Recep Tayyip Erdoğan (26 Şubat 1954)

RECEP TAYYİP ERDOĞAN Aslen Rizeli olan Recep Tayyip Erdoğan, 26 Şubat 1954’te İstanbul’da doğdu. 1965 yılında Kasımpaşa Piyale İlkokulu’ndan, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Fark dersleri sınavını vererek Eyüp Lisesi’nden de diploma aldı. Üniversiteyi Marmara Üniversitesi İktisadî ve Ticarî Bilimler Fakültesi’nde okuyan Erdoğan, bu okuldan 1981 yılında mezun oldu. Gençlik yıllarından itibaren sosyal hayat ve siyasetle iç içe bir yaşamı tercih eden Erdoğan, disiplinli ekip çalışmasının ve takım ruhunun önemini kendisine çok genç yaşlarda öğreten futbolla 1969-1982 yılları arasında amatör olarak ilgilendi. Aynı zamanda bu yıllar, genç bir idealist olarak memleket meseleleri ve toplumsal sorunlarla ilgilenen Recep Tayyip Erdoğan’ın aktif politikaya adım attığı döneme rastlamaktadır. Lise ve üniversite yıllarında Millî Türk Talebe Birliği öğrenci kollarında aktif görev alan Recep Tayyip Erdoğan, 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı’na ve aynı yıl MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı’na seçildi. 1980 yılına kadar bu görevlerini sürdüren Erdoğan, siyasi partilerin kapatıldığı 12 Eylül döneminde, özel sektörde bir süre müşavirlik ve üst düzey yöneticilik yaptı. 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile fiilî siyasete geri dönen Recep Tayyip Erdoğan, 1984 yılında Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında ise Refah Partisi İstanbul İl Başkanı ve Refah Partisi MKYK üyesi oldu. İstanbul İl Başkanlığı görevi sırasında diğer siyasi partiler için de model olan yeni bir örgütsel yapı geliştiren Erdoğan, bu dönemde özellikle kadınların ve gençlerin siyasete katılımını artırmaya yönelik çalışmalar yaptı; siyasetin tabana yayılarak geniş halk kitleleri tarafından benimsenip itibar görmesi yolunda önemli adımlar attı. Bu yapılanma, mensubu bulunduğu Refah Partisi’ne 1989 Beyoğlu yerel seçimlerinde büyük bir başarı kazandırırken, yurt genelinde de parti çalışmaları için örnek teşkil etti. 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan, siyasî yeteneği, ekip çalışmasına verdiği önem, insan kaynakları ve malî konulardaki başarılı yönetimiyle dünyanın en önemli metropollerinden biri olan İstanbul’un kronikleşmiş sorunlarına doğru teşhis ve çözümler üretti. Su sorunu, yüzlerce kilometrelik yeni boru hatlarının döşenmesiyle; çöp sorunu ise dönemin en modern geri-dönüşüm tesislerinin kurulmasıyla çözümlendi. Hava kirliliği sorunu Erdoğan döneminde geliştirilen doğalgaza geçiş projeleriyle son bulurken, kentin trafik ve ulaşım açmazına karşı 50’den fazla köprü, geçit ve çevre yolu inşa edildi; sonraki dönemlere ışık tutacak birçok proje geliştirildi. Belediye kaynaklarının doğru kullanımı ve yolsuzluğun önlenmesi amacıyla olağanüstü önlemler alan Erdoğan, 2 milyar dolar borçla devraldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin borçlarını büyük ölçüde ödedi ve bu arada 4 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Böylece, Türkiye’nin belediyecilik tarihinde yeni bir çığır açan Erdoğan, bir yandan diğer belediyelere örnek olurken, bir yandan da halk nezdinde büyük bir güven kazandı. Recep Tayyip Erdoğan, 12 Aralık 1997’de Siirt’te halka hitaben yaptığı konuşma sırasında, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlere tavsiye edilen ve bir devlet kuruluşu tarafından yayınlanan bir kitaptaki şiiri okuduğu için hapis cezasına mahkûm edildi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine son verildi. Recep Tayyip Erdoğan, 4 ay kaldığı cezaevinden çıktıktan sonra kamuoyunun ısrarlı talebi ve gelişen demokratik sürecin bir sonucu olarak 14 Ağustos 2001’de arkadaşlarıyla birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) kurdu ve Kurucular Kurulu tarafından AK Parti’nin Kurucu Genel Başkanı seçildi. Milletin teveccüh ve güveni AK Parti’yi daha kuruluşunun ilk yılında Türkiye’nin en geniş halk desteğine sahip siyasî hareketi hâline getirdi ve 2002 yılı genel seçimlerinde üçte ikiye yakın parlamento çoğunluğuyla (363 milletvekili) tek başına iktidara taşıdı. Hakkındaki mahkeme kararı nedeniyle 3 Kasım 2002 seçimlerinde milletvekili adayı olamayan Erdoğan, yapılan yasal düzenlemeyle milletvekili adaylığının önündeki yasal engelin kalkması üzerine, 9 Mart 2003’te Siirt ili milletvekili yenileme seçimine katıldı. Bu seçimde oyların yüzde 85’ini alan Erdoğan, 22. Dönem Siirt Milletvekili olarak parlamentoya girdi. 15 Mart 2003 tarihinde Başbakanlık görevini üstlenen Recep Tayyip Erdoğan, aydınlık ve sürekli kalkınan bir Türkiye idealiyle, hayatî öneme sahip birçok reform paketini kısa süre içinde uygulamaya koydu. Demokratikleşme, şeffaflaşma ve yolsuzlukların engellenmesi yolunda büyük mesafeler katedildi. Buna paralel olarak ülke ekonomisi ve toplum psikolojisini olumsuz yönde etkileyen ve on yıllardır çözülemeyen enflasyon kontrol altına alındı, itibarını yeniden kazanan Türk Lirası’ndan 6 sıfır atıldı. Devletin borçlanma faiz oranları aşağı çekildi, kişi başına düşen millî gelirde büyük artış gerçekleştirildi. Ülke tarihinde daha önce görülmemiş hız ve sayıda baraj, konut, okul, yol, hastane ve enerji santrali hizmete girdi. Bütün bu olumlu gelişmeler, bazı yabancı gözlemciler ve Batılı liderler tarafından “Sessiz Devrim” olarak adlandırıldı. Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’ne giriş sürecinde ülke tarihinin dönüm noktası olarak nitelenen başarılı girişimlerine ek olarak, akılcı dış politikası ve yoğun ziyaret-temas trafiğiyle Kıbrıs sorununun kalıcı çözüme kavuşturulması ve dünyanın çeşitli ülkeleriyle verimli ilişkiler geliştirilmesi konularında önemli adımlar attı. Tesis edilen istikrar ortamı iç dinamikleri harekete geçirirken, Türkiye’yi bir merkez ülke hâline getirdi. Türkiye’nin ticaret hacmi ve siyasal gücü, yalnız içinde bulunduğu coğrafî bölgede değil, uluslararası alanda da hissedilir düzeyde arttı. Recep Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde % 46,6 oy alarak büyük bir zafer kazanan AK Parti’nin Genel Başkanı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 60. Hükümeti’ni kurdu ve tekrar güvenoyu aldı. Recep Tayyip Erdoğan, 12 Haziran 2011 seçimlerinden de daha büyük bir zaferle çıktı ve % 49,8 oy alarak 61. Hükümeti kurdu. 10 Ağustos 2014 Pazar günü, Türk siyasi tarihinde ilk kez doğrudan halkın oylarıyla ve ilk turda 12. Cumhurbaşkanı seçildi. 16 Nisan 2017 tarihindeki halk oylamasında kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının partili olabilmesinin önünün açılmasının ardından Recep Tayyip Erdoğan, 21 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleştirilen 3. Olağanüstü Büyük Kongrede, kurucusu olduğu AK Parti’nin Genel Başkanlığına yeniden seçildi. 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde % 52.59 oy oranıyla yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. 16 Nisan 2017’de kabul edilen Anayasa değişikliği ile hayata geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin ilk Cumhurbaşkanı olarak 9 Temmuz 2018 tarihinde yemin ederek görevine başladı. Recep Tayyip Erdoğan, evli ve 4 çocuk babasıdır. Kaynak yazının devamı.

