına yol açan savaş
      2. 18 Ekim 1912 Osmanlı İtalya Uşi Barış Andlaşması
      3. ⊗Balkan Savaşı (8 Ekim 1912-29 Eylül 1913) Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında iki safhada yapılan savaş
      4. 1912-1913 Osmanlı Trablusgarp ve Balkan Harbi Andlaşmaları
      5. 1913 Osmanlı Yunanistan Barış Andlaşması
      6. 1913 Osmanlı Bulgaristan Barış Andlaşması
      7. Bâbıâli Baskını (23 Ocak 1913) Balkan Harbi sırasında İttihatçılar tarafından gerçekleştirilen kanlı hükümet darbesi
      8. I. Dünya Savaşı (1914-1918)
      9. ⊗Çanakkale Muharebeleri (3 Kasım 1914-9 Ocak 1916)
      10. Tehcir (1915) Bilhassa Ermeniler’in sevk ve iskânını ifade eden terim.
      11. ⊗Kûtül‘amâre Zaferi (29 Nisan 1916) Osmanlı-İngiliz Savaşı
    41. VI. Mehmed (Vahdettin) (1918-1922)
      1. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)
      2. ⊗Millî Mücadele (30 Ekim 1918-24 Temmuz 1923)
      3. Teceddüt Fırkası (5 Kasım 1918-5 Mayıs 1919) İttihat ve Terakki Fırkası’nın kendisini feshederek kurduğu partidir.
      4. Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920)

14. yüzyıl

  1. Majapahit İmparatorluğu (700-1380)
            1. Majapahit Kralı Vikramarvaddhana (1386-1429) 

16. yüzyıl

18. yüzyıl

19. yüzyıl

  1. III. Selim (1789-1807)
    1. Ziştovi Antlaşması (4 Ağustos 1791) 1787’de başlayan Osmanlı-Rus-Avusturya savaşı sonunda Avusturya ile yapılan barış antlaşması.
    2. Nizâm-ı Cedîd (1792-1807) III. Selim zamanında yenilenme ve yeniden yapılanma dönemi.
  2. IV. Mustafa (1807-1808)
  3. II. Mahmud (1808-1839)
    1. Vak’a-i Hayriyye (17 Haziran 1826) Yeniçeri Ocağı’nın ilgasını ifade eden tabir.
    2. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye (1826) Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine onun yerine kurulan yeni askerî teşkilâta verilen ad.
    3. Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829) 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sonunda imzalanan antlaşma.
    4. Jön Türkler
    5. Takvîm-i Vekāyi (1 Kasım 1831) Osmanlı Devleti’nin ilk resmî gazetesi.
    6. Baltalimanı Muahedesi (16 Ağustos 1838)
    7. ⊗Nizip Savaşı (29 Haziran 1839) Osmanlı Devleti ile Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa arasında.
  4. Abdülmecid (1839-1861)
    1. Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839) Gülhane Hatttt-ı Hümayunu
    2. Londra Antlaşması (15 Temmuz 1840) Mısır meselesi dolayısıyla Osmanlı Devleti ile İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya arasında mukavelenâme.
    3. ⊗Kırım Savaşı (4 Ekim1853-30 Mart 1856) Osmanlı-Rus savaşıdır.
    4. Islahat Fermanı (18 Şubat 1856) Gayri müslimlere yeni haklar tanıyan hatt-ı hümâyun.
    5. Paris Antlaşması (30 Mart 1856) Kırım savaşını sona erdiren antlaşma.
  5. Sultan Abdülaziz (25 Haziran 1861-1876)
    1. Yeni Osmanlılar Cemiyeti (1865-1876)
  6. V. Murad (….- 30 Ağustos 1876)
  7. Abdulhamid (31 Ağustos 1876-1909)
    1. Kānûn-ı Esâsî (Osmanlı Devleti Anayasası) (1876)
    2. I. Meşrutiyet (23 Aralık 1876-13 Şubat 1878)
    3. ⊗Doksanüç Harbi (1877-1878) Osmanlı-Rus savaşı.
    4. I. Meclis-i Meb’ûsan (23 Aralık 1876)
    5. Ayastefanos Antlaşması (3 Mart 1878) Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Ayastefanos’ta (Yeşilköy) yapılan antlaşma.
    6. Çırağan Vak’ası (20 Mayıs 1878) Sarayı’nda göz hapsinde tutulan V. Murad’ı kaçırma teşebbüsü.
    7. İttihat ve Terakkî Cemiyeti (1889-1902)

20. yüzyıl

  1. 1962 Cezayir (Fransa’dan Bağımsızlık 5 Temmuz 1962) Kuzey Afrika’da müslüman ülke.

