Elam (MÖ) 3000

Tarihöncesi çağlardan başlayarak yerleşim gören İran coğrafyasında, M.Ö. III.-I. Bin yıllarda İran’ın güneybatısı ile Zağros Dağları’nın doğu ve batı etekleri, Elamlıların başı çektiği farklı topluluklardan oluşan birbirlerine yakın kültür ve medeniyetlere sahip, güçlü bir merkez özelliği taşımaktaydı. Bu topluluklar birbirleriyle ve Mezopotamya, Suriye ve Anadolu’daki komşularıyla devamlı savaş hâlindeydiler. İran yaylasının doğal kaynakları, Mezopotamya için hayati önem arz ettiğinden, Mezopotamya merkezli topluluklar, Sümerlerden itibaren Zağros’u aşarak İran’a saldırılarda bulunuyorlardı.4 Bu saldırılar sonucunda, M.Ö. III. Binyılın ikinci yarısında, ortak düşmana karşı, Zağros ve Kuzistan dağlık bölgelerinde bulunan beyliklerin bir araya gelmesiyle, Elam devleti kuruldu. Assur kralı Asurbanipal tarafından yıkılmasına kadar bölgesinin en güçlü devleti olan Elam Devleti, Babil ve Assurlularla rekabete girmiştir. M.Ö. III. binyılın başlarından I. binyılın ortalarına kadar Elam İmparatorluğu, günümüz İran topraklarının batı ve güney bölgelerinde egemenlik sürmüştür. I.Binin başlarından itibaren İran coğrafyasında Assur ve Babil kaynaklarında Elam devletinin egemen olduğu alanda iki yeni topluluktan bahsedilmeye başlandığı görülür: Medler ve Persler. İrani çoban topluluklar olarak adlandırılan bu halklar Elam’ın Mezopotamya ile girmiş olduğu siyasi, askeri ve kültürel mücadeleler sonucunda zayıf düşmesi sonucunda uzun yıllar süren bir göç dalgasıyla İran’a gelip yerleşmişlerdir. Medler İran’ın kuzeyindeki Luristan bölgesine yerleşirken, Persler ise Fars bölgesine yerleşmişler ve yerli halklarla kaynaşmışlardır.

Hurriler (MÖ 3000)