Mehmet Şemsettin Günaltay (1883-1961) Türkiye Cumhuriyeti’nin 14. Başbakanı, İlim ve siyaset adamı, .

Eğin’de (Kemaliye) doğdu; babası müderris İbrâhim Edhem Efendi, annesi Sâliha Hanım’dır. Üsküdar Ravza-i Terakkî Mektebi’ni, Vefa İdâdîsi’ni ve birincilikle Dârülmuallimîn-i Âliye’nin fen şubesini bitirdi (1905); bu arada özel olarak Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. İstanbul Dârüşşafaka’da hendese muallimliği, Kıbrıs İdâdîsi’nde müdür muavinliği ve müdürlük, 1909’da Maarif Nezâreti tarafından tabii ilimler okumak üzere bir yıllığına gönderildiği İsviçre’nin Lozan Üniversitesi’nden döndükten sonra da Midilli İdâdîsi’nde ve İstanbul Gelenbevî İdâdîsi’nde müdürlük yaptı. 1915’te Dârülfünun Edebiyat Fakültesi medeniyet tarihi, 1917’de Süleymaniye Medresesi dinler tarihi, 1919’da Dârülfünun Edebiyat Fakültesi İslâm kavimleri tarihi ve Süleymaniye Medresesi İslâm felsefesi müderrisliklerine tayin edildi. 1922 yılında Şer‘iyye Vekâleti Tedkīkat ve Te’lîfat Heyeti âzası oldu. 1924’te Dârülfünun İlâhiyat Fakültesi dîn-i İslâm tarihi ve fıkıh tarihi müderrisliğinin yanı sıra fakülte sekreterliğine ve ertesi yıl da aynı fakültenin dekanlığına getirildi (TBMM Sicil Arşivi, Dosya nr. 622). 1931’de Türk Tarih Kurumu’na üye seçildi ve 1941’den itibaren ölümüne kadar bu kurumun başkanlığını yaptı. Bu arada Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde ordinaryüs profesör olarak ders verdi. İlmî faaliyetlerini devlet adamlığı ile birlikte yürüten Günaltay, 1915’te İttihat ve Terakkî Fırkası’ndan Ertuğrul (Bilecik) mebusu seçilerek meclise girdi ve Dârülfünun’un ıslahat çalışmalarında görev aldı; öğretmenlerin o günkü durumlarını dile getiren konuşmalar yaparak bu konuda kanun çıkarılmasına yardım etti. 1918’de Meclis-i Meb‘ûsan idare memuru oldu; İttihat ve Terakkî ileri gelenlerini sorgulayan komisyonda bulundu. Meclisin aynı yıl feshedilmesinden sonra nizamnâme gereği iki yıl daha idare memurluğu sıfatını sürdürdü. 1920’de Teceddüd Fırkası’nın kurucuları arasında, Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin İstanbul teşkilâtında, arkasından da Kuvâ-yi Milliye içinde yer aldı. 1925’te İstanbul belediye encümeni âzalığına ve bir süre sonra belediye reis vekilliğine seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki görevi ise 1923’te Cumhuriyet Halk Fırkası Sivas mebusu ve meclis başkan vekili olmasıyla başladı. Yedi dönem üstüste Sivas, bir dönem Erzincan milletvekili seçildi. 15 Ocak 1949 – 22 Mayıs 1950 tarihleri arasında tek parti devrinin son hükümet başkanlığını yaptı. İktidarın Demokrat Parti’ye geçmesinden sonra 1954’e kadar milletvekilliği görevine devam etti. 1958-1959 yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul il başkanlığında bulundu. 27 Mayıs İhtilâli’nden sonra, Millî Birlik Komitesi ile beraber kurucu meclisi meydana getiren Temsilciler Meclisi üyeliğine seçildi. 1961 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul senatörü olarak yeniden meclise girdi. 20 Ekim 1961’de İstanbul’da öldü, vasiyeti üzerine Ankara’daki Cebeci Asrî Mezarlığı’na gömüldü. İslâm düşüncesi ve tarihi üzerine birçok yayını bulunan Günaltay, 1327’den (1909) itibaren Sırât-ı Müstakîm ve daha sonra Sebîlürreşâd’da çıkan makaleleri ve neşrettiği kitaplarıyla zamanın modernist İslâmcılar’ı arasında yer almıştır. Onun fikrî şahsiyetinin gelişimi üzerinde, içinde yaşadığı olayların ve yetiştiği dönemin büyük etkisi vardır. Saltanat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde ilim ve siyaseti birlikte yürütürken günün şartlarına uyarak düşüncelerinde ve siyasî faaliyetlerinde farklı ve zaman zaman da birbirine zıt fikirleri savunduğu görülür. Meselâ Meclis-i Meb‘ûsan’da Dârü’l-hikmeti’l-İslâmiyye kanunu görüşülürken din, ahlâk, eğitim-öğretim ve dinî yayınlar konusunda İslâm’a uygun olan ve milletvekillerinden büyük destek gören tezleri savunurken başbakanlığı sırasında bunun tam aksi bir tutumla Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesindeki ünlü değişikliğin yapılmasına sebep olmuştur (aş.bk.). Peyami Safa’ya göre birçok dinî eserin ve makalenin yazarı, din âlimi, şeriatçı ve laiklik düşmanı M. Şemsettin Bey başka, eski Cumhuriyet Halk Partisi başvekili, inkılâpçı, laik ve bunlardan da fazla olarak din öğretimi aleyhtarı Şemsettin Günaltay başkadır; bu iki şahsiyet yıllardan beri aynı vücutta birbiriyle ihtilâfsız ve kavgasız yaşamıştır (, IX/214, s. 221). Günaltay’ın da içinde bulunduğu bir heyetçe yazılan ve 1931’den 1950 yılına kadar okutulan tarih ders kitapları, verdiği İslâm tarihiyle ilgili yanlış bilgiler sebebiyle şiddetli tenkitlere mâruz kalmış, Günaltay bu kitaplarda gerçekleri çarpıtmasından ve din öğretimi hakkında sahip olduğu olumsuz görüşlerinden dolayı çeşitli çevrelerce ve özellikle İbrahim Arvas tarafından hakarete varacak derecede eleştirilmiş, konu bir basın davası olarak mahkemeye intikal etmiştir (1959). Günaltay, dönemin hâkim cereyanı olan pozitivist felsefe ve zihniyetin etkisi altında oluşturduğu bazı fikirlerine İslâm kaynaklarında temel aramaya çalışmıştır. Bu arada Gazzâlî’yi İslâm felsefesinin gelişmesini engellemekle suçlamış, ictihad kapısının kapandığı yolundaki kanaate şiddetle karşı çıkmış, bu kanaatin İslâm dünyasının gelişmesine engel teşkil ettiğini ileri sürmüştür. Tasavvuf mensuplarını, din adamlarını, tekke ve medreseleri de eleştirmiş, İslâmiyet’in akılcı bir din olduğunu, müsbet ilimlere ağırlık verdiğini, müslümanların geri kalmasından İslâmiyet’in değil bu kurumların sorumlu tutulması gerektiğini savunmuştur. Ayrıca Tanzimat aydınlarının radikal tavırlarıyla Türk toplumuna zarar verdiklerini, cahil gericilerle cahil ilericiler arasında fark bulunmadığını ifade etmiştir.Yazının devamı.