CEZAYİR KRONOLOJİK TARİHİ

  1. MÖ. 1000, Milâttan önce 1000 yıllarında Suriye sahillerinden gelen Fenikeli tüccarlar Cezayir’in Akdeniz kıyılarına yerleştiler
  2. MÖ. 814, Fenikeli tüccarlar milâttan önce 814’te bugün Tunus sınırları içerisinde bulunan Kartaca şehrini kurdular.
  3. MÖ. 146 yılında Romalılar Kartaca’yı ele geçidi,
  4. MS.  40 yılına doğru Romalılar, bu bölgedeki hâkimiyetlerini kuvvetlendirdiler ve Cezayir “Mauretania Caesariensis” adıyla imparatorluğun bir eyaleti haline geldi.
  5. Kabile toplulukları halinde göçebe hayatı yaşayan yerli halka Libyalı deniliyordu. Kendilerini “Emâzîğ” (hür insanlar) olarak tanıtan bu yerli halka sonraları “Berber” adı verilmiştir. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra bölge sırasıyla Vandallar ve Bizans’ın hâkimiyeti altına girdi.
  6. VII. yüzyılın ortalarından itibaren Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh ile Abdullah b. Zübeyr’in emrinde Mağrib’i fethetmek üzere gelen müslüman Arap fâtihler, Berberî kabilelerinin ve Bizans’tan artakalan bazı toplulukların mukavemetiyle karşılaştılar. Bizans’a karşı bağımsızlığını ilân ederek Sübeytıla’yı başşehir yapan kumandanı öldürüp şehre girdiler ve 2,5 milyon dinar cizye alarak geri döndüler.
  7. Daha sonra Muâviye Mısır valisini göndererek sahildeki bazı yerlerin ele geçirilmesini sağladı.
  8. 682, Ebü’l-Muhâcir Dînâr’dan sonra meşhur kumandan Ukbe b. Nâfi‘ el-Fihrî 50’de (670) ve 62’de (682) gerçekleştirdiği seferlerle İslâmiyet’in yayılması için uygun bir ortam hazırlamayı başardı. Ukbe’nin Berberî kumandanı Küseyle ile yapılan bir savaşta şehid düşmesinden sonra (63/682-83) bu görevi Züheyr b. Kays el-Belevî üstlendi.
  9. 696, Onun ardından Hassân b. Nu‘mân el-Gassânî fetih hareketini devam ettirdi; ancak o da Berberî Melikesi Kâhine önünde hezimete uğradı ve askerini geri çekmek zorunda kaldı (77/696).
  10. 701, Fakat bir süre sonraHassân b. Nu‘mân el-Gassânî, Berberî kabilelerinin de yardımıyla tekrar saldırıya geçerek Kartaca’yı ele geçirdi ve Kâhine’nin sonunu hazırladı (82/701).
  11. 740, Böylece İslâmiyet Berberî kabileleri arasında yayılmaya başladı; ancak Emevîler’in yanlış siyasetleri yüzünden büyük çoğunluğu Hâricî mezhebini benimsedi ve Kayrevan’daki Emevî idarecilerinin zalimane vergi politikalarına isyan etti (740-774).
  12. 757, Bu isyan sonunda Ebû Kurre es-Sufrî liderliğinde Tilimsân’da Benî İfren Emirliği (757-765),
  13. 777, Tâhert’te de Abdurrahman b. Rüstem tarafından Rüstemî Devleti kuruldu (777-909).
  14. 789, Rüstemî Devleti müslüman Cezayir’de kurulan ilk bağımsız devlettir. Bu dönemde Batı Cezayir Fas’ta hüküm süren İdrîsîler’in (789-926),
  15. 800, Doğu Cezayir ise Kayrevan’daki Ağlebîler’in (800-909) idaresine girdi.
  16. Her iki devlet de Bağdat’taki Abbâsî halifeliğine bağlı idi. Cezayir IX-X. yüzyıllarda Rüstemîler’in, Ağlebîler’in ve İdrîsîler’in idaresi altında ekonomi ve İslâmî kültür alanlarında büyük gelişmelere sahne oldu.
  17. Ebû Abdullah eş-Şiî, Rüstemîler ve Ağlebîler’i bertaraf ederek Fâtımî Devleti’ni kurduktan sonra da aynı durum devam etti.
  18. İlk Fâtımî halifesi Ubeydullah el-Mehdî ve halefleri Afrika ve Orta Mağrib’i (Cezayir) hâkimiyetleri altına almayı başardılar.
  19. 972,Halife Muiz-Lidînillah’ın Fâtımî başşehrini Mehdiye’den Kahire’ye nakletmesinden sonra (362/973) Sanhâce Berberîleri Mağrib ülkelerinde idareyi ele geçirerek Zîrîler (972-1148)
  20. 1015, ve Hammâdîler (1015-1152) devletlerini kurdular.
  21. 1056, Bu sırada Murâbıtlar da (1056-1147) Yûsuf b. Tâşfîn kumandasında Tilimsân’ı ele geçirdiler,
  22. 1062, Tenes ve Cezayir’e kadar Kuzey Afrika’yı hâkimiyetleri altına aldılar (454/1062).
  23. 1130, Daha sonra Muvahhidler’in (1130-1269) kurucusu Abdülmü’min b. Ali el-Kûmî,
  24. 1153, Daha sonra Muvahhidler’in (1130-1269) kurucusu Abdülmü’min b. Ali el-Kûmî, Devleti’ne son vererek Cezayir ve bütün Kuzey Afrika’yı zaptetti (548/1153).
  25. 1228, Muvahhidler’den sonra Doğu Cezayir Tunus’taki Hafsî Devleti’ne (1228-1574) tâbi oldu.
  26. 1235, Orta ve Batı Cezayir ise Tilimsân’da kurulan Abdülvâdîler’in (1235-1550) idaresine girdi. Tilimsân bu dönemde kültür ve ticaret merkezi olarak büyük bir gelişme göstermiştir.
  27. Abdülvâdîler, Hafsîler ve Merînîler’in saldırıları sebebiyle XIV. yüzyıldan itibaren zayıflamaya başladı.
  28. Bedevî kabileler isyan ederek bazı yerleri ele geçirirken
  29. hıristiyan İspanyollar da sahilleri işgal ettiler.
  30. Abdülvâdîler ve Hafsîler’in hâkimiyeti sadece birkaç şehre münhasır kalınca
  31. Cezayir gibi birçok şehir bağımsızlığını ilân etti.
  32. 1505, Siyasî parçalanmanın ve kabileler arası çekişmelerin sürdüğü böyle bir ortamda İspanyollar da 1505-1513 arasında sahildeki önemli merkezleri ellerine geçirdiler.
  33. 1505,  İspanyollar’ın 1505’te Mersalkebîr, 1509’da Vehran (Oran), 1510’da Bicâye ve kısa bir süre sonra da Tilimsân’ı ele geçirdikleri sırada Ege ve Akdeniz’de korsanlık faaliyetlerinde bulunan Oruç ve Hızır reislerin Cezayir’e gelip İspanyollar’a karşı mücadeleye girişmeleri, Osmanlı nüfuzunun yerleşmesinin ilk adımını teşkil eder.
  34. 1516, Cerbe adasına yerleşen ve Yavuz Sultan Selim’in himayesi altına giren Barbaros kardeşler, Cezayir’den gelen bir heyetin İspanyollar’a karşı kendilerinden yardım istemesi üzerine Cezayir şehrini ve onun batısındaki Şerşel’i (Césarée) ele geçirdiler (1516).
  35. 1518, Şerşel ve Cezayir sultanı ilân edilen Oruç Reis, Tenes ve Tilimsân’ın zaptından sonra 1518’de Tilimsân’ı geri almak isteyen İspanyollar’la yaptığı savaşta şehid düştü.
  36. Onun yerine geçen Hızır Reis Osmanlılar’ın desteğini sağlamaya çalıştı ve adamlarından Hacı Hüseyin’i Cezayir halkının Ekim 1519 tarihli arîzasıyla Yavuz Sultan Selim’e göndererek yardım istedi. Yavuz Sultan Selim “Hayreddin” lakabıyla andığı Hızır’ı Cezayir hâkimi olarak tanıdığı gibi yeniçeri ve topçulardan oluşan 2000 kişilik yardımcı birlik, savaş malzemeleri ve gemi levazımatı da gönderdi;
  37. Bu şekilde hutbenin padişah adına okunmaya başlandığı Cezayir Osmanlı nüfuzu altına girdi.
  38. 1524, Cezayir’e hâkim olduktan sonra burayı idarî bakımdan ikiye ayırıp doğu kısımlarını yerli emîrlerden Ahmed b. Kādî, batı kısımlarını Muhammed b. Ali’nin idaresine bırakan Barbaros Hayreddin, kışkırtma sonucu yerli halkın ayaklanması üzerine bir ara Cezayir şehrini bırakarak Cicelli’ye çekilmek zorunda kaldıysa da (1524) üç yıl sonra yine halkın isteğiyle geri döndü ve kendisine isyan eden Ahmed b. Kādî’yi yenip burayı geri aldı.
  39. 1530’da da Cezayir şehri önünde İspanyollar’ın kontrolündeki küçük bir adada yer alan Penon Kalesi’ni (Adakale) ele geçirdi.
  40. Bu arada İspanya’da büyük zulme mâruz kalan Endülüs müslümanlarından 70.000 kadarını gemileriyle Cezayir tarafına taşıyarak kurtardı. Cezayir bu dönemde ele geçirilen ganimetlerle zenginleşti ve Türkler’in Hindistan’ı veya Meksika’sı diye şöhret kazandı.
  41. 1534, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Barbaros Hayreddin’i İstanbul’a davet edip Cezayir beylerbeyi sıfatı ile onu Osmanlı donanmasının başına getirince Cezayir doğrudan doğruya bir Osmanlı beylerbeyiliği haline geldi (1534).
  42. 1534, Barbaros, Osmanlı donanması ile yaptığı ilk seferde Tunus’u ele geçirdiyse de (1534) İmparator V. Karl’ın (Şarlken) gönderdiği donanma ve yerli halkın ihaneti yüzünden geri çekilmek zorunda kaldı.
  43. 1536, Fakat 1536’ya kadar Sâhil ve Tel bölgesi şehirlerinin çoğunu zaptetti.
  44. 1538’de Andrea Doria kumandasındaki Haçlı donanmasını Preveze’de yenilgiye uğratarak Orta Akdeniz’de Osmanlı üstünlüğünü sağlamış oldu.
  45. 1541, Bunun ardından bizzat İmparator V. Karl’ın da katıldığı İspanya donanmasının Cezayir seferi tam bir hezimetle sonuçlandı (1541).
  46. 1546, Onun ölümünden (1546) sonra gelen beylerbeyileri Vehran dışında bütün Cezayir’e hâkim oldular.
  47. 1553, Batıda Tilimsân fethedildi, Sâlih Reis zamanında İspanyollar’a yardım eden Fas hâkiminin topraklarına girildi (1553) ve
  48. 1555, Bicâye ele geçirildi (1555).
  49. Hüseyin ve Kılıç Ali paşalar döneminde Fas’ın merkezine kadar ilerleme kaydedildi.
  50. Ayrıca İspanyollar’ın Hafsî Devleti’ne yardım etmesine rağmen bütün Konstantine eyaleti Türk hâkimiyeti altına alındı.
  51. 1518, 1830’a kadar süren Cezayir’deki Osmanlı-Türk hâkimiyeti idarî bakımdan beylerbeyiler devri (1518-1587),
  52. 1587, paşalar devri (1587-1659),
  53. 1659, ağalar devri (1659-1671) ve
  54. 1671, dayılar devri (1671-1830) olmak üzere dört ana döneme ayrılır.
  55. 1568, Beylerbeyiler devrinin son valisi olan Kaptanıderyâ Kılıç Ali Paşa zamanında (1568-1587) başlangıçta İstanbul ve Cezayir arasındaki bağlar güçlendiyse de daha sonra zayıfladı.
  56. 1587’den itibaren Cezayir İstanbul tarafından üç yıllığına tayin edilen paşalar devrine girdi. Bunların zamanında padişahın otoritesi kabul edilmekle beraber bu otorite etkisiz bir haldeydi. Valilerin görevi birtakım protokolleri yerine getirmek ve sarayda oturmaktan ibaret kaldı. Otorite kurmak isteyen valiler sürgün edildi veya öldürüldü
  57. 1592, Yalnız Hızır Paşa 1592’de yeniçerileri sindirmeye muvaffak oldu.
  58. 1634’te Cezayir’de 20.000 civarında yeniçeri vardı.
  59. 1645’te Vezîriâzam Sâlih Paşa’nın kardeşi İbrâhim Paşa Cezayir beylerbeyi tayin edilince Sultan İbrâhim huzura gelen dayı kaptanları, beylerbeyine itaat etmedikleri takdirde “cümlesini kırmak”la tehdit etti. Fakat yine de bir şey değişmedi. Bundan sonra azledilen üç vali Cezayir’de nezaret altında tutuldu.
  60. 1659’da vali tayin edilen Ali Paşa Cezayir’de bütün yetkilerini kullanmak isteyince Halil Ağa onu maiyetiyle beraber bir kalyonla İzmir’e gönderdi; böylece ağalar devri başladı.
  61. Zamanın sadrazamı Köprülü Mehmed Paşa buna çok sinirlenerek geri dönen valiyi idam ettirdi. Cezayir ağasına da bir mektup göndererek artık vali gönderilmeyeceğini bildirdi. Bundan böyle Cezayir gemileri Osmanlı sahillerine yanaşmayacak, levent ve zahire alamayacaktı.
  62. Köprülü’nün ölümünden sonra Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa sadrazam olunca af çıkardı ve İsmâil Ağa’yı Cezayir valisi tayin etti. Ancak Cezayir ağaları, İsmâil Ağa’yı padişahın temsilcisi sayarak işlere karıştırmadılar. İstanbul da artık bu durumu kabullendi.
  63. 1664, Bu dönemde idareyi bırakmak istemeyen ağaların öldürülmesi âdet oldu. Sonuncusu Ali Ağa (1664-1671) olmak üzere son dört yeniçeri ağası bu şekilde öldürüldü.
  64. Bundan sonra Tunus’ta olduğu gibi denizciler duruma hâkim oldular ve dayılar devri başladı. Önce dayının meclis tarafından hayatı boyunca başta bulunmak şartıyla seçilmesi kararlaştırıldı. İlk dört dayıyı denizciler bu şekilde seçti, fakat daha sonra ocak ağırlığını koyarak dayıyı seçmeye başladı.
  65. Cezayir idarî bakımdan dörde bölünmüştü. Cezayir şehrinin merkez olduğu ve doğrudan vali veya dayı tarafından yönetilen birinci bölgenin adı Dârüssultan’dı. Dayı “solak” adı verilen muhafızlar tarafından korunur ve Cezayir’de Cenîne Sarayı’nda otururdu. Dayıların memuriyet aidatı, konsolos ve sancak beyi aidatı, hediyeler, müsâdere ve para cezaları, esir ticareti ve korsanlardan alınan hisselerden önemli miktarda gelirleri vardı. Azledilen veya öldürülen dayıların mallarına el konurdu.
  66. Cezayir şehrinde ahali Türkler, Endülüslüler, yahudiler, hıristiyanlar, Araplar ve Berberîler’den meydana geliyordu ve bu dönemde toplam 60.000 kadar nüfus vardı. Arapça yaygın dil olmakla beraber resmî dil Türkçe idi.
  67. XVI. yüzyıl sonlarında Cezayir’i ziyaret eden Avrupalılar, çok güzel evleri, sayısız cami, hamam ve imaretleriyle, yiyecek ve içecek bolluğuyla masallardaki gibi bir Doğu şehrini tasvir ederler.
  68. Diğer üç bölge “beylik” adı altında sancaklar halinde yönetilmekteydi. Bunlar Doğu (merkezi Konstantin), Titteri (merkezi Medea) ve Batı (merkezi Muasker, 1792’den sonra Oran) sancaklarıydı.
  69. Garp ocakları içinde en büyük donanmaya sahip olan Cezayir’de eyalet gelirlerinin büyük bir kısmı korsanlık yoluyla sağlanırdı. Akdeniz dışında da faaliyet gösteren korsanlar, Cebelitârık Boğazı’nı geçip Kanarya adaları, İngiltere, İrlanda, Hollanda, Danimarka, hatta İzlanda adasına kadar uzandılar.
  70. 1629, Bundan dolayı Osmanlı Devleti ile ticaret antlaşması bulunan Fransa, Cezayir dayısıyla deniz ticareti güvenliği için Marsilya’da 21 Mart 1629 tarihinde ayrıca bir antlaşma yapmak zorunda kaldı.
  71. Bunu yedi yıl sonra İngiltere ve Hollanda takip etti.
  72. Cezayir sefer sırasında Osmanlı donanmasına gemi gönderir, üç yılda bir padişaha hediyeler takdim eder, karşılığında da gemi, gemi levazımı, top ve barut gibi şeyler alırdı.
  73. XVIII. yüzyıla doğru Fransız ve İngiliz donanmalarının güçlenmesi ve Akdeniz’i kontrol altına alması dolayısıyla Cezayirliler’in korsanlık faaliyeti baltalandı.
  74. u durumda gelir kaynaklarını ve önemini yitiren Cezayir’de nüfus da azalmaya başladı. Yüzyılın ikinci yarısında donanma küçüldü, yeniçerilerin sayısı ise 20.000’lerden 5000’e kadar düştü.
  75. 1671, Denizcilik gelirlerinin azalması sebebiyle vergilerin arttırılması isyanlara sebep oldu. 1671’den sonra başa geçen yirmi sekiz dayının yarısı halk ve asker tarafından öldürüldü.
  76. Mart 1710’da Bektaş Dayı bir yeniçerinin ailesine saldırdığı için katledildi, yerine Sökeli Ali Çavuş dayı oldu.
  77. 1711’de Sarkan İbrâhim Paşa Cezayir beylerbeyi tayin edilince Sökeli Ali Çavuş onun karaya çıkmasına izin vermeyerek İstanbul’a geri gönderdi. Ayrıca Sultan III. Ahmed’e de bir mektup yazarak valilikle dayılığın ayrı olmasının mahzurlarını anlattı ve bu iki makamın birleştirilmesini istedi. Sökeli Ali Çavuş’un bu isteği kabul edildi ve kendisine beylerbeyi rütbesi verilerek paşa oldu. Bundan sonra Cezayir’e yazılan fermanlarda “Cezayir beylerbeyi ve dayısı” hitap şekline yer verilerek iki görevin bir kişide olduğu resmen belirtildi.
  78. Cezayir kendi iradesiyle Osmanlı Devleti’ne bağlanmış bir eyaletti. Bu sebeple hükümet Cezayir ocağına baskı yapmak yerine onu gazâya teşvik ediyordu. Buna rağmen Cezayir dayılarının valileri kabul etmeme ve diğer ocaklarla çatışmaya girme, Avrupa devletleriyle gerek kendilerinin gerekse Osmanlı Devleti’nin yaptığı antlaşmalara riayet etmeme gibi kural tanımaz hareketleri Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakmaktaydı.
  79. 1718, Bu da Bâbıâli’nin dış siyasetini büyük ölçüde etkiliyordu. Bu sebeple 1718’de yapılan Pasarofça Antlaşması’yla Osmanlı Devleti Avusturya ile Garp ocakları arasında barış için güvence vermek zorunda kaldı.
  80. 1725, Bununla beraber Cezayir ocağı gemileri bir Avusturya ticaret gemisine el koydular. Bâbıâli zararın tazmini için Cezayir’e iki Avusturya temsilcisiyle birlikte elçiler gönderdi. Fakat Cezayir Valisi ve Dayısı Abdi Paşa ne fermanı ne de heyeti kabul etti.
  81. 1725, Tunus ve Trablusgarp ise fermana itaat ederek Avusturya ile antlaşma imzaladı (1725).
  82. 1729, Abdi Paşa isyankâr tavrı sebebiyle azledilerek yerine Arslan Mustafa Paşa vali tayin edildi. Ancak Abdi Paşa valinin gemiden karaya çıkmasına müsaade etmeyince katli için fetva verildi. Öte yandan Cezayir’deki resmî görevlilere Cezayir’in önemi, devlet yardımları, Osmanlı sahillerinden serbestçe harp levazımatı ve asker tedarik ettikleri hatırlatılarak itaat etmeleri istendi; aksi takdirde Osmanlı topraklarından faydalanmalarının yasaklanacağı, düşmanlarından korunmayacakları ve cezalandırılacakları bildirildi (1729).
  83. 1731, Buna bağlı olarak İskenderiye, Rodos, Lefkoşe, Trablusşam, Kandiye, Hanya gibi Osmanlı liman ve şehirlerine fermanlar yollanıp Cezayir gemilerine kesinlikle bir şey vermemeleri emredildi. Fakat Patrona Halil İsyanı, Vezîriâzam Damad İbrâhim Paşa’nın öldürülmesi ve III. Ahmed’in tahttan indirilmesi gibi olaylar Cezayirliler’i kurtardı. Cezayir halkının bir heyet göndermesi üzerine Aralık 1731 tarihli bir fermanla affedildiler.
  84. 1787, Abdi Paşa’nın ölümünden sonra Cezayirliler kendi beylerbeyilerini seçmeye ve bunu hükümete tasdik ettirmeye başladılar. Dayılar ülkenin iç ve dış siyasetinde kısmen serbestti. Savaş açabiliyor ve barış yapabiliyorlardı. 1787’de İspanya’ya elçi olarak gönderilen Vâsıf Efendi İspanya Sefâretnâmesi’nde, elçilikle İspanya’da bulunduğu sıralarda Cezayirliler’in önemli miktarda para ve hediyeler karşılığında İspanyollar ile barış yaptıklarından bahseder.
  85. Napolyon’un 1789’da Mısır’a saldırması, Cezayir’in de Osmanlı Devleti’nin baskısıyla Fransa’ya savaş ilân etmesine sebep oldu.
  86. 1798, Cezayir denizcilikte önemini kaybederken 1798 yılında Fransızlar’a karşı Ebûkir deniz savaşını kazanan İngilizler,
  87. 1805’te de Trafalgar deniz savaşında Fransızlar’ı yenerek Akdeniz’in en güçlü donanmasına sahip olduklarını ispat ettiler.
  88. 1815, Fransa’da koalisyon savaşları sonucu Napolyon Bonapart tehlikesi ortadan kaldırılınca 1815’te yapılan Viyana Kongresi’nde İngiltere’nin isteğiyle korsanlığın kaldırılmasına karar verildi.
  89. 1816, İngiltere bu kararı uygulamayı üstlendi. Bu bahane ile Avrupa devletleriyle anlaşarak Cezayir’e Lord Exmont kumandasında bir donanma gönderdi (1816). Hollanda filosunun da katıldığı bu donanma Cezayir şehrini topa tuttu, gemileri batırdı. Bunun üzerine Cezayir dayısı İngiltere ve Hollanda ile anlaşmak zorunda kaldı. Ellerindeki hıristiyan esirleri teslim etmeyi ve savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.
  90. 1828, Cezayir’in bu zayıf durumu, Osmanlı Devleti’nin 1828-1829’da Rusya ile yaptığı savaşı kaybetmesi, Yunan isyanlarından dolayı İngiltere ve Rusya ile müttefik olması gibi sebepler, Fransa’yı Cezayir’i ele geçirmek üzere harekete geçirdi.
  91. Açık denizlerde eski gücünü kaybeden ve İngiltere karşısında gerileyen Fransa, Cezayir’i ele geçirmek suretiyle Batı Akdeniz’de sömürge sahibi olacağı gibi İngiltere’ye karşı da Akdeniz’de üstünlüğü ele geçirecek, Akdeniz ticaretinden daha büyük pay alacaktı.
  92. Bu siyasî ortamda Cezayir dayısı olan İzmirli Hüseyin Paşa Fransa’nın bu emelini yerine getirmesine âdeta zemin hazırladı. Direktuvar dönemi Fransız hükümeti Bacri ve Busnak adlı iki Cezayirli yahudi tüccardan 5 milyon frank borç para ve bir miktar hububat almıştı. Fransa krallık idaresine geçince bu borcu tanımakla beraber ödemeyi durdurdu. Bunun üzerine Dayı Hüseyin Paşa, kendisine borcu olan ve tebaası durumunda bulunan bu tüccarların hakkını almak için harekete geçti ve bazı Fransız gemilerine el koydu. Bu şekilde iki ülke arasında fiilî gerginlik başladı.
  93. 29 Nisan 1827 günü Dayı Hüseyin Paşa, borçları tartıştığı Fransız konsolosu Pierre Deval’in yüzüne elindeki yelpaze ile vurunca bunu hakaret sayan Fransa ile Cezayir arasındaki ilişkiler kesildi ve düşmanlığa dönüştü.