MÖ.2500 yılları, yani günümüzden 4500 yıl kadar önce. Kafkaslar yöresinde yaşayan ve kökenlerinin Asyalı “Subaru” lar olduğu tahmin edilen bir kısım insan: guruplar halinde, Van gölü çevresindeki yerleşim yerlerine ve daha sonra, daha güneye, daha sıcak bölgelere inmeye başlarlar. Bu kez yerleşmeyi tercih ettikleri yerlerin başında: günümüzdeki Diyarbakır görülür. Bu sırada: Hindistan’dan hareket ederek, İran yaylası üzerinden geçen ve Güneydoğu Anadolu bölgesine gelen diğer bir gurup insanla karşılaşırlar. Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bu karşılaşma sonucu kaynaşan bu insanlar, daha sonraki dönemde: yine guruplar halinde: bölgede dağılmaya ve yerleşmeye başlarlar. Diyarbakır yöresine gelen kafileler; yörede, daha önceki yaşantılarının bir gereği olarak, kabileler halinde, ayrı ayrı yaşamaya başlarlar. Bu kabileler; kendi içişlerinde müstakil hareket etmelerine rağmen, herhangi bir dış tehlike durumu söz konusu olduğunda, birlikte hareket etmeyi, birlik olmayı becermektedirler. Bunun sonucunda: Diyarbakır, Mardin, Urfa ve daha güneyde, Kerkük ve Filistin’e kadar olan bölgede, büyük bir imparatorluk kurarlar. İmparatorluğun: kuzeyde kalan bölümüne yani Anadolu topraklarında kalan bölümüne “Hurrriler” ve güneyde kalan bölümüne ise “Mittaniler” ismi verilir. Biraz önce söylediğim gibi, bunlar kendi içişlerinde serbest, dış tehlike karşısında ise, birleşen topluluklar halinde yaşamayı sürdürürler. Yani bir anlamda, küçük Beylikler halinde yaşarlar. Bu dönemdeki komşuları ise: Asurlular ve Mısırlılardır. Mısırlılardan sonra, dönemin, doğudaki en güçlü yapısını oluştururlar. Hurriler: Dicle-Fırat nehirleri arasında kalan ve Mezopotamya olarak isimlendirilen, verimli toprakların bulunduğu bölgeye yerleşirler. Ama, esas yerleşim, öncelikle “Harran ovası” ve takip eden dönemde ise Çukurova bölgesidir. Gerek Harran ovası ve gerekse Mezopotamya bölgeleri: tarım ve ticari yönden çok elverişlidir. Bunun sonucunda: bu insanlar, tarım ve ticarette, önemli başarılar kazanırlar. Yabani buğday ve mercimekgilleri tarıma uygun hale getirirler. Koyun ve keçiyi evcilleştirirler. Hatta ve özellikle, at yetiştiriciliği konusunda, büyük gelişmeler kaydederler ki, bu durum, Boğazköy bölgesinde yapılan kazılarda bulunan, 4 Hitit tabletinde açıkça belirtilmektedir. Boğazköy denilince, aslında burada hassas bir konu hakkında söz etmek istiyorum. Hititlerin egemenlik alanlarından olan, Alacahöyük yöresinde yapılan kazılarda, kral mezarları bulunur ve bu mezarlarda ele geçirilen kalıntıların en başında, kralların cenaze törenlerinde kullanılan “güneş kursları” gelmektedir. Tunç-Bronz ve altın ile yapılan bu güneş kursları: kral cenazelerinde kullanılır ve daha sonra ölü ile birlikte mezara gömülürmüş. Binlerce yıl sonra yapılan arkeolojik kazılarda, dönemin bu muhteşem sanat eserleri bulunur ve günümüzde, Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesinde ihtişamla sergilenmektedirler. Evet, bu muhteşem güneş kursları: Hurri kültürü eseridir ve Hurri kralları mezarlarında bulunmuştur. Mardin bölgesinde, Urkis isimli şehri kurarlar ve bu şehirde bir tapınak kurulması hakkında yazılı bir belge: günümüzde, Paris-Louvre Müzesinde sergilenmektedir. Bu belge: bir taş levha üzerine, arkaik çivi yazısı ile hazırlanmış ve MÖ.2300 yılına aittir. Diyarbakır-Mardin-Muş-Urfa-Kerkük başta olmak üzere, tüm çevre yörelerde egemenlik kuran imparatorluk: biraz önce söylediğim gibi, yörede çeşitli şehirler kurarlar. Bunların başında gelenler: Tell Brak, Şagar, Bazar, Tell Feheriye’dir. Başkentleri ise: günümüzde, Urfa şehrinin bulunduğu yerdeki “Hurri” şehridir. Askeri yönden de önemli buluşlar ve başarılar kazanırlar. Savaş alanında, ilk savaş arabaları, bunlar tarafından kullanılır. Bu askeri gücün sonucunda, topraklar genişledikçe: Asurlular, Akadlar, Mısırlılar ve Hititler ile ilişki kurarlar. Hititlileri yenerek, başkentleri Hattuşaş şehrini ele geçirirler ve yaklaşık 200 yıl kadar, burayı kendi egemenlikleri altında tutarlar. Yukarıda, Alacahöyük yöresinde bulunan Hurri kral mezarları, bununla bağlantılıdır. Mısır kralları ile yapılan mektuplaşmalar, o dönemdeki Hurri-Mitani uygarlığı hakkında, günümüze kadar ulaşan bilgiler yansıtmaktadır. Peki, ya kültürel zenginlik? Kültürel anlamda: daha güneydeki “Sümer” kültüründen etkilenmişlerdir ve bunun sonucunda, Anadolu’nun bir kısmında, kültürel kalıntılar yaratmışlardır. Bu kalıntılar özellikle, günümüzde “Habur ırmağı” yanındaki mağaralarda görülmektedir. Hatta: Silopi ilçesinin güneyindeki bir köyde, Hurriler tarafından ticarette kullanılan bir kısım altın sikke ele geçirilmiştir. Din bakımından ise, çok tanrılı dine inandıkları görülür. Ölü gömme ve at yetiştirme usülleri: Orta Asya adetlerine benzetilmektedir. Günümüzde yıllarca önce, Anadolu topraklarında büyük bir egemenlik kuran bu ulus: MÖ.1250 yılında yıkılır. Çünkü: gelişen ticaret ve sonucundaki zenginlik, çevrelerindeki ulusların dikkatini çeker ve bu uluslar, kendileri için tehdit oluşturmaya başlar. Derken, Mısır yöresinden gelen Hiksoslar tarafından, büyük bir saldırıya maruz bırakılırlar ve bölgeyi terk ederek, Toros dağlarına sığınırlar ve zamanla tarih sahnesinde yok olurlar. İmparatorluğun, kuzey bölümünde kalan toprakları ise, Hititler tarafında ele geçirilir. Sonuç olarak: bu insanlar, yüzyıllarca süren bir süreçte, Anadolu toprakları üzerinde yaşamışlardır ve bu nedenle, tarihi geçmişimiz açısından önemlidir. Yoksa: yaşamları hakkında, çok da ayrıntılı bilgilere sahip olunmayan bu insanlar hakkında; dilleri, yaşam tarzları gibi konularda, çeşitli yanlı yorumlar yaparak, onun atası, bunun atası gibi sonuçlar çıkarmanın gereksiz olduğu kesindir. Kaynak tarihinizinde.com

