Ur, Sümer Kent Devleti

Ur , bugün Tell el-Muqejjir (Tel el Mukayyer) Sümer topraklarında bir antik şehir. Ur, sözcük olarak Ön Türkçede kent, şehir olarak kullanılan bir tamgadır.

Dünyanın en eski şehirlerinden oluşur. Irak Körfezi´nde Fırat nehri kenarında bulunmaktadırtu. MÖ 3500’den MÖ 1850’ye kadar ticaret merkezi olarak işledi. MÖ 3000’den MÖ 2000’e kadar üç hükümdar ailenin yönetimindeydi. Bu dönemde Sümerlerin Sınırları Asur ‘dan Elam ‘a Kadar uzanmıştı. Tevrat ‘e Göre İbranice ‘nin yaratıcısı İbrahim ( İbrahim ) Ur’da dogmuştur. Ur Sümerler ‘başkentiydi. Kaynak yazının devamı.

Kiş, Sümer Kent Devleti

Kiş, modern adı ile Tall al-UhaymirSümerlilerin antik şehirlerinden biridir. Tarihi çağlarda Babil’in 12 km doğusunda bulunmaktaydı. Günümüzde Irak’da Bağdat şehrinin 80 km güneyinde bulunmaktadır. Sümer kral listesinde belirtildiğne göre tufandan sonra krallara sahip olan ilk şehir Kiş’dir. Şehrin efendi tanrısı Zababa idi. Henri de Genouillac yönetimindeki bir Fransız arkeoloji takımı 1912 ile 1914 yılları arasında bölgede kazı yapmıştır. Daha sonra arkeolog Stephen Langton yönetimindeki Anglo-Amerikan takımı 1923 ile 1933 yılları arasında kazı çalışmalarına devam etmiştir. MÖ 3500 civarında, kireç taşı üzerine bir tür resim yazısı (piktogram) esasına dayalı çivi yazısının ilk örneğiyle yazılmış Sümerce Kiş tableti de burada bulunmuştur. Kaynak yazının devamı.

Kiş, Sümer Kent Devleti

Kiş, modern adı ile Tall al-UhaymirSümerlilerin antik şehirlerinden biridir. Tarihi çağlarda Babil’in 12 km doğusunda bulunmaktaydı. Günümüzde Irak’da Bağdat şehrinin 80 km güneyinde bulunmaktadır. Sümer kral listesinde belirtildiğne göre tufandan sonra krallara sahip olan ilk şehir Kiş’dir. Şehrin efendi tanrısı Zababa idi. Henri de Genouillac yönetimindeki bir Fransız arkeoloji takımı 1912 ile 1914 yılları arasında bölgede kazı yapmıştır. Daha sonra arkeolog Stephen Langton yönetimindeki Anglo-Amerikan takımı 1923 ile 1933 yılları arasında kazı çalışmalarına devam etmiştir. MÖ 3500 civarında, kireç taşı üzerine bir tür resim yazısı (piktogram) esasına dayalı çivi yazısının ilk örneğiyle yazılmış Sümerce Kiş tableti de burada bulunmuştur. Kaynak yazının devamı.

Nippur, Sümer Kent Devleti

Nippur (bugünde Niffer ya da Nuffar), Irak ‘ın güneydoğu kesiminde antik kent.Bir devlet merkezi olmamakla birlikte, Mezopotamya ‘ dinsel yaşamında belirleyici bir rol oynamıştır.

Sümer efsanelerine göre Tanrı Enlil (Akad dilinde Bel) bu kentte yaşamıştı. Nippur’da toplanan tanrılar meclisinin kararlarını insanlara bildiren Enlil, aynı zamanda gücün de temsilcisiydi. Nippur’da yaratmıştı Enlil insanı Bir başka inanca göre. Ülkeyi ele geçiren onu kral, Enlil’in kutsal yönetme gücüne sahip olabilmek için törenler yapıyor kendini kutsamaya çalışırdı. Bu yönde, Mezopotamya’yı hangi hanedan yönetirse yönetsin, Nippur ve kentteki Enlil Tapınağı kutsallığını korumdu. Amerikalı uzmanlar Mezopotamya ‘daki ilk arkeolojik kazılarını 1889-1900 arasında Nippur’da yürüttüler; 1948’de bu çalışma yeniden döndüler. Sümer tabletleri nedeniyle bu yöreye kâtipler mahallesi adı verildi. Nippur kazıları, Sümer yazdığı ile ilgili bilgiler temel kaynağını oluşturdu. 1990’daki kazılarda Şifa Tanrıçası Bau’ya (Gula) adanmış büyük bir tapınağa rastlandı. MIN 2500’de bugün yıkıntılarının kapladığı alana yayılmış olduğu ve surlarıyla çevrelenmiş san. Daha sonra Ur’un 3. sülalesinin ilk kralı Ur-Nammu (MÖ 2112-2095) Enlil Tapınağı’nı bugünkü biçimine getirdi, duvarlarla çevrili bir avluda bir ziggurat ve tapınak yaptırdı. Enlil Tapınağı’yla duvar duvarlarının üstüne daha sonraları Bölüm yapıları kuruldu. MS 3. yüzyılda gerileyen kent, 12. ya da 13. yüzyılda tümüyle terk edildi. Kaynak yazının devamı.