  94. 1827,Bu olayı bahane eden Fransa önceden planladığı harekâtı başlatarak 16 Haziran 1827’de Cezayir’e savaş ilân etti ve büyük bir donanma ile Cezayir sahillerini abluka altına aldı.
  95. Ağustos ayında ise Osmanlı Devleti’ne durumu bildiren ve dayıyı cezalandırmak için izin isteyen bir nota verildi. O sırada Yunan isyanıyla uğraşmakta olan Bâbıâli, İngiltere’nin de isteğiyle arabulucu olarak Tâhir Paşa’yı Fransızlar tarafına gönderdi. Fransızlar Tâhir Paşa’nın gemisine el koyarak paşayı Toulon’a götürdüler.
  96. 1827, Bâbıâli, Cezayir’in Fransızlar’a karşı tek başına savaşabilecek kadar güçlü olduğunu düşünüyor ve savaşa fiilen karışmak istemiyordu. Esasen Cezayir’e kuvvet gönderme imkânı da yoktu. 20 Ekim 1827’de İngiliz, Fransız ve Rus ortak donanması Navarin’de Osmanlı donanmasını yaktı, Fransa Mora’ya asker çıkardı. Ertesi yıl Osmanlı-Rus savaşı başladı.
  97. 1830, Fransa bu avantajlı durumuna rağmen Cezayir’i hemen işgal edemedi. 1830’a gelindiğinde ciddi bir iç bunalım yaşayan Fransa hükümeti, kamuoyunun dikkatini dışarı çekmek ve prestij kazanmak için 14 Haziran 1830 tarihinde Cezayir’e General Bourmont kumandasında büyük bir donanma ve 37.000 kişilik yeni bir kuvvet gönderdi.
  98. 1830, Bu takviye kuvvetiyle Fransızlar Cezayir’e çıktılar ve 5 Temmuz 1830 günü Cezayir şehrini işgal ettiler. Fransızlar’ın ilk işi, yerli ahaliyi daha kolay idare edebilecekleri düşüncesiyle Türk unsurları ihraç etmek oldu.
  99. 1847, Bununla beraber Cezayir’in bütününü ele geçirmeleri, Emîr Abdülkadir kumandasındaki direnişçilerin yenilmesine kadar sürdü (1847).
  100. 1847, Osmanlı hükümeti işgali protesto etmekle yetindi. 1847’de Fransız işgalini tanıyarak Cezayir üzerindeki haklarının sona erdiğini ilân etti.
  101. 1832, Fransız kuvvetlerinin Cezayir’de yerleşmeleri ve ülkenin tamamında hâkimiyet kurmaları kolay olmadı. Hem yerli halk hem de Osmanlı kuvvetleri uzun süre işgalcilere karşı direndiler. Dayı Hüseyin Paşa’nın teslim olmasından sonra ülkenin batısındaki kabileler Emîr Abdülkādir’in etrafında toplanıp onu sultan ilân ederken (1832) doğuda da Kostantîne Emîri Ahmed Bey mücadeleyi bırakmadı
  102.  1830 Temmuzunun sonlarına doğru Fransa’da Kral X. Charles idaresinin çökmesi işgal sürecinin durmasına sebep oldu.
  103. 1834, Daha sonra yeni kral L. Philippe ilk yıllardaki kararsız tutumunu bırakarak burayı ele geçirmeye karar verdi ve Fransız Kuzey Afrika Genel Valiliği’ni kurdu (22 Temmuz 1834).
  104. 1840 yılına kadar “sınırlı işgal” politikası takip eden ve yalnız başlıca şehirlerle iktidar noktalarını ele geçiren Fransa’nın hâkimiyeti ülkenin daha çok kıyı kesiminde görülüyordu. Buraya tayin edilen ilk genel vali Mareşal Kont B. Clausel, Ahmed Bey ve Emîr Abdülkādir’le mücadele ettiyse de pek başarı kazanamadı.
  105. 1835’te Emîr Abdülkadir’in merkezi Muasker’i ele geçiren Fransız kuvvetleri Kostantîne’de Ahmed Bey’in karşısında mağlûp oldular (1836) ve büyük kayıplar verdiler.
  106. 1837, Arkasından da Emîr Abdülkādir, General Bugeaud kumandasındaki Fransız kuvvetlerini yenilgiye uğratarak antlaşmaya zorladı. Böylece Emîr Abdülkādir’in ülkenin batısıyla güneyindeki hâkimiyetini ve silâhlanmasını kabul ve teyit eden Tâfnâ Antlaşması imzalandı (30 Mayıs 1837).
  107. Fakat bu antlaşmadan sonra Fransızlar batıdaki kuvvetlerini doğuya naklederek Ahmed Bey’in denetiminde bulunan Kostantîne şehrini ele geçirdiler (13 Ekim 1837).
  108. 1839’da Emîr Abdülkādir, Tâfnâ Antlaşması’na aykırı olarak ülkeye çok sayıda asker getiren Fransızlar’a karşı cihad ilân etti.
  109. Ancak savaşın yeniden başlaması üzerine genel valiliğe getirilmiş olan General Bugeaud’nun kumandasındaki Fransız kuvvetleri Abdülkādir’in elinde bulunan şehirleri işgale yöneldiler ve dört yıl içinde Medye, Milyâne, Şerşâl, Bûgar, Tilimsân, Tagdempt, Muasker, Saîde ve Zimâle’yi ele geçirdiler.
  110. 1844,Emîr Abdülkādir Fas Sultanı Abdurrahman’a sığınarak onun yardımını sağladıysa da İssi Savaşı’nda Fransızlar’a yenilen (14 Ağustos 1844) Fas sultanı imzaladığı Tanca Antlaşması’yla (10 Eylül 1844) Emîr Abdülkādir’e yardım etmemeyi ve onu topraklarında barındırmamayı kabul etmek zorunda kaldı.
  111. 1847, Bunun üzerine Emîr Abdülkādir gerilla savaşı başlattı. Bu arada Muhammed b. Abdullah adlı mahallî bir idareci de halkı ayaklandırdı, fakat işgal kuvvetleri karşısında başarılı olamadı. Fransızlar isyanı bastırdılar ve Emîr Abdülkādir ile Muhammed b. Abdullah’ı teslim olmaya mecbur ettiler (23 Aralık 1847).
  112. 1848, Ardından Ahmed Bey de teslim alınınca (1848) ülkenin büyük bölümü Fransız kuvvetlerinin denetimi altına girmiş oldu. Bu savaşlarda pek çok köy yok edilirken binlerce kişi çatışmalar sırasında öldürüldü, birçok insan da açlıktan öldü.
  113. 1853, Dağlık Kabîliye (Bilâdü’l-kabâil) bölgesinin 1853, 1854 ve 1857’deki seferler sonunda işgal edilmesiyle Fransa’nın Cezayir’i işgal hareketi büyük ölçüde tamamlandı. Fakat zaman zaman özellikle zâviye şeyhleri liderliğindeki ayaklanmalar devam etti.
  114. Fransızlar halkın mukavemetini kırmak için askerî, siyasî, dinî, kültürel, ekonomik her baskıyı deneyerek Cezayir’in İslâm-Arap kimliğini ortadan kaldırmayı hedefleyen planlar uyguladılar ve her şeyden önce Hıristiyanlığı yaymaya, Arapça’nın yerine Fransızca’yı hâkim dil haline getirmeye çalıştılar. Halka ait mülkleri tasfiye etmeye, vakıflara ve kendilerine mukavemet eden kabilelerin topraklarına el koymaya başladılar. Bunların yanı sıra ülkenin en güzel yerlerine Avrupalılar’ı yerleştirerek sömürge yerleşim birimleri oluşturmaya gayret ettiler.
  115. 1836, İlk sömürge birimleri Cezayir şehri çevresinde kuruldu ve Bûfârîk’te resmî sömürge teşkilâtı organize edildi (1836). Avrupa’dan gelen göçmenlere yerli kabilelerin ellerinden alınan araziler bedava dağıtıldığı için her geçen gün Avrupalı nüfusu artış gösterdi.
  116. 1841-1850 arasında 115.000 hektar arazi dışarıdan gelenlere dağıtıldı.
  117. 1847’de ülkedeki Avrupalılar’ın sayısı 104.000 iken
  118. 1872’de 245.000’e,
  119. 1911 yılında da 752.000’e yükseldi.
  120. Aynı şekilde ellerindeki arazinin miktarı da 1860’ta 365.000,
  121. 1930’da ise 2.345.000 hektarı buldu.
  122. 1870,Fransızlar 1830-1870 yılları arasında Cezayir’i, “Arap Büroları” denilen teşkilâtın icra ettiği baskı ve zulüm esasına dayanan bir askerî idare ile yönettiler.
  123. 1870’te sivil idareye geçirilen Cezayir Paris’teki İçişleri Bakanlığı’na bağlandı.
  124. 1871, Askerî idarenin kalkmasının ardından Muhammed el-Mukrânî’nin liderliğinde toplanan 200’e yakın kabile, hemen hemen ülkenin tamamına yayılan bir ayaklanma başlattı (1871).
  125. 1881, Özellikle Rahmâniyye tarikatı mensuplarının önemli rol oynadıkları bu isyan hareketi yer yer devam ederken 1881’de de Sîdî Şeyh liderliğindeki kabileler ayaklandılar.
  126. 1884, Sömürge yönetimi bu ayaklanmaları ancak 1884’te, uyguladığı kanlı yöntemlerle binlerce kişiyi öldürerek bastırabildi.
  127. 1919, Yargı organlarının ilga edildiği, temel hak ve hürriyetlerin ortadan kaldırıldığı ve “yerli kanunu” (code de l’indigénat) denilen zulüm kanunlarının uygulandığı bu dönem 1919’a kadar devam etti.
  128. Cezayirliler’in karşı karşıya kaldığı ekonomik sıkıntı ve özellikle ağır vergi yükü binlerce kişiyi yurdundan etmiş, ya doğrudan göçe ya da iş bulmak için Fransa’ya gitmeye mecbur bırakmıştır; bu maksatla yurt dışına gidenlerin sayısı 1954 yılında 212.064’e ulaşmış bulunuyordu.
  129. Sömürge yönetiminin uyguladığı siyasî, ekonomik ve sosyal baskı politikası küçük bir iş birlikçi azınlığın dışında Cezayirliler’in büyük kısmını fakirleştirerek ikinci sınıf vatandaş haline getirmiş ve bu durum I. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden itibaren sömürge yönetimine karşı Cezayir millî hareketinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
  130. Cezayirli milliyetçilerin siyasî taleplerini dile getirmeye başlamaları I. Dünya Savaşı sonrasına rastlar.
  131. 1920, Emîr Abdülkādir’in torunu Emîr Hâlid önderliğinde 1920 yılında kurulan Jeune Afrique adlı milliyetçi ve reformcu teşkilâtın başlıca hedefi haklar ve vazifeler konusunda eşitliğin sağlanması, ülkenin İslâmî kimliğinin korunması, yerli halka seçimlere katılma ve Fransız parlamentosuna temsilci gönderme hakkının tanınması idi. Bu teşkilât Emîr Hâlid’in üç yıl sonra yurt dışına sürülmesi sebebiyle faaliyetlerinde başarılı olamadı ve dağıldı; fakat bağımsızlık ve eşitlik düşüncesinin gelişmesinde etkili oldu.
  132. 1926, Bunun ardından Fransa’daki Cezayirli işçilerin 1926’da Mesâlî el-Hâc’ın başkanlığında kurdukları Necmetü şimâli İfrîkıyye de (Etoile Nord Africaine) benzer siyasî taleplerin dile getirilmesinde önemli rol oynadı; ancak o da uzun ömürlü olamadı ve 1929 yılında kapatıldı.
  133. Aynı yıl onun yerine el-İttihâdü’l-vatanî li-müslimî şimâli İfrîkıyye (l’Union Nationale des Musulmanes Nord - Africaines) adıyla başka bir teşkilât kuruldu. Bu teşkilât 1937’de Hizbü’ş-şa‘bi’l-Cezâirî’ye (Parti populaire Algérien) dönüştü. Fakat temel amacı Cezayir’in tam bağımsızlığı olan bu parti de pek fazla bir etkinlik gösteremeden II. Dünya Savaşı sırasında dağıldı.
  134.  Aynı yıllarda, Cem‘iyyetü’l-ulemâi’l-müslimîn’in (1931) kurucusu ve başkanı Abdülhamîd b. Bâdîs güçlü bir millî kültür hareketi başlatarak Cezayir’de bir millet oluşturmak ve müslüman halkı Avrupalılar’la eşit haklara sahip kılmak için mücadele etti; ancak bu hareket de İbn Bâdîs’in 1940’ta vefatı üzerine sonuçsuz kaldı.
  135. 1946,Daha ılımlı bir çizgide yer alan Ferhad Abbas, II. Dünya Savaşı yıllarındaki gelişmelerde önemli rol oynadı. Müslümanlara Fransız vatandaşlık hakkının verilmesini savunan Ferhad Abbas, yirmi sekiz müslüman temsilciyle birlikte imzaladığı el-Beyânü’l-Cezâirî (Manifeste Algérien: Cezayir Bildirisi) ile Cezayir’deki müslümanların Avrupalı azınlıkla eşitliğini ve hürriyetlerinin güvence altına alınmasını istedi. 1946’da İttihâdü ensâri’l-beyâni’l-Cezâirî’yi (Union Pour la Défense du Manifeste Algérien) kuran Ferhad Abbas ülkesinde demokratik hakların gelişmesinde etkili oldu.
  136. 1942, II. Dünya Savaşı’nda önemli rol oynayan Cezayir, 8 Kasım 1942’de İngiliz-Amerikan kuvvetlerinin Kuzey Afrika çıkarmasına sahne oldu ve Cezayir şehri Fransa geçici hükümetinin merkezi haline geldi.
  137. 1943, 3 Haziran 1943’te kurulan Fransız Millî Kurtuluş Komitesi’nin de (Comité de la Libératione Nationale Française) yerleştiği Cezayir şehri 1944 sonuna kadar Fransa’nın başşehirliğini yaptı.
  138. 1945, Nazi Almanyası’nın yenilmesini ve savaşın bitmesini Cezayir’de sömürgeciliğin de sona ermesi yolunda bir merhale olarak gören milliyetçilerin 5 Ağustos 1945’teki törenlerde Cezayir bayrağı taşımaları üzerine Fransızlar’ın silâhlı müdahalede bulunmaları, binlerce kişinin (Fransızlar’a göre 15.000, Arap kaynaklarına göre 45.000) ölümüne ve aralarında Mesâlî el-Hâc gibi önderlerin de bulunduğu kitlelerin tutuklanmasına yol açtı.
  139. Hiçbir sömürge idaresinin göstermeye cesaret edemediği bu korkunç vahşet, Cezayirliler’in sömürgecilere olan güvenini tamamen ortadan kaldırdı ve ilişkilerin had safhada gerginleşmesine sebep oldu. Bu olaylardan sonra pek çok Cezayirli tutuklanırken siyasî örgütler de kapatıldı.
  140. Ferhad Abbas ve diğer ileri gelenlerce imzalanan bildiriye olumlu cevap verilmemesi, halkın eşitliği ve hürriyeti konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmemesi Cezayir millî hareketinin giderek gelişmesinde etkili rol oynadı.
  141. 1947, 20 Eylül 1947 tarihinde Fransa’nın Cezayir için kabul ettiği yeni statü çerçevesinde bazı iyileştirmeler yapılmakla birlikte genel valinin her şeye hâkim konumunun devam etmesi ve Cezayirli yerli halka fazla bir yetki verilmemesi, bağımsızlık isteklerinin daha da canlı hale gelmesine sebep oldu.
  142. Bu statü ile müslümanlara Fransız vatandaşı olma hakkının tanınması, onlar için bir iyileştirme değil birtakım bahanelerle daha kolay hapse atılmalarına imkân veren bir uygulama oldu.
  143. Savaştan sonra Fransa’nın sömürgelerini elde tutması amacıyla oluşturulan Fransız Birliği’ne (L’Union Française) alınan Cezayir’de müslümanların ve Avrupalılar’ın ayrı ayrı temsil edildikleri bir meclis kurulduysa da bu meclis halkın bağımsızlık ve hürriyet isteklerine cevap vermekten çok uzaktı.
  144. Kasım 1946’da, o yıl genel afla hapisten çıkan Mesâlî el-Hâc’ın önderliğinde Hareketü’l-intisâr li’l-hürriyyâti’d-dimukrâtıyye (Mouvement Pour le Triomphe des Libertés Démocratiques: MTLD) adıyla bir örgüt kuruldu. Hizbü’ş-şa‘bi’l-Cezâirî’nin bir bakıma devamı niteliğinde olan bu örgütün bünyesinde bir de el-Munazzamatü’l-hâssa (Organisation Spéciale) adlı gizli bir birim teşkil edildi ve bu örgütte yer alan Hüseyin Âyt Ahmed, Ahmed b. Bellâ ve Muhammed Haydar gibi kişiler kurtuluş mücadelesinde önemli rol oynayan isimler oldular.
  145. 1948-1952 yılları ayaklanmaya hazırlık dönemi oldu. Fransa’nın kendi arzusuyla Cezayir’den vazgeçmeyeceğini anlayan toplumun bütün kesimleri düşmana karşı güçlerini birleştirdiler.
  146. 1954, Hareketü’l-intisâr, silâhlı mücadeleyi başlatmak amacıyla Mart 1954’te el-Munazzamatü’l-hâssa’yı lağvederek Munazzamatü’l-lecneti’s-sevriyyeti li’l-vahde ve’l-amel (Comité Revolutionnaire d’Unité et d’Action: CRUA) adıyla yeni bir gizli teşkilât kurdu. Bu teşkilât ülkeyi altı askerî vilâyete bölerek her birine buradaki ayaklanmayı ve mücadeleyi yürütecek birer kumandan tayin etti.
  147. 1954, Hazırlıkların tamamlanmasından sonra 1 Kasım 1954 tarihinde silâhlı mücadele başlatıldı. Avres ve Kabîliye’de başlayan ve ülkeyi bağımsızlığa götürecek olan silâhlı kurtuluş mücadelesi kısa zamanda bütün ülkeye yayıldı. Sömürgecilere karşı kurtuluş savaşı veren bütün birlikler Ceyşü tahrîri’l-vatanî (L’Armée de Libération Nationale: ALN) adını alırken Munazzamatü’l-lecneti’s-sevriyyeti li’l-vahde ve’l-amel de bu mücadelenin siyasî örgütü haline gelerek Cezayir’deki bütün vatanseverlerin yer aldığı Cebhetü’t-tahrîri’l-vatanî’ye (Front de Libération Nationale: FLN) dönüştü.
  148. 1955, Fransa, bağımsızlıklarına kavuşmak amacıyla silâha sarılmış olan Cezayirliler’in ayaklanmasını bastırmak için barbarca bir kıyım politikasına yönelerek görülmemiş askerî tedbirler aldı. Olağan üstü durumun ilân edilmesinden (28 Ağustos 1955) sonra buraya yüz binlerce asker yığdı.
  149. Ayaklanmayı bastırmak için Fransız donanması, hava ve kara kuvvetleri seferber edildi. Hatta bir NATO birliği dahi bu iş için kullanıldı.
  150. Fransız kuvvetleri şehir merkezlerinde kısmen duruma hâkim olmakla birlikte taşrada pek başarı gösteremediler ve siyasî, idarî, sosyal alanlarda yeni düzenlemeler yapmaya mecbur kaldılar.
  151. Ne var ki artık Cezayir halkını bağımsızlık dışında hiçbir şey tatmin etmiyordu. Bütün Batı ülkeleri Fransa’ya destek verirken Arap ülkeleri ile Asya-Afrika devletleri Cezayirliler’in yanında yer aldı.
  152. 1958, Kurtuluş savaşı sürerken 19 Eylül 1958’de Kahire’de toplanan Cezayirliler’in ileri gelenleri bağımsız Cezayir Cumhuriyeti’ni ilân ederek Ferhad Abbas’ın başkanlığında bir geçici hükümet kurdular.
  153. Kurtuluşa kadar yurt dışında kalan geçici hükümet önce Kahire’de, sonra Tunus’ta faaliyetlerini sürdürdü. Geçici hükümeti başta Arap ülkelerinin tamamı olmak üzere Asya ve Afrika devletlerinin birçoğu ile Doğu bloku tanırken Batı’dan tanıyan çıkmadı.
  154. NATO üyesi tek müslüman devlet olan Türkiye de Cezayir Cumhuriyeti geçici hükümetini savaşın son anlarına kadar tanımamış ve bu politikasıyla Cezayir’deki kurtuluş savaşını resmen en son destekleyen devletlerden biri olmuştur.
  155. Birleşmiş Milletler’deki Cezayir görüşmelerinde de genel hatlarıyla Fransa’nın lehine bir tutum takınmıştır.
  156. 1957, Ancak Türkiye, o yıllarda Kıbrıs konusunda izlediği politika ile kendi içinde çelişmemek için bir taraftan resmen Batı’dan yana tutum takınırken bir yandan da Cezayir’e askerî yardım sağlamıştır. 17 Kasım 1957’de Libya üzerinden Cezayir’e bir şilep dolusu silâh gönderilmiş, ayrıca Türk kamuoyu da Cezayirliler’in yanında yer almıştır.
  157. 1958’de Fransa’da iktidara gelen General Charles de Gaulle, Cezayir’i elde tutabilmek için Cezayirliler’e bazı yeni haklar verdiyse de Ceyşü tahrîri’l-vatanî’yi mücadeleden vazgeçirmeyi başaramadı.
  158. 16 Eylül 1959’da yaptığı bir konuşmada ise Cezayirliler’e kendi geleceklerine karar verme hakkının tanınacağını açıklaması heyecan yarattı ve milliyetçilerin yetersiz buldukları karara ülkedeki Avrupa kökenliler karşı çıktılar.
  159. 1960 yılında milletlerarası camiadaki gelişmeler Fransa’nın aleyhine, Cezayirliler’in ise lehine oldu.
  160. 1960, Afrika’daki sömürgelerin birbiri ardından bağımsızlıklarını kazandıkları bu ortam içerisinde Cezayir’i elde tutamayacağını anlayan Fransa, milliyetçi liderlerle görüşmeleri başlatmaya hazır olduğunu açıkladı (14 Haziran 1960).
  161. 1960, Fransa’nın Melun şehrinde yapılan (Temmuz 1960) ilk görüşmelerde bir sonuca varılamaması Cezayir’de tekrar gösterilere ve yeni olayların çıkmasına sebep oldu.
  162. 1961, Bir yıl kadar sonra (20 Mayıs 1961) Fransa görüşmelere yeniden başlamak zorunda kaldı ve önce Evianles-Bains’de, arkasından da Lugrin’de çok tartışmalı geçen toplantılar yapıldı.
  163. 1961, Bu arada Millî Kurtuluş Cephesi’nde (Cebhetü’t-tahrîri’l-vatanî) anlaşmazlıklar baş gösterdi ve bir sonuç alınamadan dağılan Trablus toplantısından (Ağustos 1961) sonra geçici hükümetin başına sosyalist eğilimli Yûsuf b. Hadde getirildi.
  164. 1962, Fransızlar’la yapılan görüşmeler 1962 başında tekrar Evianles-Bains’e kaydı ve 18 Mart 1962’de antlaşma ile sona erdi; ertesi gün de taraflar arasında ateşkes yürürlüğe girdi. Evianles-Bains antlaşmalarına göre yapılacak referandumda halkın onaylaması şartıyla Fransa Cezayir’in bağımsızlığını tanıyacaktı ve Mersalkebîr’deki deniz üssü hariç üç yıl içinde kuvvetlerini geri çekecekti. İki devlet arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkiler devam edecek, Fransa Cezayir’e üç yıl süreyle ekonomik yardımda bulunacaktı. Antlaşma ile Cezayir’deki Avrupalılar’a üç yıl içerisinde isterlerse bu ülkenin vatandaşı olma hakkı veriliyor, ayrıca kültürel ve dinî hakları da güvence altına alınıyordu.
  165. 1962, Cezayir’deki Avrupalılar’ın “aşırılar” denilen önemli bir kısmı Evianles-Bains antlaşmalarını kabul etmeyerek yer yer ayaklanıp (23 Mart 1962) çeşitli olaylar çıkardılarsa da bir neticeye varamadılar; sonuçta Fransa’ya ve İspanya’ya kaçmak zorunda kaldılar. Birkaç ay içerisinde Cezayir’i terkeden Avrupalılar’ın sayısı yarım milyonu geçti.
  166. 1 Temmuz 1962 tarihinde yapılan referandumda halkın % 91’i bağımsızlık lehinde oy kullandı ve böylece Cezayir, 1 milyonu aşkın müslümanın hayatına mal olan millî mücadele sonunda yeni bir devlet olarak milletlerarası camiaya katıldı.