Adnan Menderes (1899-1961) Türk siyaset ve devlet adamı.

Aydın’da doğdu. Babası Kâtipzâdeler’den tahrirat kâtibi İbrâhim Ethem Bey, annesi Kırım Türkleri’nden ve Aydın’ın büyük toprak sahibi ailelerinden Hacı Ali Paşa’nın kızı Tevhide Hanım’dır. Çocuk yaşta annesini ve babasını kaybedince babaannesi Fıtnat Hanım tarafından büyütüldü. 1910 yılında İttihat ve Terakkî İdâdîsi’nde öğrenime başladı. Bu okulu bitirmeden İzmir’deki Kızılçullu Amerikan Koleji’ne geçti ve orta öğrenimini burada tamamladı. I. Dünya Savaşı sonlarında yedek subay olarak askere alındı. Temel eğitimini İstanbul Maltepe Tâlimgâhı’nda tamamladı ve ardından Filistin’e gönderildi. Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918) sonra İzmir’e döndü. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali sırasında Aydın’da bulunan Adnan Bey, 1919 Haziranında Yunanlılar Aydın’a saldırmaya hazırlandıkları esnada birkaç arkadaşıyla birlikte Ayyıldız direniş örgütünü kurdu. Ardından Söke’de piyade alay yaveri olarak İstiklâl Savaşı’na katıldı. Savaştaki hizmetlerinden dolayı kırmızı şeritli İstiklâl madalyasıyla ödüllendirildi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Aydın’da çiftçilikle uğraştı. Fethi Okyar tarafından 12 Ağustos 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Aydın’da örgütlenmesine katkıda bulundu ve partinin il başkanlığına seçildi. Serbest Cumhuriyet Fırkası üç ay sonra feshedilince (17 Kasım 1930) Cumhuriyet Halk Fırkası’na geçti ve bu fırkanın Aydın il başkanı oldu. Bu görevi esnasında Mustafa Kemal Paşa ile tanıştı. 1931’de Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan Aydın milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Milletvekilliği sırasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1945 yılına kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyon raportörlüğü ve parti müfettişliği görevlerinde bulundu. Adnan Menderes’in partisiyle ters düşmesi ve muhalif grupta yer alması 1945 yılına rastlar. 1944’te Saraçoğlu hükümeti tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevkedilen Köylüyü Topraklandırma Kanunu tasarısı, raportörlüğünü Menderes’in yaptığı bir karma komisyona havale edildi. Bir müddet sonra Menderes komisyondan istifa ederek ziraî mülkiyet üzerine bazı kısıtlamalar getiren bu kanun tasarısı aleyhinde mecliste ateşli konuşmalar yaptı. Toprak reformuna karşı takındığı bu tavır, kendisinin geniş topraklara sahip olması sebebiyle muhalifleri tarafından toprak ağalarını kayırdığı şeklinde yorumlandı. Menderes’in Cumhuriyet Halk Partisi içinde oluşturduğu bu muhalefet Celâl Bayar, Refik Koraltan ve M. Fuad Köprülü ile birlikte “dörtlü takrir” olarak anılan ve yurttaşların hak ve hürriyetlerinin kanunlara uygun olarak sağlanmasını, meclis denetiminin anayasanın öngördüğü şekilde yapılmasını, parti çalışmalarının demokratik esaslara göre yeniden düzenlenmesini isteyen bir önergeyi 7 Haziran 1945’te Cumhuriyet Halk Partisi meclis grubuna vermesiyle daha da belirginleşti. Önergenin Cumhuriyet Halk Partisi grubu tarafından reddedilmesi üzerine görüşlerini basın yoluyla açıkladı. Bu durum, önergeye imza koyan dört milletvekilinin partiden ihraç edilmesine ve onların da 7 Ocak 1946 tarihinde Celâl Bayar’ın liderliğinde Demokrat Parti’yi kurmasına yol açtı. Demokrat Parti’nin kurulmasının ardından 21 Temmuz 1946’da “açık oy, gizli tasnif” usulüyle yapılan seçimlerde Demokrat Parti altmış iki -bazı kaynaklara göre ise altmış dört veya altmış altı- milletvekili çıkardı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde etkin bir muhalefet oluşturdu. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde toplam oyların % 53’ünü alarak mecliste 408 sandalye elde eden Demokrat Parti’nin lideri Celâl Bayar meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilince hükümeti kurma görevini Aydın Milletvekili Adnan Menderes’e verdi. Savaş şartlarının sıkıntı içine düşürdüğü kesimler, köylüler, muhafazakâr kitleler, iş çevreleri, toprak ağaları, küçük esnaf ve tüccarlar, çeşitli meslek sahipleri, etnik gruplar ve demokratikleşmeyi Türkiye’nin gelişmesi açısından önemli bir adım olarak kabul eden aydınlar tarafından yeni bir ümit olarak görülen Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinde Menderes’in büyük rolü oldu. Bayar’a göre halkın, özellikle de köylülerin temayüllerini çok iyi bilen ve Türkiye’nin kalkınmış Batı ülkelerini yakalaması için başbakanda bulunması gereken özelliklere parti içinde en çok sahip olan kişi Adnan Menderes’ti. Ayrıca Menderes usta bir polemikçi ve etkili bir hatipti. Aynı zamanda Demokrat Parti genel başkanlığına getirilen Menderes, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 22 Mayıs 1950’den iktidardan uzaklaştırıldığı 27 Mayıs 1960’a kadar başbakanlık yaptı ve bu döneme ismini verdi. On yıl içinde beş hükümet kurdu.Yazının devamı.