Sümerler (MÖ 4000-2000)

(Mezopotamya Mitolojisi için tıklayınız.) Sümerler, MÖ 4000 – MÖ 2000 yılları arasında Güney Irak‘ta (Güney Mezopotamya) yerleşik olan, medeniyetin beşiği olarak bilinen coğrafi bölge ve medeniyettir. Mezopotamya‘da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya’da Sümerlerde ortaya çıkmıştır.[1] Genel kanı Sümerlerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşim ve benzerliklerinin olduğu yönündedir. Sümer Devleti, Sami olmayan izole bir topluluk tarafından kurulmuştur[2] Mezopotamya‘da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik, gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. “Yaratılış” ve “Tufan“a, ”Emeş ve Enten”e ilk kez Sümerlerde rastlanır. Yılbaşı ağacı süsleme, evlilik yüzüğü, nazar boncuğu da Sümerlerde görülmüştür. Sümer döneminde 21’i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlar arasında KişNippurZabalamUmmaLagaşEriduUruk ve Ur sayılabilir. Şehir devletleri MÖ 4000 yılları başlarında Sümer sınırları kanallar veya sınır taşları ile belirlenmiş bir düzine şehir devletine bölünmüştü.Bütün şehirlerin merkezinde şehre ait özel bir sahip tanrı veya tanrıçaya adanmış olan ve bir rahip yöneticinin (ensi) veya kralın (lugal) idaresindeki tapınak bulunurdu.
Hanedanlık öncesi ilk beş şehir:
  1. Eridu (Ebu Şahreyn)
  2. Bad-tibira (El-Medain)
  3. Larsa (Es-Senkereh)
  4. Sippar (Ebu Habbah)
  5. Şuruppak (Fara)
Diğer temel şehirler:
  1. Kiş (Uheymir ve İnharra)
  2. Uruk (Warka)
  3. Ur (El-Muqayyer)
  4. Nippur (Afak)
  5. Lagaş (El-Hiba)
  6. Ngirsu (Tello veya Telloh)
  7. Umma (Jokha)
  8. Hamazi 1
  9. Adab (Bismaya)
  10. Mari (Hariri2
  11. Akşak 1
  12. Akkad 1
  13. İsin (İşhan el-Bahriyat)
(1Yeri belirsizdir) (2Mezopotamya’nın kuzeyinde kalan bir şehir)
Küçük şehirler (güneyden kuzeye):
  1. Kuara (El-Lahm)
  2. Zabala (Ibzeikh)
  3. Kisurra (Ebu Hatab)
  4. Marad (Wannat es-Sadum)
  5. Dilbat (Ed-Duleim)
  6. Borsippa (Birs Nimrud)
  7. Kutha (İbrahim)
  8. Der (El-Badra)
  9. Eshnuna (Asmar)
  10. Nagar (Brak2
(2Mezopotamya’nın kuzeyinde kalan bir şehir)

Sümer şehri

Sümer şehri, Mezopotamya‘nın güney ucunda, Dicle ve Fırat nehirleri arasında, sonradan Babil olmuş, günümüzde de Irak‘ın Bağdat şehrinden Basra Körfezi‘ne kadar olan bölgede idi.[3] Sümer şehri, Sümerlerden önce yaşamış ve Sümerce konuşmayan ve Sami olmayan bir halk tarafından, MÖ 4000 – 2350 yılları arasında kurulmuştur. Bu halka günümüzde Proto-Fıratlılar ya da Ubaidliler denmektedir. Ubaid ismi Al-Ubaid şehrindeki kazı alanından gelir. Ubaidliler Sümer şehrinde kurulmuş ilk medeniyettir. Bataklıkları tarım için kurutmuşlar, ticaret, dokumacılık, dericilik, demircilik, taş oymacılığı ve çanak-çömlekçilik gibi işlerle uğraşmışlardır. Ubaidlilerin bölgeye yerleşmesinden sonra çeşitli Sami halklar da aynı bölgeye yerleşmiş, kültürlerini Ubaidlilerinki ile karıştırarak Sümerler öncesi yüksek bir medeniyet kurmuşlardır.