 

  1. 1956 Fas (İspanya’dan Bağımsızlık 7 Nisan 1956) frika’nın kuzeybatısında İslâm ülkesi.

FAS KRONOLOJİK TARİHİ

  1. Fas’ın ilk sakinleri hakkında hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Milâttan önce III. binyılın sonlarında doğudan (muhtemelen Yemen, Mısır veya Kuzey Afrika’nın diğer yerlerinden) buraya bazı kabileler gelerek yerli halkla karışmışlardır.
  2. Fas’ta yaşayan Berberî topluluğu Masmûde, Zenâte ve Sanhâce adlı üç büyük kabileden oluşmakta ve çeşitli tabiat güçlerine inanan bu insanlar avcılık ve ziraat yapmakta idiler;
  3. Fenikeliler’in Fas sahillerinde görünmesiyle yavaş yavaş ticarî hayata da alıştılar.
  4. Önceleri İber yarımadasıyla önemli bir ticaret ilişkisi içinde olan Fenikeliler, Fas sahillerinde başlangıçta iskele vazifesi gören, fakat sonradan birer ticaret merkezi haline gelen bazı koloniler kurdular.
  5. Milâttan önce IX. yüzyılın sonunda bu koloniler, Lübnan’daki Sûr şehrinden ayrılarak Tunus’ta Kartaca’yı kuran ve kısa sürede önemli bir güç haline gelen Kartacalılar’ın eline geçti.
  6. Kartacalılar Berberîler’le ticaretin yanı sıra dostane ilişkiler de geliştirerek onlardan ordularının asker gücü ihtiyacını karşıladılar.
  7. Daha sonra Fas topraklarının güney ve batısında üç Berberî krallığı kuruldu; bunlar Kartacalılar’la uzunca bir süre dayanışma içinde varlıklarını sürdürdüler.
  8. MÖ. 264, Bu dayanışma Kartaca ile Roma arasında çıkan I. Pön Savaşı’nda da (m.ö. 264-241) devam etti.
  9. MÖ. 218, Fakat II. Pön Savaşı’nın (m.ö. 218-201) sonlarında Berberî krallıklar saf değiştirerek Kartacalılar’ın yenilmesine sebep oldular.
  10. MS. 40, Ancak Berberîler bu tarihten itibaren Romalılar’ın nüfuzu, milâttan sonra 40 yılında da fiilen yönetimi altına girdiler.
  11. 430 yılında Vizigotlar tarafından İspanya’dan çıkarılan Vandallar, merkezî otoriteye karşı gelen Romalı kumandan Boniface’nin de yardımıyla Fas’taki Roma hâkimiyetine son verdiler ve yaklaşık bir asır yaşayan bir devlet kurdular.
  12. Düzenli bir ordu ve disiplinli bir idareleri bulunmayan Vandallar VI. yüzyılda gelen Bizans saldırılarına karşı koyamadılar ve Fas’ın kuzey kısmı Roma İmparatorluğu’nun birliğini sağlamak isteyen Bizans’ın eline geçti; geri kalan kısımlar Berberîler’de kaldı.
  13. Müslümanlardan, Mağribü’l-aksâ dedikleri Fas’a ilk ayak basan lider Ukbe b. Nâfi‘dir.
  14. 682, Kuzey Afrika’daki ilk valiliği döneminde (666-674) müslümanların Tunus’taki varlığını korumak için askerî ve dinî bir üs olarak Kayrevan’ı kuran Ukbe, 682’de başlayan ikinci valiliği döneminde batıya doğru ilerleyerek önce Tanca’ya, vali Julianus’un ona tâbi olmayı kabul etmesinin ardından da güneye yönelerek Dirâ‘ vadisi yoluyla Sûs’a ulaştı.
  15. 683, Buralarda önemli bir mukavemetle karşılaşmayınca ordusunun bir kısmını yanına alarak Kayrevan’a dönmeye karar verdi; ancak dönüşte Biskire yakınlarında Berberî kabile reislerinden Küseyle b. Lemzem’in saldırısına uğradı ve birçok adamıyla birlikte öldürüldü (683).
  16. Bunun üzerine Kayrevan’da bıraktığı vekili Züheyr b. Kays sağ kalan askerleri geri çekti ve üç yıl sonra Zenâte Berberîleri’nin de katkısıyla, bir Berberî krallığı kurmuş olan Küseyle’yi ardarda yenilgilere uğratarak iç kısımlara kadar ülkeyi ele geçirdi.
  17. Ancak Küseyle’nin yenilgisi Kuzey Afrika’daki mukavemetin sonu olmadı ve müslümanlar yirmi yıl boyunca Bizanslılar, yahudi kabileleri ve yine Küseyle liderliğindeki Berberîler’le mücadele etmek zorunda kaldılar.
  18. Züheyr b. Kays’ın 690’a kadar sürdürdüğü mücadele bu tarihten itibaren Hassân b. Nu‘mân’la devam etti. Onun ölümü üzerine Mûsâ b. Nusayr Kayrevan’daki müslüman ordusunun başına geçtiğinde etraftaki Bizans ve Berberî gücü kırılmış durumdaydı.
  19. Dolayısıyla Mûsâ b. Nusayr hiçbir güçlükle karşılaşmadan batıya doğru ilerledi ve Ukbe b. Nâfi‘in yolunu takip ederek önce Tanca’yı İslâm hâkimiyetine soktu.
  20. Tanca’nın sorumluluğunu Berberî reisi Târık b. Ziyâd’a bıraktıktan sonra güneye doğru yola çıktı ve Dirâ‘ vadisini geçerek Tefilâlt’e ulaştı. Yol boyunca Berberî kabileleri İslâm’ı ve müslümanların otoritesini kabul ettiklerini bildirdiler; böylece bugünkü Fas’ın sınırları içinde kalan topraklar müslümanların eline geçmiş oldu.
  21. Emevîler tarafından cezalandırılmaktan korkarak Arap yarımadasını terkedip VII. yüzyılın sonunda Fas’a kadar giden bir grup Hâricî, bazı kabileler arasında fikirlerini yaymayı başarmıştı.
  22. Neticede farklı bir dinî ve siyasî anlayış kazanan Hâricî Berberî kabileleri Emevî valilerinin sert uygulamalarıyla karşılaşınca Tanca’da Medgare (Matgara) kabilesi reisi Meysere’nin önderliğinde isyan ettiler ve Emevî yönetimine son verip İdrîsî Devleti’nin kuruluşuna kadar kendi bölgelerinde ayrı ayrı hüküm sürdüler.
  23. 786, İdrîsî Devleti’nin kurucusu İdrîs b. Abdullah (I. İdrîs), 786’da Mekke yakınlarında Hz. Hüseyin taraftarları ile Abbâsîler arasında meydana gelen Fah Savaşı’ndan sonra Arap yarımadasını terketmiş ve 788’de Fas bölgesindeki Velîlâ kasabasına yerleşmişti.
  24. 789, Burada Evrebe Berberî kabilesiyle iyi ilişkiler kuran İdrîs 789 yılında bu kabilenin dinî ve siyasî lideri olarak kabul edildi.
  25. 789, Hem Hz. Ali soyundan gelmesi hem de dinî konularda geniş bilgi sahibi olması sebebiyle kısa süre içinde Fas ile Miknâs arasındaki Berberîler’e de kendini benimseten İdrîs, 789’da sakinlerinin çoğunu hıristiyan ve yahudilerin oluşturduğu Tâdlâ’yı ele geçirdi.
  26. 791 yılında öldürülünceye kadar kıyı şeridi hariç Kuzey Fas’ı ve güneyde Bûrakrâk nehrine kadar olan bölgeyi kontrolü altına aldı.
  27. Oğlu II. İdrîs döneminde devletin gücü daha da arttı. Kurtuba (818) ve Tunus’ta (824-826) çıkan ayaklanmalardan kaçıp başşehir Fas’a gelen Araplar’dan bazılarının üst kademelerde görevlendirilmesiyle devletin Arap karakteri güçlendi ve çok geçmeden Fas halkının çoğunluğu Arapça konuşmaya başladı.
  28. 828, Hâricîler’e karşı başarılı bir mücadele veren II. İdrîs 828’de öldüğünde devletin sınırları doğuda Şelif nehrine (Cezayir) ve Güney Fas’ta Sûs’a kadar uzanmaktaydı.
  29. Ancak II. İdrîs’in ölümü devletin parçalanmasına yol açtı. On üç oğlundan dokuzu ayrı emirlikler kurdular; fakat zahirde bütün kardeşler Fas’ı yöneten büyük ağabeyleri Muhammed’e bağlı idiler.
  30. Çok geçmeden bölge Hâricîler’in, Endülüs Emevîleri’nin ve Fâtımîler’in mücadele alanı haline geldi. Bu arada Zenâte Berberîleri otorite tesis etmiş ve XI. yüzyılın ikinci yarısında Murâbıtlar kuvvetli bir devlet kuruncaya kadar siyasî gelişmelere yön vermişlerdir.
  31. Murâbıtlar, bölgedeki Hâricî ve Şiî eğilimlere karşı Mâlikî mezhebine dayanarak geliştirilen dinî fikirlerin itici gücüyle Abdullah b. Yâsîn’in liderliğinde önce güneyde Sicilmâse ve çevresinde hâkimiyet kurmuşlar, daha sonra da özellikte Yûsuf b. Tâşfîn liderliğinde kuzeye doğru yayılmışlardır.
  32. 1080’lere gelindiğinde Murâbıtlar bugünkü Fas sınırları içinde kalan bütün bölgelerin yanında günümüz Cezayir’inin batısına ve İspanya’nın güneyine de hâkim olmuşlardı.
  33.  Murâbıtlar Merakeş’i başşehir yaptılar ve Fas tarihinde ilk defa kuzeyle güneyi aynı yönetim altında birleştirmeyi başardılar.
  34. 1061, Yine bu dönemde Fas tarihinde ilk defa İslâm’ın nüfuzu devlet idaresinde ciddi mânada hissedilir hale geldi. Özellikle Yûsuf b. Tâşfîn (1061-1106) ve
  35. 1106, oğlu Ali (1106-1143) dindar kişilerdi;
  36. Murâbıtlar kuruluş döneminde karşılaştıkları kabilelerin nüfuzlarını kırarak 100 yılı aşkın bir süre Fas’ta birlik, barış ve sükûneti sağlamışlar, bu durum ülkenin imarı ve maddî kalkınmasında önemli rol oynamıştır.
  37. 1125, Murâbıtlar’ın Fas’taki hâkimiyetine son veren Muvahhidler de dinî reform adına ortaya çıktılar. Görevli fakihlerin Mâlikî mezhebinin uygulanışında katı davranmaları sebebiyle devletin kurucu kabilesi olan Lemtûne’nin yönetimine muhalefet eden Muhammed b. Tûmert 1125’ten itibaren Murâbıtlar’a karşı bir mücadele başlattı.
  38. Başlangıçta dinî konulardaki fikir ayrılığından kaynaklanan bu karşı çıkış giderek siyasî otoriteyi hedef aldı.
  39. İbn Tûmert fikirlerini önce kendi kabilesi olan Masmûde’nin ileri gelenlerine kabul ettirmiş ve diğer kabilelerin de desteğini sağladıktan sonra Murâbıtlar’ın elinde bulunan yerleşim merkezlerine çeşitli saldırılar düzenlemiştir.
  40. 1130, İbn Tûmert’in 1130’da ölümü üzerine yerini alan ve onun fikirlerine sımsıkı sarılan Abdülmü’min el-Kûmî ardarda gerçekleştirdiği başarılı akınlarla Murâbıtlar’ı zayıflattı ve
  41. 1147’de de başşehir Merakeş’i ele geçirerek hâkimiyetlerine son verip yine Merakeş başşehir olmak üzere Muvahhidler Devleti’ni kurdu.
  42. 1163, Abdülmü’min önce yeni devleti teşkilâtlandırmaya çalışarak kabile reislerinden elli kişilik bir meclis oluşturdu, icraatlara dinen cevaz verecek bir şeyh tayin etti ve önemli görevlere de oğullarını getirerek hânedanının temelini attı. Oğlu Ebû Ya‘kūb el-Muvahhidî döneminde (1163-1184) Gumâre gibi bazı küçük kabilelerin muhalefeti de kırılarak Fas’ta genel hâkimiyet sağlanmış ve bu durum XIII. yüzyılın ilk çeyreğine kadar devam etmiştir.
  43. Muvahhidler Fas’ın dinî, kültürel ve ekonomik hayatında derin izler bırakmışlardır. İnançta katı bir tevhid anlayışına sahip olan ve Murâbıtlar’ın bazı âyetlerin zâhirî mânalarını esas almalarına şiddetle karşı çıkan İbn Tûmert’in fikirlerinden taviz vermeyen Muvahhidler de Mâlikî mezhebine tâbi idiler. İslâm felsefesinin önemli simalarından İbn Rüşd ve İbn Tufeyl Muvahhidî hükümdarlarının himayesinde çalışmalarını sürdürmüşlerdir.
  44. Sultanların XII. yüzyılın sonundan itibaren tasavvufa karşı tavır değiştirmesi, Ebû Medyen ve İbn Meşîş gibi Mağrib’in iki önemli mutasavvıfının yüzlerce taraftarlarıyla birlikte Merakeş’e yerleşmesini sağlamıştır. Yine bu dönemde Avrupa ülkeleriyle ticaretin geliştirilmesi ülkenin tarım ve zenaat sektöründe canlanmaya yol açmıştır.
  45. Önce bugünkü Tunus (1229-1230) ve
  46. daha sonra bugünkü Cezayir (1239) toprakları Muvahhidler’in elinden çıktı.
  47. 1210’lardan itibaren Kuzeydoğu Fas’ta küçük çaplı ayaklanmalar gerçekleştiren Zenâte kabilesine mensup Merînîler
  48. 1244’te Meknes,
  49. 1248’de Fas (şehir),
  50. 1255’te Sicilmâse ve
  51. 1269’da başşehir Merakeş’i ele geçirerek Muvahhidler’in yerine Merînî Devleti’ni kurdular.
  52. 1269, Merînî hâkimiyeti başlıca iki döneme ayrılır: Güçlenme ve yayılma (1269-1358), gerileme ve çöküş (1358-1465).
  53. 1358’den sonrası siyasî yapının yavaş yavaş erozyona uğradığı, iç çekişmelerin ve toprak kaybının çok olduğu bir dönemdir. Bu dönemin sultanları, Arap ve Berberî kabilelerinin isyanı ve iç çekişmeler sebebiyle çok kısa sürelerle tahtta kalabilmişler ve idarî güç vezirlerin eline geçmiştir; merkezî otoritede görülen bu zayıflık da başşehire uzak bölgelerin teker teker elden çıkmasına zemin hazırlamıştır.
  54. 1415’te Sebte’yi zapteden Portekizliler’in
  55. 1465’te Kasrüssagīr’i ele geçirmeleri ve
  56. aynı yıl Sultan Abdülhakk’ın öldürülmesiyle Merînîler dönemi sona erdi.
  57. 1472, XV. yüzyılın ikinci yarısında Portekiz saldırılarına rağmen içeride hâkimiyet kavgaları devam ediyordu. Merînîler’in son yıllarında vezirlik ve zaman zaman da sultan nâibliği yapan Ebû Zekeriyyâ’nın oğlu Muhammed 1472’de Fas’a hâkim olarak Vattâsîler dönemini başlattı;
  58. Vattâsîler’in Portekizliler’e karşı direnmeyip hatta onlarla uzlaşmaları bölgede giderek etkin bir duruma gelen şerif ailelerinin ve onların nüfuzunda olan sûfîlerin sert tepkisine yol açtı.
  59. 1510’lardan itibaren Sûs bölgesinde güçlenmeye başlayan Sa‘dîler
  60. 1524’te Merakeş’i ele geçirerek Vattâsîler’e büyük bir darbe vurdular.
  61. Güçlü oldukları Kuzey Fas’a bile tamamen hâkim olamayan Vattâsîler güneyde gelişmekte olan Sa‘dîler’i kontrol edecek durumda değillerdi.
  62. 1539, Özellikle Sa‘dî Sultanı Muhammed’in 1539-1540’ta kardeşi Ahmed el-A‘rec’i saf dışı bırakması ve
  63. 1541’de de Agādîr’i ele geçirmesi Fas’taki nüfuzunu bir hayli arttırdı.
  64. 1550, Portekizliler aynı yıl Azemmûr’u, 1550’de de Kasrüssagīr ile Asîlâ’yı boşaltmak zorunda kaldılar.
  65. 1550, Bunların yanında Fas şehri de 1550’de Sa‘dîler’in eline geçti.
  66. Bu başarılarına rağmen Muhammed Vattâsî hâkimiyetindeki Kuzey Fas’ı alamadı; çünkü Vattâsîler Cezayir bölgesine hâkim olan Türkler’in desteğini sağlamışlardı ve ordularında görevli birçok Türk bulunmaktaydı.
  67. 1578, Muhammed’in 1557’de öldürülmesinden Ahmed el-Mansûr’un 1578’de tahtı ele geçirmesine kadar hüküm süren sultanlar mevcut durumu korumaya çalışmışlar ve Merakeş’i başşehir yaparak Fas şehrini ikinci derecede önemli bir merkez haline getirmişlerdir.
  68. 1591, Ahmed el-Mansûr (1578-1603), içinde Türkler’in de görev yaptığı disiplinli bir ordu ve kuvvetli bir idare kurmasına rağmen saltanatı süresince 1591’deki Batı Sudan seferi hariç hiçbir askerî harekâtta bulunmadı.
  69. 1613, Ahmed el-Mansûr’un ölümünden (1603) sonra oğulları arasında meydana gelen taht kavgası sonucu 1613’te ülke Kuzey ve Güney Fas olmak üzere ikiye bölündü.
  70. 1620’lerden itibaren Orta Atlas bölgesinde, Rabat civarında ve batıda isyanlar patlak verdi. Fakat muhalif grupların hiçbiri ülke genelinde hâkimiyet kuramadı. Bu karışıklıklar Alevî şeriflerinin (Filâlîler) büyük bir güç olarak ortaya çıkışına kadar devam etti.
  71. XIII. yüzyılda Sicilmâse’ye gelerek yerleşen Alevî şerifleri XV. yüzyılın başından itibaren giderek nüfuzlarını arttırdılar; ancak XVII. yüzyıla kadar siyasî ihtiras göstermediler.
  72. 1664, 1630’lardan itibaren Mevlây Muhammed liderliğinde Tefilâlt’te siyaset alanına çıkıp 1664’te başa geçen Mevlây Reşîd döneminde Merakeş ve Fas gibi önemli şehirleri ele geçirdiler ve müteakip yirmi yıl içinde ülkenin çeşitli yerlerinde kendilerine direnen muhalif kabileleri birer birer yenerek bugüne kadar devam eden Filâlî yönetimini kurdular.
  73. 1672, Mevlây Reşîd’in (1664-1672) halefi Mevlây İsmâil (1672-1727) Meknes’i başşehir yaptı; çoğunluğu zencilerden oluşan düzenli bir ordu kurdu ve ülkede siyasî istikrarı sağladı.
  74. İktidarı sırasında Avrupalılar’ın (Portekiz, Hollanda, İngiltere) elinde bulunan Mehdiye, Lârîş, Asîle ve Tanca’yı geri aldı; ancak Sebte’deki İspanyol varlığına son veremedi.
  75. Mevlây İsmâil’in ölümünden sonra ülke yine iç karışıklıklara mâruz kaldı. Fas toplumu güçlü kabilelerden oluştuğu için ancak kuvvetli bir şahsiyet ülkede birliği sağlayabiliyordu. Bu sebeple Mevlây İsmâil’in ölümü ve oğullarının meydana gelen otorite boşluğunu dolduramamaları mahallî güçlerin ortaya çıkmasına neden oldu.
  76. Ordu Meknes’te İsmâil’in oğullarından istediğini tahta çıkarırken Tanca ve civarında ise İsmâil’in torunu Ahmed b. Ali hâkimiyetini sürdürdü.
  77. 1740’larda Mevlây Abdullah ordunun ve bazı kabilelerin desteğini sağlayarak ülkenin en kuvvetli lideri haline geldi.
  78. 1743’te Ahmed b. Ali’yi iki defa yenme başarısını gösterdi ve ikincisinde Ali öldürüldü.
  79. 1757’de ölen Abdullah’ın yerine sırasıyla oğulları
  80. 1757, Mevlây Muhammed (1757-1790),
  81. 1790, Mevlây Yezîd (1790-1792) ve torunu
  82. 1792, Mevlây Süleyman (1792-1822) geçti.
  83. Devletin esas gelir kaynağı yine vergilerdi; bu ise fakirleşen halkın nazarında sultanların itibar kaybetmesine sebep oldu. Sultanların güç kaybı kabileler arası çekişmelerin daha da yoğunlaşmasına yol açtı. Sonuç olarak Avrupa yayılmacılığının artmaya başladığı XIX. yüzyılın ilk yarısında Fas kuvvetli bir merkezî otoriteden yoksun, yer yer kabilelerin hâkimiyet kurduğu ve iç çekişmelerin devam ettiği bir ülke durumundaydı.
  84. 1516, Osmanlı Devleti’nin Mağrib ülkeleriyle teması, müslümanları Endülüs’ten çıkardıktan sonra Haçlı zihniyetiyle hareket eden İspanyollar’ın Cezayir taraflarında Mersalkebîr, Vehrân (Oran) ve Bicâye’yi ele geçirerek Kuzey Afrika için tehlike oluşturmasından sonra başladı. Ünlü Türk denizcileri Oruç Reis ile Hızır Reis’in bu bölgelerde Türk hâkimiyetini tesis etmeleri 1516’da Cezayir şehrini ele geçirmeleriyle kesinleşti.
  85. 1518, Türkler’in bölgeye gelişinden sonra hıristiyan ilerlemesi durdu. Böylece Afrika’daki müslümanlar kendilerine bir hâmi buldular. Oruç Reis’in ölümünden (1518) sonra Osmanlılar’ın hizmetine giren Hızır Reis sağladığı maddî ve mânevî destekle Avrupa’dan sarkan Haçlı akınlarına karşı çıkmıştır.
  86. 1520, Osmanlı Devleti ile Fas Sultanlığı arasındaki münasebetler Kanûnî Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) başlamış ve bir süre yoğunlaşarak devam etmiştir. Daha sonraları ise karşılıklı iyi niyet elçileri ve hediye teâtisinden öteye geçmeyen bu münasebetler Osmanlı Devleti’nin Cezayir’deki gücü ile orantılı olarak gelişme göstermiştir.
  87. 1550, XVI. yüzyılın ilk yarısında Fas’ın büyük kısmına hâkim olan ve bu süreyi daha çok İspanyol ve Portekiz güçlerine karşı mücadele ile geçiren Vattâsîler’den sonra yönetimi ele alan (1550) Merakeş dolaylarındaki Sa‘dî şeriflerinin sultanı Mevlây Muhammed eş-Şeyh hâkimiyetini bütün ülkeye yaymak istiyor, ancak Cezayir’deki Türkler’in kendisine engel olacaklarını düşünüyordu.
  88. 1550, Mevlây Muhammed bu duruma bir önlem olmak üzere Türkler’e karşı harekete geçti ve bu sırada Barbaros’un oğlu Cezayir Beylerbeyi Hasan Paşa’nın dikkatini İspanyollar’ın elinde bulunan Vehrân’a çevirmesinden faydalanarak Tilimsân şehrini zaptedip (1550) buradaki Türkler’i Cezayir’e sürdü.
  89. Fas şehrinin yolu üzerinde bulunan Tilimsân’ın ülke topraklarında tam bir hâkimiyet kurabilmek için bugün de olduğu gibi büyük bir stratejik önemi vardı. Hasan Paşa Tilimsân’a derhal bir ordu gönderdi ve şehri tekrar ele geçirdi.
  90. Ancak bu arada İstanbul’a çağrılarak yerine paşa unvanıyla Barbaros’un yetiştirmesi Sâlih Reis getirildi. Sâlih Paşa’nın ilk işi, Fas’ın Sa‘dîler tarafından ele geçirilişi sırasında şehirden çıkarılan Ebû Hassûn el-Vattâsî ile temasa geçmek oldu. Çünkü yönetim Mevlây Muhammed es-Sa‘dî’nin Merakeş’te, Ebû Hassûn el-Vattâsî’nin de Fas şehrinde sultanlık yapmasını istiyor, böylece bir süre önce olduğu gibi Fas’ta iki sultan bulunacağını, bunun sonucunda da ülkeye daha kolay müdahale edileceğini düşünüyordu.
  91. 1553 yılı sonlarına doğru Osmanlı kuvvetleri Fas şehrine giden yol üzerindeki Tâze şehrini ele geçirdiler;
  92. 8 Ocak 1554 günü de beraberlerinde Ebû Hassûn el-Vattâsî olduğu halde halkın coşkulu tezahüratı arasında Fas’a girdiler.
  93. Ancak Türkler’in Cezayir üssüne dönmelerinin ardından Merakeş’e çekilmiş olan Muhammed eş-Şeyh tekrar hücuma geçerek şehri aldı ve Ebû Hassûn öldürüldü (23 Eylül 1554).
  94. Böylece Fas şehri 1554 yılı içinde sadece dokuz ay kadar Türk hâkimiyetine bağlı kalmış oldu.
  95. 1557, Muhammed eş-Şeyh Osmanlı Devleti’ne karşı duramayacağını bildiği için derhal Lizbon ve Madrid’e elçiler göndererek Türkler’e karşı Portekiz ve İspanyollar’dan yardım istediyse de ancak üç yıl hüküm sürebildi ve 23 Ekim 1557’de öldürüldü.
  96. Muhammed eş-Şeyh’in yerine geçen oğlu Mevlây Abdullah’a “Gālib-Billâh” lakabıyla biat edildi. Öldürülen Sultan Muhammed eş-Şeyh’in Sicilmâse şehrinde yaşayan diğer oğulları Ebû Mervân Abdülmelik, Ebü’l-Abbas Ahmed ve Abdülmü’min durumdan endişelenerek Türkler’in nüfuz bölgesi olan Tilimsân’a geçtiler.
  97. 1574’te Mevlây Abdullah’ın ölümünden sonra tahta oğlu Muhammed el-Mütevekkil çıktı. Bunun üzerine sultanlıkta hak iddia eden amcası Abdülmelik ile onun küçüğü Ahmed önce Cezayir’e, daha sonra İstanbul’a gittiler ve III. Murad’la görüşerek ondan yardım istediler.
  98. 1576, Ertesi yıl zaten tahta Ebû Mervân Abdülmelik’i çıkarmayı düşünen padişahın emriyle harekete geçen Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa Miknâs civarında Muhammed el-Mütevekkil’i mağlûp ederek Fas’a girdi ve Abdülmelik’i tahta çıkardı (8 Mart 1576).
  99. 1576, Abdülmelik daha sonra kendi askerini topladı ve Türkler’den aldığı takviye ile Muhammed el-Mütevekkil’in çekildiği Merakeş’e girerek (16 Temmuz 1576) halktan biat aldı. Böylece Abdülmelik “Mu‘tasım-Billâh es-Sa‘dî” lakabıyla bütün Fas ülkesinin sultanı oldu.
  100. Yeni sultan döneminde Osmanlı nüfuzunun Fas’a yayılması Portekizliler’i ve İspanyollar’ı rahatsız ediyor, öte yandan Tanca dolaylarına kaçan Muhammed el-Mütevekkil de onlardan devamlı şekilde yardım istiyordu.
  101. Nihayet 1578’de 80.000 kişilik ordusuyla Fas sahillerine çıkan Portekiz Kralı Don Sebastiyan, beraberinde eski sultan Muhammed el-Mütevekkil olduğu halde Tanca yakınlarındaki Vâdilmehâzin (Kasrülkebîr) denilen yerde Osmanlı desteğindeki Sultan Abdülmelik’in ordusuyla karşılaştı (4 Ağustos 1578).
  102. Bazı kaynaklarda Vâdisseyl veya Ma‘reketü’l-mülûki’s-selâse gibi adlarla da anılan bu savaşta Portekiz ordusunun hemen tamamı imha edilirken Don Sebastiyan ve Muhammed el-Mütevekkil ile birlikte Ebû Mervân Abdülmelik de öldü.
  103. Abdülmelik tarafının galip çıktığı bu savaş hem Fas hem de Portekiz tarihi açısından çok önemlidir. Zira bu savaştan sonra Portekizliler bölgedeki üstünlüklerini kaybettikleri gibi kendi ülkeleri de bu yenilgiyi fırsat bilen İspanya Kralı II. Philip tarafından veraset bahanesiyle işgal edildi ve bu durum altmış yıl kadar sürdü.
  104. Abdülmelik’in yerine daha önce veliaht tayin ettiği ve Vâdilmehâzin Savaşı’na da katılmış olan kardeşi Ebü’l-Abbas Ahmed geçerek Ahmed el-Mansûr adını aldı. Yeni sultan diğer İslâm ülkelerine olduğu gibi İstanbul’a da bir heyet gönderip hem elde edilen zaferi, hem de ölen kardeşinin yerine kendisinin geçtiğini bildirdi.
  105. Ancak Ahmed el-Mansûr’un, Osmanlı padişahının Kur’ân-ı Kerîm ve bir kılıçtan oluşan tebrik hediyelerini az bularak teşekkür cevabını geciktirmesi iki devletin arasının açılmasına, hatta Kılıç Ali Paşa kumandasındaki bir donanmanın Fas’a doğru yola çıkarılmasına sebep oldu.
  106. Fakat Ahmed el-Mansûr’un hatasını anlayarak kıymetli hediyelerle birlikte en önemli adamlarını İstanbul’a göndermesi üzerine donanma geri çağrıldı.
  107. 1582, Daha sonra III. Murad ile Ahmed el-Mansûr arasında, kazandıkları bazı zaferleri müjdeleyen karşılıklı tebrikleşme heyetleri gönderildi. 1582 yılında da Fas elçileri III. Murad’ın şehzadelerinin sünnet düğününde bulundular ve gelirken çok değerli hediyelerle birlikte 4000 altın getirdiler.
  108. Bu dönemde Osmanlı-Fas ilişkileri, Ahmed el-Mansûr’un yakaladığı fırsatları Osmanlılar aleyhine değerlendirmesi ve şeriflerden olduğunu ileri sürerek Hz. Peygamber’in soyundan geldiği için halife unvanını kendisinin taşıması gerektiğini söylemesi gibi sebeplerle zaman zaman gerginleşmişse de aralarında herhangi bir sürtüşme çıkmamıştır.
  109. 1589, Karşılıklı gidip gelen heyetler içinde özellikle 1589 Ağustosunda İstanbul’a varan ve Osmanlı padişahı tarafından çok iyi karşılanan Ali et-Temgrûtî (Temcrûtî) ve Muhammed el-Fiştâlî’den oluşan heyetin ziyaretleri çok başarılı geçmiş ve Temgrûtî bu seyahatinden sonra en-Nefḥatü’l-miskiyye fi’s-sefâreti’t-Türkiyye adlı kitabını kaleme almıştır.
  110. 1660, Sa‘dî şeriflerinin iktidarını 1660’ta Hasanî şerifleri ele geçirdiler.
  111. 1672’de sultan olan Mevlây İsmâil 1691’de Tilimsân’ı Türkler’den almaya yeltenmişse de başarılı olamamış,