Celâl Bayar (1883-1986) Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. Cumhurbaşkanı.

ursa’ya bağlı Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu (15 Mayıs 1883). Ailesi Doksanüç Harbi’nde Plevne’den buraya gelip yerleşmiştir. Babası ilmiyeden Abdullah Efendi, annesi Emine Hanım’dır. İlk ve orta öğrenimini, Umurbey’de başöğretmenlik ve bir ara Gemlik müftülüğü görevlerinde bulunan babasının yanında yaptı. Önce Gemlik Reji İdaresi’nde ve mahkeme kaleminde, daha sonra Bursa’da Ziraat Bankası’nda çalışmaya başladı. Ardından Deutsche Orientbank’ta görev aldı. Bursa’da çalıştığı yıllarda Fransız papazları yönetimindeki Collège Français de I’Assomption’a ve ipek böceği eğitimi veren Dârütta‘lîm-i Harîr’in kurslarına devam etti. Dayısı Mustafa Şevket’in tesiriyle siyasete ilgi duydu ve gizli İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ne girdi (1907). II. Meşrutiyet’in ilânından sonra cemiyet İttihat ve Terakkî Fırkası’na dönüştürülünce önce Bursa şubesi, daha sonra da İzmir şubesi başkanlığına getirildi. Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı yıllarında İzmir’de görev yaparken pek çok eğitim, kültür ve ekonomi tesislerinin kurulmasında hizmeti geçti. Dr. Nazmi Bey ve Vali Rahmi Bey’le birlikte Halka Doğru Cemiyeti’ni kurarak Halka Doğru Mecmuası’nı çıkardı (1 Şubat 1919) ve bu dergide Turgut Alp imzasıyla bazı yazılar yazdı. Mütareke’den sonra, İzmir’de bir kısım Ermeniler’in göçe zorlanmasından sorumlu tutularak Dîvân-ı Harb-i Mahsûs’ta sorguya çekildiyse de serbest bırakıldı. Düşmana karşı halkın teşkilâtlandırıldığı Redd-i İlhak ve Müdâfaa-i Hukuk-ı Osmâniyye cemiyetlerinde görev yaptı. Ege bölgesinin Yunanlılar tarafından işgal edilmesini önlemek ve halkı düşmana karşı harekete geçirmek için İzmir’i terkederek Ödemiş’in köylerine gitti ve kıyafet değiştirip önce efe, sonra hoca kıyafetiyle halk arasına karıştı. Yörük Ali Efe, Demirci Efe ve Gökçen Hüseyin Efe gibi kişilerin yanında bulundu. Galib Hoca adını alıp hoca kisvesiyle Ödemiş, Aydın ve Akhisar çevresinde halkın düşmana karşı silâhlı mücadelesinde rol oynadı. Balıkesir Kongresi sırasında Akhisar Millî Cephesi tarafından millî alay kumandanı olarak tayin edildi (28 Haziran 1919). 1919 yılında yapılan son Osmanlı Mebusan Meclisi seçimlerinde Saruhan (Manisa) mebusu seçildi ve meclisteki konuşmalarıyla dikkati çekti. 13 Mart 1920’de yaptığı ve Kuvâ-yi Milliyeciler’i övdüğü konuşmasından sonra İstanbul’dan ayrıldı; önce Bursa’ya, oradan da Ankara’ya giderek yeni açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yine Saruhan mebusu olarak görev yaptı. Buradaki konuşmalarıyla da dikkati çekti. Önce İktisat Encümeni’ne mazbata muharriri seçildi, kısa zaman sonra da İktisat vekiline vekâlet etti (Mayıs 1920). 27 Şubat 1921’de İktisat vekâletine asaleten tayin edildi, 14 Ocak 1922 tarihine kadar bu görevde kaldı. Bir ara Hariciye vekiline vekâlet etti. I. Lozan Konferansı’na gönderilen heyette iktisat müşaviri olarak bulundu.Yazının devamı.

Ahmet Kenan Evren (1917-2015) Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Cumhurbaşkanı.