Nippur, Sümer Kent Devleti

Nippur (bugünde Niffer ya da Nuffar), Irak ‘ın güneydoğu kesiminde antik kent.Bir devlet merkezi olmamakla birlikte, Mezopotamya ‘ dinsel yaşamında belirleyici bir rol oynamıştır.

Sümer efsanelerine göre Tanrı Enlil (Akad dilinde Bel) bu kentte yaşamıştı. Nippur’da toplanan tanrılar meclisinin kararlarını insanlara bildiren Enlil, aynı zamanda gücün de temsilcisiydi. Nippur’da yaratmıştı Enlil insanı Bir başka inanca göre. Ülkeyi ele geçiren onu kral, Enlil’in kutsal yönetme gücüne sahip olabilmek için törenler yapıyor kendini kutsamaya çalışırdı. Bu yönde, Mezopotamya’yı hangi hanedan yönetirse yönetsin, Nippur ve kentteki Enlil Tapınağı kutsallığını korumdu. Amerikalı uzmanlar Mezopotamya ‘daki ilk arkeolojik kazılarını 1889-1900 arasında Nippur’da yürüttüler; 1948’de bu çalışma yeniden döndüler. Sümer tabletleri nedeniyle bu yöreye kâtipler mahallesi adı verildi. Nippur kazıları, Sümer yazdığı ile ilgili bilgiler temel kaynağını oluşturdu. 1990’daki kazılarda Şifa Tanrıçası Bau’ya (Gula) adanmış büyük bir tapınağa rastlandı. MIN 2500’de bugün yıkıntılarının kapladığı alana yayılmış olduğu ve surlarıyla çevrelenmiş san. Daha sonra Ur’un 3. sülalesinin ilk kralı Ur-Nammu (MÖ 2112-2095) Enlil Tapınağı’nı bugünkü biçimine getirdi, duvarlarla çevrili bir avluda bir ziggurat ve tapınak yaptırdı. Enlil Tapınağı’yla duvar duvarlarının üstüne daha sonraları Bölüm yapıları kuruldu. MS 3. yüzyılda gerileyen kent, 12. ya da 13. yüzyılda tümüyle terk edildi. Kaynak yazının devamı.

Lagaş, Sümer kent devleti

LagaşFırat ve Dicle nehirlerinin birleşme yerinin kuzeybatısında Uruk’un doğusunda yer alır. Lagaş hem Sümerlilerin hem de daha sonraları Babillilerin en eski şehirlerinden biridir. Yakınındaki Girsu şehri, Lagaş’ın dini merkeziydi.

Kazılar

Lagaş harabeleri 1877 yılında o tarihte Basra’da Fransız konsolosu olan Ernest de Sarzec tarafından keşfedildi. Sarzec kazılarına 1901 yılnda ölünceye dek devam etti. Başlıca kazılar iki büyük höyükte yapılmıştır. Bunlardan biri Lagaş’ın efendi tanrısı Ningirsu ya da Ninib adına yapılmış olan E-Ninnu tapınağını ortaya çıkarmıştır. Daha sonraki Fransız arkeoloji kazıları 1929-1931 yıllarına Henri de Genouillac ve 1931-1933 yılları arasında Andre Parrot tarafından yönetilmiştir.