  112. 1699 Nisanında da II. Mustafa’ya bir mektup göndererek Cezayirliler’i şikâyet etmiştir; ancak kendisine Osmanlı Devleti’nin Cezayir’deki donanmasına yardımcı olmadığı için şikâyete hakkı bulunmadığı bildirilmiştir.
  113. 1703’te Tilimsân’a tekrar saldıran Mevlây İsmâil yine şehri alamamış,
  114. 1708’de ise Avrupa’da Osmanlı şehzadesi olduğunu iddia eden ve oradan Fas’a geçen bir kişiyi İstanbul’a göndermeye teşebbüs ederek pâyitahtta nifak çıkarmak istemiş, fakat gemi Sakız adasında durdurularak bu kişinin katledilmesiyle girişimi önlenmiştir.
  115. 1757’de tahta çıkan III. Muhammed zaman zaman İstanbul’a hediyeler ve elçiler göndererek kendisinden önce iyice zayıflamış, hatta birçok defa gerginleşmiş olan Osmanlı-Fas münasebetlerini kuvvetlendirmek istedi.
  116. 1766 Ağustosunda, Fas donanmasının Akdeniz’de korsan gemileriyle mücadele sırasında ele geçirdiği Dubrovnik ticaret gemilerini padişahın araya girmesiyle serbest bıraktı.
  117. 1767, Bu münasebetle İstanbul’a giden ve kışı orada geçiren Fas heyeti 1767 Mayısında ülkesine padişahın verdiği kıymetli hediyelerle döndü. Bunlar arasında toplarla donatılmış ve içinde bol miktarda değişik tekne levazımatı bulunan bir gemi ile otuz kadar gemi inşa ve top döküm ustası da yer alıyordu. Fas tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanan bu ustalar ölünceye kadar orada kaldılar ve Selâ şehrinde bulunan tersanenin ihyâsı işinde çalıştılar.
  118. III. Muhammed, Osmanlı Devleti ile daima iyi ilişkiler içinde bulunmaya özen göstermiş olmasına ve sık sık elçilik heyetleriyle İstanbul’a değerli hediyeler göndermesine rağmen, dönemin padişahı I. Abdülhamid’in bu iyi ilişkilere güvenerek aradığı malî desteği öteki Mağrib ülkelerinin de yaptığı gibi yeterince sağlamamıştır.
  119. 1785’te Fas sultanının damadının başkanlığında gelen bir heyet Cezayir’deki Osmanlı idaresinin kötü davranışlarından şikâyette bulundu.
  120. I. Abdülhamid de mukabil hediyelerle birlikte cevabî mektubunu götüren bir heyet yolladı ve şikâyet konusu durumun düzeltileceğini bildirdikten sonra Osmanlı Devleti’nin o sırada Kırım’ı kurtarmak amacıyla Ruslar’a karşı girdiği savaş için Fas’tan yardım beklediğini belirtti.
  121. Yardımın gecikmesi üzerine aynı yıl içinde ikinci bir heyet gönderildiyse de Cezayir meselesi halledilmediği gerekçesiyle yine yardım gelmedi; ancak daha sonra geç kalmış olmakla birlikte iki gemi gönderildi.
  122. 1789 yılındaki Rusya ve Avusturya savaşları sırasında ise III. Muhammed dört firkateyn ile Malta korsanlarının elinden kurtardığı 536 müslüman esiri gönderdi; yine aynı seferle birlikte Fas’tan İstanbul’a Dubrovnik gemileriyle 3000 kantar güherçile ve 1000 kantar barut geldi.
  123. 1830 Temmuzunda Fransızlar Cezayir’i işgal edince daha önceleri Fas’a bağlı olan, fakat 300 yıldır Cezayir’deki Osmanlı idaresinin elinde bulunan Tilimsân şehrinin ahalisi Türkler’in bölgeden çekilmesiyle hâmisiz kaldı ve gönderilen bir heyetle Fas Sultanı Mevlây Abdurrahman’dan biatlarının kabulü istendi. Kendilerinin Osmanlı padişahına tâbi olmaları dolayısıyla durumu Fas ulemâsından soran sultan müsbet cevap alınca Tilimsânlılar’ın biatlarını kabul etti ve böylece Osmanlı Devleti’nin bölge ile mevcut organik bağı kesilmiş oldu.
  124. 1817, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde Fas dış dünyaya kapalı yaşamıştır. Avrupa ile temastan kaçınan Mevlây Süleyman herhangi bir ihtilâfa meydan vermemek için korsanlığı yasakladı (1817).
  125. Dinî sebepler ileri sürerek Avrupa’ya ihracattan kaçındı ve ithalâta % 50 gümrük vergisi koyarak Avrupa mallarının ülkeye girişini azaltmaya çalıştı.
  126. 1844, 1830’larda Tanca, Rabat, Tıtvân ve Suveyre (Mogador) gibi sahil şehirlerinde sadece 248 Avrupalı vardı. Bu arada Vücde yakınlarındaki Isli vadisinde Fransızlar’la girişilen ve Tanca ile Suveyre limanlarının bombalanmasına yol açan silâhlı çatışmada (14 Ağustos 1844) Fas’ın mağlûbiyeti dış güçlerin ülkeye bakışını değiştirdi ve bu çatışma Fas ile Avrupalı güçler arasındaki münasebetlerde âdeta bir dönüm noktası teşkil etti.
  127. 1856, Bu tarihten sonra Fransızlar’ın bölgedeki nüfuzunun artacağını düşünen İngiltere Fas’ın bağımsızlığını koruma bahanesiyle diplomatik girişimlerde bulundu ve 1856’da bir ticaret anlaşması imzalamayı başardı.
  128. Bu anlaşma ile Fas İngiltere’ye ticarette öncelikli ülke statüsü vererek Fransız tehdidini ve giderek artan nüfuzunu dengelemiş oluyordu.
  129. 1859, Mevlây Abdurrahman tarafından başlatılan Avrupalı güçler arasındaki rekabeti kullanarak ayakta kalma politikası,
  130. Sîdî Muhammed (1859-1873) ve
  131. Mevlây Hasan (1873-1894) dönemlerinde de aynen takip edildi.
  132. Bu arada İspanya’nın bölgede ağırlığını duyurmak amacıyla Fas’a gönderdiği kuvvetler önce Sebte’yi (Ceuta), ardından da Tıtvân’ı işgal ettiler (Ocak 1860).
  133. 1860, Mevlây Hasan İspanya ile önce askerî, arkasından da bir ticarî antlaşma imzalamak zorunda kaldı (Mart 1860, Kasım 1861) ve bu antlaşmalara göre İspanyollar’a 1856 yılında İngilizler’e tanınan haklar aynen tanındıktan başka birçok Fas limanını kullanma, açıklarda balıkçılık yapma hakları da verildi; işgal altında kalan Tıtvân’ın boşaltılması ise Fas’ın savaş tazminatı ödemesine bağlandı.
  134. Fas bu tazminatı ödeyebilmek için Londra’da bir borç antlaşması imzalamaya mecbur oldu ve Avrupalı komiserlerin malî denetimini kabul etti. Bu durum Avrupalılar’ın ülkeye nüfuz etmelerini sağlayan bir gedik oluşturdu ve her geçen gün bu gedik genişledi.
  135. 1880’de Madrid’de toplanan konferansta Fas’ın toprak bütünlüğü ve diğer ülkeler için ticaret eşitliği prensibi kabul edildi.
  136. 1860’tan itibaren Fas’a nüfuz etmeye çalışan devletlerden İngiltere iktisadî imtiyazlarını ve Cebelitârık Boğazı üzerindeki kontrolünü korumak isterken Fransa Cezayir sömürgesinin batı sınırının güvenliğine, İspanya Fas’la ilgili tarihî emellerinin gerçekleşmesine, Almanya ise yeni ticarî imtiyazlar ve mahreçler kazanmaya önem veriyordu. Bundan dolayı Fas XIX. yüzyılın ikinci yarısında büyük devletlerin şiddetli nüfuz mücadelesine konu olmuştur.
  137. 1894, Mevlây Hasan’dan sonra başa geçenler iyi yetişmemiş oldukları için dünya siyasetinde ciddi bir devlet politikası takip edemediler; yerine geçen Mevlây Abdülazîz (1894-1908) tahta çıktığında henüz on dört yaşında idi.
  138. Avrupalılar’ın Fas’taki yayılmaları sadece askerî ve siyasî alanlarla sınırlı kalmamış, ayrıca kültür, din ve sağlık işlerinde de etkinlikleri giderek artmıştır.
  139. Katolik papazları, özellikle Fransisken mezhebine mensup olanlar asırlarca ülkedeki hıristiyanlara dinî hizmet verme adı altında siyasî faaliyet göstermişler ve Afrika’nın bu bölgesinde İspanyol nüfuzunun yayılmasında son derece önemli rol oynamışlardır.
  140. Protestanlar ise ancak XIX. yüzyılın son çeyreğinde Fas topraklarında çalışmaya başlamışlardır. Tanca, Arsila, Fas, Tıtvân ve Dârülbeyzâ (Kazablanka) gibi şehirlerde Kitâb-ı Mukaddes Cemiyeti’nin şubeleri etkinlik gösterdi.
  141. Baştan beri Fas’ta büyük bir hürriyet içinde faaliyetlerini sürdürmüş olan yahudiler, daima Amerikan ve Avrupa yahudi gruplarıyla iş birliği içinde bulunmuşlardır.
  142. İngiliz Yahudi Cemiyeti Tanca’da okul ve hastahane kurarken
  143. Fransız yahudileri de Paris’teki Alliance Israélite Universelle vasıtasıyla Tıtvân, Tanca, Suveyre ve Âsfâ’da (Safî) okul açmışlar ve bu gruplar misyonerlik faaliyetlerini daima askerî ve siyasî alanlardaki çalışmalarla koordineli bir şekilde yürütmüşlerdir.
  144. 1904, Yayılmacı ve sömürgeci politikaları sebebiyle dünyanın pek çok bölgesinde çatışma halinde bulunan İngiltere ve Fransa’nın Fas üzerindeki nüfuz yarışı XX. yüzyılın başında imzalanan bir antlaşma ile (8 Nisan 1904) çözümlendi.
  145. Bu arada Fas üzerinde emelleri olan İspanya’ya da 3 Ekim 1904 tarihli Fransa-İspanya antlaşmasıyla Akdeniz kıyısındaki Sebte ve Tıtvân bırakıldı.
  146. Fransa’nın Entente Cordiale’i yürürlüğe koymak için harekete geçmesi üzerine Almanya’nın karşı atağa kalkması birinci Fas buhranının ortaya çıkmasına sebep oldu.
  147. Fransa Kasım 1904’ten itibaren sultan üzerindeki baskılarını arttırarak onu Fas ordusundaki subayların Fransız subaylarınca yetiştirilmesi ve maliyenin Fransa tarafından kontrol edilmesi için sıkıştırmaya başladı.
  148. Fransa’nın bu politikasına karşı çıkan Alman İmparatoru II. Wilhelm 31 Mart 1905’te Tanca’yı ziyaret ederek sultana destek verdi ve buna güvenen sultan da Fransa’nın isteklerine karşı direnerek meselenin milletlerarası bir konferansta ele alınmasını savundu.
  149. 1906, Ancak konferansın toplanmasını çaresiz olarak kabul eden Fransa, on üç ülkeden (Fransa, İngiltere, Almanya, Fas, Avusturya-Macaristan, Belçika, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Rusya, Portekiz, Hollanda, İsveç) gelen temsilcilerin iştirakiyle İspanya’nın Algeciras (Cezîretülhadrâ) şehrinde toplanan konferansta büyük bir zafer kazandı (Ocak 1906).
  150. Almanya’nın yalnız kaldığı konferansın sonunda sultanın hâkimiyeti, Fas’ın toprak bütünlüğü ve ülkede ticaretin serbestiyeti prensipleri kabul edildi ve imzalanan Fas’ın idaresinin, maliyesinin ve gümrüklerinin düzenlendiği 123 maddelik antlaşma ile Fas’ta güvenlik ve barışın korunması görevi Fransa’ya verildi.
  151.  Bu konferansta Fas’ın belli bir devletin hâkimiyeti altında kalması önlenmişse de Fransa’ya verilen imtiyazlar ülkenin bağımsızlığını giderek tehlikeye sokmuştur.
  152. Bir bakıma kapitülasyonlar demek olan Algeciras Antlaşması’nın maddelerini kabul etmek zorunda bırakılan sultan, ülkesinin hızla Fransa ve İspanya’nın nüfuzu altına girmesine engel olamadı.
  153. Özellikle polis teşkilâtında Fransız görevlilerin çalıştırılması ülke içinde karışıklıklara sebep oldu ve bu karışıklıklar dış güçlerin askerî müdahalelerine zemin hazırladı.
  154. 1907, Bir Fransız doktorunun öldürülmesini (19 Mart 1907) fırsat bilen Fransa olaydan birkaç gün sonra Vücde şehrini işgal etti; ardından da Dârülbeyzâ’da başlayan karışıklıkların bastırılması için savaş gemileri göndererek karaya 3000 asker çıkardı.
  155. 1908, İspanya da benzer bahanelerle 1908’de Melîle’ye (Melilla) ve komşu bölgelere müdahale ederek askerî bakımdan önemli gördüğü yerleri işgal etti.
  156. Öteden beri kardeşi Sultan Abdülazîz’in tutumunu beğenmeyen Merakeş Valisi Abdülhafîz’in 1907 Ağustosunda baş kaldırması üzerine öldürüleceğinden korkan Abdülazîz Rabat’a giderek Fransız himayesine sığındı.
  157. Nisan 1907’den itibaren Dârülbeyzâ civarında bulunan Fransızlar güneye doğru yayılarak Sittat, Binahmed, Bûşirûn ve Ezemmûr gibi yerleri ele geçirip oralarda kontrol noktaları tesis ettiler.
  158. Mevlây Abdülazîz, Temmuz 1908’de Sittat bölgesindeki kabilelerin de ayaklanması karşısında çaresiz kaldı ve yine Fransızlar’ın yardımıyla kurtulabildi; arkasından da sultanlıktan ayrılarak Tanca’ya gidip oraya yerleşti.
  159. 1911 yılında Fas, Fransa ile Almanya arasında yeni bir buhranın ortaya çıkmasına yol açtı.
  160. Ülkesinde otorite kurmakta zorlanan Mevlây Abdülhafîz yönetimine karşı ayaklanan bazı Arap ve Berberî kabilelerin başşehre kadar ilerlemeleri üzerine ülkenin iç durumu iyice karıştı.
  161. Bu fırsatı değerlendirerek Algeciras Antlaşması’nın verdiği hakkı kullanan Fransa yabancıların hayatını koruma bahanesiyle Fas’a asker çıkardı ve sultanı isyancılardan kurtardıktan sonra bazı şehirleri de işgal etti (Nisan 1911).
  162. Bunun ardından İspanya da benzer bir bahaneyle Haziran 1911’de ülkenin kuzeyine asker soktu ve Lahsen ile el-Kasr’a girdi.
  163. Bu gelişmeler karşısında Fas’ın Fransa ile İspanya arasında paylaşılmasına karşı çıkan Almanya’nın Agādîr Limanı’na savaş gemisi göndermesiyle (1 Temmuz 1911) bir anda çatışma tehlikesi belirdi.
  164. Dört ay devam eden görüşmeler sonunda 4 Kasım 1911’de imzalanan antlaşmaya göre Almanya, Fransa’nın Kongo topraklarından verdiği 275.000 km2’lik bir arazi karşılığında Fas ile ilgisini tamamen keserek Fransa’yı burada serbest bıraktı. Böylece Agādîr buhranı barışçı bir yolla son bulurken Fas için yeni bir dönem başlamış oldu.
  165. Alman desteğini kaybettikten sonra Fransız ve İspanyollar’ın karşısında tamamen çaresiz duruma düşen Sultan Abdülhafîz, 30 Mart 1912 tarihinde Fransa’nın ülkesi üzerindeki himayesini kabul eden antlaşmayı imzalamak zorunda kaldı.
  166. Böylece uzun süredir bağımsız kalmayı başaran Fas, XX. yüzyılın başında kuzey, güneybatı ve İfni bölgeleri İspanya’nın, diğer kısımları Fransa’nın hâkimiyetinde kalacak şekilde iki devlet arasında paylaşılarak sömürgeleştirilmiş oldu.
  167. Sultan Abdülhafîz’in teslimiyetçi politikasına karşı çıkan askerler 17 Mayıs 1912’de Fas şehrinde ayaklandılarsa da Fransızlar müdahale ederek şehre hâkim oldular; arkasından da Abdülhafîz’in tahttan çekilmesini ve yerine kendileriyle iş birliğine daha yakın buldukları kardeşi Mevlây Yûsuf’un geçmesini sağladılar.
  168. Bu arada idareye karşı mücadele halinde bulunan yerleşik halk ve göçebe kabilelerin merkezî yönetime bağlılıklarının sağlanabilmesi için büyük çaba harcandı ve I. Dünya Savaşı’ndan önce özellikle Fas, Miknâs, Merakeş gibi şehirlerin civarında başarı kazanıldı.
  169. 1914’ten itibaren idarenin iç bölgelerle ilgilenememesinden faydalanan direnişçiler mücadelelerini sürdürdüler; savaş bittiğinde Atlas dağlarının orta kesimlerinde Fransız himayesini ve iş birlikçilerin yönetimini kabul etmeyen birçok yer vardı.
  170. 1924’e kadar Fransızlar’ın desteğiyle devam ettirilen çarpışmalar sonunda, Rif bölgesi hariç ülkenin ekonomik ve stratejik yönden önem taşıyan hemen hemen bütün kesimleri merkezî otoriteye bağlandı.
  171. 1921, Ancak I. Dünya Savaşı sırasında İspanyollar’a karşı silâhlı mücadele veren, babasının yerine Uriyagel (Vuryâgel) kabilesinin şeyhi olan Muhammed b. Abdülkerîm el-Hattâbî, 22 Haziran 1921 günü Annoual’da İspanyollar’ı büyük bir yenilgiye uğrattı ve arkasından İspanyol himayesindeki bölgenin önemli bir kısmını kurtararak bağımsızlığını ilân etti (19 Eylül 1921).
  172. Bunu takip eden birkaç yıl içinde Abdülkerîm el-Hattâbî’nin, Rif Cumhuriyeti adını verdiği devletin hâkimiyetini pekiştirdikten ve siyasî teşkilâtlanmasını sağladıktan sonra dışarıda da tanınması için çaba harcamaya başlaması üzerine durumdan tedirginlik duyan Fransa ile himayesindeki eski toprakları geri almaya çalışan İspanya güçlerini birleştirip Hattâbî’nin kuvvetlerini yendiler ve Abdülkerîm el-Hattâbî’yi esir alarak (21 Mayıs 1926) devletine son verdiler.
  173. 1944, Sultan V. Muhammed’in yönetimi altında ülkedeki sömürge idaresine karşı bağımsızlık duyguları gelişti ve özellikle II. Dünya Savaşı sırasında güçlenen milliyetçilik akımı, Allâl el-Fâsî tarafından sultanın da desteklediği İstiklâl Partisi’nin kurulmasına (1944) zemin hazırladı.
  174. Arkasından parti ileri gelenleri Fas’ın bağımsızlığını gündeme getirdiler. Fransa buna şiddetle karşı çıkarak yapılan teklifleri reddettiyse de Amerika Birleşik Devletleri destek verdi ve bu destek milliyetçilik hareketini, özellikle de V. Muhammed’in durumunu, esasen II. Dünya Savaşı sırasında zayıflamış olan himaye idareleri karşısında güçlendirdi.
  175. Fransa’da savaştan sonra kurulan Dördüncü Cumhuriyet yönetimi sömürgelere ve himaye altındaki ülkelere karşı takip edilen politikalarda bazı olumlu değişiklikler yapmış, fakat buralara bağımsızlık verilmesi yönünde herhangi bir adım atmadığı gibi milliyetçilik akımlarını da hür dünyaya karşı yürütülen yıkıcı hareketler şeklinde göstermeye başlamıştı.
  176. Bu durumu reddeden V. Muhammed Fransız idaresine karşı tavır aldı ve bağımsızlık hareketinin başına geçti. Ancak daha sonra Fransızlar’ın kendisine karşı kışkırttıkları Berberîler’in baskısıyla İstiklâl Partisi ile olan ilişkilerini kesmek zorunda kaldı.
  177. 1952’de Mısır’da, İngiltere’nin hegemonyası altında bulunan krallık yönetimine son vererek yerine bağımsız bir cumhuriyet kuran Cemal Abdünnâsır’ın başarısı ve temsil ettiği fikirler Fas milliyetçilerine güç verdi.
  178. Aynı yıl sultanın, hâkimiyetin kendisine iadesi için Fransızlar’a yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine ülkede başlayan Fransız karşıtı gösteriler polisle çatışma noktasına geldi.
  179. Fransızlar, Berberi halkın yönetiminden memnun olmadığını ileri sürerek kendilerine zorluk çıkaran ve milliyetçileri destekleyen V. Muhammed’i, 20 Ağustos 1953’te önce Korsika’ya, daha sonra da Madagaskar’a sürgüne gönderdiler ve yerine Alevî ailesinden Sîdî Muhammed b. Arafe’yi getirdiler.
  180. Olay ülkede karışıklıklara yol açtı. Faslı milliyetçi liderler Kahire’de toplanarak Fransızlar’a karşı mücadele kararı aldılar; Mısır yönetimi de gerekli silâh ve bilgi yardımı yapacağına dair söz verdi.
  181. Kasım 1954’te Cezayir’de sömürge idaresine karşı başlayan ayaklanma Fransa’yı Faslı liderlerle uzlaşmak zorunda bıraktı. Görüşmeler sonunda V. Muhammed’in ülkesine dönmesine ve tekrar başa geçmesine izin verildi.
  182. 2 Mart 1956 tarihinde bağımsızlık antlaşması imzalandı; ardından İspanya da Fas’ın bağımsızlığını tanıyarak İfni, Sebte ve Melîle dışında kalan topraklarındaki himayesini kaldırdı (5 Nisan 1956).
  183. Ekim 1956’da Tanca’nın milletlerarası statüsüne son verildi; böylece Fransız ve İspanyol himayesindeki bölgelerle Tanca’nın Fas Devleti çatısı altında resmen birleşmesi üzerine kırk dört yıl devam eden sömürge idaresi İfni, Sebte ve Melîle dışında son bulmuş oldu.
  184. İfni 30 Haziran 1969’da Fas’a devredilirken Sebte ve Melîle’deki İspanyol sömürge yönetimi halen devam etmektedir.
  185. 12 Kasım 1956 tarihinde Birleşmiş Milletler teşkilâtına kabul edilen Fas için yeni bir dönem başladı.
  186. Sultan V. Muhammed Ağustos 1957’de kral (melik) unvanını aldı;
  187. 26 Şubat 1961’de vefat etmesi üzerine de tahta oğlu II. Hasan geçti.
  188. Aralık 1962’de kabul edilen anayasa ile şahsî ve siyasî hakları garanti altına alan bir monarşi kuruldu.
  189. 1963, Ülkeyi sömürge yönetiminden kurtarmada V. Muhammed ile birlikte çalışan ve ilk hükümetlerde görev alan İstiklâl Partisi Mayıs 1963 seçimlerinden önce parçalanarak muhalefete düştü.
  190. Seçimlerden sonra teşekkül eden iktidar muhalefeti ortadan kaldırmaya yöneldi. Mecliste iktidar yanlılarıyla muhalefet arasındaki sert tartışmaları bazı şehirlerdeki kanlı gösteriler takip etti. Bir millî birlik hükümeti kurma çabalarında başarı sağlayamayan II. Hasan meclisi dağıtarak (7 Haziran 1965) bütün yetkileri kendinde toplama yoluna gitti ve parlamenter kurumların tekrar kurulabilmesi için anayasanın kısmen değiştirilmesi gerektiğini açıkladı.
  191. Fas’ın yeni bir anayasaya kavuşması ancak 1 Mart 1972’de mümkün oldu. Halen yürürlükte bulunan bu anayasa öncekinden önemli oranda farklıdır. Bu anayasaya göre hem parlamenter rejime hem de başkanlık sistemine benzeyen siyasî yapı içerisinde milletin ve devletin temsilcisi olan kral geniş yetkilerle donatılmış ve yasama yetkisi altı yıl için seçilen üyelerden oluşan Meclisü’n-nüvvâb’a verilmiştir. Bu meclisin üçte iki üyesi genel ve eşit oyla halk tarafından, üçte biri ise mahallî idarelerin meclisleriyle meslek kuruluşlarınca seçilir.
  192. 1963 yılında Fas ile Cezayir arasında silâhlı çatışma çıktı. Tinduf bölgesindeki bu çatışma Afrika Birliği Teşkilâtı’nın olaya müdahalesi ve aracılığı ile sona erdirildi (20 Şubat 1964). Benzer bir karışıklık da Moritanya sınırında ortaya çıktı; ancak kan dökülmeden her iki ülkenin temsilcileri tarafından kısa zamanda çözümlendi.
  193. 1970’li yılların başından beri Fas’ın yönetimini meşgul eden en önemli konu hâlâ çözümlenememiş olan Batı Sahrâ meselesidir. İspanya’nın işgalindeki Batı Sahrâ Fas ile İspanya, Cezayir ve Moritanya devletleri arasında anlaşmazlığa ve zaman zaman silâhlı çatışmaya varan gerginliklere sebep olmuştur.
  194. 1970’te Moritanya, Cezayir ve Fas Batı Sahrâ’daki sömürge kuvvetlerinin burayı terketmesini istemiş, fakat bölgenin geleceği konusunda anlaşamamışlardı.
  195. 1974’te Lahey Milletlerarası Adalet Divanı’na intikal eden meseleye bir çözüm getirilemeyince II. Hasan hükümet ve kamuoyunun da desteğini alıp buranın Fas’a ilhak edilmesi için 350.000 kişilik bir grupla meşhur “yeşil yürüyüş”ü (el-mesîretü’l-hadrâ) gerçekleştirdi (6-9 Kasım 1975).
  196. Bunun ardından İspanya’nın Moritanya ve Fas’la anlaşarak Batı Sahrâ’dan çekilmesi ve burayı bu iki devlete bırakması, bölgenin bağımsızlığını savunan Cezayir’le ilişkilerin bozulmasına ve silâhlı çatışmaya girmelerine sebep oldu (geniş bilgi için bk. BATI SAHRÂ).
  197. 1976 yılı başlarında Cezayir ve Moritanya ile diplomatik ilişkilerini kesen Fas dışarıda Batı Sahrâ meselesiyle uğraşırken içeride işçilerin, kötü ekonomik gidişi protesto etmek ve ücret artışı talebinde bulunmak amacıyla düzenledikleri grev ve gösterilere sahne oldu.
  198. 1973’te hükümet bir kısım sanayi ve hizmet sektörünü devletleştirirken yabancıların elindeki toprakları da millileştirerek köylülere dağıttı. Ancak bu uygulama toprak sahiplerinin çoğunun Fransız olması sebebiyle Fransa ile ilişkilerin bozulmasına yol açtı.
  199. 1965’te kral tarafından kapatılan meclis için yeni seçimler ancak Şubat 1977’de yapılabildi ve bu gelişme ülkeye bir yumuşama havası getirdi.
  200. II. Hasan’ın 1981’de Batı Sahrâ’nın geleceğinin belirlenmesi için referandum yapılması prensibini kabul etmesi meselesinin çözümüne katkıda bulunmadı ve Batı Sahrâ’nın bağımsızlığı için çalışan Polisario cephesinin sürgünde hükümetini kurduğu (1976, Cezayir) Sahrâ Arap Demokratik Cumhuriyeti’nin Afrika Birliği Teşkilâtı’na kabul edilmesi (Ocak 1982), Fas’ın bu teşkilâttan ayrılmasına kadar varan bir dizi gelişmeye sebep oldu.
  201. Fas yönetimi bölgede güçlü hale gelebilmek için Libya ile Arap Afrika Birliği adı altında bir konfederasyona gittiyse de (Ağustos 1984) bu girişim uzun ömürlü olmadı.
  202. Fas 29 Ağustos 1986’da konfederasyonu bozarak Cezayir ile Tunus’a Mağrib Birliği’nin kurulmasını önerdi ve
  203. bu yeni birlik Şubat 1989’da gerçekleştirildi.
  204. Merkezi Rabat’ta bulunan birliğin temel amacı, tek pazar haline gelecek olan Avrupa Topluluğu karşısında ortak tutum takınmak ve üyelerden birine yapılacak bir saldırının diğerlerine de yapılmış olduğunu kabul ederek ortak düşmana birlikte karşı koymak şeklinde belirlendi.
  205. 1989’dan itibaren dünyada yaşanan yumuşama Fas’ı da etkiledi ve bu çerçevede birçok siyasî tutuklu serbest bırakıldı. Komşu ülkelerle ve Arap dünyasıyla iyi ilişkilerin geliştirilmesine önem verildi.
  206. Suriye ile 1986’da kesilmiş olan ilişkiler yeniden kurulurken Mısır’ın Arap Birliği ve İslâm Konferansı teşkilâtlarına geri dönmesi yönünde politika takip edildi.
  207. 1989, Cezayir’le 1972’de imzalanmış olan sınır antlaşması onaylanarak yürürlüğe kondu (1989).
  208. Fas, Körfez Savaşı (1991) sırasında Amerika Birleşik Devletleri’nin önderliğindeki koalisyon kuvvetlerine destek verdiyse de halkın bu politikayı protesto etmesi ve binlerce kişinin katıldığı çeşitli gösterilerin yapılması üzerine daha ılımlı bir yol takip etmek zorunda kaldı.
  1. 1956 Tunus (Fransa’dan bağımsızlık 20 Mart 1956) Kuzey Afrika’da ülke.