Tarihçe

Sümer medeniyetini kurmuş olan topluluğun nereden gelmiş olduğu hususu tartışmalıdır. Cevat Şakir Kabaağaçlı, eserlerinde Sümerlerin Mezopotamya bölgesine Orta Asya’dan göç ettiklerini belirtir. Sümer medeniyeti ile Orta Asyalılar arasındaki benzerlikler ortaya atılarak bu tez ispatlanmaya çalışılmıştır. Orta Asya ve Sümer kültüründe dağların doruklarının kutsal sayılması ve dağların doruklarında yaşayan çeşitli tanrılara inanılması gibi benzerlikler iki bölge arasında köken birliği ya da kültür etkileşimi olduğunun kanıtı olarak öne sürülmüştür. Samuel Noah Kramer, “Tarih Sümer’de Başlar” kitabında; İran’dan gelen göçebeler ve Samiler’in karışımı olan bir köy kültürü ile Sümer tarihinin başladığını yazıyor. Bu iki halkın ve kültürlerinin karışması zamanla Güney Mezopotamya’daki ilk şehir devletini oluşturuyor. Zamanla bölgeye hakim olmak için mücadele eden şehir devletlerine dönüşüyorlar. Genelde Samilerin üstün çıktığı bu mücadelelerde, Mezopotamyalılar diğer bölgelere genişlemeye başlıyorlar ve yakın doğuda ilk imparatorluğu kuruyorlar. Bu imparatorluk zamanla Elam olarak da bilinen bölge dahil olmak üzere, İran’ın batı düzlüklerine kadar yayılıyor. Bu Mezopotamya imparatorluğu, Hazar Denizi ya da Kafkaslardan geldiği tahmin edilen, ilkel ve göçebe Sümerler ile karşılaşıyor. Mezopotamya ile ilkel kabileler arasında tampon görevi yapan Sümerliler ne pahasına olursa olsun direniyorlar. İlk karşılaşmalarda kendilerinden teknolojik ve kültürel anlamda gelişmiş olan Mezopotamyalılar üstün geliyor. Zamanla esir ya da paralı asker olarak Mezopotamya kültürünü yakından tanıyan Sümerler, kendilerine gerekli olan askeri teknolojiyi öğreniyor ve kendi kültürlerine uyguluyorlar. Zamanla gerilemeye başlayan Mezopotamya devletine üstün gelmeyi ve önce batı İran topraklarını sonra Kuzey Mezopotamya’ yı almayı başarıyorlar. Fethettikleri bu bölgede ilk Sümer devletini kuruyorlar. Sümerler denen, dili bölgede uzun süre yaşayan halkın, MÖ 3300 yıllarından MÖ 3000′ e gelindiğinde bölgede en az 12 şehir devleti vardı. Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentin kendi tanrısı vardı ve her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan’dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Kral listesine göre Tufan’dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur’dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı’nın krallarındandır. Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An‘dır, fakat sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil’in Nippur’da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti kabul edilir, burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.

Sümerlerin sonu

Bazı araştırmalarda Sümerlilerin zayıflaması Sümer topraklarındaki tuzlanma ve buna bağlı tarımsal üretimin düşmesi gibi ekolojik nedenlere bağlanır. Sümer bölgesinde Gılgamış destanı gibi anlatımlara konu olan büyük bir sel meydana gelmiş ve bu Tufan‘dan sonra bazı şehir devletleri diğerleri üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. Şehirleri birleştiren kralların ilki, MÖ 2800 yıllarında Kiş kralı olan Etana dır. KişErechUr ve Lagaş şehirleri diğerlerine hâkim olabilmek için asırlar süren mücadelelere giriştiler. Bu durum Sümerleri harici düşmanlara karşı zayıf bıraktı. Önce Elamlılar (MÖ y. 2530-2450) ve sonra Kral Sargon yönetimindeki (MÖ 2334-2279) Akadlılar Sümerlere saldırdılar. Sargon hanedanı yaklaşık 1 asır iktidarda kaldı ve şehir devletlerini birleştirdi. Sargon hanedanının yönetim modeli tüm Orta Doğu medeniyetlerini etkilemiştir. Akadlar tarafından çökertilmesi sonrasında Sümerler bir daha eski haline gelemedi. MÖ 2000’li yıllarda bağımsız kimliklerini kaybettiler. Ardından gelen Akad ve Babil uygarlıkları çoğunlukla Sümerler’in izlerini taşıdılar. Kendilerine özgü dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı. Sümer inanışları ve mitolojisi İbranilerin Babil sürgünü yoluyla Yahudi, Hıristiyan ve İslam inanışlarını etkilediği gibi Fenike – Yunan – Roma bağlantısıyla da günümüze dek ulaşmıştır.