Bölge

Lagaş alçakça, uzun sıralar oluşturan mezar höyükleri bulunan Irak’ta Tell al-Hiba olarak bilinen bir bölgedir. Tarihi bir kanalın kurumuş yatağında, Shatt-el-Haj’ın 5 km doğusunda ve Katar’ın modern şehri Shatra’nın 15 km doğusunda bulunmaktadır. Girsu ise Al-Hiba’nın 25 km kuzeybatısında bulunmaktadır. Yunan ya da Selçuklular döneminde E-Ninnu tapınağı yıkılmış ve üzerine kale inşa edilmiştir. Bazı briketlerin üzerinde küçük Babil krallığının kralı olan Hada-nadin-akhe hakkında Aramca ve Yunanca yazıtlar bulunmaktadır. Bu kalenin altında Gudea’ya ait pek çok heykel bulunmuştur. Bu eserler Louvre müzesinin Babil kolleksiyonunun nadide parçaları olarak sergilenmektedir. Bu heykellerin kafaları ya da organlarından bir koparılarak inşa edilen kalenin temeline atılmışlardır. Bu tabakadan aynı zamanda yüksek sanatsal mükemmeliğin pek çok örneği çıkarılmıştır. Diğer bir geniş höyükte yapılan kazılar ilk Sümer dönemini çok daha gerilere tarihlememize sebep olan bronz ve taş objeler içeren bina kalıntılarının keşfi ile sonuçlanmıştır. Böylece Babil sanat tarihinin Gudea’nın zamanından yüzlerce yıl daha önceye tarihlenebilmesine olanak sağlayan kanıtlar bulunmuştur. Görünüşte bu höyük depolarla kaplanmış gibi görünse de bu depolarda sadece tahıl ürünü, incir gibi şeyler değil şehrin ve tapınağın kullanımı ve idaresi ile ilgili olan araçlar, heykeller, silahlar gibi tüm objeler bulunmaktaydı. Şehrin dışındaki küçük bir höyükte, Sarzec tapınağın arşivlerini buldu – yaklaşık 30.000 kil tablete kaydedilmiş çalışma kayıtları, antik Babil tapınağının yönetimi, mülkiyet yapısı, tarım metotları, hayvan sürülerini gütme yöntemleri, ticari ve endüstriyel anlaşmaları ve girişimleri ile ilgili belgeler bulunmaktaydı; antik bir Babil tapınağı için muhteşem bir endüstriyel, ticari, tarımsal kuruluş. Ne yazık ki, bu arşiv çıkarılmadan önce, dehlizler yağmacılar tarafından soyuldu ve çok sayıda tablet antika tüccarlarına satıldı, bu tüccarlar tarafından da tüm Avrupa ve Amerika’ya dağıtıldı.

Tarih

Telloh’da bulunan yazıtlara göre, özellikle MÖ 3. milenyumda Lagaş, Sümerliler için en önemli şehir durumundaydı. Bu dönemde MÖ 24. yüzyılda kral Ur-Nina ve onun selefleri tarafından bağımsız krallık olarak yönetiliyordu. Lagaş kralları Elam ve Kiş kralları ile çatışma içindeydiler. Semitik fetihler ile bağımsızlığını kaybetti. Yöneticileri Akkad kralı Sargon’un ve ondan sonra gelen kralların tebası haline geldiler; fakat Sümer şehri olarak kaldı ve sanatsal gelişimin merkezi olarak diğer tüm şehirlerden daha önemli bir şehir olmayı sürdürdü. Guti kabilelerinin baskısı altında Sargon İmparatorluğunun yıkılışından sonra, Lagaş Ur-baba ve Gudea yönetiminde yeniden zenginleşti ve uzak ülkeler ile ticari ilişkilere sahip oldu. Şehrin kendi kayıtlarına göre, Gudea zamanında Suriye’deki Amanus ve Lübnan dağlarından sedir, doğu Arabistan’dan diorit taşı, güney Arabistan ve Sina yarımadasından bakır ve altın getirilmekteydi. Onun zamanı sanatsal gelişme çağıydı. Gudea kendini tanrı ilan eden ilk yöneticiydi; ve Gudea’nın nasıl göründüğü ile ilgili bilgiye sahibiz, çünkü Sümer tapınaklarında kendini resmeden pek çok heykel yaptırmıştır. Gudea kendisini binlerce yıl sonraki insanlara tanıtacak heykeller yapılmasını istediği için sanatsal gelişmede avantaj sağlamıştır ve bunu da başarmıştır. Ur-Nina, En-anna-tum, Entemena ve diğerlerinin Semitik istiladan önce erken dönemdeki bazı çalışmaları da oldukça ilginçtir, özellikle Akbaba Dikilitaşı ve Lagaş’ın kolları, her iki pençesinde birer aslan tutan kanatları açılmış aslan başlı bir kartal, ile süslenmiş olan gümüş vazo önemlidir. Gudea’nın zamanında, Lagaş’ın başkenti Girsu idi. Krallık yaklaşık 1.600 km²’lik bir alanı kaplıyordu. 17 büyük şehir, sekiz bölgesel başkent, ve pek çok köyü (40 tanesinin adları bilinmektedir) kapsıyordu. Bir tahmine göre, Lagaş MÖ. 2075 den MÖ. 2030 a kadar dünyanın en büyük şehriydi. [1] Gudea’dan sonra, Lagaş önemini kaybetmiştir; en sonunda Selçuklu kalesi inşa edilene kadar burası ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşılamamaktadır. Telloh’da bulunan objeler Babillilerden bugüne kalan en değerli sanat hazineleridir. Kaynak yazının devamı.