17 Temmuz 1917’de Manisa Alaşehir’de doğdu. Nüfus kayıtlarında bu tarih 1 Ocak 1918 olarak geçer. Babası Fâtih Medresesi’nden mezun olup çeşitli memuriyetlerde bulunan Hayrullah Bey, annesi Naciye Hanım’dır. Rumeli kökenli olan ailenin baba tarafı Preşovalı, anne tarafı Ziştovili’dir. İlkokulun ardından ortaokulu Manisa’da parasız yatılı okudu. Daha sonra askerî liseye gitmek istediyse de ailesinin razı olmaması üzerine Balıkesir Lisesi’ne kaydoldu. İlk yılında sınıfta kaldı. Eğitiminin yarım kalmaması için ailesi İstanbul’a göç etti. Yazıldığı Kadıköy Lisesi’nde birinci yılı tamamlamasının ardından girdiği askerî lise sınavlarında başarılı oldu. Öğrenimine Topkapı’daki Maltepe Askerî Lisesi’nde devam etti. Bu liseyi 1936’da, Harp Okulu’nu topçu asteğmen olarak 1938’de bitirdi ve ertesi yıl teğmenliğe yükseldi. Topçu Atış Okulu’ndaki öğrenimini 1940’ta tamamladı. Ağustos 1942’de üsteğmenliğe terfi etti. II. Dünya Savaşı yıllarında Trakya’da görev yaptı. 27 Mayıs 1944’te Alaşehirli Sekine Hanım’la evlendi ve bu evlilikten üç kızı doğdu. 1946’da kaydolduğu Harp Akademisi’nden 1949’da mezun oldu, ardından kurmay yüzbaşılığa yükseldi (1950). Genelkurmay Eğitim Şubesi Kısım Âmirliği’nde çalıştı (1952-1956). Napoli’de yapılan NATO manevra ve tatbikatları toplantıları ile eğitim toplantılarına katıldı. 7 Mayıs 1957’de babası vefat etti. Yarbaylığa terfi ettikten sonra İstanbul’a tayin edildi ve Birinci Ordu Harekât Dairesi başkan yardımcılığına getirildi. Kara Harp Akademisi’nde öğretmenlik yaptı. Eşinin yönlendirmesiyle Kore’ye gitmek için başvuruda bulundu. 1958-1959’da 9. Kore Türk Tugayı’nda önce Harekât ve Eğitim şube müdürlüğü, ardından kurmay başkanlığı görevlerini yerine getirdi. Buradaki başarılı çalışmalarından dolayı bir yıllık kıdem terfisi alarak devre arkadaşlarının önüne geçti. Bu terfi onun ileriki hayatında Kara Kuvvetleri komutanı ve Genelkurmay başkanı olmasında önemli rol oynamıştır. 27 Mayıs 1960 İhtilâli sırasında Ordu Donatım Okulu kurmay başkanlığı görevindeydi. Sosyal demokrat görüşleriyle bilinen Evren 27 Mayıs’ı destekledi, fakat rütbe disiplinine uyulmadığından benimsemedi. Müdahaleden sonra kurulan Millî Birlik Komitesi bütün subayları A, B ve C diye sınıflandırmıştı. A kategorisine giren Evren, Konya’da İkinci Ordu Harekât Eğitim başkanlığına tayin edildi. Muş’taki 227. Piyade Alay komutanlığı görevine yollanınca (1961) bir ara istifa etmeyi düşündüyse de arkadaşlarının tavsiyesiyle bundan vazgeçti. Ardından Erzurum’daki 9. Kolordu kurmay başkanlığı ile Kara Kuvvetleri Okullar Dairesi başkanlığı görevlerinde bulundu. Okullar Dairesi’ndeki vazifesi esnasında 21 Mayıs 1963 tarihinde ortaya çıkan Talat Aydemir olayı yüzünden yüzlerce Harbiyeli’nin okulla ilişiği kesildi. Erzurum’daki Üçüncü Ordu Karargâhı Erzincan’a taşındığından Erzincan Askerî Lisesi kapatıldı.Yazının devamı.

Turgut Özal (1927-1993) Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı.