TARİH

  1. Bölgenin ilk sakinlerinin Batı Asya veya Avrupa’dan gelen topluluklar olduğu söylenir.
  2. Daha sonra bölgeye Berberîler yerleşti.
  3. Tüccar bir millet olan Fenikeliler’in Suriye’den gelişiyle Tunus tarih sahnesine çıktı.
  4. MÖ. 846, Milâttan önce XII. yüzyıldan itibaren bölgeye gelmeye başlayan ve sahillerde ticarî koloniler oluşturan Fenikeliler, Kartaca şehrini merkez edindiler ve milâttan önce IX. yüzyılın ilk yarısında bölgede önemli bir deniz gücüne sahip büyük bir imparatorluk kurdular.
  5. Batı Akdeniz havzasını, Sardinya, Malta ve Balear adalarını hâkimiyetleri altına aldılar. Bugün Tunus şehrinin banliyösü durumundaki Kartaca’da hüküm sürdükleri için Kartacalılar olarak da bilinen Fenikeliler hükümranlıklarını yedi asır (m.ö. 846-m.s. 146) devam ettirdiler.
  6. Kartaca ile Roma arasında siyasî ve ticarî rekabet yüzünden başlayan, yaklaşık bir asır devam eden Pön savaşları Kartacalılar’ın yıkılışıyla sonuçlandı.
  7. Kartaca’yı ve Tunus’un diğer merkezlerini ellerine geçiren Romalılar, savaş sırasında tahrip ettikleri Kartaca’yı yeniden imar ederek Kuzey Afrika’daki topraklarının idarî merkezi yaptılar.
  8. MS. 440, IV. yüzyılın ortalarında İspanya’dan gelen Vandallar bölgede Roma hâkimiyetine son verip yaklaşık bir asır hüküm sürdüler (440-535).
  9. 535, Tunus ve civarı 535 yılında Bizans’ın eline geçti ve müslümanların fethine kadar Bizans hâkimiyetinde kaldı.
  10. İslâm fetihleri esnasında İfrîkıye diye adlandırılan Tunus ve civarında putperestlik ve Hıristiyanlık yaygındı, halkın çoğunluğu putperest Berberîler’den oluşuyordu.
  11. 647, Hz. Osman zamanında 27 (647) yılında İfrîkıye’nin fethine çıkan Abdullah b. Sa‘d b. Ebû Serh o yıllarda Bizans’tan ayrılıp bağımsızlığını ilân eden Gregorios’u Sübeytıla’da yendi ve bölgenin ileri gelenlerini vergiye bağladı.
  12. 653, İfrîkıye halkının anlaşmayı bozması üzerine 33 (653) veya 34’te (654-55) ikinci defa sefere çıkarak onları tekrar itaat altına aldı.
  13. Hz. Ali ile Muâviye arasındaki mücadeleler sırasında bölge İslâm hâkimiyetinden çıktı.
  14. 665, Tunus’un doğu kesimini Muâviye’nin İfrîkıye valiliğine getirdiği Muâviye b. Hudeyc yeniden İslâm egemenliği altına aldı (45/665).
  15. 670, Ardından valiliğe tayin edilen Ukbe b. Nâfi‘ devamlı bir ordu bulundurmak amacıyla Tunus’ta Kayrevan şehrini kurdu (50/670);
  16. 675, Kayrevan, Mağrib’deki fetihler için ordunun bir hareket ve ikmal üssü durumuna getirildi. 55 (675) yılında vali tayin edilen Ebü’l-Muhâcir Dînâr, yedi yıl süren valiliği esnasında Kartaca şehri ve civarının fethini tamamladı.
  17. Bu yıllardan itibaren Berberîler arasında İslâmiyet yayılmaya başladı.
  18. Abdülmelik b. Mervân ile muhaliflerinin iktidar mücadelesi döneminde bölgede Berberî isyanları çıktı.
  19. Bu olaylar esnasında Kartaca gibi sahil şehirleri Bizanslılar’ın eline geçti.
  20. 683, Berberî reisi Küseyle, Muharrem 64’te (Eylül 683) Kayrevan’ı ve buradan Berka’ya kadar olan bölgeyi zaptederek 69 (688-89) yılına kadar elinde tuttu.
  21. 701, Abdülmelik b. Mervân siyasî birliği sağladıktan sonra bölge valiliğine Hassân b. Nu‘mân’ı tayin etti ve onu kalabalık birliklerle destekledi. Hassân, Berberî isyanlarını bastırdığı gibi Kartaca’yı da geri aldı ve Tunus şehrini kurarak orada bir tersane yaptırdı (82/701).
  22. 707, Onun ardından İfrîkıye valiliğine tayin edilen Mûsâ b. Nusayr’ın Zağvân’ı almasıyla Tunus’un tamamı İslâm hâkimiyetine girdi. Mûsâ b. Nusayr 88 (707) yılında Mağrib’in tamamını fethetti ve Akdeniz adaları ile Endülüs fetihlerini gerçekleştirdi.
  23. 720, Ömer b. Abdülazîz’den sonraki dönemde görev yapan valilerin bölge halkına karşı yürüttüğü yanlış siyaset yüzünden Tunus ve civarında istikrar kalmadı. Yezîd b. Abdülmelik’in İfrîkıye valisi Yezîd b. Ebû Müslim, müslüman olan Berberîler’i ve mallarını ganimet sayarak humus alması ve onları cizye ile mükellef tutması gibi uygulamaları sebebiyle öldürüldü (102/720-21).
  24. Ardından Ubeyde b. Abdurrahman ve Ubeydullah b. Habhâb’ın Berberîler’e karşı Arap ırkçılığından kaynaklanan haksız uygulamaları Hâricîliği kabul eden Berberîler’in isyanına yol açtı.
  25. 742, Kayrevan 124’te (742) Hâricîler’in Sufriyye kolunun hücumuna mâruz kaldı. II. Mervân, 127 (745) yılında ayaklanıp Kayrevan’ı ele geçiren Abdurrahman b. Habîb’i vali olarak tanımak zorunda kaldı.
  26. 757, Abbâsîler’in ilk yıllarında bölgede Hâricî isyanları sürdü. 140’ta (757) Sufrî Hâricîleri’nin, ertesi yıl İbâzîler’in eline geçen Kayrevan üç yıl sonra geri alınarak etrafı surlarla çevrildi.
  27. 777, Ebû Ca‘fer el-Mansûr tarafından 155’te (772) İfrîkıye valiliğine tayin edilen Yezîd b. Hâtim el-Mühellebî isyanları bastırıp bölgeyi kontrol altına aldı.
  28. 794, Onun vefatının ardından aynı aileden bölgeyi yöneten valilerin dördüncüsü olan Fazl b. Ravh b. Hâtim, 178’de (794) Tunus şehrinde başlayan isyan sırasında Kayrevan’a giren isyancılar tarafından öldürüldü.
  29. 800, Bunun üzerine Hârûnürreşîd’in İfrîkıye valiliğine gönderdiği Herseme b. A‘yen, Kayrevan’a gelip isyanı bastırdı. Ancak kendisine karşı başlatılan bir ayaklanma sebebiyle halifeye mektup yazarak görevden alınmasını istedi ve yerine İbrâhim b. Ağleb’in getirilmesini tavsiye etti. İbrâhim b. Ağleb’in Hârûnürreşîd tarafından babadan oğula intikal etmek üzere vali tayin edilmesiyle Tunus ve civarında Ağlebîler dönemi başlamış oldu (800).
  30. 909, Başşehirleri Kayrevan olmak üzere kurulan, Abbâsî hâkimiyetini tanıyan ve paralarda halifelerin adına yer veren Ağlebîler, Fâtımîler tarafından yıkıldı (909).
  31. 859, I. Ziyâdetullah (817-838) zamanında Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğindeki Sicilya’nın fethi için başlatılan seferler 859’da Bizans’ın Sicilya’daki önemli şehri Kasrıyâne’nin alınmasıyla sonuçlandı. Sicilya, bu tarihten itibaren Avrupa sahillerine karşı girişilen fetih harekâtı sırasında bir üs vazifesi gördü.
  32. 869’da Malta, 878’de Siracusa (Sarakūse) fethedildi ve Akdeniz’de İslâm hâkimiyeti güçlendi.
  33. Ağlebîler döneminde Tunus önemli bir kalkınmaya sahne oldu; özellikle Kayrevan çok parlak günler yaşadı, bölgenin ilim, kültür ve ticaret merkezi haline geldi. Gemi inşası, cam, mermer, mensucat ve maden sanayii ilerledi, çeşitli el sanatları oldukça gelişti. Kasrülkadîm (Abbâsiyye) ve Rakkāde şehirleri tesis edildi, bu iki şehirde ve diğer merkezlerde çok sayıda cami ve sarnıç inşa edildi. Tunus’u Cezayir’e bağlayan yol üzerinde kurulan Bâce, Tunus’un kuzeybatısında önemli bir merkez haline geldi. Ağlebî emîrleri, İskenderiye’den Atlas Okyanusu’na uzanan sahil şeridinde ribâtlar yaptırarak güçlü bir savunma sistemi oluşturdu. Sebte ile İskenderiye arasındaki sahil boyunca yetmiş sekiz ribât inşa edildiği bilinmektedir. Herseme b. A‘yen tarafından 180 (796) yılında yaptırılan Münestîr Ribâtı bunların ilki sayılır; ribât birçok onarım geçirerek zamanımıza ulaşmıştır. Bugüne kadar iyi durumda gelen Sûse Ribâtı’nı I. Ziyâdetullah 206’da (822) yaptırdı. Ağlebîler, Sûse’de İfrîkıye’de İslâm mimarisinin başta gelen örneklerinden sayılan ulucami (el-Mescidü’l-kebîr) ve büyük bir limanla tersane inşa ettirdiler. Tunus’ta bulunan en eski bîmâristan, Ağlebî Emîri I. Ziyâdetullah tarafından Kayrevan’da tesis edildi. Ağlebîler devrinde ilmî hareket de büyük gelişme gösterdi.
  34. Kayrevan dinî ilimlerle edebiyatın merkezi oldu.
  35. Hanefî ve Mâlikî mezhepleri İfrîkıye’de daha da güçlendi. Bu dönemde özellikle Mâlikî mezhebi büyük ilgi gördü ve Kayrevan şehri Mâlikîler’in merkezi haline geldi.
  36. Tunus şehri de dönemin en önemli ilim merkezleri arasına girdi, iki şehirde çok sayıda âlim yetişti. Öte yandan Abbâsîler’in Mu‘tezile’yi resmî mezhep edindikleri yıllarda diğer mezhepler bölgede temsil imkânı buldu. X. yüzyılda Cerîd ahalisinin büyük bir kısmı İbâzî mezhebini benimsedi.
  37. İsmâilî dâîlerinden Ebû Abdullah eş-Şiî’nin Mağrib’de başlattığı yoğun propaganda ve askerî harekât Ağlebîler’in sonunu getirdi.
  38. 909, Ebû Abdullah, Berberî Kutâme kabilesinin desteğini sağlayıp Ağlebîler’e karşı güçlü bir mücadele başlatmıştı. Son Ağlebî hükümdarı III. Ziyâdetullah bazı tedbirler aldıysa da başarı sağlayamadı ve 296’da (909) Mısır’a kaçtı.
  39. 909, Ebû Abdullah eş-Şiî, İmam Ubeydullah el-Mehdî ile birlikte bir direnişle karşılaşmadan o sırada başşehir olan Rakkāde’ye girdi ve Fâtımîler Devleti’ni kurdu (909). Fâtımîler 362’de (973) Mısır’a intikal edinceye kadar Tunus’ta hüküm sürdüler.
  40. Fâtımî idarecilerinin, Mâlikî ve Hanefî mezheplerinin yaygın olduğu Tunus’ta kendi mezheplerini yaymak için uyguladıkları baskı huzursuzluklara yol açtı.
  41. 920, Ubeydullah el-Mehdî, Kayrevan’da Mâlikî âlimlerinin ve onları destekleyen halkın direnişiyle karşılaşınca 303 (915) yılında Doğu İfrîkıye sahilindeki bir yarımadada Mehdiye şehrini kurdu ve 308’de (920) burayı başşehir yaptı.
  42. Halifeliğinin ilk altı yılını Kayrevan’da, geri kalan on dokuz yılını Mehdiye’de geçirdi. Hâricîler’den Ebû Yezîd en-Nükkârî tarafından başlatılan büyük isyan Fâtımîler’e zor günler yaşattı.
  43. 945, 334’te (945) Tunus şehrini işgal ve tahrip eden Ebû Yezîd 944’te Kayrevan’ı ele geçirdi ve bir yıl süreyle elinde tuttu.
  44. 947, Halife Mansûr-Billâh’ın Ebû Yezîd’e karşı zafer kazanmasından ve isyanın sona ermesinin ardından (336/947) Fâtımîler, Mehdiye’yi terkedip yeni başşehirleri Sayrelmansûriye’ye (Sabra) yerleştiler. Bu arada Sicilya adasındaki İslâm hâkimiyetini devam ettirdiler, Bizanslılar’a karşı başarılı bir mücadele vererek Orta Akdeniz’in batı kısmında üstünlük sağladılar.
  45. 972, Halife Muiz-Lidînillâh, Mısır’a doğru yola çıkarken İfrîkıye’nin yönetimini Berberî Zîrî kabilesinin lideri Bulukkîn b. Zîrî es-Sanhâcî’ye bıraktı. Böylece Tunus’ta Zîrîler dönemi başladı (972).
  46. 1015, Bâdîs b. Mansûr zamanında amcası Hammâd’ın 405 (1015) yılında Cezayir sınırlarında kalan Kal‘atü Benî Hammâd’da bağımsızlığını ilân etmesiyle Zîrîler ikiye bölündü.
  47. 1049, Ardından Muiz b. Bâdîs, 441’de veya 443’te (1049 veya 1051) Fâtımîler’i terkedip Bağdat’taki Abbâsî halifesine bağlandığını açıkladı ve hutbeyi onun adına okuttu.
  48. 1053, Bunun üzerine Fâtımî Halifesi Müstansır-Billâh, Zîrîler’i cezalandırmak için Mısır’ın Saîd bölgesinde huzursuzluğa yol açan bedevî Benî Hilâl ve Benî Süleym kabilelerini bölgeye sevketti. Bölgedeki şehirlerin yönetiminin ve ellerine geçirecekleri her şeyin kendilerine ait olacağını söyleyip onları göçe teşvik etti. Sayıları konusunda 50.000 ile 1 milyon arasında rakamlar verilen bu kabileler 445’te (1053) Übbe ve Ürbüs’ü (Laribus) tahrip ve talan ettiler.
  49. 1057, Muiz b. Bâdîs, bu tehlike karşısında 449 (1057) yılında başşehrini terkedip oğlu Temîm’in valilik yaptığı Mehdiye’ye sığındı. Onun ardından Kayrevan bedevîler tarafından yağmalandı, yakılıp yıkıldı. Bedevîler sahil şeridi hariç ülkenin tamamını kontrol altına aldılar. Bu göçler bölgede bedevî Arap nüfusunu yoğun biçimde arttırdı. Arazilerini ve hayvanlarını onlardan koruyamayan Zenâte ve Sanhâce Berberîleri’nden önemli bir kısmı vatanlarından ayrılarak Büyük Sahrâ vahalarına, bir kısmı Güney Sudan’a göç etti, bir kısmı da şehirlere taşındı.
  50. Daha sonraki yıllarda Benî Hilâl ile Benî Süleym çoğunluğu Berberîler’den oluşan yerli halkla karıştı, evliliklerle akrabalık bağları kuruldu.
  51. Benî Hilâl ve Benî Süleym’in bölgeyi istilâsı esnasında Zîrîler’in Mehdiye valisi Temîm b. Muiz topraklarını korumayı başardı.
  52. Bedevîlerin çıkardığı kargaşa sırasında sahildeki şehirlerden Tunus’ta ve Kartaca’dan Muallaka’ya kadar olan bölgede Benî Riyâh’ın iki kolu, Benzert’te Benî Verd, Kābis’te Benî Câmî, Sefâkus’ta Benî Melîl emirlikleri kuruldu.
  53. Bunlar haraç karşılığında Benî Hilâl’in himayesine girdiler. Hilâlîler, Temîm’in tekelindeki deniz ticaretini ele geçirmeye çalıştılar ve Muvahhidler’in kurucusu Abdülmü’min el-Kûmî gelinceye kadar bölgedeki varlıklarını korudular.
  54. 1062, Tunus şehrini ele geçiren Benî Hilâl’e mensup Abîd b. Ebü’l-Gays’ın zulmünden kaçan şehir halkı Kal‘atü Benî Hammâd emîrinin himayesine sığındı. Hammâdî Emîri Nâsır b. Alennâs’ın Tunus valiliğine tayin ettiği Abdülhak b. Abdülazîz b. Horasan şehirde kontrolü sağlamayı başardı. Abdülhak’ın 1062’de bağımsızlığını ilân etmesiyle Tunus şehrinde Horasânîler dönemi başladı.
  55. 1159, Tunus kısa aralıklarla Zîrîler’in ve Hammâdîler’in eline geçtiyse de Horasânîler varlıklarını 1159 yılına kadar devam ettirdiler ve Tunus’un gelişmesine önemli katkılarda bulundular.
  56. Ekonomik açıdan bölgenin en önemli şehri haline gelen Tunus, İfrîkıye’nin hıristiyan Batı’ya açılan penceresi konumuna geldi. Piza, Cenova gibi İtalyan şehir devletleriyle ticaret antlaşmaları imzalandı, şehrin limanı canlandı ve Avrupa ülkeleriyle ticarette yeni bir dönem başladı. Horasânî emîrleri şehrin imarına, özellikle Zeytûne Camii başta olmak üzere mimari eserlerin tamir ve bakımına itina gösterdiler. Tunus o sırada İfrîkıye’nin en meşhur şehirleri arasına girmişti. Zeytûne Camii civarındaki çok sayıda çarşısıyla zengin bir ticaret ve önemli bir ilim merkeziydi.
  57. 1087, Zîrîler’in elinde kalan tek merkez olan Mehdiye 1087 yılında bir süre Pizalı ve Cenevizli korsanların eline geçtiyse de geri alındı.
  58. 1148, Sicilya’yı zapteden Normanlar, 543’te (1148) Tunus’un doğusundaki sahil şehirlerine saldırıp Mehdiye’yi ve diğer bazı şehirleri işgal ettiler.
  59. Zîrîler’in son emîri Hasan b. Ali, onlara karşı Fas’ta hüküm süren Muvahhidler’in kurucusu Abdülmü’min el-Kûmî’den yardım istedi.
  60. 1158, 553’te (1158) Tunus’u,
  61. 1160, 555’te (1160) Mehdiye’yi ve diğer sahil şehirlerini Normanlar’dan geri alan Abdülmü’min, Benî Hilâl’in gücünü kırdığı gibi Horasânîler’e de son vererek İfrîkıye bölgesini Tunus şehrinde oturan bir vali tarafından yönetilen bir eyalet haline getirdi. Böylece Tunus, İfrîkıye eyaletinin merkezi oldu. Şehrin batı kısmında valinin ve diğer yöneticilerin ikameti için Kal‘atü’l-Kasba inşa edildi.
  62. 1184, Tunus, 580 (1184) yılında Balear adalarını elinde tutan Benî Gāniye tarafından istilâ edildiyse de üç yıl sonra Ebû Yûsuf el-Mansûr şehri geri aldı.
  63. 1188, Benî Gāniye 584’te (1188) zaptettiği Mehdiye’yi 602 Cemâziyelâhirine (Ocak 1206) kadar elinde tuttu. Muvahhidler, Tunus’a ve bölgedeki diğer şehirlere akrabaları Berberî Hafsî ailesinden valiler tayin ettiler. O dönemde İfrîkıye’de Tunus, Sûse, Mehdiye, Sefâkus, Kābis, Benzert, Tezrût, Kayrevan, Tûzer (Tevzer/Tozeur) ve Hammâmet gibi önemli şehirler mevcuttu.
  64. 1228, Muvahhidler Devleti’ndeki bölünme ve ardından ortaya çıkan karışıklıklar sırasında Kābis valiliğine tayin edilen Ebû Zekeriyyâ el-Hafsî, Tunus üzerine yürüdü ve 625 (1228) yılında şehre girip İfrîkıye’nin tamamına hâkim oldu. Muvahhidler’le irtibatını kopararak bağımsızlığını ilân etti ve Hafsî hânedanını kurdu, kısa sürede İfrîkıye’nin yegâne hâkimi durumuna geldi.
  65. Muvahhidler’in Kuzey Afrika’daki topraklarında ortaya çıkan üç devletten biri olan Hafsîler, Tunus’u başşehir yaptılar.
  66. 1258, Abbâsî halifeliğinin 656’da (1258) yıkılışından sonra Mekke şerifinin elçi gönderip I. Muhammed el-Müstansır’ı Abbâsî halifesinin vârisi tanıdığını ve ona itaat ettiğini bildirmesi Hafsîler’e bütün İslâm dünyasında büyük bir itibar kazandırdı.
  67. 1261, Ancak bu durum, Bağdat Abbâsî hilâfetinin Memlük Sultanı I. Baybars tarafından Kahire’de yeniden tesisiyle sona erdi (659/1261).
  68. 1574, Hafsîler, Tunus merkez olmak üzere Cezayir’in Bicâye şehriyle kısmen bugünkü Libya’nın batısındaki topraklarda yaklaşık üç asır hüküm sürdüler (1228-1574).
  69. Hafsîler döneminde ülke hızlı bir ekonomik gelişmeye sahne oldu, Tunus önemli bir ticaret merkezi haline geldi ve bütün İfrîkıye bölgesinin en önemli metropolü konumuna yükseldi.
  70. İlk dönemlerde Endülüs’ün çeşitli şehirlerinden çıkarıldıktan sonra Tunus’a gelen çok sayıdaki Endülüslü müslüman ülkenin sosyal, ekonomik ve ilmî hayatını etkiledi. Tunus’ta çok sayıda saray, cami ve medrese inşa edildi. Endülüs mimarisinin özelliklerini taşıyan bu eserlerden bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Kuzey Afrika’daki ilk medrese hânedanın kurucusu Ebû Zekeriyyâ tarafından Tunus’ta inşa edildi ve medreseler giderek çoğaldı. Kökleri Muvahhidler’e dayanan tasavvufî hareketler Hafsîler döneminde de etkisini sürdürdü. Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî tarafından kurulan Şâzeliyye tarikatı İfrîkıye ve bütün Mağrib’de yayıldı.
  71. 1270, Fransa Kralı IX. Louis 1270 yılında büyük bir Haçlı ordusunun başında Tunus sahillerine saldırdı. Kartaca’da kuvvetli bir direnişle karşılaşan Fransız ordusunda ortaya çıkan veba salgını yüzünden kral ve askerlerin büyük bölümü telef oldu.
  72. Yapılan antlaşmayla Fransızlar üç aydan fazla süren muhasarayı kaldırıp geri döndüler. Ancak 1287’de Mehdiye’yi yağma ve tahrip ettiler.
  73. Mehdiye 792 (1390) ve 927 (1521) yıllarında yeni saldırılara mâruz kaldı.
  74. 1284’te hıristiyanların eline geçen Cerbe adası 1334’te geri alınabildi.
  75. 1277, Ebû Zekeriyyâ Yahyâ el-Vâsiḳ’ın tahta çıkmasından (675/1277) itibaren Hafsîler arasında başlayan taht kavgaları büyük karışıklıklara yol açtı.
  76. 1284, Ebû Hafs Ömer zamanında (1284-1295) ülke Tunus ve Bicâye merkezli ikiye bölündü.
  77. Bu arada Cerîd, Tûzer ve Kābis’te bağımsız mahallî emirlikler kuruldu.
  78. 1329, Tunus şehri 1329’da Abdülvâdîler, 1
  79. 347-1350 ve 1357’de Merînîler tarafından kısa sürelerle işgal edildi.