Sümerler (MÖ 4000-2000)

(Mezopotamya Mitolojisi için tıklayınız.) Sümerler, MÖ 4000 – MÖ 2000 yılları arasında Güney Irak‘ta (Güney Mezopotamya) yerleşik olan, medeniyetin beşiği olarak bilinen coğrafi bölge ve medeniyettir. Mezopotamya‘da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya’da Sümerlerde ortaya çıkmıştır.[1] Genel kanı Sümerlerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşim ve benzerliklerinin olduğu yönündedir. Sümer Devleti, Sami olmayan izole bir topluluk tarafından kurulmuştur[2] Mezopotamya‘da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik, gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. “Yaratılış” ve “Tufan“a, ”Emeş ve Enten”e ilk kez Sümerlerde rastlanır. Yılbaşı ağacı süsleme, evlilik yüzüğü, nazar boncuğu da Sümerlerde görülmüştür. Sümer döneminde 21’i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlar arasında KişNippurZabalamUmmaLagaşEriduUruk ve Ur sayılabilir. Şehir devletleri MÖ 4000 yılları başlarında Sümer sınırları kanallar veya sınır taşları ile belirlenmiş bir düzine şehir devletine bölünmüştü.Bütün şehirlerin merkezinde şehre ait özel bir sahip tanrı veya tanrıçaya adanmış olan ve bir rahip yöneticinin (ensi) veya kralın (lugal) idaresindeki tapınak bulunurdu.
Hanedanlık öncesi ilk beş şehir:
  1. Eridu (Ebu Şahreyn)
  2. Bad-tibira (El-Medain)
  3. Larsa (Es-Senkereh)
  4. Sippar (Ebu Habbah)
  5. Şuruppak (Fara)
Diğer temel şehirler:
  1. Kiş (Uheymir ve İnharra)
  2. Uruk (Warka)
  3. Ur (El-Muqayyer)
  4. Nippur (Afak)
  5. Lagaş (El-Hiba)
  6. Ngirsu (Tello veya Telloh)
  7. Umma (Jokha)
  8. Hamazi 1
  9. Adab (Bismaya)
  10. Mari (Hariri2
  11. Akşak 1
  12. Akkad 1
  13. İsin (İşhan el-Bahriyat)
(1Yeri belirsizdir) (2Mezopotamya’nın kuzeyinde kalan bir şehir)
Küçük şehirler (güneyden kuzeye):
  1. Kuara (El-Lahm)
  2. Zabala (Ibzeikh)
  3. Kisurra (Ebu Hatab)
  4. Marad (Wannat es-Sadum)
  5. Dilbat (Ed-Duleim)
  6. Borsippa (Birs Nimrud)
  7. Kutha (İbrahim)
  8. Der (El-Badra)
  9. Eshnuna (Asmar)
  10. Nagar (Brak2
(2Mezopotamya’nın kuzeyinde kalan bir şehir)

Sümer şehri

Sümer şehri, Mezopotamya‘nın güney ucunda, Dicle ve Fırat nehirleri arasında, sonradan Babil olmuş, günümüzde de Irak‘ın Bağdat şehrinden Basra Körfezi‘ne kadar olan bölgede idi.[3] Sümer şehri, Sümerlerden önce yaşamış ve Sümerce konuşmayan ve Sami olmayan bir halk tarafından, MÖ 4000 – 2350 yılları arasında kurulmuştur. Bu halka günümüzde Proto-Fıratlılar ya da Ubaidliler denmektedir. Ubaid ismi Al-Ubaid şehrindeki kazı alanından gelir. Ubaidliler Sümer şehrinde kurulmuş ilk medeniyettir. Bataklıkları tarım için kurutmuşlar, ticaret, dokumacılık, dericilik, demircilik, taş oymacılığı ve çanak-çömlekçilik gibi işlerle uğraşmışlardır. Ubaidlilerin bölgeye yerleşmesinden sonra çeşitli Sami halklar da aynı bölgeye yerleşmiş, kültürlerini Ubaidlilerinki ile karıştırarak Sümerler öncesi yüksek bir medeniyet kurmuşlardır.