13 Ekim 1927’de Malatya’da doğdu. Babası Mehmet Sıddık Bey, annesi Hafize Hanım’dır. Aile Cinlioğlu olarak tanınmaktadır. Anne tarafı, Elazığ’ın Çemişkezek ilçesinin 1974 yılında Keban Barajı’nın altında kalan Toma mezrasındandır ve Kayı boyuna dayanır. Babasının memuriyeti sebebiyle Anadolu’da çeşitli mekteplerde okudu. Bilecik’in Söğüt ilçesinde başladığı ilkokulu dördüncü sınıfta iken (1937) babasının tayini Silifke’ye çıktığından Silifke’de bitirdi. Silifke’de girdiği ortaokulu Mardin’de tamamladı. Mardin’de o zamanlar lise olmadığı için ailesi onu Konya Lisesi’ne gönderdi. Bir yıl sonra da ortaokulu bitiren kardeşi Korkut’la birlikte Kayseri’deki liseye nakledildi. Buradan mezun olunca (1945) gittiği İstanbul’da kaydolduğu İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1950’de yüksek mühendis olarak mezun oldu. Üniversite yıllarında dinî alt yapısı güçlendi ve burada iken Necmettin Erbakan’la tanıştı. Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’nın evindeki bir sohbette daha sonraları sıkı bir irtibat içinde olacağı Mehmet Zahit Kotku’nun yakın arkadaşı ve dergâhın postnişini Abdülaziz Bekkine ile tanıştı. İlk görevine 1950’de Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde başladı. Süleyman Demirel’in de çalıştığı bu kurum o yıllarda Ankara’nın en iyi kurumları arasında yer alıyordu. Demirel baraj projelerini çizerken Özal da projelerin elektrikle ilgili hesaplarını yapıyordu. Bu arada Hasan İnan’ın kızı Ayhan Hanım’la evlendi. 1951 yılının ilkbaharında başlayan ve sonbaharında sona eren bu evlilik onda derin iz bıraktı. Altı ay sonra elektrik enerjisi ve mühendislik ekonomisiyle ilgili eğitim görmek üzere bir yıllığına Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Amerika’nın teknolojisinden ve toplumsal yaşamından etkilendi. 1953’te Türkiye’ye dönünce Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nde çalışmaya devam etti ve genel müdür teknik müşaviri oldu. İkinci evliliğini 31 Mayıs 1953’te Semra Yeyinmen ile yaptı. 1958’de Ankara’da iki yıllık Devlet Yatırım Planı’yla ilgili çalışma grubunda yer aldı; bu grup Devlet Planlama Teşkilâtı’nın çekirdeğini oluşturdu. 1957’de Devlet Su İşleri genel müdürü olan Süleyman Demirel’in 1958 ve 1959 yıllarında danışmanlığını yaptı. 1959-1961 yıllarında ifa ettiği askerlik görevinin ardından Elektrik İşleri Etüt İdaresi’ndeki vazifesine geri döndü ve 1965 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1965’te Süleyman Demirel hükümeti kurulunca başbakanlık müşavirliğine tayin edildi. 1967’de Devlet Planlama Teşkilâtı’nın başına getirildi. Bu görevinin yanında Ereğli Demir-Çelik Fabrikaları Yönetim Kurulu üyeliği, Para Kredi başkanlığı, Ekonomik Koordinasyon Kurulu başkanlığı, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Bölgesel Kalkınma ve İşbirliği Örgütü kurul başkanlığı yaptı. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından görevden alınınca Dünya Bankası’ndan gelen teklifi kabul ederek Dünya Bankası Başkanı McNamara’nın özel danışmanı oldu. 1975’te Türkiye’ye dönüp Sabancı Holding’de genel koordinatör olarak işe başladı. Daha sonra çeşitli firmalarda değişik görevlerde bulundu. Aynı dönemde Madenî Eşya Sanayicileri Sendikası üyesi oldu. Bir süre sonra Madenî Eşya Sanayicileri Sendikası’nın önce yönetim kurulu başkanlığını, ardından genel başkanlığını üstlendi. 1977 seçimleri öncesinde Millî Selâmet Partisi’nden İzmir’den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Süleyman Demirel 12 Kasım 1979’da bir azınlık hükümeti kurunca hükümetin planlama ve başbakanlık müsteşarlıklarına getirildi. 24 Ocak 1980 tarihinde yayımlanan ve “24 Ocak kararları” diye anılan Türkiye’nin en köklü ekonomik reformuyla ilgili kararların alınmasında başta gelen isimler arasında yer aldı.Yazının devamı.

Fahri Sabit Korutürk (1903-1987) Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. Cumhurbaşkanı.

İstanbul’da doğdu. Babası Azabağasızâdeler’den Osman Sâbit Bey, annesi Emine Nesrin Hanım’dır. İlk öğrenimini Tefeyyüz Numûne ve Reşâdiye Numûne mekteplerinde tamamladı. Heybeliada Mekteb-i Fünûn-ı Bahriyye-i Şahâne’yi (Deniz Lisesi) ve Deniz Harp Okulu’nu bitirerek (1923) mühendis mülâzım olarak deniz kuvvetlerine katıldı. 1930’da açılan Deniz Harp Akademisi’nin ilk mezunları arasında yer aldı (1933). Pek çok askerî görevini başarıyla tamamlayan Fahri Sabit Bey’e 18 Mart 1934’te Atatürk tarafından Korutürk soyadı verildi. 11 Kasım 1934’te genelkurmay XI. şubeye, 11 Aralık 1935’te Roma Büyükelçiliği deniz ataşeliğine tayin edildi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde Türk heyetinde deniz müşaviri olarak bulundu. 25 Aralık 1936’da görevi Berlin Büyükelçiliği deniz ataşeliğine nakledildi. 3 Kasım 1938’de bu görevinden ayrılarak Denizaltı Gemileri Komutanlığı kurmay başkanlığına getirildi. 29 Ocak 1942’de ikinci defa Berlin Büyükelçiliği deniz ataşesi oldu. Stockholm deniz ataşeliğini de ek görev olarak yürüttü. 26 Şubat 1944’te evlenen Korutürk 1950’de tuğamiralliğe, 1953’te tümamiralliğe, 1956’da koramiralliğe ve 1959’da oramiralliğe terfi ederek 16 Ekim 1959’da Deniz Kuvvetleri komutanlığına tayin edildi. Bu görevini yürütürken meydana gelen 27 Mayıs 1960 İhtilâli sırasında ihtilâl hükümeti tarafından Dışişleri Bakanlığı’na getirildiyse de daha sonra bundan vazgeçilerek 27 Haziran 1960’ta Moskova Büyükelçiliği’ne gönderildi. 27 Ağustos 1960’ta askerlikten emekli edilerek kadrosu Dışişleri Bakanlığı’na nakledildi. 5 Eylül 1964’e kadar dört yıldan fazla Moskova Büyükelçiliği’nde kaldı. 1 Ağustos 1965’te meslekten büyükelçi olmadığını ileri sürerek Dışişleri Bakanlığı’ndan istifa etti ve emekli oldu. Korutürk, 7 Haziran 1968’de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından Cumhuriyet Senatosu kontenjan senatörlüğüne getirildi. Cevdet Sunay’ın süresinin dolmasından sonra cumhurbaşkanlığına aday olan Tekin Arıburun ile Faruk Gürler’in mecliste gerekli oyu alamamaları üzerine Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi grupları aralarında anlaşarak Korutürk’ü aday gösterdiler. 6 Nisan 1973’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yaptığı toplantıda Korutürk Türkiye’nin altıncı cumhurbaşkanı seçildi.Yazının devamı.

Mustafa Bülent Ecevit(1925-2006) Türk siyaset ve devlet adamı, başbakan, şair, gazeteci ve yazar.