  80. 1488, I. Ebü’l-Abbas Ahmed el-Müstansır (1370-1394) devlete yeniden itibar kazandırdıysa da Ebû Ömer Osman’ın 893’te (1488) ölümünün ardından Hafsîler’in ikinci parlak dönemi de sona erdi ve ülke karıştı.
  81. Ayrıca bu devirde başta İspanya olmak üzere Avrupa devletlerinin sahillere saldırıları yoğunlaştı.
  82. Bu arada Osmanlılar hıristiyanları Kuzey Afrika’dan çıkarmak için bölgeye geldiler.
  83. Oruç ve Hızır kardeşler, XVI. yüzyılın başlarında Berberî denizcilerin merkezi halindeki Cerbe adasını harekât üssü edindiler.
  84. 1534, Hızır Reis, Cezayir’in ardından limanın müstahkem kalesi Halkulvâdî ile (La Goulette) birlikte Tunus şehrini ele geçirdi (1534).
  85. Ancak İspanyollar, Tunus’u bir yıl sonra geri alarak Hafsî Sultanı Mevlây Hasan’ı yeniden tahta oturttular.
  86. 1569’da tekrar Osmanlılar’ın eline geçen şehir
  87. 1573’te ikinci defa İspanyol işgaline uğradıysa da
  88. 1574’te geri alınıp kesin biçimde Osmanlı topraklarına katıldı ve Tunus’a Osmanlı Devleti’ne bağlı bir eyalet statüsü verildi.
  89. Osmanlılar’ın Tunus’la olan ilgileri XVI. yüzyıl başlarında buraya kadar uzanan Osmanlı denizcileri vasıtasıyla başladı.
  90. 1510’lu yıllarda Cezayir’in batısındaki Tilimsân’a yönelen bu faaliyetler,
  91. 958’de (1551) Trablusgarp’ın alınışına kadar hızlı bir seyir izledi.
  92. Özellikle Oruç ve Hızır reisler, elde ettikleri ganimetlerin beşte birini Hafsî Sultanı V. Muhammed’e vererek Tunus şehrine 10 mil kadar uzaklıkta Akdeniz sahilinde Halkulvâdî (La Goletta) denilen, göl tarafında kalan iç kısımdaki kaleye yerleştiler.
  93. 1518, Oruç Reis’in 924’te (1518) ölümünden sonra İspanyollar’ın hedefi haline gelen Halkulvâdî Kalesi yıktırıldı.
  94. 1534, Ardından Osmanlı deniz kuvvetlerinin başına geçen Barbaros Hayreddin Paşa 1534’te Cezayir’den gelip burayı Osmanlı topraklarına kattı.
  95. 1535, Ancak Kutsal Cermen Roma imparatoru olan V. Karl donanmasıyla Tunus’a asker çıkarıp burayı ele geçirdi (Temmuz 1535).
  96. Mevlây Hasan b. Muhammed tekrar Tunus’ta Hafsî tahtına oturtuldu. O da buradaki hıristiyan esirleri serbest bıraktı ve korunması için Halkulvâdî’de İspanyol askerlerinin yerleşmesini uygun buldu.
  97. Daha önce kardeşlerini katleden Mevlây Hasan, ölümden kurtulan ve tahtını tehdit eden kardeşi Reşîd’i Kanûnî Sultan Süleyman’a şikâyet etti. Reşîd, Hayreddin Paşa tarafından İstanbul’a götürüldü ve kendisine maaş bağlandı.
  98. 1540, Mevlây Hasan 1540’ta tahttan indirildiyse de kısa zamanda yeniden iktidarı ele geçirdi, fakat 1543’te tamamen uzaklaştırıldı; yerine oğlu Ahmed geçti. Babasının Tunus’u tekrar ele geçirmek amacıyla Avrupalılar’dan yardım istemesi üzerine gözlerine mil çektirdi.
  99. İspanyollar’ın himayesinde Tunus’ta iktidarı elinde bulunduran Hafsî ailesi Osmanlılar için bölgede istikrarsızlığın temel sebebi olmaya devam etti.
  100. 1544, Barbaros Hayreddin Paşa’nın bölgede en güvendiği adamlarından Turgut Reis 1544 yılında önce Cerbe adasını zaptetti ve burayı üs haline getirdi. Bu dönemde anlaştığı Tunus Hükümdarı Mevlây Ahmed’den erzak ve cephane alırken topladığı ganimetlerin bir kısmını ona vermekteydi.
  101. Turgut Reis, Tunus ile Trablusgarp arasında önemli bir mevki olan Mehdiye’yi de ele geçirdi.
  102. 1550, Ancak Andrea Doria kumandasındaki Habsburg donanması Mehdiye’yi 1550’de kuşattı, burayı savunan az sayıdaki Osmanlı askerini katletti, şehir halkını esir aldı; Cerbe adasını da işgal etti.
  103. 1554, Mehdiye’yi daha fazla tutamayacaklarını anlayan İspanyollar 1554 yılında çekilince Osmanlılar surları tekrar inşa ederek buraya Anadolu’dan ve Rumeli’den aileler yerleştirdiler.
  104. 1560, Turgut Reis ve Cezayir Beylerbeyi Piyâle Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması 1560’ta Cerbe’yi İspanyol işgalinden kurtardı.
  105. 1569, Tunus şehri ise 1569’daki Osmanlılar’ın ikinci müdahalesine kadar İspanyollar’ın himayesinde ve III. Mevlây Ahmed’in idaresinde kaldı.
  106. Osmanlılar Tunus şehrine hâkim olunca III. Mevlây Ahmed, Halkulvâdî’deki İspanyollar’a sığındı. Ramazan Bey adında bir kişi buranın ilk kaymakamı yapılarak emrine 3000 asker bırakıldı.
  107. 1551, Tunus şehrinin güneyinde kalan Sûs, Manastır ve Kayrevan 1551’den sonra Trablusgarp’ın bir parçası haline geldi.
  108. Halkulvâdî ve Kalebend denilen Goletta Kalesi İskelesi İspanyollar’ın elinde bulunuyordu. 2 Zilhicce 980’de (5 Nisan 1573) Tunus kumandanı Kılıç Ali Paşa, kaymakamı Ramazan Paşa ve beylerbeyi Haydar Paşa idi. 10 Ekim 1573’te İspanyollar, Tunus’ta kontrolü ele geçirmek amacıyla yeni bir harekâta giriştiler. Tunus’u alıp burada 8000 asker bıraktılar. Hafsî hânedanı adına tahta III. Mevlây Ahmed’in kardeşi VI. Mevlây Muhammed’i geçirdiler. Tunus Beylerbeyi Haydar Paşa, İspanyol işgali sırasında fazla direnç göstermeden Kayrevan’a çekildi.
  109. 1574, Osmanlılar buna karşılık 982’de (1574) büyük bir donanma sevkettiler. Donanma Vezir Koca Sinan Paşa kumandasında İstanbul’dan hareket ederken Kayrevan’da bulunan Haydar Paşa da yerlilerden çok miktarda asker toplamıştı. Ayrıca sefere Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa, Trablusgarp Beylerbeyi Mustafa Paşa ve Mısır’dan gönüllü askerler katıldı. Yemen fâtihi Koca Sinan Paşa ve Kaptanıderyâ Kılıç Ali Paşa kumandasındaki donanma altı günlük bir muhasaranın ardından 12 Eylül 1574’te Tunus’u geri aldı.
  110. 1574, Sinan Paşa, Osmanlı tarihinin en önemli deniz zaferlerinden biri olan ve tarihe Tunus savaşı diye geçen bu başarısından sonra şehirde 3000 yeniçeri bıraktı, Haydar Paşa’yı yeniden beylerbeyiliğe getirdi. Halkulvâdî Kalesi de otuz üç gün direndiyse de 6 Cemâziyelevvel 982’de (24 Ağustos 1574) yapılan büyük hücum sonunda ele geçirildi.
  111. VI. Mevlây Muhammed ve İspanyol kumandanı Serbellino esir alınıp İstanbul’a gönderildi. Müstahkem kale bir daha İspanyollar’ın eline geçmemesi için tamamen yıktırıldı. Tunus şehri dahil Halkulvâdî, Bâbülbahr ve Sen Jak kalelerinin tamamı Osmanlı idaresine girdi. Böylece Tunus’ta uzun sürecek Osmanlı hâkimiyeti dönemi başlamış oldu.
  112. 1581, Hafsî hânedanın son sultanının İstanbul’a getirilmesinden sonra Meylây Ahmed gibi bazı aile fertleri başta Sicilya adasının merkezi Palermo olmak üzere yeniden toparlanıp 1581’de eyaletin iç kısımlarına geçtiler ve Tunus’u tekrar ele geçirme teşebbüsünde bulundular. Bazı kısmî başarılar elde ettilerse de alınan tedbirlerle bu teşebbüsler önlendi. Mevlây Ahmed’in oğlu Hammûde 1575’te hıristiyan olup Charles d’Autriche, kız kardeşi de Donna Maria adını aldı.
  113. 1586, İkinci önemli şehir olan güneydeki Kayrevan, Şeyh Abdüssamed’in 994’te (1586) Osmanlı Devleti’ne bağlılık arzetmesi üzerine Tunus beylerbeyiliği içine alındı.
  114. 1609’da Osman Dayı zamanında Tunus’a gelen Endülüslü müslümanlar Muhammed Cardenas adlı önderlerinin emrinde 3000 kişilik mahallî bir güç oluşturdular. Tunus eyaletinde bir beylerbeyi bulunuyordu. 1591’de ortaya çıkan ve doğrudan askerlik işlerinden sorumlu olan “dayı” unvanlı kumandanlarla vergi toplanması, yol güvenliğinin sağlanması ve ayaklanmaların bastırılması gibi işleri düzenlemekle mükellef Tunus vatan sancağı beyleri idarede zamanla öne çıktılar. Bu üç başlı idare XVII. yüzyılda Murâdîler döneminde iktidar paylaşımı konusunda sürekli rekabete yol açtı. Bunların içinde giderek yetkileri veraset yoluyla devredilen Tunus beyleri etkili duruma geldi. Eyalet bazan beylerbeyisiz kaldığı gibi zaman zaman dayılar veya sancak beylerine beylerbeyilik verildiği de oldu.
  115. 1645’te Girit’e yapılan ilk saldırıda Cezayir yirmi, Trablusgarp ve Tunus sekizer kadırga göndermişti. Diğer deniz savaşlarına da Tunus kadırgaları iştirak etti. İstanbul’dan 1574’te ilk beylerbeyi olan Haydar Paşa’nın yerine 1576 yılı başlarında Receb Paşa gönderildi. Başlangıçta halk tarafından çok olumlu karşılandıysa da özellikle Kayrevan sancak beyliğine kadar yükselecek olan Ebû Tayyibü’l-hadare adlı bir yerlinin hakkında yaptığı şikâyetler görevden alınmasına yol açtı. Yerine tekrar Haydar Paşa beylerbeyi tayin edildi. Bu dönemde Trablusgarp eyaleti de bir müddet Tunus’tan idare edildiği için Fizan ve Sahraaltı Afrikası’ndaki Bornu Sultanlığı ile münasebetler Tunus beylerbeyiliği vasıtasıyla yürütüldü.
  116. Mehdiye şehri, 1550’de Turgut Reis’in askerlerinin elinden alındıktan sonra yaşanamayacak şekilde tahrip edilmişti; bu hali otuz yıl devam ettikten sonra yeniden ihya edilerek Tunus’a bağlandı.
  117. Cezayir beylerbeyiliğinden 1577’de azledilen Ramazan Paşa bir yıl sonra Tunus’a, Haydar Paşa da Trablusgarp’a beylerbeyi oldu.
  118. Ramazan Paşa iki yıl kaldığı Tunus beylerbeyiliğinden 987 Rebîülâhirinde (Haziran 1579) Cezayir’in Tilimsân sancak beyliğine gönderildi, yerine Câfer Paşa Tunus beylerbeyiliğine getirildi.
  119. Câfer Paşa, Haydar Paşa’nın yol açtığı zararları gidermeye çalıştıysa da yanı başındaki Trablusgarp’ta beylerbeyilik yaptığından onun bölgedeki nüfuzunu bir türlü kıramadı ve her ikisi azledilip İstanbul’a çağrıldı. Tunus’a Mustafa Paşa tayin edildi. Ancak Cezayir ve Trablusgarp eyaletlerinin Tunus eyaleti üzerindeki baskılarını azaltamadığı için halkın şikâyetleri üzerine 993’te (1585) Hasan Paşa Tunus’a gönderildi.
  120. Bu iki beylerbeyi zamanında Cezayir’de olduğu gibi Tunus’ta da korsanların sayısı arttı. 1588’de Mehmed Paşa, Tunus beylerbeyi olduysa da 1591’de Câfer Paşa, bir yıl sonra da Hüseyin Paşa bu göreve getirildi.
  121. 1590’lı yılların başında Tunus’ta ortaya çıkan dayılık makamını elde etmek isteyenler arasında yaşanan rekabet ortamında buraya Ahmed Paşa gönderildi.
  122. Tunus’ta 1631’de Murâdî,
  123. 1705’te Hüseynî ailesi eyalet yönetiminde yetki sahibi olunca beylerbeyi tayininde aksamalar görüldü ve iktidarı elinde tutan aile fertlerinin görevlerinin onaylanmasıyla yetinildi.
  124. 1019’da (1610) Mehmed Paşa adlı bir beylerbeyinden bahsedilmekte olup onun ardından kimin beylerbeyi olduğuna dair kayıt yoktur.
  125. 1087’de (1676) Tunus’a beylerbeyi sıfatıyla sancak beyi Ebû Abdullah Mahmud Paşa’nın kardeşi ve Murad Paşa’nın oğlu Mehmed Paşa Hafsî yollandı. Fakat Tunus sancak beyi olan yeğeni Mehmed Bey onu kabul etmeyip İstanbul’a geri gönderdi.
  126. İki yıl sonra yeğenleri Ali ve Mehmed beyler arasında çıkan, beyliği ele geçirme kavgası sırasında tekrar beylerbeyi olarak yollanan Mehmed Paşa bu defa herhangi bir yaptırım gücü bulunmayan bir vali konumunda kaldı.
  127. 1096’da (1685) beylerbeyiliğe Tunus Defterdarı Mehmed Bektaş Paşa geçti; Mehmed Bey “vatan beyi”, kardeşi Ali Bey dayı oldu. Ali Bey’in vefatı üzerine Mehmed Bey, vatan beyliğiyle dayılığı uhdesinde toplayarak beylerbeyi Mehmed Bektaş Paşa ile uyumlu bir idare kurdu.
  128. 1688’de Mehmed Bektaş Paşa ölünce yerine İstanbul’dan Mustafa Paşa gönderildi. Kardeşinin oğlu Ali’yi dayı yapan Mehmed Bey yeni beylerbeyi ile de iyi geçindi. Murâdîler devrinden sonra Tunus Beyliği, Hüseyin Bey vasıtasıyla Hüseynîler olarak tanınacak ailenin eline geçti.
  129. Hüseyin Bey, vatan beyliğini onaylatmak için İstanbul’a yaptığı müracaat neticesinde Dîvân-ı Hümâyun’dan paşalık unvanı da aldı. Bu dönemde Tunus eyaletinde tek yetkili Tunus beyi oldu; bundan böyle hem dayının görevlerini hem de Osmanlı Devleti adına İstanbul’dan gönderilen beylerbeyiliğin sorumluluğunu tek başına üstlendi.
  130. Denizcilerden dayı seçilerek kendisine belli yetkiler verilmesi âdeti ilk defa 1591’de Tunus’ta başlatıldı,
  131. 1609’da Trablusgarp’ta ve
  132. 1681 yılından itibaren Cezayir’de uygulandı.
  133. Tunus’ta ilk dayı İbrâhim adındaki bir bölükbaşı idi ve üç yıl bu görevde kalmıştı. Tunus dayıları içinde en etkili kişi on üç yıl boyunca görevini dirayetle yürüten Osman Dayı oldu; eyalette Osmanlı nüfuzunu açık biçimde yerleştirdi. Yerlilerden “zuav” denilen bir birlik kurarak yeniçerilerin eyaletteki güçlerini kırdı. Özellikle Endülüslü müslümanlardan İspanya’da kalan ve Moriskolar diye bilinen kimseleri Tunus’un sahil şehirlerine getirtip yerleştirdi. 1610’da vefat edince yerine damadı Yûsuf Dayı geçti.
  134. Osman Dayı’nın zamanında Tunus beyi olan Ramazan Bey’in yetiştirdiği Korsika asıllı, Avrupalılar’ın Osta Morato Genovese dedikleri Murad Bey isimli mühtedi Yûsuf Dayı ile çok iyi geçindi ve İstanbul’dan kendisine beylerbeyilik ve paşalık unvanı verildi.
  135. 1637 yılında önce Murad Paşa, ardından Yûsuf Dayı vefat etti. Murad Bey’in yerine eyaletin her tarafını dolaşıp itaat altına alan ve Hammûde Bey olarak da tanınan oğlu Ebû Abdullah Mahmud Bey, Yûsuf Dayı’nın yerine Cenevizli Usta Murad Kaptan geçti. Hammûde Bey’in nüfuzu eyalette giderek arttı. Böylece Tunus’ta Murâdîler dönemi başladı.
  136. Murâdî hânedanı Tunus’ta toplam yedi beyin idaresinde seksen üç yıl hâkim oldu.
  137. Yerlerini Hüseynîler aldı. Vatan beyliğini ele geçiren İbrâhim Şerif’in kumandanlarından Hüseyin Bey onun Cezayir birliklerine esir düşmesi üzerine Tunus’ta idareyi eline aldı. Yerine vâris tayin ettiği yeniçeri ağası Ali Bey’e İstanbul’da paşa unvanı ve beylerbeyilik verildi, ancak aile içinde başlayan rekabetten faydalanan Cezayir Dayısı Ali Paşa, Hüseyin Bey’in oğulları Mehmed ve Ali beyleri alıp 1756’da Tunus’a girdi.
  138. Tunus Beylerbeyi Ali Paşa, oğullarından vatan beyi Mehmed Bey ve kardeşiyle torunları yakalanarak öldürüldü. Mehmed Bey vatan beyi, kardeşi Ali Bey dayı oldu. Mehmed Bey üç yıl sonra vefat edince Mahmud ve İsmâil adlı iki oğlu henüz küçük yaşta bulunduğundan Tunus beyliğine kardeşi Ali Bey geçti ve İstanbul’dan kendisine paşalık unvanı verildi. Oğlu Hammûde’yi henüz kendisi hayatta iken vatan beyi yaptı, ancak yeğenlerini öldürmedi.
  139. 1770’te Tunus, Fransız donanması tarafından günlerce bombalanarak tahrip edildikten sonra barış antlaşması yapıldı.
  140. Hammûde Paşa’nın 1814’te ölümü üzerine yerine oğlu Osman geçti.
  141. Onun yerini daha sonra Mahmud Bey aldı. Bu da 30 Mart 1824’te ölünce oğlu Seydi Hüseyin Bey Tunus dayısı oldu.
  142. Seydi Hüseyin, Cezayir Fransa tarafından işgal edildiğinde herhangi bir yardımda bulunmadığı gibi Çengeloğlu Tâhir Paşa’nın Tunus üzerinden geçişine de izin vermedi. On bir yıl beylik yaptıktan sonra 21 Mayıs 1835’te vefat etti ve kardeşi Mustafa Tunus beyi oldu. Kendisine İstanbul’dan asâkir-i mansûre ferikliği rütbesi ve beylerbeyilik verildi.
  143. Onun da 1837’de vefatıyla yerine Ahmed Bey getirildi. Çengeloğlu Tâhir Bey’in Trablusgarp’tan buraya gelen donanması Tunus’ta Osmanlı idaresini kuvvetlendirdi ve Ahmed Bey’i görevden aldı.
  144. Ancak Ahmed Bey, Fransızlar’dan aldığı destekle yeniden duruma hâkim oldu, ardından Osmanlı Devleti’ne yaklaştı ve kendisine paşalık rütbesi verildi. Avrupa âdetlerini daha çok benimsedi ve ülkesindeki Avrupalılar’a iyi davranmaya özen gösterdi.
  145. Fransız subayları getirterek Bardo Sarayı yanında 1840’ta açtırdığı askerî okulda ordusunu modernleştirmeye çalıştı. Burada okuyan gençler XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tunus’un her konuda yetişmiş insanları arasında yer aldı.
  146. 5000 olan asker sayısı 20.000’e çıkarıldı ve askerler Avrupalı meslektaşları gibi giydirildi. Tunus’ta bir top dökümhanesi yapıldığı gibi Fransız mühendisleri tarafından eyaletin bir haritası çizildi.
  147. Köle ticareti 1841’de yasaklandı, ticaretin yapıldığı pazarlar 1846’da kapatıldı.
  148. Ahmed Bey 5 Ekim 1846 tarihinde Fransa kralının davetlisi olarak Paris’e gitti.
  149. 1854’te ölünce yerine müşîr-i sânî Mehmed Bey geçtiyse de dört yıl sonra vefatı üzerine müşîr-i-sâlîs olan kardeşi Mehmed Sâdık yerini aldı ve Fransız işgali öncesinde Osmanlı Devleti adına Tunus beyliği yaptı.
  150. Hüseynîler zamanında beylik makamı veraset usulüyle değil eyaletin ileri gelenleri tarafından yapılan seçimle belirleniyor, kaptanpaşa vasıtasıyla padişaha arzedilen adayın beyliğe tayini isteniyordu; padişahın uygun bulması durumunda önceleri mîrimîranlıkla, ardından feriklikle veya müşirlikle eyalet valisi oluyordu. Beylerin yerlerinde kalıp kalmayacakları iki üç yılda bir gönderilen fermanla bildiriliyordu. Sadece Tunus beyi Mehmed Sâdık Paşa beyliğin veraset yoluyla devri için Hayreddin Paşa’yı 1864’te İstanbul’a gönderdi.
  151. Fransızlar, Tunus’un Osmanlı Devleti’ne bu şekilde yakınlaşmasını tehlikeli buldularsa da Hayreddin Paşa 1871’de Tunus’u Osmanlı Devleti’ne yakın konuma getirdi ve 23 Ekim 1871 tarihli fermanla Tunus Emirliği, doğrudan İstanbul’a bağlı kalmak üzere Mehmed Sâdık Paşa ve evlâdına veraset usulüyle verildi.
  152. Artık padişahın izni olmadan savaş ve barış görüşmeleri yapılmayacak, ülkeden hiçbir toprak başkasına verilmeyecek, Osmanlı Devleti’nin asker talebi de karşılanacaktı.
  153. Fransa bu fermanı tanımadığı gibi Mehmed Sâdık Paşa da Osmanlı-Rus savaşına istenilen askeri göndermedi.
  154. Bu irtibatı sağlayan Hayreddin Paşa da görevinden azledildi (1877).
  155. Gittikçe artan İtalyan nüfuzu aslında Alman imparatorluk şansölyesi Bismarck’ın Fransa ile İtalyanlar’ı karşı karşıya getirme politikasının bir ürünü idi.
  156. Fransızlar, İtalyanlar’dan önce harekete geçerek Tunus sınırındaki düzmece bir kavgayı bahane edip 1881 yılı Mart ayında buraya asker sevkettiler.
  157. 12 Mayıs 1881’de Tunus beyi ile Bardo Antlaşması’nı imzalayarak bu eyaleti kendi himayelerine aldıklarını duyurdular.
  158. Mehmed Sâdık Paşa 1882 yılı Ekiminde vefat etti. Yerine geçen Seydi Ali Bey döneminde Fransız genel valisi Pierre Paul Cambon zamanında 8 Haziran 1883 tarihli Mersâ Antlaşması imzalanınca Tunus himaye adı altında Fransa’nın resmen idaresine girdi.