Tarihçe

Sümer medeniyetini kurmuş olan topluluğun nereden gelmiş olduğu hususu tartışmalıdır. Cevat Şakir Kabaağaçlı, eserlerinde Sümerlerin Mezopotamya bölgesine Orta Asya’dan göç ettiklerini belirtir. Sümer medeniyeti ile Orta Asyalılar arasındaki benzerlikler ortaya atılarak bu tez ispatlanmaya çalışılmıştır. Orta Asya ve Sümer kültüründe dağların doruklarının kutsal sayılması ve dağların doruklarında yaşayan çeşitli tanrılara inanılması gibi benzerlikler iki bölge arasında köken birliği ya da kültür etkileşimi olduğunun kanıtı olarak öne sürülmüştür. Samuel Noah Kramer, “Tarih Sümer’de Başlar” kitabında; İran’dan gelen göçebeler ve Samiler’in karışımı olan bir köy kültürü ile Sümer tarihinin başladığını yazıyor. Bu iki halkın ve kültürlerinin karışması zamanla Güney Mezopotamya’daki ilk şehir devletini oluşturuyor. Zamanla bölgeye hakim olmak için mücadele eden şehir devletlerine dönüşüyorlar. Genelde Samilerin üstün çıktığı bu mücadelelerde, Mezopotamyalılar diğer bölgelere genişlemeye başlıyorlar ve yakın doğuda ilk imparatorluğu kuruyorlar. Bu imparatorluk zamanla Elam olarak da bilinen bölge dahil olmak üzere, İran’ın batı düzlüklerine kadar yayılıyor. Bu Mezopotamya imparatorluğu, Hazar Denizi ya da Kafkaslardan geldiği tahmin edilen, ilkel ve göçebe Sümerler ile karşılaşıyor. Mezopotamya ile ilkel kabileler arasında tampon görevi yapan Sümerliler ne pahasına olursa olsun direniyorlar. İlk karşılaşmalarda kendilerinden teknolojik ve kültürel anlamda gelişmiş olan Mezopotamyalılar üstün geliyor. Zamanla esir ya da paralı asker olarak Mezopotamya kültürünü yakından tanıyan Sümerler, kendilerine gerekli olan askeri teknolojiyi öğreniyor ve kendi kültürlerine uyguluyorlar. Zamanla gerilemeye başlayan Mezopotamya devletine üstün gelmeyi ve önce batı İran topraklarını sonra Kuzey Mezopotamya’ yı almayı başarıyorlar. Fethettikleri bu bölgede ilk Sümer devletini kuruyorlar. Sümerler denen, dili bölgede uzun süre yaşayan halkın, MÖ 3300 yıllarından MÖ 3000′ e gelindiğinde bölgede en az 12 şehir devleti vardı. Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentin kendi tanrısı vardı ve her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan’dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Kral listesine göre Tufan’dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur’dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı’nın krallarındandır. Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An‘dır, fakat sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil’in Nippur’da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti kabul edilir, burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.

Sümerlerin sonu

Bazı araştırmalarda Sümerlilerin zayıflaması Sümer topraklarındaki tuzlanma ve buna bağlı tarımsal üretimin düşmesi gibi ekolojik nedenlere bağlanır. Sümer bölgesinde Gılgamış destanı gibi anlatımlara konu olan büyük bir sel meydana gelmiş ve bu Tufan‘dan sonra bazı şehir devletleri diğerleri üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. Şehirleri birleştiren kralların ilki, MÖ 2800 yıllarında Kiş kralı olan Etana dır. KişErechUr ve Lagaş şehirleri diğerlerine hâkim olabilmek için asırlar süren mücadelelere giriştiler. Bu durum Sümerleri harici düşmanlara karşı zayıf bıraktı. Önce Elamlılar (MÖ y. 2530-2450) ve sonra Kral Sargon yönetimindeki (MÖ 2334-2279) Akadlılar Sümerlere saldırdılar. Sargon hanedanı yaklaşık 1 asır iktidarda kaldı ve şehir devletlerini birleştirdi. Sargon hanedanının yönetim modeli tüm Orta Doğu medeniyetlerini etkilemiştir. Akadlar tarafından çökertilmesi sonrasında Sümerler bir daha eski haline gelemedi. MÖ 2000’li yıllarda bağımsız kimliklerini kaybettiler. Ardından gelen Akad ve Babil uygarlıkları çoğunlukla Sümerler’in izlerini taşıdılar. Kendilerine özgü dilleri ve çivi yazıları uzun süre yaşadı. Sümer inanışları ve mitolojisi İbranilerin Babil sürgünü yoluyla Yahudi, Hıristiyan ve İslam inanışlarını etkilediği gibi Fenike – Yunan – Roma bağlantısıyla da günümüze dek ulaşmıştır.