28 Mayıs 1925’te İstanbul’da doğdu. Huzûr-ı hümâyun hocalarından Kürdîzâde Mustafa Şükrü Efendi’nin torunudur. Babası, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adlî Tıp profesörü ve 1943-1950 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi’nden Kastamonu milletvekili Fahri Ecevit, annesi Ressam Fatma Nazlı Ecevit’tir. Orta öğrenimini İstanbul’da Robert College’da gördü, 1944’te mezun oldu. Aynı yıl Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde çevirmen olarak çalışmaya başladı. 1946’da okul arkadaşı Rahşan Aral Ecevit ile evlendi. 1946-1950 yılları arasında Londra Büyükelçiliği Basın Ataşeliği’nde kâtiplik yaptı. 1950’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin yayın organı Ulus gazetesine girdi. 1951-1952’de yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirdi ve askerlik dönüşü tekrar gazeteye devam etti. Ulus gazetesi Demokrat Parti tarafından kapatılınca Yeni Ulus ve Halkçı gazetelerinde köşe yazıları kaleme aldı ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1955’te Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Carolina eyaletinin Winston-Salem şehrinde The Journal and Sentinel’de konuk gazeteci olarak çalıştı. 1957’de Rockefeller bursu ile tekrar Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Harvard Üniversitesi’nde sekiz ay sosyal psikoloji ve Ortadoğu tarihi üzerine araştırmalar yaptı. O sırada üniversitenin rektörü olan Henry A. Kissinger ile tanıştı. Katıldığı antikomünizm seminerlerinde Olof Palme, Bertrand Russell gibi isimlerle beraber oldu. 1953’te Cumhuriyet Halk Partisi’ne kaydoldu ve gençlik kollarında çalıştı. 27 Ekim 1957 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Ankara milletvekili seçildi. 1959’da Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi’ne girdi. 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinden sonraki seçimlerde tekrar milletvekili oldu. 1961’de İsmet İnönü hükümetinde Çalışma bakanlığına getirildi. 1965 seçimlerinden sonra Zonguldak’tan milletvekili seçildi. Cumhuriyet Halk Partisi içinde “ortanın solu” politikalarının öncülüğünü yaptı ve Ortanın Solu adlı kitabını bu sırada yazdı. Parti içi mücadele neticesinde 18 Ekim 1966’da Cumhuriyet Halk Partisi genel sekreterliğine getirildi. Hitabet gücü, girişimciliği ve demokratik tavrı ile dikkat çekti. Ardından İsmet İnönü ile anlaşmazlığa düştü. İnönü’nün 8 Mayıs 1972’de genel başkanlıktan istifa etmesi üzerine 14 Mayıs’ta genel başkan seçildi. 14 Ekim 1973 seçimlerinde Ecevit’in partisi en fazla oyu aldıysa da çoğunluğu sağlayamadı. 26 Ocak 1974’te Millî Selâmet Partisi ile yaptığı koalisyonda ilk defa başbakan oldu. Aynı yıl Kıbrıs harekâtına karar verildi ve Kıbrıs’a askerî müdahale yapıldı. İlk başbakanlığı on ay sürmüştü. Daha sonra I. Milliyetçi Cephe hükümeti kuruldu (AP-MSP-MHP-CGP). Muhalefet partisinin başkanı olarak 29 Mayıs 1977’de bir suikasttan kurtuldu. 5 Haziran’da yapılan genel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi % 41 oy aldı. Nisbî seçim sistemine göre yine çoğunluğu sağlayamadığından bir azınlık hükümeti kurduysa da güven oyu alamadı. Ardından Adalet Partisi’nden ayrılan on bir milletvekilinin desteğiyle hükümeti kurdu (5 Ocak 1978). Bozulan ekonomik durum, sağ-sol çatışması, cinayetler ülkeyi güç duruma soktu. 14 Ekim 1979 ara seçimlerinde başarısızlığa uğradı ve görevden ayrıldı. 12 Eylül 1980 ihtilâlinde silâhlı kuvvetler ülkenin yönetimine el koyunca diğer parti başkanları gibi Ecevit’e de on yıl siyasete girme yasağı kondu, Ecevit Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlığından istifa etti. 1985 yılında eşi Rahşan Ecevit, Demokratik Sol Parti’yi kurdu. 1987’de eski siyasetçilerin yasağının kaldırılması üzerine Ecevit Demokratik Sol Parti’nin başına geçti (1989). 20 Ekim 1991 seçimlerinde Demokratik Sol Parti’den Zonguldak milletvekili seçildi. Demokratik Sol Parti 1995 seçimlerinde % 14 oy alarak yetmiş altı milletvekili çıkardı. 1997’de Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın başkanlığında kurulan Anasol-D hükümetinde başbakan yardımcılığına getirildi. 11 Ocak 1999’da Demokratik Sol Parti azınlık hükümetini kurdu ve dördüncü defa başbakan oldu.Yazının devamı.

Mustafa İsmet İnönü (1884-1973) Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı.