  159. 1882’de İngiltere Mısır’a girdiğinden Tunus meselesi tamamen Fransa’nın istediği şekilde sonuçlandı.
  160. Burası artık Osmanlı Devleti salnâmelerinde “eyâlet-i mümtâze” diye yer aldı.
  161. arihî Bardo Sarayı 1888’de müzeye çevrildi. T
  162. Tunus’un idarî yapısında kısmî değişiklik yapılarak seksen olan “kāidât” sayısı altmışa, 2000 olan ve dar anlamda idarî birimi ifade eden “şeyhât” sayısı da 600’e indirildi.
  163. Tunus, Osmanlı idaresinde kaldığı son iki yüzyılında özellikle dinî bağlarla irtibatını sürdürdü.
  164. Tunuslular, Osmanlı halifesinin tebaası olmadan hilâfete sadık kalıyor ve hiç vergi ödemiyordu.
  165. Sadece beylik makamına oturanlar bir saygı ifadesi olarak İstanbul’daki en üst dinî yetkiliye hediyeler gönderiyordu.
  166. Karşılıklı siyasî muameleler azdı ve Tunus kendi hukukuna göre yabancı devletlerle anlaşmalar yapabiliyordu.
  167. 1742 ve 1743 yılları ile 1824 yılında Fransa ile antlaşmalar imzalanması, korsanlığın engellenmesi ve köleliği kaldıran sözleşme beylerin rahat hareketlerini göstermektedir.
  168. Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti ile herhangi bir savaş konumuna girmeden yalnız bu eyalette yirmi defa savaştılar.
  169. Osmanlı döneminde Tunus toplumu âyan ve avam diye iki sınıfa ayrılmıştı.
  170. Hafsîler devrinde avam dışında kendilerine itibar edilenlere “şürefâ” denilmekteydi; bunlar Muvahhidler döneminden kalan ailelere mensup reislerinden oluşurdu. Diğerlerini “büyûtât” adı verilen tüccarlar, memurlar ve okumuşlar teşkil ediyordu. Hafsîler devrindeki sosyal yapı Osmanlı idaresinde ciddi bir değişikliğe uğramadı.
  171. Osmanlı yönetimi zamanında Tunus toplumunu yerli Araplar, Endülüslü müslümanlar ve Anadolu’dan buraya sevkedilen askerlerle sivil memurlar teşkil ediyordu.
  172. Ayrıca Anadolu kökenlilerin yerli kadınlarla evliliklerinden doğan ve “kuloğlu” denilen melez bir sınıf vardı. Bunlar, merkezî idare ile yerli halk arasında irtibatın âhenkli şekilde yürütülmesinde etkin görevlerde bulunuyordu.
  173. Çoğunluğu Anadolu’dan gelen babalarına oranla çok iyi eğitim gördüğü için eyaletin beylerbeyilik, dayılık ve beylik görevleri hariç üst makamlarda görev almakta ve içlerinden çok sayıda âlim yetişmekteydi.
  174. Genelde Üsküdar, Sinop, Ankara, Urfa, Edirne, Akhisar, Akşehir, Bodrum, Bergama, Bosna, Diyarbekir, Denizli, Antep, Tokat, Sivas, Menteşe, Kıbrıs, Sofya ve Gürcistan gibi şehir ve bölgelere mensuptu.
  175. Eyaletteki mesleklerine göre bostancı, bahrî, bakırcı, bıçakçı, boyacı, terzi, demirci, kuyumcu, bozacı, tavukçu ve kahveci gibi soyadlarıyla kolayca tanınıyorlardı.
  176. Avrupalı esirler hürriyetlerine kavuşmak için müslüman oluyordu.
  177. Doğrudan Avrupa’dan bu eyalete gelip din değiştirerek Osmanlı idaresine giren denizciler de vardı. Bunlar Anadolu’dan gelmiş olanlarla daha yakın irtibat kurabiliyorlardı.
  178. Tunus eyaleti müslümanlarının yerli ve Endülüs asıllı olanları Mâlikî mezhebi, Anadolu’dan gelenler, bunların yerli hanımlarla evliliklerinden doğanlarla mühtediler ise Hanefî mezhebine mensuptu.
  179. Türk kökenlilerin savaşçı yönleri, Endülüslüler’in ziraat ve el sanatlarındaki becerileri öne çıkıyordu.
  180. Özellikle Endülüslüler Teburba, Süleyman ve Testûr gibi ülkenin kuzeydoğusundaki şehirleri Avrupaî tarzda kalkındırdılar. Kurdukları yeni köyler İber yarımadasında bıraktıkları köylere çok benziyordu.
  181. İspanya etkisinden tamamen kurtulamadıkları için kendi aralarında Kastilya diliyle konuşuyorlardı.
  182. Tunus’un Osmanlı idaresi altındaki nüfus durumu hakkında yeterli bilgi yoktur. T
  183. unus şehriyle ilgili verilen rakamlar da çok abartılıdır (1587’de ancak 25.000 dolayında nüfusu vardı).
  184. Tunus’ta 1605’te başlayan ve 1622’de “vebâü ebi’l-gays” denilen salgında sadece Tunus şehrinde günde ortalama 2000 kişinin öldüğü belirtilir. Vebanın en öldürücü olduğu yıllar 1643-1650 arasıdır. 1676-1677’deki veba salgınında ise bütün eyalette toplam 400.000 kişinin hayatını kaybettiğine dair bilgiler doğru olmamalıdır. XVIII. yüzyılda veba salgını durunca nüfusta artış meydana geldi.
  185. Tunus, Fransa’nın kontrolü altına girince bu idareye karşı giderek direniş gösterilmeye başlandı.
  186. Bu hususta öne çıkan isimlerden biri Sefâkus-Kābis arasında yaşayan bir kabile reisi olan Neffât Kāidi Ali b. Halîfe’dir. Fransızlar’ın üzerine sevkettiği ordulara dayanamadı ve Trablusgarp’a geçerek Osmanlı Devleti’ne sığındı.
  187. Daha sonra Fransızlar’la anlaşıp bir daha mücadele etmemek üzere Tunus’a döndü.
  188. 1888’de yayımlanmaya başlayan Cerîdetü’l-ḥâżıra, 1896’da ez-Zehrâ isimli gazeteler ve özellikle aynı yıl Haldûniyye adlı cemiyet etrafında bağımsızlığa giden sürecin temelleri atıldı.
  189. 1905’te Avukat Ali Bâş Hanbe ve Beşîr Sefar’ın öncülüğünde Sâdıkī Koleji Mezunları Derneği benzer faaliyetlere hız verdi; le Tunisien adlı gazeteyi çıkardı. 1
  190. 908 yılında Jön Türkler’den ilham alarak kurdukları Cemâatü’ş-şebâb et-Tûnisiyye adlı teşkilâtla Türk asıllı Zemerî ve Ali Bâş Hanbe, Cezayir asıllı Abdülazîz b. İbrâhim es-Seâlibî ile Tunus asıllı Abdülcelîl Zavuş siyasal etkinlikleri başlattılar.
  191. İtalyanlar’ın 1911’de Trablusgarp’a saldırıları Tunuslular’ı Osmanlı Devleti’ne daha fazla yaklaştırdı; Tunuslular bu savaşa açıkça destek vermekten çekinmediler.
  192. Ali Bâş Hanbe, Tunuslular’ın Osmanlılar’a desteğini arttırmak için bir dernek kurdu. Ancak Cellaz Mezarlığı olayı diye bilinen olaydan sonra 1912’de yargılanıp Fransa’ya sürgüne gönderildi. I. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’a gelerek mücadelesine buradan devam etti.
  193. Fransızlar 1881-1956 yıllarında Tunus’a yirmi bir genel vali tayin ettiler. Bunların içinde ilk vali Théodore Justin Dominique Roustan’dan sonra 28 Şubat 1882-23 Haziran 1885 tarihleri arasında valilik yapan Pierre Paul Cambon himaye adı altında sömürgeleştirme sürecini tamamladı.
  194. Ancak otuz yıl boyunca Fransız sömürge siyasetinin başta gelen ismi genel sekreter Bernard Roy oldu.
  195. Tunus’taki Avrupalı sayısı giderek arttı;
  196. 1881’de 15.000 kadar İtalyan varken bunlar
  197. 1901’de 71.000’e, 1
  198. 911’de 88.000’e çıktı.
  199. Toplam 148.000 Avrupalı’nın geri kalanını 46.000 Fransız ve 11.000 Maltalı oluşturuyordu. Müslümanların sayısı aynı dönemde 1.700.000 kadardı.
  200. I. Dünya Savaşı’nda Fransa sadece Tunus sömürgesindeki yerli gençlerden 63.000 kişiyi cephelere sürdü.
  201. 1931’de Tunus’un nüfusu 2.410.000 oldu, bunun 251.000’ini Avrupalılar teşkil ediyordu. Bu tarihte Fransızlar’ın sayısı 91.000’e çıkmıştı.
  202. Bağımsızlık yolunda mücadele edenlerin öncüleri arasında İslâmî konulardaki yazılarıyla öne çıkan Muhammed Bayram el-Hamîs, er-Râʿid gazetesinin editörlüğü yanında vakıf idaresi müdürü oldu.
  203. Bir diğer önder Abdülazîz b. İbrâhim es-Seâlibî’nin 1920’de Paris’te yayımlanan la Tunisie martyre (et-Tûnisiyye eş-şehîde) adlı kitabı gençlik üzerinde ciddi etki bıraktı.
  204. Tunus’ta Fransız sömürgeciliğine karşı ilk düzenli siyasî hareket Abdülazîz b. İbrâhim es-Seâlibî’nin 1920’de kurduğu el-Hizbü’d-düstûrî ile başladı.
  205. Ancak hareket içinde on beş yıl gibi kısa bir süre sonra ayrılmalar başladı ve Mahmûd Materî’nin başkanlığında, Habîb Burgiba’nın genel sekreterliğinde el-Hizbü’d-düstûrî el-cedîd kuruldu.
  206. Partinin yayın organı olan el-ʿAmel’de (l’Action tunisienne) kendi düşüncelerini yaymaya başladılar. el-Hizbü’d-düstûrî II. Dünya Savaşı sonrasına kadar varlığını devam ettirdiyse de ilk günlerdeki etkinliğini, kurucusu Abdülazîz b. İbrâhim es-Seâlibî’yi satılmışlık ve diktatörlükle itham eden Habîb Burgiba’nın karşıt görüşleriyle yitirdi.
  207. Fransızlar Habîb Burgiba’yı bağımsızlık yanlısı girişimlerinden dolayı 1940 yılında hapse attılar.
  208. 17 Kasım 1942-13 Mayıs 1943 tarihlerinde II. Dünya Savaşı’nın en kapsamlısı olarak bilinen Tunus savaşı cereyan etti ve Almanlar’la İtalyanlar geri çekilmek zorunda kaldı.
  209. Mücadelenin devam ettiği günlerde Almanlar, 1942’de Habîb Burgiba’yı serbest bırakarak Roma’ya götürdüler.
  210. Ardından İtalyanlar’ın safına çekmeye çalıştılar, ancak başarılı olamayıp 7 Nisan 1943’te Tunus’a geri getirdiler.
  211. Habîb Burgiba, Fransızlar’la iş birliği yapmayı ülkesinin geleceği için daha faydalı gördü. 2
  212. 6 Mart 1945’te gizlice Sefâkus’a, oradan Trablusgarp’a ve Arap Birliği’nin kurulduğu Kahire’ye geçti. Tunus’a 9 Eylül 1947’de dönebildi.
  213. 1950’li yılların başında Tunus beyi Lamine Bey denen Emîn Bey bağımsızlık mücadelesini sürdüren gençleri destekledi.
  214. 20 Mart 1956’da Tunus bağımsızlığına kavuşurken Hüseynî ailesinden Emîn Bey on dokuzuncu bey sıfatıyla Osmanlılar’dan kalan bir geleneği sürdürdü; 27 Temmuz 1957 tarihine kadar Tunus kralı oldu.
  215. Bu tarihte Tunus Cumhuriyeti ilân edildi; Hüseynî ailesinin saltanatı sona erip Emîn Bey’in başbakan tayin ettiği Habîb Burgiba ilk devlet başkanı olarak bütün yetkileri eline aldı.
  216. Bağımsızlık sonrası Avrupalılar artan baskılar üzerine şehri terketmeye başladı. Onların yerini diğer bölgelerden gelen yerli nüfus doldurdu ve Araplaşma süreci tamamlandı.
  217. Giderek artan iç göçlerle başşehir Tunus’un etrafında yeni varoşlar ortaya çıktı.
  218. 1958’de Tunus Arap Birliği’ne,
  219. 1969’da İslâm Konferansı Teşkilâtı’na girdi.
  220. Tunus şehri, 12 Haziran 1979 tarihinde Mısır ile İsrail arasında imzalanan Camp David Antlaşması’nın ardından Kahire yerine birliğin merkezi oldu ve 31 Ekim 1990 tarihine kadar bu konumunu sürdürdü.
  221. Tunus’ta siyasî hayatın şekillenmesinde şer‘î hükümleri esas alan ve kısaca “düstûr” denilen anayasa etkili oldu.
  222. 2 Mart 1934’te ed-Düstûrü’l-cedîd adıyla oluşan siyasî hareket 1969’da Sosyalist Düstur Partisi adını aldı.
  223. Hareketin kuruluşunda öncülerden biri olan Sâlih b. Yûsuf, Habîb Burgiba ile birlikte hareket ettiği halde zamanla araları açıldı ve 1961’de bir suikastla öldürüleceği Mısır’a kaçmaya zorlandı.
  224. Partinin genel başkanı olan Habîb Burgiba tek parti sisteminin ağır yönetim biçimini uygulayarak otuz bir yıl iktidarda kaldı. Her türlü muhafazakâr yapılanmayı ağır şekilde bastırdı. Kasım 1987’de görevinden ayrıldı.
  225. Tunus’un ikinci devlet başkanı olan Zeynelâbidîn b. Ali kansız bir darbe ile iktidarı ele geçirdi. Paris’teki Saint Syr askerî okulunda eğitim gören Zeynelâbidîn çeşitli görevlerin ardından 1986 yılı Ekiminde başbakan oldu. Bu görevinin henüz birinci ayını doldurmadan Habîb Burgiba’nın rahatsızlığının devlet başkanlığı görevini yürütmesini engellediğini ileri sürerek 7 Kasım günü onun yerini aldı.
  226. 1987’de başladığı devlet başkanlığı görevine 2009 yılında beşinci defa seçildi ve 2014’te aday olacağını açıklamasına rağmen 14 Ocak 2011 tarihinde ülkenin güneyindeki Sîdîbûyezîd şehrinde başlayan ve kısa zamanda yayılan halk ayaklanması sonucu devlet başkanlığı görevini terkederek Suudi Arabistan’a sığındı.
  227. Devletin başına aynı gün görevden alınan Başbakan Muhammed Gannûşî anayasaya uygun olarak geçtiyse de yine anayasa gereği görevi meclis başkanına verdiğinden Fuâd Mebeza 15 Ocak günü geçici devlet başkanı oldu.
  228. Tunus’ta Batı merkezli devlet sistemi içinde dinî esaslara göre siyasî yapılanmaların önü 1988 yılına kadar kapalı idi.
  229. İlk defa 1970’te Zeytûne Camii Üniversitesi hocaları ve öğrencilerinin faaliyete geçirdiği Kur’ân-ı Kerîm’i Koruma Derneği bir başlangıç teşkil etti.
  230. Râşid el-Gannûşî önderliğinde 1971’de Tunus Üniversitesi’nde bir caminin açılmasıyla yeni bir hareket başladı ve el-Cemâatü’l-İslâmiyye adıyla bir derneğe dönüştü.
  231. Kısa zamanda şehrin diğer camilerine Abdülfettâh Mûrû ile vaazlar verip büyük bir kitleyi etraflarında topladılar.
  232. 1971’de ilkokulda,
  233. 1976’da ortaokulda, 1
  234. 977’de lisede Arapça’nın Fransızca’nın yerine eğitim dili olması gençlerin İslâmiyet’e ilgisini arttırdı.
  235. Bunda 1970-1980 yıllarında kurulan hükümetlerde Millî Eğitim Bakanlığı yapan Muhammed Mizâlî’nin katkısı büyüktür. 1
  236. 9 Eylül 1980 tarihinde Cemâatü’l-İslâmiyye, Hareketü’l-itticâhi’l-İslâmî adıyla siyasî bir yapılanmaya dönüştü.
  237. Ancak hükümet 21 Aralık günü kurucusu Râşid el-Gannûşî’yi tutukladı ve 5 Ocak 1980’de serbest bıraktı.
  238. Ardından tekrar yakalanıp 1981-1984 yılları arasında hapiste kaldı.
  239. 23 Nisan 1980-8 Temmuz 1986 tarihlerinde başbakanlık yapan Muhammed Mizâlî bu hareketi himaye etmekle suçlandı ve sonunda görevden alınıp ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı; bunun üzerine gizlice Fransa’ya iltica etti.
  240. 2002 yılında cezasının kaldırılmasına rağmen yaşamaya devam ettiği Paris’te 23 Haziran 2010’da vefat etti.
  241. Râşid el-Gannûşî ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıysa da Zeynelâbidîn b. Ali tarafından 1988’de serbest bırakıldı.
  242. Aynı yıl ismini Hizbü’n-nehda olarak değiştiren hareket 1989’da yapılan genel seçimlerde % 22 oy aldığını ilân ederken resmî rakamlar bunu % 17 olarak gösterdi.
  243. Bu harekete karşı uygulanan baskı neticesinde önce hapse atılan ve ardından serbest bırakılan Râşid el-Gannûşî Cezayir’e iltica etti.
  244. 1991’e kadar burada kaldı, ardından Sudan’ın başşehri Hartum’a sığındı ve 1993’te iltica ettiği İngiltere’de 2011 yılına kadar sürgün hayatı yaşadı.
  1. 1923 Türkiye Cumhuriyeti (29 Ekim 1923)
    1. Mustafa Kemal Atatürk (1923-1938) 1. Cumhurbaşkanı
      1. Mustafa İsmet İnönü (30 Ekim 1923-22 Kasım 1924)  1. Başbakan.
        1. Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923)
      2. Mustafa İsmet İnönü (3 Mart 1925-1 Kasım 1937) Başbakan.
        1. 1930 Türk Yunan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Hakemlik Andlaşması
        2. Montrö Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936) Boğazlar’ın statüsünü düzenleyen ve Türkiye’nin egemenlik haklarını yeniden tanıyan antlaşma.
      3. Mustafa İsmet İnönü (10 Kasım 1938-8 Mayıs 1972) Başbakan.
    2. Mustafa İsmet İnönü (11 Kasım 1938-22 Mayıs 1950) 2. Cumhurbaşkanı.
      1. Mehmet Şemsettin Günaltay (16 Ocak 1949-22 Mayıs 1950) Başbakan.
    3. Celâl Bayar (22 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960) 3. Cumhurbaşkanı.
      1. Adnan Menderes (22 Mayıs 1950-27 Mayıs 1960) Başbakan.
    4. Darbe Cemal Gürsel (27 Mayıs 1960-26 Ekim 1961) Devlet Başkanı.
      1. Cemal Gürsel (30 Mayıs 1960-7 Ekim 1961) Başbakan.
    5. Cemal Gürsel 26 Ekim 1961-28 Mart 1966) 4. Cumhurbaşkanı.
      1. Mustafa İsmet İnönü (20 Kasım 1961-20 Şubat 1965) Başbakan.
      2. Süleyman Sami Demirel (27 Ekim 1965-16 Mart 1971) Başbakan.
    6. Cevdet Sunay (28 Mart 1966-28 Mart 1973) 5. Cumhurbaşkanı.
      1. Süleyman Sami Demirel (27 Ekim 1965-16 Mart 1971) Başbakan.
    7. Fahri Sabit Korutürk (6 Nisan 1973-6 Nisan 1980) 6. Cumhurbaşkanı.
      1. Mustafa Bülent Ecevit (26 Ocak 1974-17 Kasım 1974) Başbakan.
      2. Süleyman Sami Demirel (31 Mart 1975-21 Haziran 1977) Başbakan.
      3. Mustafa Bülent Ecevit (21 Haziran 1977-21 Temmuz 1977) Başbakan.
      4. Süleyman Sami Demirel (21 Temmuz 1977-5 Ocak 1978) Başbakan.
      5. Mustafa Bülent Ecevit (5 Ocak 1978-12 Kasım 1979) Başbakan.
      6. Süleyman Sami Demirel (12 Kasım 1979-12 Eylül 1980) Başbakan.
    8. Darbe Ahmet Kenan Evren (12 Eylül 1980-9 Kasım 1982) Devlet Başkanı.
    9. Ahmet Kenan Evren (9 Kasım 1982-9 Kasım 1989) 7. Cumhurbaşkanı.
      1. Turgut Özal (13 Aralık 1983-9 Kasım 1989) Başbakan.
    10. Turgut Özal (9 Kasım 1989-17 Nisan 1993) 8. Cumhurbaşkanı.
      1. Süleyman Sami Demirel (20 Kasım 1991-16 Mayıs 1993) Başbakan.
    11. Süleyman Sami Demirel (16 Mayıs 1993-16 Mayıs 2000) 9. Cumhurbaşkanı.
      1. Necmettin Erbakan (28 Haziran 1996-30 haziran 1997) Başbakan.
      2. Mustafa Bülent Ecevit (11 Ocak 1999-18 Kasım 2002) Başbakan.
  1. II. Abdulhamid (31 Ağustos 1876-1909)
    1. İttihat ve Terakkî Cemiyeti (1889-1902)
    2. II. Meşrutiyet (23 Temmuz 1908-1922)
    3. Otuzbir Mart Vakası (13 Nisan 1909) II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan askerî isyan.
    4. Hareket Ordusu Otuzbir Mart Vak‘ası’nı bastırmak üzere Selânik’ten İstanbul’a gelen ordu.
  2. V. Mehmed (Sultan Reşad) (1909-1918)
    1. ⊗Trablusgarp Savaşı (1911-1912) İtalya’nın saldırısına uğrayan Kuzey Afrika’daki Osmanlı topraklarının kaybına yol açan savaş
    2. 18 Ekim 1912 Osmanlı İtalya Uşi Barış Andlaşması
    3. ⊗Balkan Savaşı (8 Ekim 1912-29 Eylül 1913) Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında iki safhada yapılan savaş
    4. 1912-1913 Osmanlı Trablusgarp ve Balkan Harbi Andlaşmaları
    5. 1913 Osmanlı Yunanistan Barış Andlaşması
    6. 1913 Osmanlı Bulgaristan Barış Andlaşması
    7. Bâbıâli Baskını (23 Ocak 1913) Balkan Harbi sırasında İttihatçılar tarafından gerçekleştirilen kanlı hükümet darbesi
    8. I. Dünya Savaşı (1914-1918)
    9. ⊗Çanakkale Muharebeleri (3 Kasım 1914-9 Ocak 1916)
    10. Tehcir (1915) Bilhassa Ermeniler’in sevk ve iskânını ifade eden terim.
    11. ⊗Kûtül‘amâre Zaferi (29 Nisan 1916) Osmanlı-İngiliz Savaşı
  3. VI. Mehmed (Vahdettin) (1918-1922)
    1. Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)
    2. ⊗Millî Mücadele (30 Ekim 1918-24 Temmuz 1923)
    3. Teceddüt Fırkası (5 Kasım 1918-5 Mayıs 1919) İttihat ve Terakki Fırkası’nın kendisini feshederek kurduğu partidir.
    4. Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920)