24 Eylül 1884’te İzmir’de doğdu. Babası Malatyalı Kürümoğulları’ndan Hacı Reşid Bey, annesi Rumelili Cevriye Temelli Hanım’dır. İzmir adliyesinde memur olan babası 1890 yılı başında Sivas’a tayin edildiği için Mustafa İsmet burada mahalle mektebine başladı. 1892’de girdiği Sivas Askerî Rüşdiyesi’nden 1895’te mezun oldu. 1897 yılında Halıcıoğlu’nda Topçu Harp Okulu İdâdî bölümüne girdi. 1901’de başladığı Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun’u (Topçu Harbiyesi) 1903’te bitirdi ve erkân-ı harbiyye sınıfına ayrıldı. Erkân-ı Harbiyye’den 1906’da mezun olan Mustafa İsmet, aynı yılın ekim ayında yüzbaşı rütbesiyle Edirne’deki 2. Ordu’nun 8. Alay’ında göreve başladı. 1907 yılının son aylarında İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ne üye oldu. 1909’da bir süre Harekât Ordusu 2. Süvari Tümeni Karargâhı’nda çalıştı. 1910-1913 yılları arasında Yemen’de 7. Ordu’da hizmet gördü. 1912’de binbaşılığa yükseltildi ve Yemen Müretteb Kuvvetleri kurmay başkanı oldu. Balkan Harbi’nde Çatalca’daki sağ cenah kumandanlığı emrine verildi. 8-29 Ekim 1913’te İstanbul’da toplanan barış konferansına Cemal Paşa’nın yanında askerî müşavir yardımcısı olarak katıldı. 1914’te kaymakamlığa yükseldi. 1915’te Çanakkale’de bulunan 2. Ordu kurmay başkanlığına tayin edildi ve aynı yıl miralay oldu. Görev aldığı 2. Ordu’da yapılan plan değişikliği gereğince doğu cephesine sevkedildi. İsmet Bey, 2. Ordu’nun yeni karargâhı Diyarbekir’e hareketinden önce İstanbul’da Mevhibe Hanım ile 1916 kışında evlendi. Mustafa Kemal Paşa 2. Ordu kumandan vekili olunca İsmet Bey de onun teklifiyle 12 Ocak 1917’de 4. Kolordu kumandanlığına getirildi. 1917’de önce Filistin cephesinde 20. Kolordu kumandanlığına, arkasından 3. Kolordu kumandanlığına tayin edilen İsmet Bey, daha sonra Halep’te oluşturulan yeni orduya 3. Kolordu kumandanı olarak gönderildi. Ekim 1918 başında rahatsızlanarak tedavi için İstanbul’a gitti. Sadrazam ve Harbiye Nâzırı Ahmed İzzet Paşa kabinesinin teşkili üzerine 24 Ekim 1918’de Harbiye Nezâreti müsteşarlığına tayin edildiyse de hükümet bir ay sonra çekilince görevinden ayrıldı. İsmet Bey’e I. Dünya Savaşı’ndaki hizmetlerinden dolayı dört yıllık sefer kıdemi verildi, ayrıca on bir nişan ve madalya ile ödüllendirildi. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra İsmet Bey de birçok subay gibi fiilen işsiz kaldı. Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki evinde yapılan toplantılara katıldı ve 8 Ocak 1920 tarihinde Ankara’ya giderek Yunan saldırısına karşı millî bir ordu kurulması konusunu Mustafa Kemal’le görüştü. 3 Şubat 1920’de Harbiye nâzırı olan Fevzi Paşa’nın (Çakmak) geri çağırması üzerine İstanbul’a döndü. İstanbul’un resmen işgali, son Osmanlı Meclis-i Meb‘ûsanı’nın dağıtılması ve bazı subay ve aydınların Malta’ya sürülmesi üzerine Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya davet edildi. Ankara’da 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi’ne Edirne mebusu olarak katıldı ve Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye vekili oldu. Bu sırada İstanbul’da kurulan dîvânıharp tarafından gıyabında idam cezasına çarptırıldı. 25 Ekim 1920’de Ali Fuad Bey’in (Cebesoy) yerine Batı cephesi kuzey kesimi kumandanlığına tayin edildi. Kuvâ-yi Milliye kumandanı Çerkez Ethem ile anlaşmazlığa düşünce Çerkez Ethem kuvvetleri dağıtıldı. I. İnönü Savaşı’nda Yunanlılar durduruldu. 1 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi İsmet Bey’e mirlivâlık rütbesi verdi. II. İnönü Savaşı’nda Yunan kuvvetleri ric‘ata mecbur edildi. Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra 31 Ağustos 1922’de ferikliğe terfi etti. Millî Mücadele’nin kazanılmasının ardından Mudanya Mütarekesi müzakerelerine Türk heyeti başkanı olarak katılan İsmet Paşa, Lozan Barış Konferansı’nda da Türkiye’yi temsil etmek üzere 26 Ekim 1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Hariciye vekilliğine, 2 Kasım’da da murahhas heyeti başkanlığına seçildi. Konferans müzakerelerinde ve Lozan Antlaşması’nın imzalanması aşamasında Başvekil Rauf Bey’le (Orbay) ters düştü.Yazının devamı.

Cevdet Sunay (1899-1982) Türkiye Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı.

Trabzon’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Erzurum, Kerkük ve Edirne’de tamamladı. Daha sonra Kuleli Askerî Lisesi’ne girdi. I. Dünya Savaşı’nda topçu zâbiti adayı olarak göreve başladı. 1917’de Filistin cephesinde iken İngilizler’e esir düştü. Bir yıl süren esirlik günlerini Mısır’da geçirdi. Türkiye’ye döndükten sonra Millî Mücadele’ye iştirak etti, Maraş ve Antep’te Fransızlar’a karşı çarpıştı (1921). Eskişehir ve Sakarya savaşları ile Büyük Taarruz’a katıldı, İzmir’in kurtarılmasında görev aldı. 1926’da Harp Okulu’nu, 1927’de Topçu Atış Okulu’nu, 1930’da Harp Akademisi’ni bitirdi. 1949’da tuğgeneralliğe yükseldi. 1950’de Genelkurmay Harekât Daire başkanlığına tayin edildi. 1952’de tümgeneral oldu ve 33. Tümen komutanlığına getirildi. 1955’te korgeneral olarak 9. Kolordu komutanlığı, 1957’de Genelkurmay Harekât Daire başkanlığı yaptı. 1958’de orgeneralliğe yükseldi ve Genelkurmay ikinci başkanı oldu. 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesiyle önce Kara Kuvvetleri komutanlığı, ardından Genelkurmay başkanlığı görevine tayin edildi. Temmuz 1965’te altmış beş yaşını doldurmasına rağmen Bakanlar Kurulu kararıyla görev süresi bir yıl uzatıldı. Görev süresinin uzatılması, Süleyman Demirel’in Adalet Partisi genel başkanlığına getirilmesinde dolaylı da olsa etkili olmasına bağlandı. Adalet Partisi lideri Ragıp Gümüşpala vefat ettiğinde boşalan genel başkanlık koltuğu için Çankaya Köşkü’nün ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin gönlündeki isim Süleyman Demirel idi. Nitekim Cevdet Sunay, bağlı olduğu başbakanı atlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına bir mektup gönderdi. “Sunay mektubu” diye bilinen bu belgede Genelkurmay başkanı olarak ordunun bazı hareketlerden duyduğu tedirginliği anlattı ve önlemler alınmasını istedi. Ordunun rahatsız olduğu husus 27 Mayıs’a ve orduya yönelik bazı eleştirilerdi. Bu eleştiri sahipleri Adalet Partisi içinde Sadettin Bilgiç grubuna mensup kimselerdi. Mektup üzerine parti liderleri Çankaya Köşkü’nde toplantıya çağrıldı. 27 Mayıs’a bağlı ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne saygılı olunduğuna dair teminat alındı. Sunay mektubu, Adalet Partisi kongresinde Süleyman Demirel’in lehinde ve Bilgiç’in aleyhinde etkin bir silâh görevi yaptı. Böylece Demirel partinin liderliğine seçilmeyi başardı. Cevdet Sunay sayesinde ordu ve Adalet Partisi arasında 1970 yılı sonuna kadar süren rahat bir dönem yaşandı.Yazının devamı.